paul klee etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paul klee etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.03.2021

hakikat

paul klee

"gelip geçici olan her şey yalnızca bir benzetidir." (goethe)

gördüklerimiz ancak bir öneri, bir olanak, geçici bir yardımcıdır. gerçek olan hakikatin kendisi görünemeyecek kadar derindedir. bizi renklere bağlayan ışıklandırma değil, ışığın kendisidir. ışık ve gölge grafik dünyadır. hafif gölgeli sınırları belirsiz bir aydınlık, güneşli bir günden daha fazla fenomen barındırır. yıldızların kaybolmasından hemen önce ince bir sis tabakası. bu an o kadar uçarı ki, resmini yapmak çok güç. bunun, ruhun içine işlemesi gerek. biçimsel olan, dünya görüşüyle iç içe geçmeli.

27.10.2019

arabölge

william s. burroughs

sıcak bir öğleden sonra soğutulmuş bir oğlan gibisi yoktur.

arabölge, ergenleşmemiş çocuk takıntısı olan sübyancılarla dolu. beni açmaz. on üç yaşa kadar sabredemeyen biri iflah olmaz bir ahlaksızdır.

bir kadının kukusundan her şey fırlayabilir.

"ah, bu düpedüz çocuk saflığı; hem, bilirsin, bir çocuğun isteği rüzgârın isteğidir, gençlik düşünceleri ise uzun mu uzun düşüncelerdir."

patron, siz merhametlisiniz. siz pembe götlü bir ahir zaman azizisiniz.

bir erkek bir kadınla sidik yarışına girerse ancak ikinci gelebilir.

kendisine ısmarladığınız üçüncü içkiden sonra samimiyeti artıran biri size evine dönemediğini söylüyorsa bilin ki sizi söğüşleme işine soyunmuş demektir.

nefret her zaman iyi para getirir.

bir kadın ne zaman kadın değildir? anasını siktiğimin kafasını kopardığımda.

joan vollmer, sarhoş bir hödüğün -bu ben oluyorum- william tell hevesine kapılıp kafasındaki viski bardağını vurmaya kalkması sonucu alnından vurularak öldü.

tanrıya edilmiş küfürlerin en kötüsü, onun bize verdiği bedene hayasızca tükürmektir.

jean genet: yaratıcı, yarattıklarının maruz kaldığı riskleri sonuna kadar kendisinin üstlenmesi gibi ürkütücü bir maceraya kendisini vakfetmiştir.

küçük göt deliklerinden ne musibetler çıkar!

belki de hitler bir açıdan haklıydı. demek istediğim, belki de homo sapiens türünün bazı alt türleri uyumsuzdur. "yaşa ve yaşat" anlayışı mümkün değildir. onların yaşamasına izin verirsen sana yer olmayan ve zaten ölüp gideceğin bir ortam yaratıp seni ortadan kaldırırlar. güvenlik, senin yaşamanın mümkün olmadığı koşulları yaratan türü yok etmekten geçer.

amerika'daki doktor bozuntuları bir junky'nin tedavi görürken acı çekmesi gerektiğini düşünen sofu sadistlerdir.

paul klee: ilham gelen ressam, temel yasanın evrimi beslediği gizli abise (ilksel boşluk veya kaos) yaklaşır.

insan diğerlerinin bokunun içinde yaşıyorsa, bir osuruk patlatmayagörsün, koku hiç gitmez.

bir insanın suçu bir osuruk gibi takip eder onu.

