cemil meriç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemil meriç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.10.2022

yüce aşk

cemil meriç

bir çağın ideali, idealin kendisi değildir, herhangi bir idealdir. başka idealler de var. her çağın, her milletin kendine göre bir güzel anlayışı var. bütün bu güzellikleri tatmaya çalışalım, genişletelim ufkumuzu. geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak; başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek, damlayken denizleşmek ve an'ı ebediyete sığdırmak; kalbini bütün heyecanlara açmak, yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını; bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek.. sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek, iki insanı veya iki milyar insanı. sanat, bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.

benjamin peret ise kitabına yazdığı ön sözde bu kavramı yüce aşk deyimiyle ifade ediyor ve bu tür bir aşkta çeşitli yüceleştirmelerin söz konusu olduğunu vurguluyor. peret'e göre,

"yüce aşk, mutluluk şarkısına dönüşen bir yalnızlık çığlığıdır. yüce aşkla beraber, olağanüstü, ulvi harikuladelikler insan yaşamının bir parçası oluverir. onun sayesinde, ten ve kafa birbiri içinde erir, aralarında tam bir uyum kurulur. artık öncesi gibi değildir insan; ani bir değişime uğramış, tene bağlı duyguları ruhani bir boyut kazanmıştır. benzer bir değişim, karşımızdaki insanda da gerçekleşir. kendisi olmaktan çıkmıştır kişi, umut edip bekleyen birisi yerine, yepyeni bir hayata başlayan bir başkası vardır karşımızda. sizi gerçekten tamamlayan insanla karşılaşmışsanız hiçbir ayrılık, hiçbir kopuş düşünülemez artık.

yüce aşk, bu iki değişik insanın birbiriyle sağladığı uyumdur. ne var ki kadınla erkek arasındaki ayırımı vurgulayarak bir ikilik yaratan ve bu ikilikten yararlanıp, günlük hayatın en ufak teferruatına kadar insanlar üzerindeki baskıcı tutumunu sürdüren batı toplumlarında, bu ideal uyum pek mümkün olamamaktadır. ve bu ideal uyumu yani yüce aşkı yakalayanlar da toplum dışı kalırlar bu yüzden. hatta topluma karşı çıkıyor kabul edilirler çoğu kez. çünkü toplum yüce aşkın gerçekleşmesine karşıdır, yüce aşkı keşfeden, toplumun ve toplum değerlerinin dışında bir mutluluğun mümkün olduğunu keşfeder. onun için de insanlar, bu mutluluğu şairlerin ve sanatçıların sesiyle çağırırlar daha çok.

yıldırım aşkı deyimi, beklenilen kişiyle karşılaşmanın göz kamaştırıcı niteliğini ifade eder. bu yıldırım aşkı şuurlu olmayabilir de başlangıçta. yıldırım aşkı, bilinçli ya da bilinçsiz olarak içimizde geliştirmiş olduğumuz ideal sevgili modelinin birdenbire karşımıza çıkmasıdır. bu modelin ideal olması, insanın yarım yanını bütünlemesindedir. bilincimizde gelişmiş olan bu model çocukluğumuzdan alır kaynağını, ergenlik çağımızda şekillenir, genç kız ya da delikanlı, çoğu kez birbirine zıt eğilimlerin etkisi altında kalır. bu modelde hem anne ya da babanın oluşturduğu imaj, hem de gençliğimizin günlük yaşantısından izler bulunur."

22.10.2022

sanat

cemil meriç

bir çağın ideali, idealin kendisi değildir, herhangi bir idealdir. başka idealler de var. her çağın, her milletin kendine göre bir güzel anlayışı var. barbarın, derebeyinin, ortaçağ şövalyesinin, türkün, arap'ın, hintlinin..

bütün bu güzellikleri tatmaya çalışalım. genişletelim ufkumuzu.

geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak. başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek. damlayken denizleşmek. ve an'a ebediyeti sığdırmak. kalbini bütün heyecanlara açmak. yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını. bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek.

sanat, en yüce sanat, bir "communion" değil midir? sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek. iki insanı veya iki milyar insanı. sanat bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.

20.10.2022

isyan

cemil meriç

hayır, severek evlenmedim. hayatımı bir zebani ile birleştirecek kadar yalnızdım. yalnız ve yabancı. bir kadın ilk defa olarak adımı taşımaya razı oluyordu. bir kurtuluştu bu, paryalıktan kurtuluş, cehennemden kurtuluş. ve bilmediğimiz ülkelere yelken açan bir gemiye atlar gibi el ele hayata atladık. ben seni tanıdıktan sonra yaşamaya başladım. korkuyorum. bunları söylemekten korkuyorum. yirmi iki sene gelişen, kökleşen bir sevgi bu. bir sevgi ve bir hayranlık. hayat, hayatımız daima güzel miydi? hayır. ama mevsimleri vardı, mevsimleri var. vatanımsın benim. kokladığım havasın, içtiğim su. ben şımarık ve yaramaz bir çocuk oldum zaman zaman. sen hep aynı kalmasını bildin.

yuvarlanmamak için bir dikene tutunmak. ve unutmak asıl acıyı. uçurumu unutmaya çalışmak. şuurun kendini koruması bu. hep başkalarında yaşamak, başkalarının yarınını, bugününü, dününü kendine dert etmek. diş ağrısını geçirmek için tabanını dağlamak. zindanının penceresinden geçen trenlerin davetini duymak. ve zindanının dışındakilere, hadi binin trene diye haykırmak. olanla yetineceksin. goril yıldızları merak etmese "ptekantropus erektus" hil'atini giyemezdi. amip olanla yetinir. insan fetihtir, isyandır. goril başını kaldırdığı için insan oldu. dört ayaklıyı kainatın efendisi yapan bu dikiliş. hazır oyuncaktan hoşlanmaz bu çocuk. cinlerini de, tanrılarını da kendisi yaratır. kah bir masal denizinde süzülen bir yelkenlidir, kah..

18.10.2022

şiirimiz

cemil meriç

neden şiirimiz fuzuli'den haşim'e kadar uzun bir feryattır? 

kadının esir pazarlarında alınıp satıldığı bir ülkede, hassasiyetinden başka hazinesi olmayanların kaderi, gözyaşlarını incileştirmek. aşk hiçbir edebiyatta şarktaki kadar karanlık, çileli ve dikenli değildir. ve bütün türk şiirinde adı dudaktan dudağa dolaşan tek kadın yok. neden? cemiyette olmadığı için.

türk kadını kafes arkasından sokak ortasına fırlatıldı. avrupa kadını gibi salondan geçmedi. eskiden yalnız dişiydi. olgunlaşmasına vakit bırakmadan hayat arabasına koştuk. ondan nefes nefesedir. batı'da kadın rönesans'tan beri erkeğin yanı başında duyan, düşünen, düşündüren bir arkadaş. eski yunan ve roma'da da öyleydi. yalnız o çağlarda birkaç cilde bölünmüştü kadın. perikles asrı aspasya'nın asrıdır. on yedinci yüzyıl, on sekizinci yüzyıl, hatta on dokuzuncu yüzyıl kadınların eseri.

batı'da sanayi inkılabı kadını fabrikanın çarklarından biri yaptı. hangi kadını? büyük şehirlerin kenar mahalle kadınını. ötekiler şiir yazdılar, roman yazdılar, okudular ve düşündüler. yalnız o kadar mı? sevdiler ve sevildiler. aşkı yarattılar.

zavallı haşim.. aşk gecesini dolduran feryatları "sagar"a bağlıyor: yanmakta bu sagardan (içki bardağı) içenler. hangi sagar? fuzuli'yi, mecnun'u ve bütün şiirimizi kasıp kavuran bir alevle dolu sagar. zavallı haşim. hiçbir kadın sesi zindanının duvarlarını ürpertmedi.

