george sand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
george sand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28.12.2020

ölüm

george sand


"alnının teriyle
zavallı yaşamını kazanacaktın
uzun bir çalışma ve didinmeden sonra
işte ölüm seni bekliyor"

hans holbein'ın bir kompozisyonunun altındaki, eski fransızcayla yazılmış bu dörtlük, yalınlığı içinde derin bir üzüncü anlatır.

resim, bir tarlada çift süren bir çiftçiyi betimler. uzakta geniş bir ova, bu ovada yoksul kulübeler göze çarpar. güneş, tepenin ardında batıyor. çetin bir iş gününün sonudur. köylü, üstü başı eski püskü, bodur ve yaşlı bir adamdır. yeddiği atlar zayıftır, bitkindir; saban engebeli ve sert bir toprağa saplanmıştır. bu ter ve didinme sahnesinde yalnızca bir yaratık neşeli ve çeviktir. bu, ürkmüş atların yanı sıra, saban izleri içinde koşan ve atları kamçılayarak yaşlı çiftçiye yamaklık eden düşlemsel bir kişi, kamçılı bir iskelettir. holbein'ın felsefi ve dinsel olduğu kadar üzücü ve gülünç konularının arasına simgesel olarak kattığı bu ürkütücü hayal ölümdür ve ölümün simgesi adını almıştır.

sanatçının yapıtına, hep amansız bir üzünç, korkunç bir yazgı egemendir. bu, insanlığın kara yazısıdır.

20.08.2019

kahramanın çağrısı

"gerçek hitabet, hitabeti umursamaz."

pascal: ateşli insanların, tartışmalarda, bilinçleri onlara başka bir kanıt vermediği zaman, yalnızca gerçek kaygısıyla davranmadan ve bu gerçeği bazen çok sonraları fark ederek, kendi menfaatleri için, üzüntü uyandıran davranışlara kendilerini kaptırdıklarını görmek olağan değil midir?

henri bergson: azizlerin niçin taklitçileri vardır ve iyilikte büyük olan insanlar neden arkalarından yığınları sürüklemişlerdir? hiçbir şey istemiyorlar ve buna rağmen elde ediyorlar. teşvik etmeye gereksinimleri yoktur, yalnızca var olurlar; varoluşları bir çağrıdır.

gustave flaubert: siz, bütün gün, bir sözcük bulmak için, zavallı beynine baskı yaparak başı iki eli arasında kalmanın ne olduğunu bilmiyorsunuz. sizde fikir, bir nehir gibi geniş ve aralıksız akıyor. bende, çok az bir su akıntısı. bir çağlayan elde etmek için bana çok büyük sanat çalışmaları gerekiyor. (george sand'e mektup)

jean-richard bloch: bir çocuk koyu bir maviliğin harikalığı karşısında duralar, haykırır, hayranlığı tüm dünyayı yardıma çağırır. yetişkin bir insan geçer; gazete okuyan, bilgilenmiş bir insandır; bir gözünü riske eder, yarı şaşırmış, yarı yatışmış bir ses tonuyla şöyle der: "ne olmuş?! bu sadece bir bok böceği!" el değmemiş duyumunu adlar dizininin çevresine sokarak, olası bir kazayı daha önce görülmüş bir şeyin içine yerleştirerek sakinleşir ve uzaklaşır.

bergson için iki tür ahlak vardır: "kapalı ahlak" olan birincisi yalnızca toplumsal baskının sonucudur. "açık ahlak" olan diğeri, entelektüel olarak tanımlanmamış da olsa elit bir kişilikte cisimleşen bir ideale özlemdir. kahramanın çağrısıdır.

21.07.2018

felsefenin ışığında

marcel proust: her şeyin kaybedildiği zamanlardadır ki bizi kurtaracak uyarı gelir.

georges gusdorf: eğer akıl insansal düşüncenin en üst organı ise, gerçeğin görevi içimizdeki birbirinin zıddı özlemleri kavramak ve düzenlemek, akla kendisine ait olan yeri vererek bu özlemlerin her birine hakkını vermektir.

henri bergson: zeka, içgüdüye ve sezgiye karşı çıkan üretici bir yetidir.

francis herbert bradley: kişisel ahlak olmadan ahlaksal kurumlar ölü kütlelerdir ve ahlaksal kurumlardan kopmuş kişisel ahlak gerçek dışı bir şeydir, bedensiz bir ruhtur.

jean-marie guyau: yasal cinayet, yasa dışı cinayetten daha saçmadır.

frederic rauh: bir parti, eğer üyeleri açık bilime, eleştiriye yabancı ise ahlaksızdır. dürüst insan inancını üst bir ilkeye bağlamaktan çok onu derinleştirmeyi, ortaya çıkarmayı, geliştirmeyi düşünür. düşüncesi eleştireldir.

