anthony giddens etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anthony giddens etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.01.2022

modern dünyada gündelik hayat

anthony giddens

modern dünyada gündelik hayatın boş veya bayağı olmasına yol açan özellikle önemli iki etken vardır. birisi, modern kentselliğin "inşa edilmiş çevresindeki" metalaşmış alanın belirginliği ile ilgilidir: inşa edilmiş çevre, estetik biçimden yoksun bırakılmıştır. ikincisi, önceki toplum türlerinde açıkça görülen ve tüm topluluğun sosyal yaşam dokusunda var olan insan tecrübelerinin ve faaliyetlerinin bazı türlerinin, kimi toplumsal analiz uzmanlarının deyişiyle, "tecrit edilmesi"dir. suçluları hapishanelere kapatma uygulaması, son iki yüzyılda ortaya çıkan bir gelişmedir. orta çağ avrupa'sında cezaevleri vardı; fakat esasen mahkumiyet öncesi zanlıların gözaltına alınması ya da borçlular için kullanılırdı. ciddi suçlar hapisten çok sürgünle, idamla veya fiziksel işkenceyle cezalandırılırdı. yaklaşık son iki yüzyılda sadece hapishaneler değil, aynı zamanda sanatoryumlar ve hastaneler de yaygın olarak görülmeye başlanmış ve yine aynı dönem içinde birbirlerinden açıkça ayrılmıştır. tecrit etme, günlük yaşamın devamlılığını tehdit eden suç, delilik, hastalık ve ölüm gibi fenomenlerin gündelik hayattan çıkarılmasına işaret eder. bu tür fenomenler ve onlarla en çok ilişki içinde bulunan bireyler çoğunluğun gündelik hayatının akışından ayrılır. "yaşamın nesri", araçsal ereklere yönelmiş günlük faaliyetlerin rutini, böylelikle daha geniş bir yayılma alanı bulur.

ölümün her yerde karşımıza çıkması ve görünürlüğü, modernizm öncesi aileyi ve genel olarak günlük toplumsal yaşamı çağdaş dönemden en güçlü şekilde ayıran bir fenomendir. ölüm oranları bugün olduğundan birkaç kat fazlaydı ve ölüm esasen yaşlıların başına gelen bir şey değildi. kasabalarda yaşayanlar, salgın hastalıkların devamlı olarak görülmesi olasılığına neden olan hijyen eksikliği ve içme suyunun temiz olmaması nedeniyle özellikle savunmasızlardı. aslında kasabadakiler, kendileri çoğalmamışlar ve devamlılıklarını kırsal alanlardan gelen düzenli göçlere dayandırmışlardır. insan ömrü çok kısaydı. büyük ihtimalle bebeklerin üçte biri yaşamlarının ilk yılı içinde ölüyordu. 17. yüzyıl fransasında yaşayan köylüler arasında, çocukların ortalama yarısı 10 yaşına gelmeden ölüyordu. toplam nüfusun yarısı 20 yaşın altındaydı ve 60 yaşın üstünde olan yalnızca çok küçük bir azınlık vardı.

5.07.2017

sosyoloji

anthony giddens

"yapılacak şey, insanın işin doğasını, içeriğini, gerekliliğini ve biçimlerini reddederek, kendisini işten bağımsızlaştırmasıdır." (andre gorz)

modern demokratik bir sistem, siyasette yüksek düzeyde bir bürokratikleşmeyi gerektirir. seçimlerin düzgün bir şekilde düzenlenmesini ve yönetilmesini sağlayan, bürokratikleştirilmiş prosedürlerle yürütülen genel seçimleri düzenlemek için sağlam bir şekilde kurulmuş rasyonel-yasal bir sistem olmalıdır. dahası, siyasi kitle partileri, kendilerini adadıkları hedefler açık ve demokratik de olsa, güçlü biçimde bürokratikleşme eğilimindedirler. modern çağ, sıradan vatandaşın siyasi politikaların belirlenmesine katılım oranının katı bir şekilde sınırlı olduğu "parti beyin takımı politikaları" çağıdır.

sosyoloji; odak noktası, son iki veya üç yüzyıldaki endüstriyel dönüşümlerin etkisiyle ortaya çıkan sosyal kurumların incelenmesi olan bir sosyal bilimdir.

toplumsal sistemler, kendilerini oluşturan tuğlalarla her an sürekli olarak yeniden inşa edilen binalar gibidir.

bilgi, gücün önemli bir parçası olmasına rağmen, güçle aynı şey değildir; tarih bilgimiz her zaman deneye ve tecrübeye dayalıdır ve eksiktir.

24.12.2014

stil

anthony giddens

modern toplumlarda günlük yaşamımızda yaptığımız şeylerin çoğu, doğaları bakımından oldukça işlevseldir. bu, örneğin giydiğimiz kıyafetler, izlediğimiz günlük rutinler, yaşadığımız ve çalıştığımız binaların çoğu özelliği için geçerlidir. buna karşılık, henri lefebvre'nin sözleriyle, "inkalarda, azteklerde, yunanlılarda veya romalılarda her ayrıntı (jestler, sözcükler, araçlar, aletler, kostümler vb.) bir stilin izini taşıyordu; henüz hiçbir şey sıradan hale gelmemişti. yaşamın nesri ve şiirselliği hala özdeşti. kapitalizmin yayılması 'dünyada şiirsel olmayan'ın her şeyi kapsayacak biçimde üstünlüğünü -ekonomik, araçsal ve teknik olanın önceliği- sağladı; edebiyat, sanat, nesneler, varlığın tüm şiirselliği dışlandı."