15.10.2022

hürriyet

cemil meriç

hürriyetler armut gibi kucağımıza düşmez.

fikir hürriyeti ya bütün olarak müdafaa edilir ya edilmez.

münakaşada zafer, mağlup olanındır. yenilmek zenginleşmektir. karşınızdaki göremediğinizi gösterecek size. sizden farklı düşündüğü ölçüde yaratıcı ve öğreticidir.

yalnız büyük bir tarafı var avrupa insanının: düşünüyor. ve düşünceyi zindanda çürütmüyor artık. ceza kanunumuzun ilk vazifesi insanın içinden şeytanı kovmak. şeytanı yani promete'yi.

bu memleketin büyük faciası, en seçkin evlatlarının beynini ve kalbini itlere peşkeş çekmesi. halledilmesi gereken büyük dava, bu topraklar üzerinde münevverin nefes alabilecek hale gelmesi.

rejimlerin en güzeli insanı boğmayan. hangi insanı? düşüneni ve yaratanı. rejimlerin en güzeli zekâyı karanlığın tasallutundan koruyan ve beyni mahalle köpeklerine peşkeş çekmeyen. sınıf kavgası yaşayan cemiyetlerin, büyüyen cemiyetlerin ayırıcı vasfı. yükselen topluluk dövüşen topluluktur. madde ile veya mazi ile. sınıf savaşı yok bizde. insanın insanla savaşı var.

kızıl şal görmüş ispanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir.

zındık olun, dindar olun ama düşünün, insanı öldüren kanser kayıtsızlıktır.

ayağa kalk üniversite! katil sensin! nefi'nin kanlı başını bayram paşa'ya sunan mürteci osmanlı müftüsü, cinayetini bir beytle çerçeveleyecek kadar çelebi idi. polis, kravatlı sadistlerin emrinde şuursuz bir harem ağası. şuursuz ve dilsiz. asırlardan beri zulmetmek için yaşayan mesuliyetsiz ve bedbaht bir sürü. ama o işkence makinasını da harekete geçiren üniversite.

13.10.2022

29 ekim 1942

cemil meriç

elazığ'dayım. arkamda kirli, korkulu, karanlık yirmi beş sene. attila'nın atlılarından daha zalim yıllar, rüyalarımın hepsini çiğnemiş. dost bi-perva, felek bi-rahm..

tesadüfün yoluma çıkardığı çakıl taşlarıyla bir kulübe, bir liman inşa etmek istiyorum. yeni bir dünya burası. belki, belkileri olan bir dünya.

kader karşıma hapishane gardiyanı olmak için yaratılan bir müdür çıkarıyor. berber çıraklığından gelme bir müdür.

çocuklarımı seviyorum, mesleğimi seviyorum. az sonra kader tırnaklarını göstermeye başlıyor, çok az sonra.

yağmurlu bir kış akşamı. karım sancılanıyor. kimseyi tanımıyorum henüz. param yok. at hırsızına benzeyen sarhoş bir doktor karıma kürtaj yapıyor. kan revan içinde sedire bırakılan kadınla aynı yatağa uzanıyorum. sonra ikinci bir çocuk daha kaybediyoruz. haksızlıklar birbirini kovalıyor. solculuğumuza dair rivayetler dolaşıyor. içimde iki büyük korku: polis korkusu, frengi korkusu.

polisin beni neden bu kadar ısrarla takip ettiğini hâlâ anlamış değilim. bu, insanda itisaf manisi [paranoya] yaratacak kadar garip bir kovalama.

bahaettin stajyerliğimi öğretmenler kuruluna getirmedi. maarif vekaletinden bir de ihtar aldık. halbuki bütün zamanımı, bütün enerjimi mektebe veriyordum. iki yıl böyle geçti. karıma elazığ lisesinde açık bulunan coğrafya hocalığını vermediler. neden vermediler? hâlâ bilmiyorum.

karım yeniden gebe kaldı. doktor bu defa hayatı tehlikede dedi. istanbul'a döndük. gözlerim hayli yorgundu, rapor aldım. ikinci raporum tıp fakültesindendi, kabul etmediler. meğer hâlâ stajyermişim. gelmezsen malulen mütekait [emekli] sayılırsın dediler. koştuk. müdür inetaş "geç kaldınız" dedi, "sizi yardımcı öğretmenliğe başlatırım, vekalete yazarız, kararınız çıkar."

karım istanbul'daydı, yalnızdım ve elli lira geçiyordu elime. otele 60 lira veriyordum. iki sene cansiperane hocalık yaptıktan sonra, yardımcı öğretmenlik! soğuk bir kış. ve gurbet.. 

anadolu'da bekârlık bir kabustur. kitap yok, arkadaş yok. mektep, meyhane, otel.. donmamak için içmek.. düşünmemek için içmek.. delirmemek için içmek.. galiba bir ay dayanabildim. pek sayın vekaletten haber çıkmadı. hayatımı devam ettirmek için tek yol kalmıştı: dolandırıcılık.

istifa ettim. daha doğrusu çok acı bir mektupla durumu vekalete arz edip istanbul'a döndüm. ve anladım ki elazığ'daki hayat bütün mihnetleri, bütün mahrumiyetleriyle güzelmiş. ben değildim artık yaşayan. karım zeynep kamil'e gitti. caddebostan'dan zeynep kamil'e bir kaç defa yürüyerek gittim. işim yoktu, param yoktu, dostum yoktu. ufak tefek sattım. satacak bir şey de kalmadı.

kayınbirader her gün yeni bir hakaretle şahsiyetimi ezmeye memur bir işkence memuru idi. vazifesini bir an bile ihmal etmeyen bir işkence memuru. hayatından sorumlu olduğum bir kadın vardı. bu kadına frengi aşılamış olmaktan çok korkuyordum. bir davalaciro mu doğacaktı?

mahmut ali üç aylıkken plajdan kaçtık. elli lira avans almıştım. duvarından yıldızlar görünen soğuk bir odada yatıyorduk. gece yarılarına kadar çalışıyordum. ama bahtiyardım. bahtiyardık. haftada bir et yiyemiyorduk. aylarca evden çıkmıyordum. çocuğum büyüyordu. sonra gümüşarayıcı'ya taşındık. karım tekrar gebe kaldı. kayınbirader çocuğu aldırmamıza taraftardı. daha çok çalışmak zorundaydım. kitap bitmeden para vermiyorlardı. kitap bitmiyordu.

iki küçük odaya sıkışmıştık. karım mutfakta çalışıyordu. mahmut ali arabasında oynuyor veya ağlıyor, ben çalışıyordum, otomat gibi çalışıyordum. karım da ben de çok zayıfladık. veremden şüphelendim. bedava gittiğim bir doktor arkadaş "yorgunluk ve gıdasızlık" dedi. hanımı tedavi ettirmek lazımdı. tek sefahatim vardı: arada bir üsküdar kahvesinde dama oynamak.