george sand: bir kitap yazma işiyle ilgilenmediğim veya yeni birisini yazma hayali kurmadığım zaman can sıkıntısından ağlama isteği duyuyorum.

ferdinand alquie: insan, içinde kaybolduğu, sınırlandığı, yabancılaştığı her şeyi aşabilir ve aşmak zorundadır; ama insanı aşamaz.

pierre janet: en zor şey, tüm depresyonlarda en hızlı ve en çok yok olan, tüm biçimleriyle gerçeğin kavranmasıdır. bir algıyı veya bir fikri onun gerçek olduğu duygusuyla kavramak, yani bu algının çevresinde tüm eğilimlerimizi ve etkinliklerimizi birleştirmek dikkatin en büyük eseridir.

maine de biran: içsel duygumuzun yapısına dayanan ahlaksal yapının temeli, varlığımızın üzerinde her zaman en fazla bilgisiz olduğu tarafıdır.

spinoza: muhteşem şeylerin hepsi ender oldukları kadar zordurlar.

leon brunschvicg: eğer bizi çevreleyen dünyaya akılcı bir düzeni yerleştirmeyi başaramazsak, kendimiz aracılığıyla kendimiz için akılcı varlıklar haline gelemeyeceğiz. jules lachelier'nin ifadesine göre: "dışarıdaki tutarsızlık, içerideki deliliktir." ancak insanlar arasında insanız, ancak bedenler arasında bedeniz.

17.10.2017

sanat

george sand

sanat yapıtının doğuşunda biricik esin kaynağı, en sıradan bir düşünce ya da en sıradan bir durum olduğu halde, eleştirmenlerin onu hep uzaklarda aramalarına şaşarım.


kimse kendi başına bir devrim yapamaz. aslında, hele güzel sanatlarda, bu görevi herkes üzerine almış olduğu için, insanlık onu ayrımına varmadan gerçekleştirir.

güzelliğin yalınlıkta olduğunu anladım, duyumsadım. ancak, görmek ve betimlemek ayrı ayrı şeylerdir. sanatçının bütün isteği, görmeyi bilenleri görmeye yönlendirmektir. onun için, sizler görün; gökyüzünü, tarlaları, ağaçları ve özellikle saf ve doğal yaşayışları içinde köylüleri görün.

yeryüzündeki bütün servetler, ürünler, meyveler, uzun otlar arasında semiren gururlu hayvanlar, kimilerinin malı; büyük çoğunluğunsa yorgunluk ve kölelik araçlarıdır.

16.04.2017

küçük yerlerin ruhu

george sand

küçük yerlerin ruhunu bilirsiniz şüphesiz, dünyanın en kötücül topluluklarıdır bunlar. buralarda iyi insanların değeri hiçbir zaman bilinmez, zeki insanlar doğuştan halk düşmanıdır. budala ya da görgüsüz bir adama ilgi gösterirseniz herkes onun başına üşüşür. biriyle kavga etseniz, bir gösteri izler gibi izlemeye gelir, bahse girer, görme ve duyma konusunda açgözlülüklerinden dibinize kadar sokulurlar. düşeni çamura bulayacak, lanetleyeceklerdir. her zaman, hata yapan zayıf kabul edilir. ön yargılar, eziklikler, hatalarla savaşırsanız, onlara kişisel olarak hakaret etmiş, en değerli varlıklarına saldırmış sayılır, ondan sonra kalleş ve tehlikeli kabul edilirsiniz. adını bile bilmediğiniz insanlar tarafından mahkemelerde tazminat ödemeye çağrılacak, karşınızdakileri dürüst olmayan insanları kastetmiş olduğunuza ikna etmek zorunda bırakılacaksınızdır. ne diyeyim? bu insanlardan biriyle karşılaştığınızda, gün batımı vakti, insanın gölgesi otuz ayak öteye uzandığında bile gölgesine basmaktan kaçının. bütün bu alan o küçük adama aittir ve ayağınızın ucuyla dokunmaya bile hakkınız yoktur. onun soluduğu havayı soluyarak bile hata eder, sağlığınızdan olursunuz. onun çeşmesinden su içerseniz, kurutursunuz. onun köyünde ticaret yaparsanız, satın aldığı mallarla sizi şereflendirmiş sayılır. ona tütün ikram ederseniz, zehirlemişsinizdir. kızını güzel bulursanız, baştan çıkarmak istiyorsunuz demektir. karısının aslında sahip olmadığı erdemleri överseniz, bu durum yüreğinizin derinliklerinde cehaletini aşağıladığınız, soğuk bir ironi yaptığınız anlamına gelir. onun evindeyken iltifatta bulunma gafletine düşerseniz, sözünüzü anlamayacak ve her yerde ona hakaret ettiğinizden söz edecektir. evlerinizi alın ve koruların derinliklerine, ıssız diyarların ortalarına taşıyın. bu küçük yer insanları yalnızca orada rahat bırakacaktır sizi.