18.02.2013

aile

anthony giddens

16. yüzyılda ve önceki yıllarda, egemen aile tipi lawrence stone'un "açık soy ailesi" olarak adlandırdığı aile tipiydi. çekirdek aileyi merkez almış olmasına rağmen hane birimi, başka akrabalarla olan ilişkiler de dahil daha geniş toplulukları içeriyordu. aile ilişkileri, ailenin içinde bulunduğu topluluktakiler gibi, daha sonraki dönemlerde egemen olan ilişkilerden radikal bir biçimde farklıydı. evlilik hiçbir sınıf sistemi düzeyinde duygusal bağlılık veya güvenin odak noktası değildi. stone'a göre, "doğruluğuna genel olarak inanılan şey, mutluluğun bu dünyada değil, yalnızca öbür dünyada beklenebileceği ve cinselliğin bir zevk değil, yalnızca soyu devam ettirme ihtiyacıyla mazur görülen bir gereklilik olduğuydu. bireysel tercih özgürlüğü tüm zamanlarda ve tüm açılardan diğerlerinin, ister sülale olsun, ister ebeveynler, komşular, kilise veya devlet, çıkarlarına tabi olmak zorundaydı. hayat ucuzdu, ölüm kolaylıkla ve sık sık gelirdi. insan ömrü o kadar kısaydı ki başka bir insana duygusal olarak aşırı bağlanmak akılsızcaydı."

19.11.2010

aile

anthony giddens

16. yüzyılda ve önceki yıllarda, egemen aile tipi lawrence stone'un "açık soy ailesi" olarak adlandırdığı aile tipiydi. çekirdek aileyi merkez almış olmasına rağmen hane birimi, başka akrabalarla olan ilişkiler de dahil daha geniş toplulukları içeriyordu. aile ilişkileri, ailenin içinde bulunduğu topluluktakiler gibi, daha sonraki dönemlerde egemen olan ilişkilerden radikal bir biçimde farklıydı. evlilik hiçbir sınıf sistemi düzeyinde duygusal bağlılık veya güvenin odak noktası değildi. stone'a göre, "doğruluğuna genel olarak inanılan şey, mutluluğun bu dünyada değil, yalnızca öbür dünyada beklenebileceği ve cinselliğin bir zevk değil, yalnızca soyu devam ettirme ihtiyacıyla mazur görülen bir gereklilik olduğuydu. bireysel tercih özgürlüğü tüm zamanlarda ve tüm açılardan diğerlerinin, ister sülale olsun, ister ebeveynler, komşular, kilise veya devlet, çıkarlarına tabi olmak zorundaydı. hayat ucuzdu, ölüm kolaylıkla ve sık sık gelirdi. insan ömrü o kadar kısaydı ki başka bir insana duygusal olarak aşırı bağlanmak akılsızcaydı."

7.11.2010

modern toplum

anthony giddens

sosyoloji; odak noktası, son iki veya üç yüzyıldaki endüstriyel dönüşümlerin etkisiyle ortaya çıkan sosyal kurumların incelenmesi olan bir sosyal bilimdir.

modern demokratik bir sistem, siyasette yüksek düzeyde bir bürokratikleşmeyi gerektirir. seçimlerin düzgün bir şekilde düzenlenmesini ve yönetilmesini sağlayan, bürokratikleştirilmiş prosedürlerle yürütülen genel seçimleri düzenlemek için sağlam bir şekilde kurulmuş rasyonel-yasal bir sistem olmalıdır. dahası, siyasi kitle partileri, kendilerini adadıkları hedefler açık ve demokratik de olsa, güçlü biçimde bürokratikleşme eğilimindedirler. modern çağ, sıradan vatandaşın siyasi politikaların belirlenmesine katılım oranının katı bir şekilde sınırlı olduğu "parti beyin takımı politikaları" çağıdır.

modern toplumlarda günlük yaşamımızda yaptığımız şeylerin çoğu, doğaları bakımından oldukça işlevseldir. bu, örneğin giydiğimiz kıyafetler, izlediğimiz günlük rutinler, yaşadığımız ve çalıştığımız binaların çoğu özelliği için geçerlidir. buna karşılık, henri lefebvre'nin sözleriyle, "inkalarda, azteklerde, yunanlılarda veya romalılarda her ayrıntı (jestler, sözcükler, araçlar, aletler, kostümler vb.) bir stilin izini taşıyordu; henüz hiçbir şey sıradan hale gelmemişti. yaşamın nesri ve şiirselliği hala özdeşti. kapitalizmin yayılması 'dünyada şiirsel olmayan'ın her şeyi kapsayacak biçimde üstünlüğünü -ekonomik, araçsal ve teknik olanın önceliği- sağladı; edebiyat, sanat, nesneler, varlığın tüm şiirselliği dışlandı."