ümit doğdu. erenköy'e taşındık. yahut ümit erenköy'de doğdu. ev kirasını kayınbirader veriyordu. ve babıali kurudu. o sırada beklenmedik bir kapı açıldı. üniversiteye girdim, nacak sokağa taşındık. hayatımın en güzel yılları orada geçti. yoksulluk devam ediyordu. ama yorulmuyordum. çocuklar tabiatın kucağında sere serpe büyüyorlardı.

ilk büyük hatam, oğlumu şişli terakki'ye vermek oldu. esaret halkası tekrar takıldı boynuma. ve çocuklarım benden uzaklaştı. hastane bu uçurumu genişletti, paris büsbütün derinleştirdi. sonra birbirini kovalayan felaketler.. karımın hastalığı, hasanpaşa. karımın tekrar hastalığı.

bu trajediyi sayfa sayfa yazmak lazım. ıstırap hülasa edilmez. zaten birçok şeyleri söyleyemiyorum ki.. tablo onun için silik ve ahenksiz. çocuklarımı mahalle mektebine vermeliydim. galiba bu konuda işlediğim en büyük hata onları şişli terakki'ye yollamam oldu. lükse alıştılar. sahte bir takım kıymet ölçüleri edindiler. onları da mahvettim, kendimi de. ama gözlerimin beni yarıda bırakacağını kestirebilir miydim? bu, içinde bulunduğum şartlar yüzünden büyük bir hata oldu. şimdi, şimdi ne yapacağım?

12.10.2022

dâhi

cemil meriç

la harpe hiç hoşlanmaz "genie" kelimesinden, "talent" nemize yetmiyor der. dile bu kaypak, bu müphem kelimeyi sokanlara atar tutar.

schopenhauer'a göre, "talent" sahibi, belli bir hedefe başkalarından daha maharetle ok atabilen adamdır. dâhi başkalarının oklarıyla değil, bakışlarıyla dahi ulaşamayacakları bir hedefe oklarını saplayabilen adam.

goethe daha güzel söylüyor: "kendi yağı ile kavrulan dâhi yok. dâhi bütün intibaları benimseyen ve onları kullanmayı bilen, karşısına çıkan malzemeler yığınını düzenleyen, canlandıran; kiminden tunç, kiminden mermer alıp bu hammaddelerle ebedi bir abide kuran kişidir. ben ne yaptım, ne gördüm, ne duydum, ne işittimse bir araya getirdim. hem tabiatın eserlerinden faydalandım hem insanların. yazılarımdan her birini binlerce insana veya binlerce nesneye borçluyum. alim de, cahil de, bilge de, deli de, çocuk da, ihtiyar da eserimi yazarken yardımcım oldu. yani realitede mevcut olan unsurları, çeşitli unsurları toparlıyor sadece benim eserim, goethe dedikleri bu bütünden ibaret."

11.10.2022

nâzım hikmet

cemil meriç

ilk defa ısırılan, ismini bilmediğimiz meyvenin şüpheli, buruk lezzeti. bu sekiz yüz otuz beş satır'da meçhul ülkelerden gelen bir davetin cazibesi de yoktu. nedim'den, akif'ten, haşim'den sonra nazım. bu uzayıp kısalan mısralarda oyun vardı sadece, nara vardı.

nazım'ı kemal sülker'in ısrarı ile okudum, anlamadım ve sevmedim.

on dokuzunda putperesttir insan. kozasını yırtmak ister. kanatlarını tutuşturacak bir alev arar pervane.

nazım yeniydi, başkaydı ve her yeni gibi düşmanları vardı, her yeni gibi dostları vardı. yani nazım bir "communaute" idi.

her kitap bir parça semavidir, bir kilisedir, bir camidir, birleştirir veya ayırır. kitap göklerden uzanan bir el, uçurumlardan gelen bir davet.

nazım'ı sevemezdim, ilk hamlede. insanı tanımadan şiirini sevmek, hele bu şiir alışılmayansa.. "sekiz yüz otuz beş satır", "varan üç", "jokond ile siyau", "taranta babu'ya mektuplar".. bu şiir bir ağaç gibi büyüyor, dallanıyor budaklanıyordu. ezilenler haykırıyordu mısralarda. zincirleri kıran bir sesti bu. zindan duvarlarını deviren bir ses. o kadar yalnızdım ki karanlıklardan iblisin eli uzansa minnetle sıkardım.

nazım fısıldayan adam değildi. kalabalıkların uğultusunu duymuş, adeta tarihin sesini, tarihin nabız atışlarını dinlemiş adamdı. 936'da ben çocuktum, o devdi. nazım bir davanın kanatlarında yükseldi. şairi mitoslaştıran uğradığı zulümler oldu. 

"gözlerimiz şeffaf, temiz damlalardır", veya "ağlama salkım söğüt ağlama".. kabiliyetli her lise talebesinin müsvedde defterinde bunlara benzer mısralar bulunabilir.

nazım demir parmaklıklar arkasında konuştuğu için sesinde kükreyişe benzeyen bir mehabet [büyüklük, yücelik] vardı. 

oktay rıfat, nazım'da tek mısra yoktur dediği zaman şaşalamıştım. gerçekten de yok. nazım freskler çizen adam. sevecekseniz bütün olarak seversiniz; kıtıklarıyla, yapmacıklarıyla, gevezelikleriyle..

yanımda hiçbir kitabı yok. hafızama dayanarak konuşmak beni insafsız hükümlere sürükleyebilir. her putperest eski sanemleri karşısında fazla müsamahasızdır. nazım'ı avrupa çapında meşhur eden ne? şairliği mi? hayır, kavgası.

28.09.2022

bakara

cemil meriç

max nordau'yu dinleyelim:

"bir akşam tesadüfen zengin bir hanımefendinin yanına oturmuştum. salon adabı konuşmamız gerekiyordu. elbette onu ilgilendirecek konulardan söz açmalıydım. kaplıcalara yaptığı son seyahati anlattı.

'trouville'de bilseniz ne kadar eğlendim!' diyordu. 'gündüzleri şahane elbiselerle dolaşıyordum, parmağı ağzında kalıyordu herkesin, akşamları casino'da gelsin bakara.'

hanım ipe sapa gelmez dedikodularıyla kafamı adamakıllı ütülemişti. hanımefendi, dedim, günlerinizi daha faydalı meşgalelere hasredemez miydiniz?

