albert caraco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
albert caraco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.11.2022

pagan bir dünya

albert caraco

pagan olmuş, pagan kalmış bir dünya doğayı ihlal etmezdi. pagan görüşler doğayı kutsal kabul ediyordu. genellikle ağaçlara ve su kaynaklarına tapıyorlardı. vahyedilmiş olduğu varsayılan dinlerin dogmalarının merkezine yerleştirdikleri zaman yerine, pagan görüşlerin konusu uzamdı ve istisnalar hariç, ölçüyü aşkınlığa, uyumu da her şeye tercih ediyorlardı.

kendilerinin vahyedilmiş olduğunu söyleyen dinler bizim üzerimizde fanatizmi yerleştirdiler ve bu fanatizmi sonuna dek vardıran hristiyanlık deliliği tanrısallaştırdı, tutarsızlığı yüceltti ve daha büyük bir iyilik adına kargaşayı meşrulaştırdı. bu ürkütücü tezler sonuçsuz imkanlara sahip olduğu sürece insanlar buna uyum sağladılar; ama bizim eserlerimiz bu tezlere denk düştüğünden beri, buyruklarımızın devasalığını, dahası saçmalığını hissediyoruz.

tanrısal tecessüm fikri en canavarca fikirdir ve bizim çözümsüz paradokslarımızın en önemli nedeni gelecekte burada aranacaktır. bu fikrin vardığı yerlerden biri doğaya tecavüzdür, aşkınlık bizi buna hazırlamaktadır ve bu dünyadan duyulan nefret bu tecavüzü meşrulaştırmaktadır.

şunu asla unutmamalı: dünya, ten ve şeytan hristiyanların gözünde bir karşı-üçlem oluşturmaktadır.

çoğu kimsenin putperest kalması ve tenselliği benimsemesi daha iyidir. kötülük bizim onları kınadığımız ve kendilerine yalan söyleyerek bize de yalan söylemeye onları zorladığımız andan itibaren başlar. sıradan insanların hazza da tövbeye de tanrısallık katması ve hristiyanlar için kudas ayini neyse onlar için de orgazmın aynı şey olması en iyisidir.

7.10.2021

aile

albert caraco

evreni yok eden şey zina değil doğurganlıktır, haz değil görevdir.

aile günün birinde aşılması gereken bir kurumdur. varlık nedeni yoktur. aile çoğu durumda kalabalıktır. evren aşırı kalabalıktır. dahası, en tartışmalı fikirlerimizin kaynağı ailedir ve doğruluğu korkutan eserler arasında yanlış fikirleri sürdürme lüksümüz olamaz.

yoksulluğun tehdit ettiği bir dünyada her yoksul aile sefaleti arttırır. her yoksul aile, varlığı nedeniyle zaten kriminaldir.

şu an için otuzbir çekenler ve oğlancılar aile babalarından ve analarından daha az suçlu, çünkü onlar kendi kendilerini yok ederken, diğerleri gereksiz ağızları çoğalta çoğalta dünyayı yok edecekler.

asla çoğalmayın ve kesinlikle artmayın. facianın kaynağı üremedir. yeryüzünün kaynaklarını tüketmekten ve onun masum giysisini kirletmekten çekinin. ateşin milyarlarcasını yok ettiği, çerçöpün ve pisliğin ortasında varlığını sürdüren ve kendi dışkılarını içen o eciş bücüş yaratıkları hatırlayın. tek bir ağacın bile bitmediği, uğultunun ve leş kokusunun istila ettiği bir sürü canavarca şehirde beşi altısı tek bir odada yaşıyordu onların. babalarınız böyle insanlardı. onların iğrençliklerini hatırlayın ve onları sakın örnek almayın. aynı ölçüde iğrenç olan ahlaklarını aşağılayın, inançlarını bir kenara atın. onlar çocuk kaldıkları ve gökte bir baba aradıkları için cezalandırıldılar. gök boştur ve sizler özgür insanlar olarak yaşamak ve ölmek için öksüz kalmalısınız.

sayı kötülüğün aletidir. kötülük insanların çoğalmasını ister. çünkü insanlar ne kadar artarsa insan o kadar değersizleşir. beşer insan olmak için gereken enderlikte asla olmayacaktır.

canlılar hızla çoğaldığı andan itibaren hayat kutsal değildir. aşırı kalabalık insanların hayatı böceklerinkinden daha değerli değildir ve savaşta ölmüş askerler onları savaşa sürükleyenlerin gözünde daha değerli değildir.

efendilere köle gerekir. köleler ne kadar çoksa efendiler de o kadar çok zenginleşir. yeter ki kadınlar doğursun ve çocuklar doğsun, gerisi vız gelir onlara. nüfusun azalması onların yıkımı olacağından evrenin parçalanmasını tercih ederler. dünyayı kurtaracak olan hareketin durması onların zararınadır.

bizler bu dünyada derimizi yüzen soygunculara kanmışız ve tanrı'ya itaat ettiğimizi sanırken aslında insanlara itaat ediyoruz. hem de bizi kaosa sürükleyen ve ölümden sakınmayan insanlara, cahil insanlara, güçsüz ama bize dayattıkları gelenekler adına ölüme zorlayan insanlara.

otuzbir çekenlerle ve oğlancılarla dolu bir dünya bizimkinden daha az sefil olurdu, hakikat bu işte.

7.04.2021

milliyetçilik

albert caraco

milliyetçilik evrensel bir hastalıktır, ancak çılgınların ölümüyle şifa bulur. bu kadar zararlı düşüncenin iyice daralttığı bir dünyada varlığımızı sürdüremeyiz.

geleceğin tarihçisi, doğanın halklara baş döndürücü bir ruh musallat ederek halklardan öcünü aldığını ve milliyetçiliğin çok kalabalıklaşmış hayvan topluluklarını ele geçirmiş olana benzer bir çılgınlık olduğunu söyleyecektir.

milliyetçilik en aşağılık edimleri gerektiğinde çoğaltarak kendimize itibar vermemizi sağlar. bizi kurban olmaya mecbur bırakarak kendi kendimize bakıp sarhoş olmamızı sağlar. bizi tüm saflığımızla canavarlaştırır, erdemlerimizin bütün erdemsizliklerin sıfatıyla donanmasını sağlar.

arzuladığımız ama seçmeye cesaret edemediğimiz şeyi bizim için o seçecektir. bizler adamakıllı hapı yuttuk. bu hastalık hiçbir ulusu esirgemez. bütün ülkeler onları birbirlerinin karşısına çıkartan ve boğaz boğaza gelecek denli harekete geçiren öfke türüne varana dek birbirine benzemektedirler.

milliyetçilik, yalnızca bir kitle olan toplumu teselli etme ve ona narcissus'un aynasını sunma sanatıdır: geleceğimiz bu aynayı parçalayacaktır.

23.02.2021

kadın

albert caraco

kadınlar ve aşk beni heyecanlandırmıyor.

doğru düzgün sevilmemiş, gülümsemenin gölgesiyle cezbolan erkekler misali okşanma, sevgi dilenecek değilim.

benim derinliklerim soğuk, ağırkanlı. bu derinliklerdeki sakinlik beni şaşırtıyor. henüz kendimi tanımazken bu vahiy bana benim bir filozof olmak için doğduğumu öğretiyor.

bir kadının kayda değer bir eserin yaratıcısı olması pek enderdir; ama böyle bir esere teşvik ettiğine -itiraf edelim ki- pek sık rastlanır. kadının ardında gizlendiği gölge bir büyüklük kaynağıdır; hatta çoğu kadının görünmeye çalıştığı ışıktan daha fazla.

