napolyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
napolyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.10.2022

hürriyet

hegel: hürriyet, zaruretin şuuruna varmaktır.

william blake: hakikati söyle, bırak alçak senden uzaklaşsın.

vico: halkın sırtına bindiği için büyük görünür başbuğlar.

blanqui: kılıcı olanın ekmeği olur.

durkheim: eğer insanlığın ıstırabını dindirmeyecek, toplumun işine yaramayacaksa, sosyoloji bir saatlik zahmete değmez.

michelet: tarih kaderle hürriyet, maddeyle zekâ, insanla tabiat arasındaki savaştır.

andre gide: büyük dediğimiz kitaplar, klasik dediğimiz kitaplar, herkesin kendini okumuş farz ettiği, fakat kapağını dahi açmadığı kitaplardır.

montesquieu: tımarhanedekiler, dışardakiler kendilerini akıllı sansın diye içeri tıkılmış bedbahtlardır.

sighele: hapishaneler dışardakiler kendini namuslu sansın diye yapılmıştır.

napoleon: bir memlekette hem fakir hem zengin varsa o ülkede mutlaka bir din de olmalıdır."

jonathan swift: meyhane, çılgınlığın şişe ile satıldığı yerdir.

emerson: eğer kainat mahvolsa yalnız eflatun'un 'devlet'iyle yeni bir medeniyet kurabilirdik.

cenap şahabettin: yerinde sayanlar, yürüyenlerden çok patırtı eder.

sadi şirazi: dünyanın bütün toprakları bir damla kan dökülmesine değmez.

rabelais: tanıdığım en dürüst hakim, zar atarak idam veya beraata karar verirdi.

via cemil meriç

8.06.2022

aydaki kadın

ahmet hamdi tanpınar

para daima mühimdir. para daima mühim bir şeydir.

zavallı türkiye kendi kendine ihanet eden adamların memleketi oldu. bu medeniyet, enkazı bir işe yaramayacak kadar çürüdü.

geçmiş zaman rüya görmez, sadece hatırlar.

insan hayatından memnun olmayınca mazisini adeta inkar ediyor. cemiyetler de böyle değil mi? hakiki çözülüş birtakım yıkılışlarla kabil. bir taraf yıkılacak ki başka tarafa bağlanasın.. ya kendi hayatına veya birtakım fikirlere.. fakat biz fikirlere gidemiyoruz. fikirler bize kapalı. insanla birleşerek gelmiyorlar. sadece fikir olarak geliyorlar. onlara boşlukta rastlıyoruz.

hangimiz ahmak değiliz sanki..

güneş eşyayı hem yaratıyor hem yiyor. güneş hayattır, ışıktır, cüzzamdır. her şeydir. her şey her şeydir ve kendisidir. tıpkı leyla gibi. leyla bütün kadınlara benzer, ama yine leyla'dır.

senin çetin dediğin meseleler, halledilmeyeceğine yandığın davalar inkar ettiğin andan itibaren yokturlar.

talih.. herkes hayata koltuğunun altında gizli bir torbayla gelir. kimisininki bomboştur. kimisininki sıkı sıkıya doludur. benimkinde çok iyi şeyler vardı. güzel bir kadın, latif çocuklar, sevdiğim bir meslek.. az çok şöhret, itibar.. ne çare ki torba delikmiş.. hepsi, hepsi gitti. hepsini yarı yolda kaybettim.. hepsini..

bilir misiniz dünyada en korkunç şey nedir? tekrar mavi gözler bütün endişesiyle, ıstırabıyla üzerine dikildi: talihini bilmek.. onu anlamak yok mu? o mutlak çaresizlik fikri bir kere sizi sarmasın..

hayat biraz da tefrika romanı değil mi? her gün bir yığın gizli tasavvurların, kararların tatbiklerine, neticelerine şahit olmuyor muyuz?.. bunu anlamadığımız, bilmediğimiz için biraz da dışarda kalmıyor muyuz?

aşk her şey değildir. huzur ve hürriyet de lazım. her şeyden evvel hürriyet lazım. çünkü bütün sonradan gelenler gibi her şeyi o tamamlar. kayboldu mu hiçbir şey yoktur.

nietzsche'nin bir sözünü pek beğeniyordu: "seksüalite köpeğini doyurmazsanız sonunda o sizi parçalar."

ahlak, refahın ve bilhassa gücünün boşa gitmediğini anlayan çalışmanın çocuğudur.