'hayır' diye kestirip attı, 'en faydalı meşgale en çok hoşuma giden.'

hoşunuza gidecek başka şey bulamaz mıydınız? sinirlendi.

'herkesin kitap yazması mı lazım?'

doğru, dedim ama kitap yazmak tuvalet teşhir etmekten, bakara oynamaktan daha asil, daha insanca bir meşgale olsa gerek.

'katiyen' dedi, 'katiyen, hiçbir fark yok arada. bazısı kitap yazarak eğlenir, bazısı kumar oynamakla, sadece zevk meselesi.'

ama insanların çoğu zatıaliniz gibi düşünmüyor, belki de, diyecek oldum.

'ne biliyorsunuz?' dedi, 'etrafımdakiler hep benim gibi düşünür, başkalarının hükümleri ise beni zerre kadar ilgilendirmez.'

ama efendim, en mükemmel, en hürmete layık insanlar entelektüel meşgaleleri, kumardan, süslenip püslenmekten daha üstün bulurlar. edebiyatçı gerek devlet nezdinde, gerekse cemiyette bakara oyuncusundan veya göz boyayıcı tuvaletler teşhircisinden daha çok sayılır. 

'ne diyorsunuz?' diye gülümsedi, 'hiç farkına varmamıştım. dolaştığım bütün muhitlerde o bakara oyuncusu veya göz boyayıcı tuvaletler teşhircisi dediğiniz insanlar, kitap yazanlardan çok daha fazla ilgi, çok daha fazla hürmet görmekteydiler.'

bozguna uğramıştım."

21.09.2022

mektup

cemil meriç

ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.

hayatın dört yol ağzındasın delikanlı! ve şehzadelerin karşısında yollar üçe ayrıldı. bu yolların yalnız biri mutluluğa gider. sarp, dikenli, gösterişsiz bir yol. ama uçuruma açılmayan, yalnız o. seninle yeniden dünyaya geldim. sende yaşamak istiyorum. sende veya sizde.

ben ezeli bir mağdurum, coğrafi kader, siyasi kader, biyolojik kader. başka bir ülkede doğmalıydım, başka bir ülkede veya başka bir çağda, en iyisi hiç doğmamalıydım. anlaşılmadım, anlaşılmadım, anlaşılmadım. hayatım bir bozgunlar silsilesi. hiçbir kavgam zaferle taçlanmadı. ben ezeli bir mağlubum. ama tarihi yaratan bu mağluplar, bir ülkeyi onlar ebedileştirir. sen, tek mükafatım benim. bensiz çektiğin her acı ihanetlerin en kepazesidir. sevenler arasında her ketumiyet ihanettir. ruhunu bir dağla çevrelemektir. küfür, hakaret, hezeyan. hepsi güzel, ekmek gibi bölüşülüyorsa. samimiyet bütün buzları eritir, saklanmak artık sevişmemektir.

ve günler uzaktan geçen yelkenliler. onları şiire kalbetmiyorum. ve günler boşuna şarkı söylüyor, boşuna gülümsüyor, boşuna ağlıyor. çığlıkları, adem ummanının dalgaları içinde kaybolan birer martı sesi. yaşamıyorum ve yaratmıyorum. yaşamak yaratmaktır.

benim hiçbir mektubum sahibini bulamamıştır.

okumak istediğim kitaplardan pek azını okuyabildim. tanışmak istediğim kadınlardan hiçbirini tanıyamadım. görmek istediğim şehirlerden yalnız istanbul'u görebildim.

zaafım da, gücüm de şuradan geliyor: gündelik tutkulardan uzağım.

12.06.2022

jurnal

cemil meriç

hayat yaşanmaya değmez.

yaşamak yaralanmaktır.

ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.

yaratanın her şeyi güzel yarattığına kurbağalar bile güler.

avam için din, kendi gibi düşünmeyeni yok etmek hürriyetidir. ateizm, allah'a inanmamak değil, avamın inançlarını paylaşmamaktır.

vücudumuzu aşmak, ben'in dar ve sevimsiz geometrisinin ötesine geçmek, sonsuza yönelmek, bir insana sarılmak, hatıralarda yaşamak: işte aşkın, dinin ve kahramanlığın kaynakları. bir kısım insanlarsa kendilerini aşarlar ve kendilerini feda etmesini bilirler, bir fikre, bir davaya adarlar kendilerini, anıta, olaya, kitaba dönüşürler; ruhları ışık ve sevgi kaynağıdır; ruhları doğa gibi devamlı verimlidir ve doğa gibi ölümsüzdür.

insan, iltifata susuzdur.

spinoza'nın bir sözü beni sık sık düşündürür: "havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, mutlaka kendi arzusuyla yolculuğa çıktığını söylerdi."

kin sevgiden daha vefalıdır.

aryalı akıncıların zincire vurduğu siyah derililer fatihlerinden çok daha medeni idiler. kuzeyli barbarlar, yırtıcı sürüler halinde, sulhçu ve ilerici kavimlerin mezarcısı olmuşlardır. yani kaba kuvvet, mızrak veya kılıç munisleşen, incelen, olgunlaşan insanı yenmiştir. tarih, galiplerin yazdığı bir kitaptır. zafer, arkasından bıçaklanan masum düşmanların cesetleri üzerine atılan yapma çiçeklerden bir çelenktir.

medeniyetler ancak intihar etmek suretiyle ölürler.

kızıl şal görmüş ispanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir. fikir hürriyeti ya bütün olarak müdafaa edilir, ya edilmez. zındık olun, dindar olun ama düşünün, insanı öldüren kanser kayıtsızlıktır.

hayatımıza salgı bezlerimiz hükmediyor. şuurun karanlık bölgelerinden yükselen çığlıkları susturamıyoruz. çığlık homurtu oluyor nihayet. homurtu uğultuya inkılap ediyor.

ıstırap ya kelimede ebedileşir ya sükûtta.

saint-augustin kendini kırkından sonra tanrıya vakfedebildi. muhammet haticet-ül kübra ile geçirdiği yılların acısını torunu yerindeki ayşe'nin kollarında çıkardı. balzac kendisine aşkı ve hayatı öğreten mme de bernier'nin içli ve fedakar sevgisinden "amour strangulatoire" diye bahseder.

tanzimat neslinin en büyük hizmeti, türk nesrini yaratmasıdır.

şuurun kaderi, biyolojiğin umurunda değildir. külçe gibi, leş gibi yaşamak da yaşamaktır.

insansız has bahçe engizisyon zindanlarından daha kasvetlidir.

hürriyet rahatsız ediyor insanı. bir güvensizlik duygusu çöküyor içine. kendi başına karar vermek, yeni yeni durumlar karşısında davranışını tayin edebilmek, çok sıkıntılı bir iş. hür bir dünya tehlikelerle dolu. ancak tehlikeli bir hayata göğüs gerebilecek insanlar demokrasiye sevgi duyabilirler.

hürriyetler armut gibi kucağımıza düşmez.