"bir çocuğun isteği rüzgarın isteğidir
gençlik düşünceleri ise uzun mu uzun düşüncelerdir" (henry wadsworth longfellow)

21.02.2018

modern sanat üzerine

paul klee

her şeyi açabilen gizli anahtarın korunduğu doğanın döl yatağında, yaratılışın kaynağında.

bir ressamın sözcükleri kullanmasının gerek nedeni, bilinçli olarak yarattığı biçimsel öğelerinin içerik üzerindeki etkisini hafifletmek ve bu etkiye yeni bir açıdan yaklaşılmasını sağlamak olmalıdır.

dünyanın gözü önünde, ağaç dallarının zamanda ve mekanda açılıp yayılması gibidir sanatçının yapıtı.

hiç kimse bir ağacın dallarını kökünün görüntüsünde biçimlendireceğini iddia edemez.

bir sanat yapıtının yaratımı -ağaç dallarının gelişmesi- zorunlu olarak resim sanatının özgül boyutlarına girmenin sonucunda, doğal biçimin çarpıtılmasına eşlik etmek zorundadır. çünkü orada doğa yeniden doğar.

libermann'ın deyişi bu açıdan bakılığında belki de bu durumun en anlaşılır ifadesidir: "çizim sanatı, dışarıda bırakma sanatıdır."

sanatçı gerçekçi eleştirmenlerin çoğunun yaptığı gibi, doğal biçimlere büyük önem yüklemez, çünkü sanatçı için bir nihai biçimler yaratım sürecinin gerçek öğesi değillerdir. çünkü sanatçı nihai biçimlerin kendilerinden daha çok biçimlendirmeyi yapan güçlere değer yükler.

belki de sanatçı gönülsüz bir felsefecidir ve iyimserle birlikte bu dünyayı bütün olası dünyaların en iyisi ya da bir model olmayacak kadar kötü kabul etmese de şöyle der : "şu andaki biçimi bakımından bu dünya mümkün olan tek dünya değildir."

bu nedenle doğanın önüne yerleştirdiği bitmiş biçimleri irdeleyici gözlerle inceler.

kendi yolunu sonuna kadar izlemeyen sanatçı küstahtır. fakat ilksel gücün tüm evrimi beslediği bu gizli bahçeye girebilen sanatçılar seçilmiş kişilerdir.

yaşamı bayağılıktan çıkarıp yükselmesine yardım eden sanat gerçekliktir.

sanatçı insandır ve bu nedenle de doğal dünya içindeki doğanın bir paçasıdır.

14.07.2013

günlükler

paul klee

umarım amacıma çok çabuk ulaşmam; çünkü amaca ulaşmak kadar eleştirel bir şey yoktur.

bir kadına ancak ona acıdığım için yalan söylerdim. ama kadınlar sahte duyguları nedeniyle yalan söylerler.

ilham perisi acemiliği teselli ederek ödüllendiren; ama ders çalışmayı, özellikle de matematiği hiç sevmeyen bir fahişe gibi.

güneş sisi besleyip büyütür; sis de yükselip güneşle savaşır.

biraz mizah her şeyin üstesinden gelebilmeli.

akşam, göz kamaştırıcı alevlere gözlerini sürer de hiçbir yere gizlenerek yalan söylemez.

fırtınadaki dalgalar gibi insanları kovalayan nedir? onları kim kovalıyor, hangi rüzgar bu? onları kovalayan kendi arzularının rüzgarı. ama onların arzuları ne kadar da anlamsız!

cinsel çaresizlik, sapık canavarları doğurur.

insan kendi tarzını, başka bir şey yapamadığı zaman bulur.

sanatsal gelişimin keyfi, enerji kazanımı olarak not edilebilir; çünkü böylesi bir özgürleşmenin yolu zaman zaman dikenlidir.

insan, güzelliği yalnızca ifadenin özgünlüğünde görmeyi öğreniyor ve yetenekli birinin ancak ilerde yaşayabileceği şeylere bir önsezisi olduğunu görüyor; bu demektir ki, en güçlü duygular en ilkel olanlardır.

fotoğraf çok iyi. gerçeğin kendisi bile daha büyük bir etki yapamaz.

anne sevgisi en yüce duygudur.

ben hakikati severim; benim kalbim, kendisiyle oynanmayacak kadar asildir, inançlıdır.

demokrasi, yarım yamalak eğitimiyle aslında kitsch olanı besliyor. sanatçının gücü tinsel olmalı. ancak çoğunluğun gücü maddidir. ara sıra bu dünyaların buluştukları yerde rastlantı vardır yalnızca.