3.01.2016

evlilik

john milton: iyi bir evlilik, uyumlu ve mutlu bir muhabbettir.

maupassant: evlilik ve aşk birlikte var olamaz. insan bir aile kurmak için evlenir ve aileyi de toplumu oluşturmak için kurar. insan yalnızca bir kez evlenir; çünkü dünya böyle ister; ama yaşam içinde yirmi kez sevebilirsin; çünkü doğa bizi böyle yarattı.

montaigne: iyi bir evlilik, eğer varsa, arkadaşlığı ve aşk koşulunu reddeder.

balzac: kadın sözleşme yoluyla elde edilen bir maldır; taşınır cinstendir; çünkü kim kullanıyorsa onun malıdır; açıkçası erkeğe eklentiden başka bir şey değildir.

montaigne: dini ve dindarlığı gösteren bir bağdır evlilik. işte bu yüzden, ondan alınan haz bastırılan, ciddi ve birtakım zorunluluklarla karışık bir hazdır.

george sand: evlilik, toplumun hazırladığı en barbar kurumlardan biridir.

pascal bruckner: çiftleşme aynı zamanda hem topluma karşı isyandır hem de insan doğasının gereğini yerine getirmektir. özgürleştirme hareketinin öncülerinin coşkuları ve kavgacı tonları, duygululuğun kaynağına müdahale etmeye can atıyor olmalarından kaynaklanır.

georg c. lichtenberg: aşk kördür, onun görmesini sağlayan, evliliktir.

27.02.2015

uzun lafın kısası

salah birsel: her şahın işi, eninde sonunda iyi bir piyade ile biter.

andre malraux: yoksullar savaşmaya kararlı olduklarında zenginleri her zaman yenerler.

bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.

konfüçyüs: insanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir.

chuck palahniuk: seks yaparken bir erkeğe annesini sorarsanız büyük patlamayı sonsuza kadar geciktirebilirsiniz.

ernest hemingway: erkek yenilgi için yaratılmamıştır. erkek mahvedilebilir ama yenilmez.

harper lee: bir avın peşinde koşarken yapılacak en iyi şey, avı kendi haline bırakmaktır. hiçbir şey söylemeyince mutlaka meraklanır ve ortaya çıkar.

melih cevdet anday: ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

oscar wilde: kaba gücü bir noktaya kadar anlarım; ancak kaba mantığa katlanılamaz.

tacitus: iyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil nefretle karşılarız.

george sand: şefkat ve özverili bir dostluktan başka her şey geçicidir.

wolfgang günter lerch: sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.

26.09.2014

indiana

george sand

insanlar kendilerini oldukları gibi görmekten hoşlanmazlar.

aşk kadının erdemidir. kadın, aşk uğruna işlediği günahlarla gurur duyar. pişmanlıklarına katlanma kahramanlığını aşktan alır. işlediği günah ona ne kadar pahalıya mal olursa olsun, sevdiğini o kadar hak etmiş sayılır. işte din fanatiklerinin eline hançeri veren de bu fanatizmdir.

egoizm bizi insanların bize kötülük yapmasını engellemek amacıyla iyilik yapmaya götürür.

erkekler ve özellikle de aşıklar, kadınlardaki cesarete hayranlık duymaktansa, zayıflıklarını korumayı istemek gibi masum bir kendini beğenmişlik gösteriyor.

şefkat ve özverili bir dostluktan gayrı her şey geçicidir.

yüce gönüllülerin uzak durduğu bazı sistemlere bağlı olan bir ruhun iyi olduğunu nasıl kabul ederim? idam cezasının gerekliliğini destekleyen bir adamla aramda, ne kadar bilinçli ve aydın olursa olsun, emin olun herhangi bir sempati oluşamaz. bu adam bana reddettiğim gerçekleri kabul ettirmek isteyecek ama asla başarılı olamayacaktır. çünkü ona güven duymak elimde olan bir şey değildir.

zayıf varlıklar büyük korkular ve önsezilerden başka bir şey yaşamaz.

kadınlar tavsiye vermek için değil itaat etmek için yaratılmıştır.

toplum yalnızca küçük ve yaygın hatalara karşı serttir. nadir rastlanan bir cesaret karşısında şaşırır, isyan eden bir bahtsız insan bütün silahlarını elinden alır. toplum bazen kendisine meydan okunmasını ister. var olan yollardan tırmananlara hayranlık göstermez.

yaşadığımız çağdan ne kadar ilerde olursak ondan o kadar ıstırap çekeriz.