"eğer pek yakınlarındaysan, birbirleriyle çekiştiklerini görürsün. bakarsın kimi şu partiden, kimi bu partiden. ama hele biraz uzaklaş, bir tepeye çık, tozu dumana katan bu süvarilerin topu birden sana bir tek toz bulutu, aynı toz bulutu halinde aynı olacaktır."

her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.

kitapların dışında yok insan, daha doğrusu kitaplarla kaynaştığı ölçüde insan, dışardaki. ben putperest değilim. kitaba tapmıyorum. içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki gözyaşı, içindeki aşk, içindeki tecrübe, içindeki tanrı çekiyor beni.

şehirler de, kadınlar gibi, fatihlerini beklerler.

karışıklık, mağara adamının insiyakları için tam bir kültür ortamıdır.

einstein'a "gravitation" hakkındaki formülünüz newton'unki kadar zarif ve sade değil diye takılmışlar. "hakikati belirtmek istiyorsanız zerafeti terzilere bırakın." demiş.

voltaire, "insan katır yükü ile ebediyete gidemez." diyor. saint-simon, "tımarhaneden kaçacaksın." diyor. ebediyetin yolu tımarhaneden geçer.

bir romancı çağını kucaklamak zorundadır.

büyük adamların yazdığı otobiyografiler şu üç tipten birine uyarmış eskiden (brandes böyle diyor): "bakın doğru yoldan nasıl uzaklaştım ve tekrar nasıl döndüm doğru yola" (saint augustin). "anlayın ne berbat adammışım ben, ama benden daha iyi olduğunu vehmedecek kabadayı nerde?" (rousseau). "şartlarda yardım edince bir deha nasıl gelişip serpiliyor, okuyun da görün." (goethe)

hiç kimse maziyi değiştirmeden anlatamaz, renan'a göre.

insanın keneden farkı, bir dava uğrunda fedakarlığı göze alabilmesindedir.

"ab uno disce omnes." yarası olmayan yaşar, yaratmaz. insan bazen kılıçla yontar hayalindeki dünyayı, bazen kalemle. gerçek aşklar da sessizdir. doyan, konuşmaz. yattığı kadınlarla övünen, o kadınlarla yatamayandır.

spinoza, "her hüzün bir parça fakirleşme, bir parça küçülmedir." diyor.

aşk dehanın büründüğü şekillerden biri. insanın dörtte üçü âşıkken belirir.

bizde kadın hâlâ esir pazarlarında satılan dişinin bütün ruh komplekslerini yaşamaktadır. hiçbir zaman kendisi değildir. erkeği eşya sanır, erkeği de kendini de.

türkiye'de fikir her zaman bir anakronizmdir.

rusya'da bir gazete çıkarma teşebbüsü suya düşünce, lenin çoluğunu çocuğunu memleketinde bırakarak almanya'ya kaçmıştır. yanına iki vagon halinde kütüphanesini almış, yer darlığından edebiyat kitaplarını bırakmış, yalnız bütün tecrübelerin toplu olduğunu söylediği "faust"u aldırmıştır. en sevdiği yer: "her nazariye soluktur aziz dost, canlı olan, taze olan hayatın ağacıdır."

bakışlarını iç dünyasına çeviren insan, şuurun mağarasında kendi gölgesiyle karşılaşır.

tarih mahkemesinin verdiği kararları çok defa hiciv infaz eder.

neyzen'deki tezatların psikopatolojik köklerini merak edenler "l'homme de genie'yi okusunlar. biz, coşkun zekasını alkol kadehlerinde boğan bu hasta ve kardeş şairin hatırasını daima şefkat ve sevgiyle anmakta devam edeceğiz.

saygı frak giymiş bir sevgiden başka nedir ki?

yazarın tek bir düşmanı vardır: bağnazlık. düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam!

stendhal'ın meşhur kristalizasyon-billurlaşma teorisinin kaynağı bu. billurlaştırmak, hayalin sevgiliye kendisinde olmayan vasıflar eklemesi ve onu süslemesi, güzelleştirmesidir.  "hangi güzellik akla gelse hemen sevgilimize kondururuz."

inanmayan insanın, sevemeyen insanın, acıyamayan, kızamayan insanın köpek leşinden farkı yok.

machiavelli ile gandi, batıyla doğu. biri politikadan ahlakı kovar, öteki politikayı ahlaka kalbeder. muhammet, harp hiledir diyor. muhammet de realisttir. silahlı bir peygamber. şiddeti ortadan kaldırmak için şiddet. tarih bu yalanın insanlığa ne kadar pahalıya mal olduğunu bar bar bağırıyor. kan kanı, şiddet şiddeti doğurur. gayeyle vasıtalar bir bütündür. hiçbir gaye kötü vasıtaları meşrulaştırmaz.

buffon adında kayıtsız ve kaygusuz biri "deha uzun bir sabırdır." demiş.

faşizm, yani tehlikeli bir hayat, yani bir avuç insanın bütün kalabalığı uçurumdan zirveye kanatlandırması, yani bu uyuşuk, bu pelteleşmiş, bu erkekliğini kaybetmiş insanları kan ve ateş içinde eritip yeniden granitleştirmek. kafayı yerine oturtmak.

sosyalizmin en rezil tarafı, zaten kindar, zaten yırtıcı olan türk insanını türk insanına düşman etmesidir. sosyalizm iktisadi bir düzen olarak tartışılabilir belki. fakat bugünkü talepleri, bugünkü ifadesi, bugünkü kopukluğu içinde bir ihanet-i vataniyedir.

aşkın çiçekleri çabuk solar sevgilim.

yazarın tek düşmanı vardır: bağnazlık. düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam.

düşünmek, caddelerden keçi yollarına; çiğnenmemiş, sarp, dikenli keçi yollarına sapmaktır.

türk toplumunun sıfat-ı kaşifesi kadirşinaslıktır, türk toplumunun ve ölüme mahkum bütün kavimlerin.

hayat, girdapları ve zirveleriyle yaşanmaya layıktır.

31.05.2020

uzun lafın kısası

şükrü erbaş:
tarla kuşu, yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız.

alain de botton: yanında zayıf davranabileceğim kadar seviyor musun beni? herkes gücü sever, ama sen beni zaaflarımla seviyor musun? asıl sınav budur. yitirebileceğim her şeyden arınmış olsam, yalnızca ömür boyu sahip olacağım şeyler için sever misin beni?

cemil meriç: zındık olun, dindar olun ama düşünün, insanı öldüren kanser kayıtsızlıktır.

franz kafka: dünyaya bırakmamacasına yapışır, sonra dünyanın yakamıza yapıştığından yakınırız.

pittakos: iktidar insanın özünü ortaya koyar.

la rochefoucauld: aşkın varlığından habersiz olsalardı asla âşık olmayacak insanlar vardır.

montesquieu: bir saatlik okumanın dağıtmadığı hiçbir üzüntüm olmadı.

samuel beckett: yalınlık bir cenaze arabası kadar ağır ve bir idam mahkumunun son kahvaltısı kadar uzundur.

thomas mann: ölümümüz bizden çok sağ olanların sorunudur; çünkü bir bilgenin dediği gibi, biz var olduğumuz sürece ölüm yoktur, ölüm olduğunda da biz yokuz.

walter benjamin: baudelaire, kalabalık tarafından itilip kakılmış olmayı, hayatını belirleyen tüm deneyimler içinde en belirleyicisi, en benzersizi olarak niteler.

yorgo seferis: toplumsal yaşamımız, herkesin birbirini kurnazlık, iftira, korkaklık, utanmazlıkla suçlayarak boğazladığı bir cengel. bu insanları görünce bir dumanı çiğniyor duygusuna kapılıyorum.

goethe: yabancı dil bilmeyen kendi dilini de bilmiyordur.