deneyimli el çoğu kez akıldan daha üstündür.

sanatta en iyisi, her şeyin bir kez söylenmesi ve her defasında da en yalın haliyle söylenmesidir.

burası ile orası arasında, dün ile bugün arasındaki sınırda terazi olmak ne büyük bir yazgı.

sanat yaratılış gibidir; birinci gününde de, sonuncu gününde de geçerlidir.

insan, ayağı yeniden yere basıp yürümeye başlayınca, iç dünyası kendine gelinceye, zaman ve mekan bilinci yeniden düzene kavuşuncaya kadar, gideceği yere hiç ulaşamayacağını sanıyor.

5.04.2013

kendi stilim

paul klee

mesleğimde, her şeye akıl yoluyla yaklaşma bana öteden beri yabancı gelirdi. oysa şimdi çaresizlik içinde bunu yapmaya başladım, en azından bunu deniyorum. görünüşte oldukça küçük ve sakin, ruhsuz ve hareketsiz olmalıyım. aklımdan küçük bir biçim ögesi buluyorum ve bunu minimum koşullarda yansıtmaya çalışıyorum; elbette bunu çeşitli aşamalarla değil, tersine pratik olarak, yani bir kurşun kalemle silahlanarak yapıyorum. bu en azından sözcüğün tam anlamıyla bir eylem ve yinelenen bu küçük eylemler günün birinde biçimi olmayan şairane çabalardan daha fazla bir şey olacak. hep çıplak bedenler üzerinde çalışıyorum, bu da bu durum için oldukça uygun. gördüklerimi resim yüzeyine yansıtıyorum, en önemli olan, öze ilişkin olan, böylesi bir rölyef biçimi doğada bulunması olanaksız bile olsa görülebilmeli. kısaltım yapılmaması da oldukça önemli bir rol oynamakta. yaptıklarım küçük ve iç içe; ama yine de en azından bunlar gerçekçi birer uğraş. her şeyi yeni baştan öğreniyorum; sanki resimden hiç anlamıyormuşum gibi biçimler oluşturmaya çalışıyorum. çünkü ben küçücük ve tartışmasız bir şeye sahip olduğumu keşfettim: üç boyutlu bir şekli yüzey üzerine özel bir biçimde yerleştirebilme. ve geceleri işini iyi yapmış birinin bilinciyle huzurlu olarak uyuyabiliyorum artık. bu da bir şey.

uçan bir insan! böylece üçüncü boyut yüzeye yerleşmiş oluyor. kolların konumu, hareketli bacak görüntüleri, kısaltım yapılmaması.

bunları düşümde bile görüyorum. düşte kendimi görüyorum. düşte kendi modelim olarak kendimi görüyorum. tuvale yansımış olarak. uyanınca hakikati görüyorum. karmaşık; ama dümdüz biçimde yatak çarşafına yapışmış duruyorum. ben kendi stilimim artık.

31.03.2013

uzun lafın kısası

mihail bakunin: en küçük, en zararsız devlet bile düşlerinde suçludur.

albert camus: çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar reddedeceğim.

anton çehov: doktorlarla avukatlar birbirlerinin tıpkısıdır. aralarında sadece bir tek fark var: avukatlar soyarlar; doktorlarsa hem soyar hem de öldürürler.

d.h. lawrence: çoğu kadın hiç sevmez, sevmeye hiç başlamaz. sevmenin ne demek olduğunu bile bilmez. erkekler de öyle.

buket uzuner: hayatta en büyük mucize, küçükken iyi bir öğretmene rastlamaktır.

fernando pessoa: kölelik bu hayatın yasasıdır. isyan etmenin de kaçmanın da mümkün olmadığı, kayıtsız şartsız boyun eğilen yasa budur. kimileri köle doğar, kimileri sonradan olur, kimileri ise köleleştirilir.