bizi kadınların yanında aptallaştıran isteklerimizin şiddeti, aşkımızın verdiği aceleciliktir. bu heyecanları biraz da olsa törpülemeyi başarmış bir erkek, kendi seveceğine karşısındaki tarafından beğenilmek konusunda aceleci davranır.

duyarlılıklarını bol keseden harcamayan insanlar, yeri geldiğinde bazen fazlasıyla duyarlı olabilirler.

dostum, insanlar sizi suçluyorsa, mutluluğunuz en iyi yanıt olur.

insanların kirletemediği saf ve naif vicdanınızla sizin için mutluluğumuz erdemimizin işareti; oysa insanlar için, günahımızın ta kendisi. boşverin. yalnızlık iyidir. insanlar pişmanlığa değmez.

dünyadan kopmak için çok fazla güç, bu gücü bulmak içinse çok fazla acı gerekiyor.

insanın öküz gibi bir sabrı, taşı parçalayacak güçte bir bileği olunca, anlatmaya değer ne iyi ne de değişik olayları vardır; ne de heyecanları olabilir.

bu dünyadan bir bütün olarak ayrılan insan, ölümle her şeyin bittiğine inanan insandır.

geziye çıkınca en güç şey saf doğayı bulabilmektir; çünkü insanoğlu her yeri düzenlemiş, hemen her yeri bozmuştur.

anlayış için gereken şey kafada, takdir etmek için gereken ise gönülde bulunur.

30.01.2014

siyaset

george sand

ailelerin içine sohbet konusu olarak siyaseti sokmak büyük bir ihtiyatsızlıktır. bugün hâlâ huzur dolu anlar yaşayabilenlere hiçbir gazeteye abone olmamalarını, bütçeyle ilgili en küçük bir makaleyi okumamalarını, bir vaha gibi kendi topraklarının derinliklerine çekilmelerini ve kendileriyle toplumun kalanı arasına aşılmaz bir sınır çizmelerini öneririm. çünkü tartışmalarımızın gürültüsünün evlerine kadar ulaşmasına izin verirlerse, birliklerinden ve huzurlarından olurlar. görüş ayrılıklarının yakınlar arasında nasıl bir sertlik ve gizli düşmanlığa neden olacağı tahmin bile edilmez. oysa bunlar çoğunlukla karakterle ilgili eksikliklere saldırmak üzere, zeka ve yürekteki kötülüğün kullanılması için fırsat oluşturur.

19.06.2013

aylak insan

george sand

aylak insan, kıra, sağlık kazanmak ve hava almak üzere gelir. sonra kölelerinin emeğiyle elde edilen kazancı harcamak üzere büyük kentlere döner. ırgatlara gelince; bunlar, pek yorgun, pek mutsuz ve gelecekten pek kaygılı oldukları için, kırların güzelliğinden, kır yaşamının zevklerinden yararlanamazlar. onlar, altın renkli tarlalara, güzel çayırlara, gururlu hayvanlara, gereksinmelerine yetişmeyecek denli küçük bir kısmı kendilerinin olan para torbaları gözüyle bakarlar. böyle olduğu halde, aylağı hoşnut etmek ve onun toprağında sıkıntılı, sürünürcesine bir yaşam sürme karşılığını vermek için, bu ilençli torbaları her yıl doldurmak gerekir.


oysa, doğa sonsuza dek gençtir, güzeldir ve eliaçıktır. özgürce gelişmelerine olanak tanınan bütün yaratıklar ve bitkiler, üzerine şiirini ve büyüsünü saçar. mutluluğun gizi ondadır ve bu gizi ondan kimse çalamamıştır. en mutlu insan, işini bilen, elleriyle çalışan, gönencini ve özgürlüğünü, bilinçli zekasını kullanmakta bulan, duyguyla ve mantıkla yaşamak ve kendi yapıtını anlamak, tanrının yapıtını sevmek olanağını bulan insan olabilir.

31.05.2011

uzun lafın kısası

sigmund freud: varoluş bir hastalıktır.

george sand: zina, bir kadının sevgilisiyle geçireceği bir saat değil, ondan sonra geceyi kocasının kollarında geçirecek olmasıdır.

arundhati roy: düşlerini yitirirsen aklını da yitirirsin.

ece temelkuran: kadınlar avcılarla birlikte olmak ister. kabul edin ya da etmeyin bu böyledir. hiçbir kadın bir çiftçiye aşık olmaz.

franz kafka: nasıl yaşanırsa öyle ölünür.

ingeborg bachmann: insanın gerçek ölümü hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır.

adam fawer: insanın her zaman seçenekleri vardır.

herta müller: bir kadınla erkeğin birbirlerine verecek bir şeyleri olduğunda aynı yatağa girerler. insanlığın en iyi icadıdır yatak.

maggie gee: erkekler güçlüymüş gibi davranırlar ama aslında bebekten farkları yoktur.

vasili grossman: dünya üzerinde sadece ve sadece dar kafalı, kendi haklılığını sarsılmaz bir duygu haline getirmiş olan insanlar hüküm sürerler.

peter weiss: demokratik yönetimin anlamı, herkesin fikrinin geçerli olmasıdır.

julian barnes: ben kendi payıma, tohuma kaçmış bir bekar ya da cinsel açıdan soğuk bir eş yerine, zina yapan bir koca ya da aklı hep orasında olan biri tarafından yönetilmeyi yeğlerim.