18.11.2019

lacenaire

cemil meriç

ünlü katil (1803-1836). derbeder bir hayat. bir liseden öte­kine kovularak tamamlamış öğrenimini. aşı­rı bir edebiyat sevgisi. kalemiyle yaşamak istemiş, matbuattan yüz bulamamış. askere almışlar, kaçmış. yirmi beş yaşında ver elini paris! önce kumarla yaşamış, sonra kalpazanlıkla. sonra savaş açmış topluma. hırsızlık, hapishane. hürriyete kavuşunca yeniden hırsızlık. altaroş isimli bir gazeteci ile tanışmış, lacenaire zindanı boylayınca, herif lacenaire'in bassın diye verdiği bir şiiri kendi imzasıyla yayımlamaz mı? küplere binmiş lacenaire, şu şiiri yazmış:

ben bir hırsızım, namussuzum, 
düpedüz bir haytayım, doğru! 
ama meteliğim yoktu çalarken. 
aç köpek fırın deler demişler. 
ama siz beynimi çalıyorsunuz, 
ne kadar beyinsizmişsiniz meğer! 

sonra soygunlar. nihayet cinayet üstüne cinayet. kellesi [giyotinle] kesilmeden önce "hatıralar"ını kaleme almış.

30.06.2019

uzun lafın kısası

sigmund freud: anatomi yazgıdır.

adam fawer: nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.

augustinus: sınırlarını bilen bir ruhun sergilediği alçak gönüllülük, öğrenmeye can attığım özgür sanatlara hakim olmaktan daha güzel bir meziyettir.

cemil meriç: dünyaya açılmayanların kaderi sabahtan akşama kadar mastürbasyondan ibarettir.

philip roth: içlerinde bir cevher taşımayan insanlara tahammülüm yoktur.

ece temelkuran: ne kadar çok güvenlik görevlisi varsa o kadar güvensiz bir yerde bulunuyorsunuz demektir.

doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

howard fast: cehennem, hayatın en gerekli ve basit gereksinimlerinin korkunç bir zorlukla temin edilmeye çalışıldığı yerdir.

edmundo paz soldan: herkesin bir fiyatı vardır.

jostein gaarder: cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta acele eder çoğu kez.

montesquieu: bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.

turgenyev: umudun kendisidir hayattaki en güzel şey. umut, ne kadar aldatıcı olsa da, güzel bir yolda yürürken ömrümüzün sonuna varmamızı sağlar hiç değilse.

26.06.2019

sosyoloji notları

cemil meriç

biz hepimiz, kendi basit menfaatlerimizi hakikat sanan gafilleriz.

dinin vicdanlarda mutlak hüküm sürdüğü devirler, felsefenin sustuğu devirlerdir. felsefe şüpheden doğar, şüphe, imanın zıddı. kalabalığa tek kitap yeter.

ebul ala el maari "insanlar iki kısımdır" der, "bir kısmının dini vardır, aklı yoktur; bir kısmının aklı vardır, dini yoktur." ve tanrı'ya meydan okur: "kekeme musa'nın karşısına çıkan allah, benim karşıma neden çıkmıyorsun?" der. "ben ki arabistan'ın en güzel konuşan insanıyım!" sonra ilave eder: "çıkmıyorsun, çünkü yoksun!"

"bilinçsiz ilim, insan ruhunun düşmanıdır." demiş, rabelais.

durkheim, "sosyoloji insanlann acılarını dindirmeyecekse lanet olsun böyle ilme!" der.

abbe meslier'nin adını taşıyan "le bon sens" adlı eser aslında baron d'holbach'ındır, tanrıtanımaz. abdullah cevdet, d'holbach'ın eserini "akl-ı selim" ismiyle çıkarmıştır.

bir ülkede şair ne kadar çoksa o ülke düşünce bakımından o kadar geridir. insanlar ve milletler yaşlandıkça şiirin yerine nesir geçer. düşüncesi henüz pozitifleşmemiş medeniyetlerde nesir çok ağır ilerler. bir 18. asır fransasında şiir susar, hakikatin haşin sesi, şüphenin ve akim çığlığı konuşur. derebeylik içtimai düzeni, bu devirde yıkılır.

18. asırda, engels'in dediği gibi, akıl burjuvazidir.

"bir kadını iyi tanımak, bütün kadınları tanımaktır." der napoleon.

quinet "la creation"da (yaradılış) "insan kâinatın efendisi değildir." der. gelip geçici bir kuvvettir. tabiatta çok kısa bir müddet, tırnaklarının izini, gözyaşlarını bıraktıktan sonra gidecektir.

"insanı insan yapan dış dünyayı değiştirmesi değil, dış dünyayı değiştirirken kendini de değiştirmesidir." diyen marx, en güzel sözü söylemiş olur.

bergson'un dediği gibi "cümleye başlarken başka insandım, bitince başka insan." ve bir ırmağın sularında iki değil, bir kere bile yıkanılmaz.

kültür, insanı gündelik kavgaların dışına çıkarır.

ideolojiler kinlerimize takılan maskelerdir.

engels, "teknik bu şekilde geliştiğine göre insanlık ya sosyalizme ya barbarlığa gidecektir." der.

h. lefebvre "paris komünası" adlı eserinde "bir tarihçinin ilk vasfı yalan söylememektir." der.

faşizm, kapitalizmin kendi kendini yeni metotlarla devam ettirmesidir.

her insanın yapabileceği en mükemmel işi en mükemmel şekilde yaptığı cemiyet bahtiyardır.

romain rolland'a göre din, insanın kendi dışında bir şeyleri sevmek istemesidir, ebediyete kadar uzanan sevgidir.

"bir ağacı bir insandan daha çok severim." der beethoven.

zirveye varan her cemiyet çökmeye yüz tutar.

köylü mütevekkildir, ahmaktır, batıl inançları vardır ve tarihin dışındadır. istihsal vasıtaları yenilenmedikçe köy hep aynıdır. ve bu vasıtaları kendi kendine değiştiremez.

rabelais "ben hakikat âşığıyım" der, "ama darağacına kadar" diye ilave eder.

vivekananda "aklın ve ilmin karşısında tutunamayan her din batıldır." der.

dinin tahlile tahammülü yoktur. dinle akıl ayrıdır. din bir coşuştur, bir ürpertidir. ilim tanrı'nın varlığını veya yokluğunu ispat edemez. ilim bu bakımdan agnostiktir. ilimle din arasında hiçbir uzak-yakın münasebet yoktur. aklın ışığı imandan uzak tutulmalıdır.

sınır çizmek bilginin başlangıcıdır.

opera bütün sanatların sentezidir, sanatların sanatıdır.

insanlar çizmesini yaladıkları şefin, sonradan suratına tükürecek kadar aşağıdırlar. kurtlar ihtiyar kurtları parçalarlar ama onlara hakaret etmezler. oysa insanlar, karşısında küçüldükleri insanı affetmezler.