31.01.2020

uzun lafın kısası

nilgün marmara: çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi! yiten bu işte.

godfrey hardy: en asil hırs, kalıcı değeri olan bir şeyler bırakmaktır.

dostoyevski: insanlar beni yüreklendirmek için "burada yalnızca sıradan insanlar var." diyorlar. oysa benim karmaşık bir insandan da çok korktuğum şey, sıradan bir insan zaten.

albert caraco: bizim yaşadığımız dünya, kabul olunamaz bir düzene göre kendini düzenleyerek ve bizim nihai amaçlarımıza zarar verecek şekilde sürdürdüğümüz, giderek saçmalaşan bir dünyadır.

jean meslier: din, her dönemde, insan ruhunu karanlıklarla doldurmaktan, gerçek bağlılık ve ilişkileri, gerçek görevleri, gerçek çıkarları hakkında onu tam bir cehalet içinde bulundurmaktan başka bir şey yapmamıştır.

yuval noah harari: modernite şaşırtıcı derecede basit bir anlaşmadır. tüm sözleşmeyi tek bir cümlede özetleyebilirsiniz: insanlar güç karşılığında anlamı terk etmiştir.

andre gide: herkesin hile yaptığı bir dünyada gerçek insan bir şarlatan gibi görünür.

thomas bernhard: bu ülkede bugün nereye bakarsak bakalım, gülünçlüğün bir lağım çukuruna bakıyoruz. bu kadar çok gülünçlük karşısında her sabah yüzümüz kıpkırmızı oluyor.

paulo coelho: en kusursuz cinayet budur: yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.

goethe: nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? güçlerinden, tam da en gereken yerde yoksun kalmaz mı? ve sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da sonsuzluğun bolluğunda kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilinçliliğine geri dönmüyor mu hep?

jean-jacques rousseau: onca felsefenin, insaniyetin, nezaketin ve haşmetli vecizenin ortasında, yanıltıcı ve boş bir dış görünüşten, faziletsiz şereften, irfansız akıldan ve mutluluk barındırmayan hazdan başkası yok elimizde. 

charles bukowski: hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

29.09.2019

uzun lafın kısası

martialis: her yerde olan hiçbir yerde değildir.

charles bukowski: gerçek kahkaha bire yirmi veren atı bulmaktır.

yuval noah harari: zihnimiz hazların geçici ve anlamsız titreşimlerden ibaret olduğunu kavradığında, duyduğumuz arzuyu da kaybederiz. hızla ortaya çıkıp kaybolan bir şeyin peşinde koşmanın ne anlamı olabilir?

paulo coelho: en kusursuz cinayet budur: yaşama sevincimizi kimlerin öldürdüğünü, bunu hangi güdüyle yaptıklarını, suçluların nerede bulunacağını bilemeyiz.

lewis namier: insan, siyasal öğreti ve dogmalarla zihninin serbestçe çalışmasını ne kadar az engellerse, düşüncesi için o kadar iyidir.

samuel beckett: yaşam diye bilinen sendrom tedaviye olanak tanımayacak kadar dağınıktır. tedavisi mümkün her tanıya karşılık kötüleşen bir başkası ortaya çıkar. insanları gereksinmeleri bir kısır döngü yaratır. eksikliğin niceliği asla değişmez.

thomas hardy: aşk, katı, gündelik gerçek yığınlarının arasındaki çatlaklarda yeşerir.

lev troçki: insan bir devrimi ya da bir savaşı önceden kestirebilir; fakat sonbaharda bir yaban ördeği avının sonuçlarını önceden kestirmesi imkansızdır.

jean meslier: aklımı hiçbir zaman kurban etmeyeceğim. çünkü, yalnız bu akıl, bana iyiliği kötülükten, hakkı batıldan ayırt ettirebilir.

albert caraco: bizim aramızdaki hiçbir sorumlunun felaketi öngörecek cesareti yoktur, itiraf edecek cesareti hiç yoktur. günümüzün koşulsuz buyruğu iyimserliktir. dipsiz uçurumun kıyısında bile iyimserliğimizi koruyoruz.

michel houellebecq: çözülmemiş bir olay eski bir yara gibidir, size asla huzur vermez.

goethe: nedir insan, hep övülen bu yarı tanrı? güçlerinden, tam da en gereken yerde yoksun kalmaz mı? ve sevinç içinde yükseldiği, acılarla yıkıldığı zaman, tam da sonsuzluğun bolluğunda kendini yitirmeyi özlediğinde, o vurdumduymaz ve soğuk bilinçliliğine geri dönmüyor mu hep?

2.05.2019

diyalektik

albert caraco

üç yüzyıldan beri bizim gözümüzü açmış olan şeylerin hiçbirini hatırlamamamızı sağlayan ve bilimsel olduğu ileri sürülen bu anlaşılmaz ve muğlak kavramlar yığını altında bocalayıp duruyoruz.

diyalektik denen boş sözler herhangi bir şeyi anın ihtiyaçlarına ve kanıtlayıcıların çıkarına göre kanıtlamayı sağlar; çünkü referans noktalarını direniş olasılıklarıyla birlikte ortadan kaldırır: kaos yapma makinesidir bu ve düzen adına bile olsa, gerçekten de saçmanın hizmetine verilmiş olan ve yok oluşun serbest alan bulduğu muhakeme gücümüzün son çabasıdır. elebaşları en son yok olacaktır, her şeyi kurban ettikten sonra, hiçliğin içinde bir şey olarak kalma isteğiyle.

tarihin dersleri belagat dolu ama biz bu dersler tarafından aydınlatılmak istemiyoruz. tarihi reddediyoruz. tek amacımız gerçekliği inkar edebilmek ve kendi yanılsamalarımız içinde ayak diremek. mucizeye inanıyoruz ve kendimizi yazgıya terk ederek bile olsa, bizi sürükleyen şeye teslim oluyoruz, bir şeyler değişir umuduyla. ütopyaya duyduğumuz inanç dışında hiçbir şey doğrulamıyor oysa bu umudu. en soğuk, en matematik ve en sinik ruhları ele geçiren bir tür taşkınlıktır bu. onların idealizme ödedikleri diyettir; ama gelecek, karanlık ve muğlak fikirlerin insafına kalmış bu derin hesapçılarla ve bu sözde diyalektikçilerle alay edecektir.

bizim aramızdaki hiçbir sorumlunun felaketi öngörecek cesareti yoktur, itiraf edecek cesareti hiç yoktur. günümüzün koşulsuz buyruğu iyimserliktir. dipsiz uçurumun kıyısında bile iyimserliğimizi koruyoruz. sözlü büyüye geri döndük, duayla koruyoruz kendimizi ve şeytan çıkartıyoruz. işin tuhafı, davranışlarımızdaki gülünçlük artık düzen içinde görülüyor. devlet şeflerimiz keramet taslayanlardan başkası değiller ve biz de onların egemenliğinde yaşarken, rıza gösteren kurbanlardan başkası olamayız.