27.01.2011

boardwalk empire

sadece krallar birbirini anlar.

bazı adamlara bir rozet, bir silah bir de hazinedarlık verirsen gücün kendilerinde olduğunu zannederler.

eğer gerçekten bir tanrı olsaydı bana bu suratı verir miydi?

pantolonuna çamur bulaşınca -ya da at pisliği- silmene gerek yok. kurumasını beklersin. bir süre geçmesini. kuruyunca süpürüp çıkarması çok daha kolay olur.

hepimizin taşıdığı yükler vardır.

dilekler at olsaydı dilenciler onlara binerlerdi.

komik olan ne biliyor musun? gücü kimse alamaz. birilerinin ona bunu vermesi gerekir.

uzak ihtimali kimse bir kumarbaz kadar sevemez.

adam kondom almak için eczaneye girer.
eczacı sorar: "poşet de ister misin?"
adam der ki: "hayır sağol, o kadar çirkin değil."

bir kraliçeye orospu gibi; bir orospuya kraliçe gibi davranacaksın.

"sadaka, alanı küçük düşürür; dağıtanı da yükseltir." (george sand)

hayatımın büyük kısmını kumarbazlıkla geçirdim. bazı günler 20 bahis yaparım; bazı günler hiç yapmam. harekete geçmek için haftalar belki aylar var; bir gün bahis yapmazsam sadece yapacak bir şeyim olmadığı içindir. yani beklerim, planlarım, kaynaklarımı düzenlerim. ve sonunda bahis yapmak için bir fırsat gördüğümde ise paramın hepsini yatırırım.

30.09.2009

uzun lafın kısası

cesare pavese:
 edebiyat, yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır.

george sand: duyarlılıklarını bol keseden harcamayan insanlar, yeri geldiğinde bazen fazlasıyla duyarlı olabilirler.

irvin yalom: gerçekten sevilmek, anımsanmak, bir başkasıyla sonsuza dek birleşmek ölümsüz olmaktır ve varoluşun canevindeki yalnızlıktan korunmaktır.

marguerite duras: açlığın yarattığı yanmayı hiçbir şey dindiremez.

nazım hikmet: biz güzel sanatlar sahasında hâlâ ananelerin esiriyiz. sanatı hâlâ afyon çekmek kabilinden bir şey telakki edenler az değildir.

platon: insanca olan hiçbir şeyi fazlaca ciddiye almaya değmez. ne olursa olsun.

ahmet oktay: uyumlu insan, belirli tarihsel koşullarda, uyumsuz insandan çok daha tehlikelidir. büyük zalimler, iktidarlarını bu tür normallerin sayesinde kurabiliyor ancak.

jean p. sasson: amaçlarına ulaşmak için durumu ustalıkla idare etmek kadınların en güçlü silahıdır.

veysel atayman: bir kanlı katilin bir halk kahramanına dönüşmesi ancak tutuculuğun, gelenekselciliğin, aşırı milliyetçiliğin topluma egemen olduğu ülkelerde olabilir.

lin yutang: medeniyet çoğunlukla yiyecek peşinde koşmaktır; kalkınma ise yiyeceğe ulaşmayı her gün daha da zor hale getiren gelişimdir.

julian barnes: günümüzde her şey lanet olasıca bir sözleşmede yer alıyor. dünyanın gidişatı böyle.

marguerite yourcenar: gerçek doğum yerimiz, kendimizi ilk kez ferasetli bir bakışla gördüğümüz yerdir. benim ilk doğum yerim, kitaplarımdı.

31.08.2009

uzun lafın kısası

irvin yalom: 
herkes aynı yemeği yemekten bıkar. her güzel kadının olduğu yerde, bir de onu düzmekten bıkmış zavallı bir erkek vardır.

mahabharata: bilgi gerçeği anlamaktır. barış, ruhun sükun bulması.

cevdet kudret: her işte böyledir: insan, diplomasız asistan olamaz fakat profesör olur; kaymakam olamaz fakat vali olur; katip olamaz fakat mebus olur.

george sand: evlilik, toplumun icat ettiği en barbar kurumlardan biridir.

nicholas malebranche: insanların körlüğü ve bilgisizliği bizi şaşırtmamalıdır; çünkü zihinleri, önemli bir zorluğu içeren hiçbir şeye nüfuz edemez.