"fare için en korkunç hayvan kedidir, aslan değil."

michelet'e göre de kalabalık devdir, kahraman onun omuzlarına binmiş bir cüce.

carlyle de "tarih büyük adamların biyografisinden ibarettir." der.

burjuvazi tarih sahnesine çıkan sınıflar içinde en büyüğü, en değerlisi, insanlığa en çok şey katanıdır.

politika, sürüleri gütme, sınıflar arasında bir denge kurma sanatıdır. politika cemiyet halinde yaşayan insanların mümkün olduğu kadar birbirlerine az zarar vererek yaşamalarını temin eder.

tarafsız olmak yalanların en iğrenci. yaşayan her uzviyet taraf tutar, taraf tutmamak oportünizmlerin en adisidir.

hafızanın kanunu, aşkın kanunudur. insan ancak sevdiğini öğrenir.

"felsefenin kuşu alaca karanlıkta uçar." der hegel.

"hayat düşünenler için trajedi, hissedenler için komedidir."

anakarsis "kanun, küçük sineklerin takılı kaldığı, büyüklerin yırtıp geçtiği bir örümcek ağıdır." der.

bir çağda hakim olan düşünceler, hakim sınıfın düşünceleridir.

nietzsche, "herhangi bir düşünce insanın insan olarak yaşamasını sağlıyorsa doğrudur." diyor.

en büyük ideoloji anayasadır.

bir düşünce ne kadar bizimkine benzemiyorsa, bizimkini o kadar tamamlar. en büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir.

dünya her gün bir parça daha mükemmelleşmesi gereken bir oyuncağıdır insanın.

süleymancılığın başı olan süleyman tunahan'ın rus casusu olduğu söyleniyor.

fransızların bir sözü vardır. "tek kitaplı insandan korkulur." derler. tek kitaba bağlanan insan, tek düşünceye bağlanan insan gerçekten korkutan insandır. bu düşünce hakikatin bütününü kucaklar veya kucaklamaz.

insanı toprakta sürünen bir hayvan olmaktan kurtaran tek doktrin spiritüalizmdir.

medeni bir dilde birbirinin aynı olan iki kelime bulunmaz.

bizde edebiyatın kökü edeb: davet etmek, ziyafete çağırmak. sonra kelime manasını genişletmiş: ruhun ziyafetine davet.

çileler ve felaketlerle doludur büyük adamın ömrü.

vahye dayanan bir medeniyetin aydınlık olmaya ihtiyacı yoktur.

münevveri şartlandıran, münevverin düşüncelerine istikamet veren, düşüncesinin hudutlarını çizen, kucağında yaşadığı cemiyettir. kimse bunun dışına çıkmamıştır ve çıkamaz.

30.04.2019

uzun lafın kısası

balzac:
güzel bir yaşam, en sağlam akıl yürütmeden daha güçlüdür.

dante: cehennemin en karanlık yerleri, buhran zamanlarında tarafsız kalanlara ayrılmıştır.

nietzsche: herhangi bir düşünce insanın insan olarak yaşamasını sağlıyorsa doğrudur.

albert camus: hemcinslerinin basitliğini bütün çıplaklığıyla görmek, aslında insana acı veren bir deneydir.

dan brown: hiçbir şey, amacı olan bir dehadan daha yaratıcı, daha yıkıcı değildir.

ahmet hamdi tanpınar: bir cemaate ruhunu veren sanatkârdır. sanatkâr ilâve eder, sanatkâr tamamlar, sanatkâr yaratır. büyük realite, fikir ve sanattır.

antoine galland: büyük teşebbüslerin çoğunu bekleyen hazin bir kader var.

cemil meriç: dinin vicdanlarda mutlak hüküm sürdüğü devirler, felsefenin sustuğu devirlerdir. felsefe şüpheden doğar, şüphe, imanın zıddı. kalabalığa tek kitap yeter.

can dündar: iktidar, her türden defoyu gizleyen parlak bir örtüdür.

hermann hesse: şu insanlar yok mu, karşılığında para gelsin yeter ki, isa'nın kendisini bile yakalayıp teslim ederler.

gogol: bir erkek gönlünü bir kıza kaptırdı mı suya basılmış pabuç köselesine benzer. istediğin gibi eğer, bükersin onu.

jack london: cennet ve cehennem, bir yobazın dini inancının temel ögelerini oluşturabilir. ama bunlar, genellikle iyi ve kötü kavramlarının birer yansımasıdır.

19.02.2019

machiavelli

cemil meriç

gündüzleri ardıç kuşlarına tuzak kuruyordu. hana uğruyor, yolcularla çene çalıyordu. değirmenciyle, kasapla, kireç fırınının işçileriyle tavla oynuyordu. sık sık kavga çıkıyordu aralarında, ana avrat küfrediyorlardı. ama gece dekor değişiyordu. çalışma odasına çekiliyordu machiavelli. kitaplarının arasına, o kadim eserlerle dolu mabedine. kendisini dinleyelim:

"her gün giydiğim çamurlu elbiseleri eşikte bırakırım. saraylara girecek, krallarla konuşacakmışım gibi giyinirim. büyükler dostça karşılar beni, onların sözleriyle beslenirim. benim biricik gıdam bu. ben bu gıdayla beslenmek için dünyaya gelmişim. hiçbir sorumu yanıtsız bırakmazlar. saatler geçer. acılarımı unuturum: yoksulluk yıldırmaz artık, ölümden korkmaz olurum, onların hayatını yaşarım."

25.06.2016

ışık doğudan gelir

cemil meriç

insanı kurtarmak için tabiatüstü bir yardıma lüzum yoktur.

insan bu dünya üzerinde bir mahpustur. dünya zindanından bilgi sayesinde kurtulabilir ancak.

çağımızın özelliği, eski inanç biçimleri ile felsefi zihniyet arasındaki kavgadır. dinlerin yerini alabilecek yeni bir felsefe kurulamadı.

modern toplumun görevlerinden biri de mazinin siyasi müesseselerini temizlemeye çalışarak demokrasinin kurulmasını sağlamak, sosyal güçlerin ve iktisadî unsurların yeni baştan dağılımını gerçekleştirmek. demokrasi son şeklini alamadı henüz. toplum, tam bir dengeye kavuşamadı. sermaye ile emek hâlâ iki düşman kardeş. amaç: onları barıştırmak.