düşünce ustalarımız boş sözlere batmış haldeler, anladığımız üç düzine sözcüğün yerine üç düzine meçhul söz koyduklarında ve bunlar aracılığıyla kendi kullanacakları bir kod oluşturduklarında, yeni temeller attıklarını onlara hayranlık diyeti ödememiz gerektiğini söylüyorlar bize. dünya hiç bu kadar sefilce açıklanmamıştı. ağırlıklar ve ölçüler yanlış, referans noktalarının hepsi sorunsallı. ben terimlerin kabulünden söz etmiyorum, fikirlerin kaosuna giriyoruz ve sözcüklerin fahişeliği bizi buna sürüklüyor.

değişenle değişime ayak direyenin diyalektiğini reddediyoruz. ayak direyeni değişime feda ediyoruz ve sonra da hiç referans noktamızın kalmamasına, kendimizi barbarların ortasında bulmamıza şaşırıyoruz. çünkü tek bildiğimiz şey, eğitmek iddiasında olduklarımızı barbarlaştırmak, onları hayata hazırlar gibi yaparak hayat karşısında silahsız bırakmak.

31.03.2019

uzun lafın kısası

trevanian: aşk dediğin şeyin yeri insanın kalbi değil, kasıklarıdır.

albert caraco: bizim dinlerimiz insan türünün kanseridir.

amin maalouf: her hata ölüme götürür ve yatağında ölen çok az emir vardır.

konfüçyüs: büyük ve üstün insanın yolu gerçekliktir. yemek onun hedefi olamaz. kıtlık olduğu zaman bile çift sürülebilir. böylece, bilgi ile kazanç elde edilebilir. üstün insan yoksul kalacağı için değil, gerçeği elde edemeyeceği için endişe duyar.

stendhal: zorbalara en çok yarayan düşünce, tanrı düşüncesidir.

ray bradbury: insanlığın en harikulade şeyi bu: hiçbir zaman her şeyi yeniden yapmasını engelleyecek kadar cesaretsizliğe veya iğrentiye kapılmaması. çünkü yaptığı işin ne kadar önemli ve yapılmaya değer olduğunu bilir.

ebu'l ala el-maarri: dünyada yaşayanlar ikiye ayrılır: beyni olup dini olmayanlar ve dini olup beyni olmayanlar.

"gerçekten aşık olduğun biriyle seks yapmak seni bambaşka bir boyuta taşır." (303)

yuval noah harari: modernite şaşırtıcı derecede basit bir anlaşmadır. tüm sözleşmeyi tek bir cümlede özetleyebilirsiniz: insanlar güç karşılığında anlamı terk etmiştir.

howard stern: tüm dinler beni hasta ediyor. din insanları birbirinden ayırmıştır.

vincent van gogh: gerçekten sevilmeye değer şeyleri sadakatle sevmeyi sürdürebilirse kişi; sevgisini anlamsız, değersiz, önemsiz şeylere ziyan etmezse,  zamanla daha çok ışığa kavuşacak, güçlenecektir.

wilhelm von humboldt: varlığımızın amacı, olabildiğince çok deneyimin süzülerek bilgeliğe dönüşmesidir. hayatın zirvesi her şeyin tadına bakmaktır.

27.02.2019

uzun lafın kısası

lev troçki: çölde manzara resmi yapılamaz.

esther vilar: erkeklerin profesyonel fahişeyi küçümsemesi bir çelişkidir; çünkü seks konusunda dürüst olan tek kadın odur.

konfüçyüs: insanların yanlışları, üyesi oldukları sınıfın belirgin niteliğidir.

richard sennett: bütün insanlar bir şeyi iyi yapmanın verdiği tatmini yaşamak ve yaptığı şeye inanmak ister.

mayakovski: ve insan sözcüklerde sevince yürek bir yazı takımı olup çıkıyor.

gilles deleuze: çöküşümüz yozlaşmamış her yere acıyı, yalnızlığı, suçluluğu, iletişim dramını, içselliğin olanca trajedisini sokuşturmaya çalışmamızla kanıtlanır. büyük kitaplardan şizoid kahkaha ve devrimci sevinç doğar, o sefil özseverliğimizin acıları ya da suçluluğumuzun dehşeti değil.

sigmund freud: nerede bir yasak varsa, orada buna neden olan bir arzu, itiraf edilmeyen ve bilinç dışında kalan bir tamah vardır.

ingeborg bachmann: ben, babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.

albert caraco: bizim yaşadığımız dünya, kabul olunamaz bir düzene göre kendini düzenleyerek ve bizim nihai amaçlarımıza zarar verecek şekilde sürdürdüğümüz, giderek saçmalaşan bir dünyadır.

paul valery: varoluşun saflığı içinde evren küçük bir kusurdur.

charles bukowski: yazmak uçmaktır benim için. ateşler yakmaktır. yazmak, ölümü sol cebimden çıkarıp duvara atıp tutmaktır.

nilgün marmara: ölürken kahkahamı ona bırakacağım.

25.02.2019

dünyanın sorunu

albert caraco

giderek daha tutucu oluyoruz, en yıpranmış ve en utanç verici köhnelikteki düşünceleri sürdürmeyi başarıyoruz.

bizim devrimlerimiz yalnızca laftadır. şeyleri yeniden şekillendirdiğimiz yanılsamasını edinmemiz için sözcükleri değiştirmemiz yeter. her şeyden ve kendimizden korkuyoruz. cesaretin ötesine geçerek cesaretin içini boşaltmanın ve deliliği ifrata vardırarak delilikle uğraşmanın yolunu buluruz. hiçbir şeye karşı çıkmıyoruz ve her şeyin düşük yapmasına, başarısız kalmasına yol açıyoruz. güçsüzlüğe bağlı ölçüsüzlüğün zaferi bu.

entelektüellerimizin tek bildiği oyun oynamak, tinselcilerimizin tek bildiği de yalan söylemek. hiçbiri dünyayı yeniden düşünmek üzerine kafa yormuyor, hiçbiri bize gerçekliği ölçüp biçme imkanı vermiyor. hepsi de kariyer peşinde. görgü kurallarını asla incitmeden birbirlerinin gözlerini oyma sanatındaki ustalıkları hayranlık verici!

içinde yaşadığımız şehirler ölümün okullarıdır; çünkü gayri insanidirler. bu şehirlerin her biri uğultunun ve leş kokunun kesiştiği kavşaklar halini almıştır. her biri binalardan oluşan bir kaos olmuştur. bu şehirlerin içine milyonlarcamız yığılarak yaşama nedenimizi yitirmekteyiz.

tekrarlanıp duran işlere koşturuyor ve doruklara yükselmekle övünüyoruz. ölçüsüzlüğün elinde esiriz ve düşünüp taşınmadan sürekli binalar inşa ediyoruz. dünya bir süre sonra yalnızca bir şantiye olacak.

burada, beyaz karıncalar gibi, milyarlarca kör, uğultunun ve leş kokusunun içinde otomatlar gibi didinip duracaktır soluksuz kalana dek. günün birinde deliler gibi uyanacak ve bıkıp usanmadan birbirlerini boğazlamaya koyulacaklar.