marguerite yourcenar: insanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.

sophokles: en keyifli hayat, hiçbir bilgelik olmadan sürüp giden hayattır.

platon: iyi bir dost dünyanın en güzel bıldırcınından, en güzel horozundan; hatta en güzel atından ve köpeğinden çok daha değerlidir.

nezihe meriç: yıkanmış taşlık, sulanmış bahçe demektir bir bakıma yaşamak.

veysel atayman: şiddet, modern toplumun hayal kırıklıklarından ve duygusal soğukluğundan doğar.

lord byron: şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler; ama dinleyicileri cahildir.

ahmet ümit: iktidar kanla beslenen bir organizmadır. kendisini yöneten insanları güç kadar kötülükle de ödüllendirir. ister romalı olsun, ister osmanlı, birkaç istisna dışında eline kan bulaşmamış hükümdar yok gibidir.

12.08.2009

şeytanlı göl

george sand

gidenin ne olduğu bilinir de, gelecek insanın nasıl çıkacağı bilinmez.

güzel bir kadın, her zaman, başka bir kadın gibi dürüst değildir.

aslında insanı aşk da avutamaz. onu aradığımızda bulamayız da beklemediğimiz zaman kendisi ayağımıza gelir.

karnı aç bir âşık, düşüncelerini bir yudum şarapla ışıldatmayı bilen bir insan gibi güzel sözler bulamaz.

insan mutlu olunca bunu başkalarına kabul ettirir.

düğünlerde, kesinlikle uykusuz geçen üç gece vardır; ama insan bu gecelere hiç acımaz.

31.05.2009

uzun lafın kısası

elsa morante: 
dünya, evrensel bilincin tapınağıydı; siz onu bir hırsız yatağına dönüştürdünüz!

george sand: geziye çıkınca en güç şey saf doğayı bulabilmektir; çünkü insanoğlu her yeri düzenlemiş, hemen her yeri bozmuştur.

kemal tahir: insanı aramayan, insanı bilmeyen toplumlarda özenti ile alınan her yeni sosyal müessese, işleri biraz daha karıştırıp berbat etmekten başka bir şeye yaramaz.

irvin yalom: kimsenin seyretmediği bir hayat yaşamaktan kötüsü olamaz.

jean-paul sartre: yazarın görevi, hiç kimsenin dünyadan habersiz kalmamasını ve bu yüzden kendisinin suçsuz olduğunu ileri sürememesini sağlamaktır.

jerome k. jerome: bir kediyi boş laflarla, bir köpeği kandırdığınız gibi kandıramazsınız.

marianne williamson: korkumuzdan kurtulduğumuzda, varlığımız, başkalarını da kendiliğinden özgürleştirir.

platon: oligarşilerde baştakilerden başka hemen herkes dilencidir.

nermi uygur: yüce esinlilere, din kurucularına, ermişlere dağ çölleri, ormanlar, mağaralar gerek; hiç olmazsa bir süre. sıradan insanlara azıcık hastane yeter.

sophokles: sadık bir dostu reddetmek, kendi kendimizi hayatın en aziz bildiğimiz bir parçasından yoksun bırakmaktır.

ayfer tunç: efendinin bokuyla bile gururlanmak sadakatin önemli bir göstergesidir.

joel bakan: her şeyin ya da herkesin mülk edilebildiği, manipüle edilebildiği ve sömürülebildiği bir dünyada eninde sonunda her şey ve herkes mülk edilecek, manipüle edilecek ve sömürülecektir.

27.02.2009

uzun lafın kısası

j.p. donleavy: eldeki bir çift iyi taşak, çalılıktaki bir çük kadar iyidir.

juvenalis: yüksek mevkilerde sağduyuya az rastlanır.

ayşegül devecioğlu: savaşmayı bilmeyen yürek bağışlamayı da bilmez. intikam alacak cesaretin varsa bağışlayacak merhametin de vardır.

enid bagnold: yalnızlığın hiçbir şeye ihtiyacı yok; o her şeyi öğretir.

m. bilgin saydam: insanlar kendi oluşturdukları, tanımladıkları ve değişik anlamlarla bezedikleri öznel sistemlerinde yaşar, duyar, düşünür ve davranırlar.

george sand: yaşadığımız çağdan ne kadar ilerde olursak ondan o kadar ıstırap çekeriz.

laurence sterne: gerek erkek gerekse kadın, acıya, kedere ve zevke en iyi yatay pozisyonda katlanırlar.

remarque: dünyanın hiçbir yeri, uğrunda bir ömür feda edilebilecek kadar güzel değildir.

ray bradbury: bir caninin görüntüsü karşısında cesetler bile kanar.

michel de castillo: yüzüne tükürüldüğünde, bu tükürüğü küçük bir şişeye koyup şık bir biçimde ambalajlayarak iyi bir fiyata size geri satan adama kapitalist denir.

soti triantafyllou: hiçbir şey kuzey göğündeki bulutsuz bir geceden daha güzel değildir.

viktor emil frankl: insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.