ah bu insan denen bu cezir ve med halindeki hayvan.. sonra birdenbire başlayan o iğrenme hissi.. biraz evvel haşrüneşr olduğu vücudu kendine ilelebet yabancı bulmanın azabı.. bütün o tecritler ve umumileştirmeler..

folklor sefaletin, biçareliğin tek mükafatıdır. nerde ki hayat aksar orada folklor vardır.

leyla arkamda iken.. niçin her fikir, üzerinde düşününce, biraz üzerine basınca bir lahzada öbür tarafına geçiliveren çürük bir tahta perde oluyor? aşk hiç de sağlam bir trapez değil. ihtirasın körlüğünden başka ne var bu işte? bir rüzgâr esiyor ve gözleriniz birdenbire hiçbir şey görmüyor. asabi cümlenizin oyuncağısınız o kadar. karanlıkta güller, ateş çiçekleri.

aldırma, bu dünya böyle işte. şurada kaç günlük ömrümüz var? ne diye meseleleri azdıralım. büyük davranışlara ne lüzum var sanki? bak hazların dünyası hazır. bir adım ötemizde bir uçurum gibi açılmış bizi bekliyor. sen benim uçurumum olacaksın, ben senin uçurumun. beraber yuvarlanacağız bir müddet. sonra birbirimize yabancı, birbirimize karşı terbiyeli, sakin ayrılacağız.

sakin ve terbiyeli. terbiyeli ve budala. daima aşağıya çökmeli. daima inmeli.

hayır, hayır. şüphesiz bu değiliz. bilmez misiniz, ben ne kadar idealistim. ama kıyafet değiştirerek yaşamanın ayn bir rahatlığı var. zaten istediğin zaman tekrar yükselirsin. lüzum görürsen eğer. kartıma bakın. bütün prensler öyle yapmazlar mı? mühim adamların hepsi.

tutunamayacağın yüksekliklerde ne diye kalmaya kendini zorlayacaksın? aşağıya, aşağıya in. bak bu caza, nasıl aşağıya doğru çekiyor insanı. tıpkı bir tirbuşon gibi. ben bile olduğum yerde iniyorum. boşaltılan bir havuzun suyu gibi döne döne aşağıya inmek. bir kere ayağın sağlam yere basacak. daha aşağısı yok. daha aşağıya hiç inmeyecek. sadece eninde sonunda olduğun şey olacaksın.

değişiklik dışarda.. bütün tezatlar, aksamalar, güzel, gülünç, manalı şeyler, her şey orada, suyun üstünde yüzüyor. derinlere inince herkes birbirine benziyor.

niçin bütün bir hayat derlenip toplanıp tek bir anımıza yüklenir? hafızanın hangi zalim iflasıdır ki bütün mazi artıklarını bir lahzada canlandırır ve bize yollar?

ciddi bir kadın dar ayakkabıdan daha berbat bir şeydir.

valery'nin çok sevdiğim bir sözü vardır: "hamamda napolyon tasavvur edilemez." yahut buna benzer bir şey. hakikaten de böyle. fontaineblau'da, waterloo'da, saint helene'de rahatça tasavvur edebiliriz de hamamda tasavvur edemeyiz. çünkü hamamda yalnız kendisidir. ferde indirmek..

hatalarından, vice'lerinden soyun, biçare bir mahluk kalır.

feza hesapları beni korkutuyor. biyoloji daha rahat. orada bizden küçükler, çok küçükler, bizi hiçbir suretle aşamayanlar var. insan hepsine hakim. küçüğün en küçüğünde bize emniyet veren bir şey var.

kendini arayan bir adam.. hayatı ve kendisini olduğu gibi kabul etmeyenlerden.

ben tam sistem halinde bir estetiğe hiçbir zaman inanmadım. her eser kendi şartıyla doğar. hele bugünkü devirde. hepimiz parça parçayız. içimizde, dışımızda birtakım şeyleri lehimleyerek yaşıyoruz. co-existance kelimesini icat eden ve o kadar sık kullanan bir devrin insanlarıyız..

bilir misiniz ki hiçbir zaman artık yekpare olamayız. daima bildiklerimizi hatırlayacağız.

evet ama, o zaman sanat olmaz. olur, şartlarımızın sanatı olur. olmaz, o başka şey. belki istediğimiz sanat olmaz. sanata biz müzelerden bakıyoruz. ve hep tasnif edilmiş, musaffa eserler görüyoruz. halbuki sanat hayatın bir parçası. hayatın içinde onu görmeye çalışmıyoruz. sanat hiç de istisnai bir şey değil. aksine daima olagelen şey bence.