hayalî bir görevi yerine getirdiğimiz ve zaman aşımına uğramış buyruklara uyduğumuz için sefiliz; ama görev bizi iğrenç durumumuzdan çekip çıkarmıyor ve buyruklar bizi orada sebat etmeye zorluyor. yirmi yüzyıldır üzerimizde tahakküm süren ahlak düzeni miadını doldurdu. bizse onun barbarlığını ölçüyoruz hâlâ. o ayakta kalmaya çabalıyor, biz ölüyoruz.

içinde yaşadığımız dünya serttir, soğuktur, karanlıktır, adaletsiz ve yöntemlidir. yöneticileri ya içli salaklardır ya da derinlikli haytalar. kimse bu çağa denk değildir. biz aşıldık, ister küçük olalım ister büyük, meşruiyeti aklımız almıyor. iktidar bir oldu bitti iktidarıdır yalnızca, boyun eğilen bir ehveni şer.

tüm egemen sınıfları bir uçtan ötekine ortadan kaldırsak bile hiçbir şey değişmiş olmaz. elli yüzyıl önce kurulmuş düzenin kılı bile kıpırdamaz. ölüme doğru yürüyüş tek bir gün bile durmaz ve muzaffer isyancılara kalan tek seçenek eskimiş geleneklerin ve saçma buyrukların mirasçısı olmak olur.

komedi sona erdi, trajedi başlıyor. dünya giderek daha sert, daha soğuk, daha kasvetli ve daha adaletsiz olacak. her yanı istila eden kaosa rağmen giderek daha yöntemli bir dünya olacak: hatta bana kalırsa, dünyanın en az tartışmalı niteliği, sistem ruhu ile kargaşanın ittifakıdır. asla daha fazla disiplin ve daha fazla saçmalık, daha fazla hesap ve daha fazla paradoks, sonuçta daha fazla çözülmüş sorun -ama katışıksız kayıp olarak çözülmüş sorun- görülmeyecektir.

sansürün egemen olduğu ülkelerde gerçekliği inkar etmekten helak olunuyor; sansürün kalktığı ülkelerde herkes aklına geleni söylüyor. farklılık önemsiz gelebilir; çünkü yalan söylemek ile kendini yitirmek aynı anlama geliyor ve yalan söyleyenlerin de günün birinde kendini yitirenlere katılacakları söylenebilir.

şehirlerimiz birer kabusa döndü, şehirliler termitlere benziyor artık. her inşa edilen şey iğrenç çirkinlikte. biz artık tapınaklar, saraylar ya da mezarlar, zafer alanları ya da amfitiyatrolar inşa etmeyi bilmiyoruz. her adımda gözümüze hakaret ediliyor, kulağımız sağıra çevriliyor ve koku duyumuz umutsuzluğa kapılıyor. yakında kendimize, düzen neye yarar diye sorar hale geleceğiz.

bilginlerimiz dünyayı pahalı oyuncaklarla dolduruyorlar. onlar, doğayı bozarak, ona tecavüz ederek oyun oynayan koca oğlanlardır.

biçimler açılıyor ve içerikler kaçıyor. ağırlıklara ve ölçülere hile karıştı. en bilgili insanların bile yargısına güven olmuyor artık ve niteliksizlik zafer kazanıyor. hem de ona değer veren dalaverecilerle birlikte, hiç cezalandırılmadan.

dillerimiz yozlaşıyor, en güzel diller çirkinleşiyor, en iyi işitilenleri anlaşılmaz oluyor, şiir öldü, düzyazı kaos ile yavanlık arasında seçim yapmak durumunda. sanatlar yok olalı kaç kuşak geçti, en ünlü sanatçılarımız gelecekte küçümsenecek hokkabazlara benziyorlar. ne bir şey inşa etmeyi biliyoruz ne heykel yapmayı ne de resmi. müziğimiz bir iğrençlik, bu nedenle eski anıtları yıkmak yerine restore ediyoruz ve bu nedenle bütün üslupların koruyucusu kesiliyoruz -güçsüzlüğümüzün iki kez itirafı.

bizim yaşadığımız dünya, kabul olunamaz bir düzene göre kendini düzenleyerek ve bizim nihai amaçlarımıza zarar verecek şekilde sürdürdüğümüz, giderek saçmalaşan bir dünyadır.

çünkü insan üretmek ve tüketmek için bu dünyada değildir. üretmek ve tüketmek daima yalnızca tali olabilir. var olmak ve var olduğunu hissetmektir önemli olan. gerisi bizi karıncalar, termitler ve arılar düzeyine indirir.

şimdiden yaşayamayacak kadar kalabalığız. böcek gibi değil ama insan gibi yaşayamayacak kadar kalabalığız. toprağı tüketip çölleri büyütüyoruz. ırmaklarımız birer batak, okyanuslar can çekişiyor. ama iman, ahlak, düzen ve maddi çıkar bizi ilkel topluluklar halinde yaşamaya mahkum etmek için el birliği ediyorlar. dinlere mümin gerek, uluslara savunacak insan, sanayicilere tüketici. bu demektir ki herkese çocuk gerek, yetişkin olunca ne olacaklarının bir önemi yok.

en kötü düşmanlarımız bize umuttan söz edenler. sorunlarımızın çözüleceği ve arzularımızın karşılanacağı, neşeli, aydınlık, çalışmanın ve barışın olduğu bir gelecek vaat edenlerdir.

vaatlerini yenilemenin onlara bir bedeli yoktur; ama onlara kulak vermek bize çok pahalıya mal olur ve yalnızca yanlış fikirler ediniriz. biz ne kadar ilerlersek bu fikirler de o kadar etkili olur ve muğlaklığın sultası altında o ölçüde eziliriz.

hiçbir şey olduğundan fazla değil, her şey başka bir şey olma iddiasında, göründüğü gibi olmayı reddediyor. akıl almaz yüzlerce aldatmaca doğuyor böylelikle. yazarlar, saygınlık ve itibarla çevreli, ne yapacaklarını bilemez haldeler.

bunun sonucunda genel bir uyuşukluk yayılıyor her tarafa. ve eğer tarihin dersine kulak verseydik, uyuşukluktan sersemliğe giden yolun en kaygan yollardan biri olduğunu bilirdik.

hangi alanda olursa olsun aptallıkta birbirimizle yarışıyoruz. icatlarımız paradoksa çare bulamıyor. giderek daha zekice imkanlara sahip olurken giderek daha aptallaşıyoruz. biz bu imkanların yasasına tabi olacağız ve bu imkanlar da bize sahip olacak. biz hayal kırıklığına uğrarken devlet şeflerimiz imkanların ilk hizmetkarları olacaklar ve biz de sınırsız bir köleliğe bağlanacağız.

eserlerimizin ortasında, deliliğe ve aptallığa mahkumuz. kullandığımız imkanların ruhuna asla sahip olamıyoruz. kendi aralarında uyuşmayan planlar üzerinde yaşıyoruz. birbirlerimizin çağdaşı bile değiliz. ölçüsüzlük bizim ortak paydamız. tutarsızlıktan asla şaşmıyoruz. en hayranlık verici bahanelerle nesnelliğin içini boşaltıyoruz ve diyalektiğe başvurarak hakikatten gizleniyoruz. referans noktalarını keyfimizce çoğaltma ve ihtiyaçlarımıza göre bunları değiştirme sanatında mahiriz. sonunda bir labirent içinde dönüp durur hale geldik ve bizi sürükleyen hareket adına sentezi imkansız ilan ederek kendi müşkül durumumuzu meşrulaştırıyoruz.