31.01.2009

uzun lafın kısası

ayfer tunç: kevaşelerin gözden düşüşü daha ikinci gecede başlar.

julian barnes: yurtseverliğin en istekli yatak arkadaşı bilgi değil, cehalettir.

louis de bernieres: bu lanet olası dünyada biz insanlardan daha aşağılık, daha namussuz bir hayvan yoktur.

elsa morante: insana karşı girişilen en kötü şiddet eylemi, aklın küçük düşürülmesidir.

viktor emil frankl: alkol mutsuzluğunuzun ortadan kalkmasını sağlar; ama mutsuzluğun nedeni olduğu gibi kalır.

george sand: insanlar kendilerini oldukları gibi görmekten hoşlanmazlar.

irvin yalom: ölüm korkusu daima, yaşamlarını dolu dolu yaşamamış olduklarını hissedenlerde en fazladır.

mario puzo: bir avukat, evrak çantasıyla, eli silahlı yüz kişinin çalacağından daha fazlasını çalar.

platon: şeyleri oldukları gibi görmek, saf ve anlatılamaz bir mutluluktur.

nazım hikmet: kötü yüreklerde kıskançlığın en büyük nedeni, bir kadınla erkeğin mutluluğudur. çünkü onlar iki önemli sorunu, sevgi ve sadakat konularını çözmüşler demektir.

sophokles: son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin.

kenneth v. lanning: şeytan adına yapılanlardan çok daha fazla kanunsuzluk ve çocuk istismarı, tanrı'nın, isa'nın ve muhammed'in adına, dindar kişiler tarafından yapılmaktadır.

23.09.2008

mektuplar

george sand / gustave flaubert

flaubert: her gün george sand'den bir şeyler okuyorum; her defasında bir çeyrek saat ona öfkelenip kızıyorum.

flaubert: insan, yeteneğinin doruğuna ancak kendinden soyunarak erişebilir; sanatı, içini dökmek için değil, bilgi aracı olarak kullanmak gerekir.

sand: anlayış için gereken şey kafada, takdir etmek için gereken ise gönülde bulunur.

sand: herkes özgürdür; kimi büyük bir gemide yelken açar; kimi ise bir balıkçı kayığına biner. sanatçı, hiçbir şeyin engelleyemeyeceği bir kaşiftir; onun sağa ya da sola yürüyüşü ne iyi ne de kötüdür; yeter ki amacı onu doğru yola sürükleyebilsin; birkaç deneyden sonra, ruh sağlığının durumunu öğrenmek onun bileceği iştir.

sand: her şeyin meçhul olduğu bir yerde, her şey olasılıklı değil midir?

flaubert: bir kez sınıfları birbirine karıştırdın mı ahlaka da veda ettin demektir.

sand: insan, budala kişileri kendinden daha fazla sevmelidir. onlar, dünyanın gerçek mutsuzları değil midir? varsın bizi beğenmesinler. alay etsinler, batırsınlar. bu önlenemez ama onları da kendi havalarına bırakamayız; sevsinler, sevmesinler, önlerine has ekmek koymamız gerek. bir kez çöplüktekilerle gözleri doyunca, artık ekmeğin hasını arayacaklardır; eğer bulamazlar ise, kötülerle yetineceklerdir.

sand: hayatta yapılan bir iş, çoğu zaman işe yaramaz gözükebilir. evet, o an işe yaramayabilir ama, bu gene de iyi niyetin, iyi iş görmenin geleneğini sürdürür; aksi halde her şey yok olmaya mahkumdur.

sand: insanın dostuna açıklayacağı sırlar, yabancıların sandıklarından çok başkadır.

flaubert: büyük yaradılışlar -onlar iyi kişilerdir- her şeyden önce müsrif insanlardır; kendilerini kolay harcarlar.

sand: yüksek hakimimiz doğa, içgüdülerimize bir denge vermiş, iştahımızın sınırını çizmiştir. büyük yaradılışlar bu işte fazla dayanıklı değillerdir. bizi mantıksal bir eğitim, çok yönlü şekilde geliştirmemiş. her bakımdan biz, sıkışmış durumdayız; köklerimizi dallarımızı gelişigüzel, istenilen yere ve istenilen şekilde salıp durmuşuz. büyük sanatçılar, çok kez hasta ruhlu insanlardır; birçokları da iktidarsızdı. şehvetli olanlardan birkaçı da çarçabuk tükenir. kafayla çalışan bizlerin, sanırım genellikle sevinci de kederi de yoğundur. oysa gece gündüz toprakla, karısıyla yorucu iş yapan köylü, kafaca güçlü bir yaratık değildir; kafası en zayıf yanıdır.