napolyon'un sözünü hatırlarsınız: "politika, modern zamanların afeti.."

bazı insanlar saltanat sürmek için yaratılırlar.

benim yaşta olanlar çökmemek için bir şeye tutunmak ihtiyacındadırlar.

politikanın fena tarafı, iş başına gelene kadar sarf edilen gayrette insanı yıpratması. sonra da tutunmak denen şey gelir.

hayvanlar, belki eşya bile bize kendimizden daha sadık. dünyaları dar da onun için. bizim dünyamız geniş. her lahza dağılıyoruz.

her şey yeniden başlayabilir. hiçbir şey bitmiyor, hiçbir şey. her şey birbirine karışıyor, kenetleniyor. en dipte olanı birdenbire en üstte görüyorsun. hepsi suyun yüzüne çıkmak için vaktini bekliyor.

niçin hepimiz sadece kendimizi göz hapsinde tutarak yaşıyoruz?

hiçbir zaman onun gibi rahat olamadım. daima küçük şeyler yolumu kesti. karşıma ilk çıkan meselede şaşırdım, kayboldum. daima yaşamak için bekledim. işin fenası bütün bunları en sonunda öğrenmiş olmam. şimdi ne yapabilirim artık?

bende hatıra denen şeyi arama. ne çocukluğum, ne ilk gençliğim.. benim için yalnız yaşadığım an vardır. senden hoşlanıyorum, onun için beraberiz. hatıralar.. gülünç şeyler. mezarlık otlarını ayıklamak daha iyidir.

bu kelime kendisine tıpkı bu gecede olduğu gibi, apansız, bir sapanla fırlatılmış büyük bir taş gibi gelmişti. başka yerime isabet etseydi muhakkak ölürdüm. fakat kelimeler böyleydi. insanın doğrudan doğruya kalbine veya gözüne, yahut kafatasına gelmezlerdi. düşünce denen o acayip ve gizli şeye, o jelatin yığınına isabet ederlerdi. onun için birdenbire öldürmezler, bir daha kaybolmamak, sizi bırakmamak için oraya gömülürler; oradan yavaş yavaş gizli ve açık, sizi zehirlerlerdi.

insan insana tahammül edemez. insan insana muhtaçtır. insan insana yüklenir, insan insanla yaşar. bütün felaketimiz ve tezatlarımız burada. daima birbirimizle haşır neşiriz ve birbirimize bir türlü tahammül edemeyiz.

2.12.2021

tanrı

karen armstrong

baştan aşağı kötülük ve acıyla dolu bir dünya nasıl olur da iyi bir tanrı tarafından yaratılmış olabilir?

tanrı, kendi ön yargılarımızdan kurtulmanın ve bizleri eksikliklerimiz üzerinde düşünmeye zorlamanın bir simgesi olarak görülmeyip bencil nefretimizi meşrulaştırma ve mutlaklaştırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır.

tanrı yalnızca yararsız değil kesinlikle zararlıydı. laplace, tanrı'yı fizikten çıkardı. gezegenler sistemi, giderek soğuyan güneşten çıkan bir parlaklığa sahipti. napolyon ona "bunun yaratıcısı kim?" diye sorduğu zaman laplace basitçe yanıtladı; "bu hipoteze ihtiyacım yoktu."

neyse ki aydınlanma insanlığa, kendini bu çocukluktan kurtarma olanağını verecektir. bilim dinin yerini alır.

dünyaya yabancılaşma ve kendine yeterliliğin gururu çoğu kişiyi, insanı bağımlı olma koşuluna indirgeyen bir tanrı düşüncesini tümüyle yadsımaya götürecektir.

12.11.2020

napolyon

~oz

aşk en büyük kısmi doğrudur.

hapishanede, dışarıdan gelen her mektup potansiyel bombadır; kapılar üstüne kapanmadan önce hayatın nasıl olduğunu yüzüne patlatır. en kötü gün uyanır ve fark edersin ki bir daha asla posta gelmeyecektir. kısa zamanda, üstünde isminin olduğu bir mektup için her şeyi verirsin; hala var olduğunu hatırlamak için, hala bir önemin olduğunu hatırlamak için. ed mcmahon'dan olsa bile.

napolyon: eğer bir şeyin düzgün yapılmasını istiyorsan, kendin yapmalısın.