hayvanlığa doğru yol alıyoruz ve vardığımız yer gayri insanilik. bıktırıcı ahlak öğütlerine ve iman bildirimlerine rağmen kendimizi haksız yere günahkar sanıyoruz. oysaki spermatik otomatlardan başka bir şey değiliz. insan dinin bize öğrettiği şey değildir, hiçbir zaman da olmamıştır. hem insanı yeniden tanımlamak hem de dünyayı yeniden düşünmek gerekiyor; ama bunu hayal etmek için bile artık çok geç.

daha ne kadar aldatabiliriz kendimizi? bütün mühletler doldu, insan sayısı fırtınaların patlayacağı bir deniz gibi şişiyor, tükenmiş toprakta çabalarımız tükeniyor. her yer susuz kalacak, hava şimdiden seyrekleşti. besinlere artık daha az güveniyoruz, ökümen'i artıklar dolduruyor, her şeyi zehirliyorlar. hakikat saati aynı zamanda can çekişme saati mi olacak? ölümümüzün karşısına ne çıkartacağız? devlet şeflerimizin buyruklarını mı yoksa tinselcilerimizin vaazlarını mı? bu parazitler ve bu kargaşa tezgahçıları bizim ne işimize yarıyorlar? birileri bizi çürümeye götürüyor, ötekiler bizi yüreklendirerek onları kutsuyorlar ve bizi kutsayarak da onları yüreklendiriyorlar.

düzenli adımlarla kaosa doğru gidiyoruz. kalbimiz umut dolu, yan gelip yatılan hayal ülkesinin peşindeyiz. bilim bizim otuz milyar çocuğumuzu ve torunumuzu ödüllendirecek, yüz ulus tek bir halk olacak ve üç ırk tek olacak. imkansızın geleceğini umut ederek, gerçekliğimizi küçümseyerek daha ne kadar kandırabiliriz kendimizi? çünkü insan, ne olursa olsun, aşılmış olmayacaktır.

31.12.2018

uzun lafın kısası

comte de volney: barışa, mutluluğa kavuşanlar, adaletten ayrılmayanlardır.

john milton: cehennemde efendi olmak yeğdir cennette köle olmaktan.

emil cioran: tüm toplumların temelinde aynı şey yatar: itaat ediyor olma gururu. bu gurur artık var olmadığında toplum da çöker.

jonathan swift: dünyada gerçek bir dahi varsa bunu anlamak kolaydır; çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.

albert caraco: çevremde delilik, aptallık ve cehalet, yalan ve hesapla yer değiştiriyor. hepsi de aynı erdemlere dayanıyor. dünya hiç bu kadar çok erdem görmemiştir. bunca erdeme rağmen kaosa doğru gidiyoruz.

john stuart mill: çoğu kez tek başına olmak anlamında yalnızlık, düşüncede ya da kişilikte olgunluğa ermenin ve derinleşmenin temel koşullarından biridir.

homeros: ölüler diyarında kralların kralı olmaktansa yeryüzünde fakir bir adamın uşağı olmayı yeğlerim.

charles bukowski: iyi bir sıçıştan sonra elinizi uzatıp tuvalet kağıdı olmadığını keşfetmek kadar berbat bir şey olamaz. dünyanın en korkunç insanı bile kıçını silmeyi hak eder.

yuval noah harari: devrim için kalabalıklar asla yetmez. devrimler çoğu zaman büyük kitlelerle değil olayları ateşleyen küçük gruplarla başlar. devrim için, "kaç kişi bizi destekler?" diye değil, "destekleyenler ne kadar etkin iş birliği yapabilir?" diye sormanız gerekir.

john kennedy toole: yeryüzündeki bütün hükümetleri alaşağı ettiğimiz zaman dünya savaş değil, dünya çapında toplu bir seks partisi yapacak.

5.12.2018

veda hutbesi

albert caraco

ben kendi zamanımın peygamberlerinden biriyim ve söz hakkım olmadığından, söyleyeceğim şeyi yazıyorum.

çevremde delilik, aptallık ve cehalet, yalan ve hesapla yer değiştiriyor. hepsi de aynı erdemlere dayanıyor. dünya hiç bu kadar çok erdem görmemiştir. bunca erdeme rağmen kaosa doğru gidiyoruz, bunca erdem bizi evrensel ölümden kurtaramıyor.

erdemler bizi düzenden kurtaramıyor ve düzen bizim yitimimiz için erdemlerden yararlanıyor. bizler artık bir sistemin kandırdığı kurbanlarız. çıkarlarımız konusunda bizi aldatıyor ve bizi kendi çıkarlarına kurban ederken bunların bizim de çıkarımız olduğu konusunda bizi ikna ediyor. 

böylece hepimiz iyi bir şey yaptığımızı sanıyoruz ve birbirimizle yarışırcasına kanıyoruz. ödülümüz delilik, içinde yaşadığımız atmosfer aptallık, bu atmosferde birinci görevimiz cahillik sanki. böylelikle yalan ile hesabın eli kolu serbest kalacak.

bizler çocuk kaldık ve aile varlığını sürdürdükçe de çocuk kalacağız.

ben zamanımızın peygamberlerinden biriyim, sessizlik kaplıyor üzerimi. benim söyleyecek sözüm olduğu hissedilince bunu öğrenmek istemediler, moda olmuş usullerle bu sözden uzak duruluyor. beni canlı canlı gömmek istiyorlar ama bunun sonucu, benim yandaşlarımı günün birinde daha fanatik kılmak olacak.

ben kendime çizdiğim yolda ısrarlıyım. bu yol artık açıktır. burada uzun süre tek başıma yürüyecek değilim. benim fikirlerim bu dünyada yoktu ve bu fikirleri benimseyecek olanlar, düzen adamları ile anarşistler arasında yeni bir halk oluşturacaktır.

anarşistlere yakın olduğum söylenemez. düzen adamları da anarşistler de beni aynı ölçüde dehşete düşürüyor. ben onların tartışmalarının üzerindeyim. yasallığa yeni bir eksen atfederek bu iki alternatiften kopuyorum. gelecekteki sitenin oluşumuna dişi ilkenin öncülük etmesini istiyorum ve bütün işaretlerin yerini değiştiriyorum. negatif olan artık negatif olmak zorunda değil ve henüz negatif olmayan muhakkak ki negatif olacaktır.

benim devrimim işte bu, gözlerimizin önünde başlıyor ve benim fikirlerim bunu yansıtıyor. ben ütopya vaaz etmiyorum, bir hakikati hayal meyal seçiyorum.

bana yapıcı olmadığım söylenecek. felaketin üzerinde inşaat yapmakla ve felaketi bu evreni düzene koymaya elverişli görmekle suçlanacağım. bana sosyal olmadığım söylenecek, kitlelerin kurban edilmesini öngörmekle ve insanın düzelebilmesi için felaketi gerekli bulmakla suçlanacağım. benim gayri insani olduğum söylenecek. çünkü milyarlarca böceğin yaşamı beni hiç ilgilendirmiyor ve ben evrenin insansızlaşmasını savunuyorum.