flaubert: sanat, istisnalar çizip anlatmak değildir. elimde olmayarak, kalbimi kağıda dökmekten tiksiniyorum; hatta bence bir romancının herhangi bir şey üzerinde gerçek düşüncelerini söylemeye bile hakkı yoktur. tanrı fikrini hiç söylemiş midir?

sand: insanın öküz gibi bir sabrı, taşı parçalayacak güçte bir bileği olunca, anlatmaya değer ne iyi ne de değişik olayları vardır; ne de heyecanları olabilir.

flaubert: üstün sanat bilimseldir, kişisel değildir; akıl yoluyla uğraşıp şahısları kendimize çekmek değil de, siz onların içine girmelisiniz.

montaigne: iffet, ifrata kaçabilir; onun da çılgınlık kadar ılımlılığa ihtiyacı vardır.

sand: bu dünyadan bir bütün olarak ayrılan insan, ölümle her şeyin bittiğine inanan insandır; peşinden gelmek için kimseye de el uzatmaz.

flaubert: her şeyi tanrıya bırakmak faziletlerin en kötüsüdür.

flaubert: insanların budalalıklarını eşelemek kadar yorucu bir şey yok!

jules michelet: adalete karşı olan hiçbir şey devam edemez.

voltaire: insan düşüncesinin tarihi, insan budalalığını ortaya koyar.

sand: şefkat ve özverili bir dostluktan gayrı her şey geçicidir.

flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.

renan: yüksek sınıfları yetiştirmeye çalışın; eğer bunu yapmazsanız, kum üzerine yazı yazmış olursunuz.

flaubert: eleştiride en yüksek şey yöntemdir; yaratmayı sağlar.

sand: bizler birer don kişot'uz. hancıların eğlencesi olmaya boyun eğmeliyiz. dünya böyle kurulmuş. eğer aldanmak istemiyorsan gidip çölde yaşamalısın. bu alçaklık dolu yeryüzünden, kötülüklerden kaçarak yaşamak, yaşamak sayılmaz. yaşamda acıyı da tatlıyı da sineye çekeceksin.

sand: gönül yaşamımda tek karanlık nokta sensin!

sand: edebiyat ürünü meta sayıldığı sürece, satıcı ondan yararlanmayı umacaktır. o sadece kitap alıcısını düşünmek zorundadır; eğer müşteri metayı beğenmezse satıcı yazara ürününün hoşa gitmediğini söyler. edebiyat özgürlüğü, kitapların pazarlandığı bir fuardır. editöre ayrıcalık göstermemek biricik erdemimizdir. o bize burun kıvırsa bile, suç onun değildir. eğer okuyucular zevkli olursa editörler de zevkli olur.

flaubert: edebiyatın özgür oluşundan söz ediyorlar! yazarların artık büyüklerden aylık almadıklarını, daha özgür olduklarını söylüyorlar! daha asil duruma geldiklerini savunuyorlar. oysa bugün, toplum içindeki asaleti bir bakkal kişi ile eşdeğerdir. ne büyük bir ilerleme!

felix nadar: yaşamak istiyorsan, sıradan biri ol!

flaubert: herhangi bir politik inanca sahip olmak için insan saf olmalı!

sand: insanlar kendilerini oldukları gibi görmekten hoşlanmazlar.

sand: eleştiri ciddi olsa da olmasa da onu görmezlikten gel! eleştirinin yazara sağlayacağı yararı ben asla anlayamadım. eleştiri hep kişisel bir bakışa dayanır; sanatçı ise otorite dinlemez. insanlar entelektüel düzen içinde güçlere el koyarak güneşi ve ay'ı tartışmaya kadar işi vardırırlar. oysa bu ne ay'ın ne de güneşin sakin görünüşünü engeller.

sand: geziye çıkınca en güç şey saf doğayı bulabilmektir; çünkü insanoğlu her yeri düzenlemiş, hemen her yeri bozmuştur.

sand: yaşadığımız çağdan ne kadar ilerde olursak ondan o kadar ıstırap çekeriz.

sand: bilgelik sanattan üstündür. en üstün zirvede olan sanat bile, onun ancak bir ifadesi olabilir. bilge, her şeyi içine alır: güzelliği, gerçeği, iyiyi, sanat heyecanını. bize kendimizin dışında, kendimizinkinden de yüksek bir şeyi görmeyi, onu temaşa etmeyi, hayranlıkla onu yavaş yavaş içimize sindirmeyi öğretir.

littre: dünya bayağı bir seyyaredir; insan da, kötü derlenmiş bir karışımdır.

buffon: iyi yazmak; aynı zamanda iyi hissetmek, iyi düşünmek, iyi ifade etmektir.