"devlet, içtimai huzuru sağladığı ölçüde değer taşır." (quadri)

her büyük kültür tektir ve her alanda kendi dilini konuşur, başka kültürlerin anlayamayacağı bir dil. cihanşümul bir felsefeden söz edilemez. bütün büyük kültürlerin aynı şekilde kabul ettiği, aynı tarzda anladığı, aynı yönde yorumladığı hiçbir inanç veya değer yoktur. hiçbir kültür bütünüyle iktibas edilemez. bir kültürün unsurları başka bir kültür için ancak malzeme olarak kullanılabilir. yaşayan her kültür, yabancı kültürlere kapalıdır. yalnız kendi kendini anlayabilir, yalnız kendi insanları tarafından anlaşılabilir.

galland: büyük teşebbüslerin çoğunu bekleyen hazin bir kader var.

yalnız gönülden gelen ilhamlar hakiki ilhamlardır. çünkü kâinatın iç yüzü, gerekçesi ve manivelasıdır bu hakikatler. onlar olmadan, ruhun ne ilkelerine akıl erdirebiliriz ne de tecellilerine.

"kadınların aklı amelî bir akıl. belli bir amaca erişmek için lazım gelen yolları ustaca bulurlar. ama amacı bulamazlar bir türlü." (j. j. rousseau)

"bir davranışı bir çok sebeplerle izaha kalkarız da asıl saiki söylemeden geçeriz çok defa. (jones)

tek dinin tarihi daima dar, daima batıl, daima yanlış olmaya mahkumdur. hakiki olan, yalnız insanlığın din tarihidir. bu zirveden nazar edince bütün dünyayı dolaşan akımları hissedersiniz.

"akıl, eşyanın hikmetini kavrama kabiliyetidir." diyor cournot.

oryantalizmler cömert bir tecessüsün insan düşüncesine kazandırdığı fetihler değil, çok defa, kapitalizmin emellerini gerçekleştirmeye yarayan birer keşif koludurlar. champollion veya anquetil cihangir bir içtimai sınıfın emrinde şuurlu veya şuursuz birer misyonerdir. kapitalizm, sömürmek için tanır.

niyazi berkes: politik doktrinde vahye dayanan devlet düzenini ideal devlet düzeni saymaktan kendini kurtaramayan bir düşünürün bugün sosyalizme vereceği bir şey yoktur.

28.11.2015

kör ayna, kayıp şark

nurdan gürbilek

leyla erbil: yaralı doğar bütün insanlar; anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce.

sigmund freud: şimdiki ben duygumuz, her şeyi içeren, ben'in çevresindeki dünyayla daha içten bir bağlılığına denk düşen bir duygunun büzüşmüş kalıntısıdır sadece.

györgy lukacs: her imgenin yüzüne, gerilerde bir yerde yanan bir ateşin parıltısı düşer. her imge bu dünyaya aittir ve yüzünde bu dünyaya ait olmanın sevinci parıldar; ama o bize aynı zamanda bir zamanlar varolan bir şeyi, bir yeri -bir zamanlar ait olduğu evi- hatırlatır; sonuçta bu, ruh için anlam ve önemi olan tek şeydir.

walter benjamin: büyük şehir insanını büyüleyen aşktır; ama ilk bakışta değil, son bakışta aşk.

peyami safa: kadınlar medeniyeti gözleriyle anlamaya mahkumdur. şekillerle iktifa ederler ve renklerin değişmesi onları eğlendirir.

her yapıt yaşama verilmiş güçlü bir yanıt olmayı ister.

ahmet hamdi tanpınar: çoktan beri asıl gayenin kendimizi bulmak veya vücuda getirmek olduğuna inanıyorum. bu adamlar (baudelaire, valery, verlaine, mallarme, poe, proust, dostoyevski vs.) beni kendi hakikatlerime veya asli yalanlarıma götürdüler. çünkü, belki de hakiki şahsiyet yoktur ve bizim benlik dediğimiz şey, ilk yahut en büyük ibda ve ihtiramız, bir kelime ile, masalımızdır.

cemil meriç: hepimiz garip bir hastalığın kurbanıyız: kendimizi başkası sanmak hastalığı.

leyla erbil: ölümler gördüm; dostlarımın, yakınlarımın ölümlerini, halkın acılarını, işkenceye dönüşen yaşamlarını, iktidarların soysuzluklarını. seyretmekten tiksindiğim bir dünyayla karşı karşıya kaldım.

rene girard: romanda hakikat, ancak gurur öldüğünde, yazar gururuna kıydığında, eğer kıyabiliyorsa doğar.

oğuz atay: beklenen geç geliyor, geldiği sırada insan başka yerlerde oluyor.

25.06.2015

bir facianın hikâyesi

cemil meriç

ideolojiler yol gösteren birer harita değil, idrake giydirilen deli gömlekleridir.

ülkemizde sağ, ön yargıların kalın duvarları arkasında hep aynı teraneleri tekrarlar.

feminizm, eskiden hayatını evinde kazanan kadınlara pazarlarda iş bulma davasıdır.

stendhal ne demiş: "korku içinde olan toplumları, kıt zekâlı, gözü dönmüş kimseler yönetir."

proudhon aydınlığa koşan her insan için değerli bir kılavuzdur.

isyan, insanoğlunun haysiyetidir.

coğrafya bilgini reclus'a göre, "gerçek insan yalnız anarşisttir, kendi başlarına ayakta duramayan bütün o gevşek ve tabansız varlıklar karşısında değerinin farkında olan tek insan.

anarşizm, hürriyet aşkıdır; insanın asaletine ve yüceliğine inanıştır. tek kusuru hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve gerçekleşemeyecek olması.

tony burton doğru söylüyor: "hastayı tedavi etmenin tek yolu, derdini anlamaktır."

samimiyet hiçbir ülkede doğuda olduğu kadar saygısızlığı körüklemez. hiçbir ülkede sükût bilgelik alameti sayılamaz.

bir işletmeye giren herkes ruhunu vestiyere bırakıyor. insanın gerçekten insan olduğu bir medeniyet sona ermiştir artık. emeğin mahiyeti değişmiştir. değerin biricik temeli, biricik ölçüsü: servet. tek mertebeler dizisi var: gelire ve sermayeye dayanan hiyerarşi. değer adına ne varsa büyüsünü kaybetti. daha doğrusu, tek hikmet-i vücudu kaldı: para kazanmak. malı mülkü olmayan hiçtir. aydın, hatırı sayılır geliri varsa itibar görür.

hırsızlarla dolu bir panayırdayız. bezirgânlar mallarını sürmek için sesleri çıktığı kadar bağırıyorlar. tam bir yaygara. oysa medeniyet üslûp demektir.

insanlar bir rüyadan uyanmışcasına, düşman bir zemin üzerinde kendilerini yapayalnız bulmaktadırlar. tanrı, yoldaşları değildi artık. hayat, tanrısallığını kaybetmiştir.

filozofların çoğu yarı yolda kalır. onlara göre, tek başına fertte insanın bütünü vardır. insan, iyiliğe de yönelebilir kötülüğe de. sosyal düzen, fert faaliyetlerinin normal dengesinden doğar. ferdi bozan ve ruhuna şer tohumları saçan, toplumun kendisi yani sosyal münasebetlerdir. çünkü müesseseler bozuktur. toplumun etkisini ortadan kaldırdık mı insan doğuştaki iyiliğine kavuşur.