benim ahlaksız olduğum söylenecek. çünkü ben değerler eksenini sarsıyorum ve işaretlerin sırasını değiştiriyorum. haksızlıklarımı biliyorum, suçlu olduğumu kabul ediyorum, aynı yolda yürümekte ısrarlıyım. gelecekteki düzene inanıyorum. ben de o düzenin peygamberlerinden biriyim. soyumuzdan gelenler arkaik insanların savunmuş oldukları şeyi o düzende bulacaklar.

ben dünyanın başlangıçtaki halini yeniden kuranlardan biriyim. kadınların düzeni bizim itaat ettiğimiz düzenden çok daha eski. işte ben o düzenle bağ kuruyorum. temellerimizi altüst ederken tek amacım bu temelleri taşıyan şeyi gün ışığına çıkarmak. ben bunun üzerinde zaman dışı bir site inşa edeceğim yarın.

sanayileşmenin sağladığı mutluluk kırıntılarıyla -bu mutluluk geçici bile olsa- kendini tatmin olmuş gören ve giderek daha da ilgisizleşen sokaktaki insana kızmıyorum. yönünü şaşırmış bu bahtsız, ancak bir kabusun tam ortasında uyanacaktır. benim kitabım ona hitap etmiyor.

ben genç insanlara konuşuyorum. onlar, üniversitelerde ahlaka ve düzene başkaldırıyorlar. bu gençler çok fazla insanı korkutuyorlar ve eğer savaş patlak verirse ilk önce onların öleceğini biliyoruz. ben bu törensel kurbanlara konuşuyorum. ölüm düzeninin sonunda kurban ettiği, ahlak adına -kurban etmeyle şekillenen, kanla yeniden güç kazanan bir ahlak adına- kurban ettiği gençlerin isyan nedeni hakkında onları aydınlatıyorum ve hatta isyanı meşrulaştırıyorum.

bununla birlikte, son tahlilde onlara itaati öğütlüyorum. çünkü haklı olmak, gelecekteki tüm kuşaklar adına haklı olmak yetmez; şimdiki zamanda da hayatta kalmaya ve geleceğin kendini duyuracağı ana dek varlığı sürdürmeye ihtiyaç vardır.

bu nedenle, tiksindiğimiz düzeni ve aşağıladığımız ahlakı, bu hükümsüz düzen ile bu kabul olunamaz ahlakı, ne birinin ne diğerinin yerine bir şey koyabilmişken, heyhat, bunları elde silah savunacağız. çünkü karşıdakiler, savunulamaz ahlak adına ve mahkum edilmiş düzenin sancakları altında bize saldırmaya hazırlanıyorlar.

herkese soruyorum: bu barbarların karşısına ne çıkartacağız? hoşgörü, hatta aşırı hoşgörü mü? bizi alaya alıp ezerler bizi. eğer onların ordularının karşısına çiçeklerle süslü ve ellerimiz çıplak, barış vaaz ederek çıkarsak orta çağ'daki moğollar gibi yaparlar: otuz bin silahsız budist hacı, yüreklerine seslenebilme umuduyla karşılarına çıktığında, bir anlık şaşkınlıktan sonra hepsini yok ettiler.

tuzağa düşersek yandık. kardeşlikten söz ediyoruz. karşımızdakilerin dilenci ve intikamcı, çirkin, sağlıksız, ahlaksız, acımasız ve despotik olduğunu unutuyoruz. bizlerin en berbatından daha kötü ve en kararlı safsatacılarımızdan daha yalancı olduklarını unutuyoruz.

ama sonradan moğolların budist olduğunu söylerseniz, ben de hacıların öldüğü cevabını veririm. bizim ölmemiz gerektiğinde, boğazımızı uzatmayalım ve aldatılmış duygularla ölmeyelim, karşıtlarımıza yüreklilikte onlarla eşit olduğumuzu kanıtlayalım, yenildiğimizde onların bize muamele edeceği gibi davranalım onlara.

29.11.2018

uzun lafın kısası

charles bukowski: sığınak çukurlarında melek bulunmaz.

albert caraco: evreni yok eden şey zina değil doğurganlıktır, haz değil görevdir.

bertrand russell: milliyetçilik, insanoğlunun şimdiye dek karşılaştığı tehlikelerin en büyüğüdür.

robert musil: diplomasi, güvenilir bir düzenin ancak yalanla, korkaklıkla, yamyamca davranmakla, kısacası, insanların o sarsılmaz aşağılık yanlarıyla kurulabileceğini savunur. diplomasi, küçültücü bir idealizmdir.

zygmunt bauman: aşk bulunabilen bir şey değildir, buluntu nesne ya da hazır bir şey de değildir. her gün, her saat sürekli olarak yeniden yapılması gereken, daima diriltilmesi, teyit edilmesi, özen gösterilip ilgilenilmesi gereken bir şeydir.

immanuel kant: insanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz.

yuval noah harari: para şu ana kadar yaratılmış en evrensel ve en etkili karşılıklı güven sistemidir.

carl sagan: hiçbir devletin, hiçbir dinin, hiçbir ekonomik sistemin, hiçbir bilgi birikiminin hayatta kalmamıza yetecek tüm yanıtları vermeye yeterli olabileceği sanılmamalıdır.

comte de volney: insanlar aydın ve bilge olmadıkça, aralarındaki ilişkilerin, örgütlerindeki yasaların bilgisine dayanan adalet sanatını uygulamadıkça acı çekmekten kurtulamayacaklardır.

inci aral: yazmak, bugün her zamankinden daha fazla yaşamsal bir tepki, ifşa etme gereksinimi, cehennemin içinden gelen bir çığlık ve kesinlikle ucuzluktan kaçış olmalı. günümüzün yazara yüklediği sorumluluk budur.

30.09.2018

uzun lafın kısası

comte de volney: ah! yaşamak düşü sona erince, bütün bu didinmeler yararlı bir iz bırakmazlarsa neye yarar?

james joyce: niçin kelimeler bana bu kadar sıkıcı ve soğuk görünüyor? acaba senin adın kadar sevecen bir kelime olmadığı için mi?

amin maalouf: bütün mutluluklar geçicidir. ister bir hafta sürsün ister otuz yıl, son gün geldiğinde aynı gözyaşları dökülür ve bir gün daha sürsün diye cehennem ateşlerine razı olunur.

nietzsche: az yeter bana, bir yeter bana, hiç yeter bana.

panait istrati: eğitimciler çoğunlukla çocuk ruhundan bir şey anlamaz, çocukları trampet sesleri ve kırbaçla yürütürler.

albert caraco: bizim dinlerimiz vebadır ve onları destekleyen iktidarlar zehirleyici fesat çeteleridir. bizim tinselliğimiz zihinsel yetilerin mastürbasyonundan başka bir şey değildir.

cesare pavese: hiç serenat yapmadım. eğer kız hoşsa onun aradığı şey müzik değildir. o, öteki kızların önünde poz kesmek ister. bir erkektir onun aradığı. müzikten anlayan bir kız görmedim ömrümce.

j.j. rousseau: aşkın manevi unsurunun toplum alışkanlıklarından doğmuş, kadınlar tarafından, egemenliklerini kurmak, boyun eğmesi gereken cinsi üstün kılmak için ustalıkla, dikkatle kutsallaştırılmış yapay bir duygu olduğunu görmek zor değildir.