john fowles: çatıdan kopup kafana düşse bile gerçek umutsuzluğun ne olduğunu anlayamazsın.

latife tekin: zihnimizdeki ağırlıklarından kurtulup eşyalardan soğuyalım. bir tekine bile sahip olmak için istek duymaya değmez.

paul klee: umarım amacıma çok çabuk ulaşmam; çünkü amaca ulaşmak kadar eleştirel bir şey yoktur.

saul bellow: radyasyondan çok, birbirlerinin kalplerini kırmaktan ölüyor insanlar.

thomas jefferson: basılı herhangi bir eser hakkında ceza kovuşturması açılabileceğini düşünmek bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor.

henry miller: parasızım, çaresizim, umutsuzum. dünyanın en mutlu adamıyım.

5.01.2013

sanat

paul klee

insan kendi tarzını, başka bir şey yapamadığı zaman bulur.

ilham perisi acemiliği teselli ederek ödüllendiren; ama ders çalışmayı, özellikle de matematiği hiç sevmeyen bir fahişe gibi.

sanatsal gelişimin keyfi, enerji kazanımı olarak not edilebilir; çünkü böylesi bir özgürleşmenin yolu zaman zaman dikenlidir.

demokrasi, yarım yamalak eğitimiyle aslında kitsch olanı besliyor. sanatçının gücü tinsel olmalı. ancak çoğunluğun gücü maddidir. ara sıra bu dünyaların buluştukları yerde rastlantı vardır yalnızca.

sanatta en iyisi, her şeyin bir kez söylenmesi ve her defasında da en yalın haliyle söylenmesidir.

sanat yaratılış gibidir; birinci gününde de, sonuncu gününde de geçerlidir.

2.11.2012

ressamın elkitabı

jose saramago

kimse kendisine acımamalıdır. insana saygının ilk koşulu budur.

yazmak; bütün dişlileri ölçüp biçerek, milleri milim milim kontrol ederek, yayların sessiz alçalıp yükselişini ve madeni parçaların içindeki moleküllerin ritmik titreşimlerini iyice gözden geçirerek her şeyi kendi içinde yeniden inşa etme girişimidir.

marguerite yourcenar: insanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.

en iyi insanlık tarihi, yerden bütün tohumları elin tek bir hareketiyle avuçlayan, sonra da zamanın değişik evrelerini, avucunun içindeki bu olgun, ancak ekmek haline gelmekten henüz çok uzak bulunan tohumları göğe doğru ya da tam gözlerimizin düzeyine kaldıran bir tarih olurdu.

leonardo da vinci: ressam! kendi bedeninin en çirkin yerine yakından bak ve kendini geliştirmek, o çirkinliği gidermek için elinden geleni yap. eğer sen kabaysan yaptığın figürler de kaba görünecek, ruhsuz olacaktır; sende bulunan bütün iyi ve kötü şeyler, çizimlerinde bir biçimde kendini gösterecektir.

karşılıklı sadakat ihtiyacı bir yük haline gelmediği sürece bir ilişki yürür; bu sözsüz anlaşma bozulduğu anda ilişki zaten bitmiştir. oyun, dürüstçe oynandığı sürece ne yitirilen bir şey vardır ne de anlaşılmayacak bir durum: yalnız burjuva çiftleri birbirine ihanet eder, yalnızca evlilik cüzdanları çıldırmış erkeklerin kafesleri, akılsız dinozorların yaşadığı vahşi bir orman haline gelir.

bizler, tıpkı resmin anlamdan yoksun oluşu gibi, fikirden yoksunuzdur; herkes, her şey aynı suça ortaktır, aynı yanlışlara göz yummuş, aynı ikiyüzlü davranışlarda bulunmuştur.

paul klee: çıplak bir erkek resmi, izleyenin, erkeğin değil de resmin anatomisine hayran olacağı şekilde yapılmalıdır.