napolyon bonapart, büyüyüp fransa imparatoru olmuş fakir bir italyan çocuğudur. nerdeyse tüm dünyanın imparatoru olacaktı. belki "büyümek" yanlış bir ifade olabilir, boyu 1,60'tı sonuçta. ama büyük bir fark yaratmak için büyük cüsseli bir adam olmaya gerek yoktur.

napolyon: muhteşemlikten saçmalığa tek bir adımda geçilir.

napolyon sürgünde öldüğü zaman doktorlar sikini kestiler. sikini süslü bir kutuya koyup rahibine verdiler. nedenini sormayın. yıllar boyunca napolyon'un siki en fazla parayı verene sürekli satıldı. bugün, en az üç kişi napolyon'un sikinin kendisinde olduğunu söylüyor. ama gerçek sikin kimde olduğu mühim değil. asıl soru şu ki: diğer iki sik kimlere ait?

napolyon: insanlar faziletlerinden ziyade ahlaksızlıklarıyla daha kolay yönetilirler.

insanlar üç şeyle tanımlanır: kafaları, nasıl düşündükleriyle; kalpleri, nasıl hissettikleriyle; sikleri, kimi siktikleriyle. günün sonunda, hepimizin bir soruyu yanıtlaması gerekir. tek bir soru, ama kolay değildir: "ben kimim?"

napolyon: savaşta da, aşkta olduğu gibi işlerin olabilmesi için taraflar birbirlerine yaklaşmalıdır.

28.02.2020

uzun lafın kısası

andre malraux:
bir ahlak anlayışına bağlı yaşamak bir dramdır hep. ister devrim sırasında olsun, ister başka zaman.

cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.

jodi picoult: önemli olan ulaşılmak istenen yer değil, yolculuğun kendisidir.

lawrence durrell: her şeyi bilmen gerekirdi; bütün insanlar gibi her şeyi bilecek donanımla geldin bu dünyaya. ama gittikçe artan bir bozulmaya uğradın, hayallerin eski çiçekler gibi yavaşça soldu. neden, neden?

william carlos williams: en erdemli davranış intihardır.

napolyon: toplum, servet eşitsizliği olmaksızın ve servet eşitsizliği de din olmaksızın var olamaz.

tolstoy: insanların size kulak vermesi için, gerçeği, acı çekerek ve hatta ölümle pekiştirmek gerekir.

pascal bruckner: arzu, su üstünde yüzen bir dünyadır; sallantılı, değişken.

zülfü livaneli: insanlık bir gün bu barbarlık dönemini aşacak ve canlıları öldürüp etini yiyen bizlere aşağılayarak bakacaklar.

giovanni papini: karşılığında başka bir iyilik elde edeceğini bile bile yapılan iyiliğin bir anlamı yoktur; bu sadece bir değiş tokuş, bir pazarlıktır. gerçek iyilik, kötülük umarak yapılandır.

joyce carol oates: umut, geriye bakınca, çoğu kez acı bir şaka gibidir.

goethe: yaşamın çiçekleri yalnızca görünüştür. bu çiçeklerin çoğu hiçbir iz bırakmadan gelip geçer, pek azı meyve verir, bu meyvelerden de pek azı olgunlaşır.

10.12.2019

din

john fowles

din, insan için her zaman yoğun biçimde bir özçıkar alanı olmuştur.

insanlık yüksek bir bina gibidir. kat kat bir yapı iskelesine gereksinim duyar. din üzerine din, felsefe üzerine felsefe; yirminci kat birinci katın yapı iskelesinden inşa edilemez. büyük dinler çoğunluğu bakmaktan ve düşünmekten alıkoyar.

napolyon bir zamanlar şöyle demişti: "toplum, servet eşitsizliği olmaksızın ve servet eşitsizliği de din olmaksızın var olamaz."

olası tek cennet, içinde bir zamanlar var olduğumu bilemeyeceğim cennettir.

bir efendinin bizi yönetmesini istiyoruz, ama efendimiz yok. hep nedensel ve hiyerarşik bir tarzda düşünüyoruz.

dünyamızın çevresindeki bu gizemli duvar ve ona ilişkin algımız bizi hayal kırıklığına uğratmak için değil, bizi yeniden şimdiye, yaşama, şu anki varoluşumuza yöneltmek için oradadır.

horatius: kutsanmış ayaktakımından nefret ediyorum, benden uzak tutun onları.