emil cioran: bütün çağlar boyunca, özgürlük, bir mistiğin hayatındaki vecd anlarından daha fazla bir yer tutmaz.

jean-claude kaufmann: kabul görme isteğinin toplumun her yerini sarmış olması çok doğal. herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

17.09.2018

kaos'un kutsal kitabı

albert caraco

yalnızlık, ölümün okullarından biridir, çoğunluk asla bu okula giremez. bütünlük başka bir yerde elde edilemez. aynı zamanda yalnızlığın da ödülüdür bütünlük.

insanlar hem özgürdür hem bağlı. arzu ettiklerinden daha özgür, fark ettiklerinden daha bağlıdırlar. çünkü faniler kitlesi uyurgezerlerden ibarettir ve onların uykudan uyanması asla düzenin çıkarına değildir; yönetilemez olurlar çünkü o zaman. düzen insanların dostu değildir, onları keyfince yönetmekle yetinir. ender olarak uygarlaştırmaya, daha da ender olarak insanileştirmeye çalışır.

tek kesinlik şudur: ölüm, tek kelimeyle her şeyin anlamıdır. insan ölüm karşısında sıradan bir şeydir yalnızca. halklar da aynı: tarih bir tutkudur, azaptır, kurbanları sürüyledir. içinde yaşadığımız dünya cehennemdir, hiçliğin ılımlılaştırdığı bir cehennem.

içine gömüldüğümüz bu evrende delilik, yabancılaşmış insanın, imkanlarının gerisinde kalmış ve eserlerinin kölesi olmuş insanın kendiliğindenliğinin alacağı biçimdir.

fikirler insanlardan daha canlı olduğundan fikirlerle yaşar insanlar ve onlar için ölürler gıklarını çıkarmadan. oysa tüm fikirlerimiz katildir. hiçbir fikir nesnelliğin, ölçünün ve tutarlılığın yasasına uymaz. ve bizler, bu fikirleri sürdüren bizler, otomatlar gibi yürürüz ölüme.

toplum bir hiçtir, bir biçimdir, içeriği yitik kitleden ibarettir. spermatik uyurgezerlerin dalaşıdır toplum, son derece aşağılık bir şeydir, filozofu hiç ilgilendirmez.

tarih büyük adamların eseridir, seçkinlerin boy ölçüştüğü kapalı alandır. yığınlar gösteriye kabul edilir ve yıkıma sürüklendiklerinde ise ölülerine ineklerden daha fazla değer verilmez.

savaş erkeğin iklimidir. erkek savaşa hazırlanır, savaş onun varlık nedenidir. insanlar erkek olduğu ölçüde yok olmaktan da o denli az çekinirler ve ölüm onlara yaşama nedenlerini de kapsayan bir şenlik gibi gelir. çünkü erdemlerimizin diyeti asla insan katlinden başka bir şey olmayacaktır.

mimarların tek özlemi, bize hazırladıkları kaderden kaçıp kırda yaşamaya gitmektir.

efendilerimiz bizim düşmanlarımızdır, tinselcilerimiz de bizi ayartanlar ve efendilerimizin suç ortaklarıdır. bizler öksüzüz ve bunu işitmek istemiyoruz. her yerde baba ve anne arıyoruz kendimize. gökyüzünde bile bize bu vaat ediliyor ve bizler ahlak düzeninin bizi varlığımızı sürdürmeye mecbur ettiği bu uçurumların dibinden sesleniyoruz onlara.

insanın kalbi değişmedi. insanın kalbi derin ve karanlık denize benzer. değişimler yalnızca duyarlılığımızın ışığı yansıttığı yüzeyde oluyor; ama biz derine indiğimizde olmuş olanı ve olacak olanı görürüz. felsefe buraya pek nüfuz etmez ve yalnızca teoloji uçurumun zarlarını elinde tutar.

içine gömüldüğümüz kaosta, düzende, yüzyıllardır kendimizi onayladığımız ve bizim otomatik adımlarımız altında parçalanan ölüm düzeninde olduğundan daha fazla mantık vardır.

gençler dünyayı kurtaramaz, dünya artık kurtarılamaz. kurtuluş fikri yanlış bir fikir, sayısız hatalarımızın bedelini ödememiz gerekiyor. artık hiçbir şeyi telafi edemeyiz, çok geç, telafi vakti bitti, reform vakti sona erdi.

4.04.2018

kadınlar

albert caraco

yalnızlığı, babalıktansa hiçliği tercih ediyorum.

kadınlar bizim için teselliden ziyade tehdittir, tersi bir yanılsamadır. aybaşı kanaması, hamilelik, doğurma ve emzirme; bu türden kölelikleri yüceltemeyiz. tiksinti verici şeyler bunlar. çok sayıda erkek, canavar olarak görülme korkusuyla hissettikleri dehşeti sergilemeseler de bunlar karşısında ürperiyor.

âşık erkekler bunları unutmuş gibi yaparlar, diğerleri sessizliği korurlar, yan çizilen ve hepimizi üzen bir konudur bu. müslümanlar kadınların bizimle birlikte cennetteyken bu acıları çekmeyeceklerini ileri sürerler, iyileşmekten umudu kesmektir bu. yahudiler her sabah tanrı'ya kendilerini erkek yarattığı için şükranlarını sunarlar.

dolayısıyla kadınlara karşı gönül okşayıcı davranış doğaldır. cinsiyetlerine bağlı sefaletten onları teselli etmeye çalışırız. bizim yasalarımız genellikle bu sefaleti iki misline çıkarmaya yarar, en başta da ahlaki ve dini yasalarımız. kadınlar bu yasaların kurbanıdırlar. biz onları mütevekkil kıldıkça daha da içler acısı olur halleri. yüzyıllardan beri onları daimi hamileliğe mecbur ediyoruz. onlara en insanlık dışı fikirleri aşılıyoruz.

bizim üretkenlik idealimizden daha acımasız ne olabilir? biz kadını kişisellikten yoksun bir alet mertebesine indiriyoruz ve onu üretmeye zorluyoruz, feda edilecek olanları, hem de zorunluluktan.

mutlu bekârlar! mutlu kısırlar! isa ile buddha hemfikirdi. onlar öldüğünden beri dünyaya gelen milyarlarca insanın kaçına imrenebiliriz ki? pek azına, kuşkusuz. ne diyordu platon? çağının en mutlu insanı olan büyük pers kralının, düşsüz bir gece kadar güzel pek az gün geçirmiş olduğunu söylüyordu.