önemli olan model değil ressamdır ve bir portre ancak ve ancak ressamının taşıdığı değer kadar değer taşır, daha fazla değil.

luis augusto rebelo da silva: insan eski üzüntüleri canlı tutmaktan asla bıkmaz.

gerçek yalan bilinmeyendir; insanın normal olarak yalan diye adlandırdığı şey, düzebileceği yüz yöntemden yüzüncüsüne göre düzülmüş şey yalan değildir.

bize göre ne denli benzersiz ya da gerçekten değerli olursa olsun, kendi yaşamımız ölüme karşı en iyi silah değildir. en iyi silah, şu benim ölümden ölesiye korkan yaşamım değildir; en iyi silah, önceden yaşam olan ve kuşaktan kuşağa taşınarak bugüne gelen her şeydir.

karl marx: insanın varlığını belirleyen, onun bilinci değildir; tersine insanın sosyal varlığı bilincini belirler.

insan davranışları bir varsayımlar dünyasında yaşamlarını sürdürürler. 

ne istiyorum? her şeyden önce yenilmemek istiyorum. sonra, mümkünse başarıya ulaşmak istiyorum. atacağım adımların neler olduğunu, nasıl bir hakikatin peşinde olduğumu bilemiyorum. bildiğim tek şey, bilmemeyi dayanılmaz bulduğumdur.

6.03.2009

fırtına

walter benjamin

klee'nin "angelus novus" adlı bir tablosu var. bakışlarını ayıramadığı bir şeyden sanki uzaklaşıp gitmek üzere olan bir meleği tasvir ediyor: gözleri faltaşı gibi, ağzı açık, kanatları gerilmiş. tarih meleğinin görünüşü de ancak böyle olabilir, yüzü geçmişe çevrilmiş. bize bir olaylar zinciri gibi görünenleri, o tek bir felaket olarak görür, yıkıntıları durmadan üst üste yığıp ayaklarının önüne fırlatan bir felaket. biraz daha kalmak isterdi melek, ölüleri hayata döndürmek, kırık parçaları yeniden birleştirmek.. ama cennet'ten kopup gelen bir fırtına kanatlarını öyle şiddetle yakalamıştır ki, bir daha kapayamaz onları. yıkıntılar gözlerinin önünde göğe doğru yükselirken, fırtınayla birlikte çaresiz, sırtını döndüğü geleceğe sürüklenir. işte ilerleme dediğimiz şey, bu fırtınadır.

18.01.2008

yöntem

paul klee

huzur ve huzursuzluk, resimsel anlatımın değişken ögeleridir.

doğa istediği gibi savurganlık yapabilir; ama sanatçı sonuna kadar tutumlu olmak zorundadır.

doğa, kafaları karıştıracak derecede düşük çenelidir; sanatçı ise tam anlamıyla ketum olmalıdır. ayrıca başarının sırrı, önceden hazırlanmış bir resim tasarımı üzerinden çalışmamaktan geçer. bunun yerine, yaptığınız resmin oluşum sürecine kendinizi alabildiğine kaptırmanız gerekir. resmin yaratacağı genel etki ise, tutumluluğun gözetilmesi esasından ortaya çıkar. bu da, bütünün etkisini birkaç basamağa indirgemek anlamını taşır.

irade ve disiplin her şeydir. disiplin, eserin bütünüyle ilgilidir; irade ise parçayla ilgilidir. bu açıdan irade ve beceri birbirine çok yaklaşır, becerisi olmayan, iradeli de olamaz. yapıt, bütünü oluşturmaya yönelmiş disiplinin parçalarıyla tamamlanır. 

benim çalışmalarım bazen ilkel izlenimi uyandırıyorsa, o zaman bu "ilkellik" benim bütünün etkisini birkaç basamağa indirgeme yönündeki disiplin anlayışım ile açıklanabilir. bu yalnızca tutumluluktur; yani profesyonelce bilginin son halidir. yani gerçek ilkelliğin karşıtıdır.

bu arada sezession'da cezanne'ın sekiz resmini gördüm. benim için o tam anlamıyla bir usta, bir hoca; van gogh'dan çok daha fazla hoca.