25.03.2018

post mortem

albert caraco

hayat, bizim yaşama nedenlerimizin yanında hiçtir.

biraz daha kaba ol, biraz nankörlük beni teskin eder, özünde hepimiz korkunç bencilleriz.

dünya nasılsa öyledir ve semboller ise hayallerin zaafıdır.

kendini kutsal metinler'in altında saklayarak yaşadı, kendi sınırlarının berisinde ölen birçok kadının yazgısı da budur. aslında olmayı hak ettiği şey, varlığının gölgesinde kalmıştı, dolayısıyla bizimle tatlı tatlı ilişkiye geçiyordu.

bu dünyadaki hiç kimse her gün ya da akşamdan sabaha tapılmayı hak etmez.

ezeliyet duygusuyla buluşanlar teselli bulurlar ve bu duyguya sahip olanları hiçbir şey yıkamaz.

yaşam bir dayanaktır, yoksa neden değil. yaşam zorunludur; ama yeterli değildir: ölülerin bize verdiği ders budur.

dünya hayranlık verici ve genellikle daha bahtsız kadınlarla doludur.

bana mutluluk aramamayı öğütledi ve bütün mutsuzlukların kaynağının aramak olduğuna beni ikna etti, pek de haksız olmadığını düşünüyorum, en ufak sarhoşluk bile bir yükümlülüktür ve reddedilmek asla cezalandırılmak olmaz.

hiçlik sevginin bedelidir ve hiçliğin tacı sevgidir.

acının bile içinde sanılandan çok kendini beğenmişlik ve itiraf edilenden çok şehvet vardır.

bizi tecrit eden yas, bizi hantallaşmak zorunda bırakarak, sonunda yeniden yükümlülük altına alır: o zaman herkese benzeriz ve herkesin dengi oluruz, herkesle birlikte kayıp kitleyi oluştururuz. arzunun, kaygının, sevgi ve nefretin, yanılsama oyuncaklarının ve olumsallık kölelerinin dokuduğu ağlara kapılır kalırız.

13.05.2017

perhiz

albert caraco

her yerde acı var, ilk görev acıyı ortadan kaldırmak. acı aşkın parasıdır, aşk ve acı aynı çizgide yürüyorlar.

ne kadar az seversek o kadar az tehdit altındayız. sevginin özü soysuzlaşıp ürpermektir. severek başkaları için ürpermeyi öğreniyoruz ve kaygı zincirini boynumuzda taşıyoruz. yazgılarımız en masum bakirelerin gözlerinde uyukluyor, en hayranlık verici kızların gölgesinde kölelik silahlarını kuşanmış yürüyor, yanılsama her kuşakta yeniden doğuyor, sarılıp kucaklaşmalar yanılsamayı sürdürüyor; yüzyıllar ve binyıllar var ki bunun tek çaresi cinsel perhizdir.

acının çaresi aşkınlıktır, hiçbir acı aşkınlığa direnemez. yol uzun değil, bizim erdemlerimiz de bu yolu kısaltır. erdemin ödülü alışkanlıklarımıza damgasını vuran düzendedir. çoğu zaman alışkanlıklar sayesinde varlığımızı sürdürdüğümüzden, sonunda alışkanlıklarımız en az doğal erdemleri bile doğallaştırırlar. biz de dönüşürüz ve sonuçta bizi dönüştüren hareketin elimizden kaçtığını fark ederiz. nihayet olgunlaşmışızdır ve belli belirsiz yol alarak doğa durumundan lütuf durumuna geçeriz.

2.08.2015

din

albert caraco

bizim dinlerimiz vebadır ve onları destekleyen iktidarlar zehirleyici fesat çeteleridir. bizim tinselliğimiz zihinsel yetilerin mastürbasyonundan başka bir şey değildir.

devlet başkanlarının kendi batıl inançlarını bir unvan haline getirmeleri ve bir ibadetin törenlerini bundan böyle kendi varlıklarıyla onurlandırmaları meşru değildir. yaşadığımız yüzyılda insan adına layık biri hiçbir şeye inanmaz.

insanlık, maruz kalacağı şeyi bütünüyle ister, sahip olduğu şeydense feragat eder. toplum fark ettiği birazcık şeyi de anlamayı reddediyor, kendisini uyaranlardan tiksiniyor. sivil ve dini iktidarın fikir birliğiyle sessizliğe mahkum ediliyor bu uyarıcılar. bu sivil ve dini iktidarlar sağırları harekete geçirerek körleri aldatan bir avuç insandır.

kendilerine saygı göstermeye bizi mecbur eden ve bize akıl dışına çıkmayı öğreten tinselciler utansın! eğer onlar hiç olmasaydı daha az sefil ve daha az gülünç olurduk. bu hayal vaazcıları ve beş para etmez teselliciler artık hiçbir işimize yaramıyorlar. yalnızca kendimize dair, onlara dair ve gerçekliğimize dair bizi aldatmaya yaradılar. kalpazanlar cezalandırılıyor ama yanlış fikirlere itibar kazandırarak yaşayanlar esirgeniyor. hoşgörü bir aldatmacadır, saygı ise bir sayıklama.

tüccarlar ve din adamları zenginleşmek ve tahakküm kurmak isterler, maddi kâr ve manevi itibar isterler. bunları bizim salaklığımız sayesinde elde ediyorlar; çünkü bizim gözümüzün açılması onların ve sefaletin sonu olacaktır. onları savunanların, hırsız uğursuz takımının, itaat vaaz edenlerin niyeti, bizi öldürmek pahasına da olsa kendi kurumlarını ebedileştirmektir.

onların büyük saygı gösterdikleri şeye hakaret etmek bir görevdir; çünkü kutsallığa hakaret etmeden değişim kök salamaz. değişmekte ne kadar gecikirsek kötülükleri ve ıstırapları o kadar fazla hissederiz.

3.03.2015

felaket

albert caraco

felaket şart, felaket arzu edilir, felaket meşru, felaket tanrının lütfu. dünya daha ucuza yenilenmez ve eğer dünya yenilenmezse kendisine mikrop bulaştıran insanlarla birlikte yok olmak zorunda kalacak.

insanlar evrene cüzam gibi yayıldılar ve çoğaldıkça evrenin doğasını bozuyorlar. çoğalarak tanrılarına hizmet ettiklerini sanıyorlar. tüccarlar ve din adamları onların doğurganlığını onaylıyor. tüccarlar bu sayede zenginleştikleri için, din adamları ise kendi saygınlıkları artıyor diye onaylıyorlar. bilginler bize tehlikeyi belirtiyor ama onların sesi de neredeyse her zaman boğuluyor. ahlakın ve ticaretin çıkarları bozulmaz bir ittifak oluşturuyor.

para ve tinsellik hareketin durmasına tahammül edemez. tacirler tüketici ister, din adamları aile ister. savaş onları nüfusun azalmasından daha az korkutuyor. ölüm düzeninin en sağlam destekçileri tacirler ve din adamları. insanlık bu komployu hatırlamak zorunda. facia gündelik yaşamın bir parçası olduğunda, yalnızca kendi yaşamları adına insanlığı kaosa teslim edenleri cezalandırmalıdır.

müminler geleceğimiz ile kendimiz arasındaki fazlalıktır. iman artık insanları kurtaramaz. ne kurtarması! onları sadece ölüme sürükler. iman oburluktan ve zinadan başka bir şey değildir; ama oburluk ve zina bize düşünmeyi öğretemez.

artık bütün güç ve kaynaklarımıza ihtiyacımız var. dünyayı yeniden düşünmek istiyorsak, hayatın ve ölümün tek hakiminin insan olduğu bir dünya düşünmek istiyorsak başka çaremiz yok. tek hakimi diyorum, beni iyi dinleyin; çünkü metafizik aldatmaca son soluğunu verdi artık, kendi güçsüzlüğümüzün ardına sığınamayız.

sözde vahyedilmiş dinlerimiz insan türünün mezarını inşa etmekten başka bir şey yapamadılar. çarmıh deliliği artık insanın deliliğidir, kurban etme şehveti eserlerimizin sonuncusudur, ölüm zevki ise fikirlerimizin sonu olacaktır.