şükretmenin olayların gidişini etkileyebileceğini, olmasını istediğimiz şeylere yönelik bu insani tasarımlarımızın süreç içinde bizim lehimize araya girebileceğini varsaymak, en uzak atalarımızdan miras aldığımız bir delilik, bir yanılsamadır.

niçin olduğunu hiçbir zaman bilmeyeceğiz, yarını hiçbir zaman bilmeyeceğiz, bir tanrıyı ya da bir tanrının olup olmadığını hiçbir zaman bilmeyeceğiz, kendimizi bile hiçbir zaman bilmeyeceğiz.

26.06.2019

sosyoloji notları

cemil meriç

biz hepimiz, kendi basit menfaatlerimizi hakikat sanan gafilleriz.

dinin vicdanlarda mutlak hüküm sürdüğü devirler, felsefenin sustuğu devirlerdir. felsefe şüpheden doğar, şüphe, imanın zıddı. kalabalığa tek kitap yeter.

ebul ala el maari "insanlar iki kısımdır" der, "bir kısmının dini vardır, aklı yoktur; bir kısmının aklı vardır, dini yoktur." ve tanrı'ya meydan okur: "kekeme musa'nın karşısına çıkan allah, benim karşıma neden çıkmıyorsun?" der. "ben ki arabistan'ın en güzel konuşan insanıyım!" sonra ilave eder: "çıkmıyorsun, çünkü yoksun!"

"bilinçsiz ilim, insan ruhunun düşmanıdır." demiş, rabelais.

durkheim, "sosyoloji insanlann acılarını dindirmeyecekse lanet olsun böyle ilme!" der.

abbe meslier'nin adını taşıyan "le bon sens" adlı eser aslında baron d'holbach'ındır, tanrıtanımaz. abdullah cevdet, d'holbach'ın eserini "akl-ı selim" ismiyle çıkarmıştır.

bir ülkede şair ne kadar çoksa o ülke düşünce bakımından o kadar geridir. insanlar ve milletler yaşlandıkça şiirin yerine nesir geçer. düşüncesi henüz pozitifleşmemiş medeniyetlerde nesir çok ağır ilerler. bir 18. asır fransasında şiir susar, hakikatin haşin sesi, şüphenin ve akim çığlığı konuşur. derebeylik içtimai düzeni, bu devirde yıkılır.

18. asırda, engels'in dediği gibi, akıl burjuvazidir.

"bir kadını iyi tanımak, bütün kadınları tanımaktır." der napoleon.

quinet "la creation"da (yaradılış) "insan kâinatın efendisi değildir." der. gelip geçici bir kuvvettir. tabiatta çok kısa bir müddet, tırnaklarının izini, gözyaşlarını bıraktıktan sonra gidecektir.

"insanı insan yapan dış dünyayı değiştirmesi değil, dış dünyayı değiştirirken kendini de değiştirmesidir." diyen marx, en güzel sözü söylemiş olur.

bergson'un dediği gibi "cümleye başlarken başka insandım, bitince başka insan." ve bir ırmağın sularında iki değil, bir kere bile yıkanılmaz.

kültür, insanı gündelik kavgaların dışına çıkarır.

ideolojiler kinlerimize takılan maskelerdir.

engels, "teknik bu şekilde geliştiğine göre insanlık ya sosyalizme ya barbarlığa gidecektir." der.

h. lefebvre "paris komünası" adlı eserinde "bir tarihçinin ilk vasfı yalan söylememektir." der.

faşizm, kapitalizmin kendi kendini yeni metotlarla devam ettirmesidir.

her insanın yapabileceği en mükemmel işi en mükemmel şekilde yaptığı cemiyet bahtiyardır.

romain rolland'a göre din, insanın kendi dışında bir şeyleri sevmek istemesidir, ebediyete kadar uzanan sevgidir.

"bir ağacı bir insandan daha çok severim." der beethoven.

zirveye varan her cemiyet çökmeye yüz tutar.

köylü mütevekkildir, ahmaktır, batıl inançları vardır ve tarihin dışındadır. istihsal vasıtaları yenilenmedikçe köy hep aynıdır. ve bu vasıtaları kendi kendine değiştiremez.

rabelais "ben hakikat âşığıyım" der, "ama darağacına kadar" diye ilave eder.

vivekananda "aklın ve ilmin karşısında tutunamayan her din batıldır." der.

dinin tahlile tahammülü yoktur. dinle akıl ayrıdır. din bir coşuştur, bir ürpertidir. ilim tanrı'nın varlığını veya yokluğunu ispat edemez. ilim bu bakımdan agnostiktir. ilimle din arasında hiçbir uzak-yakın münasebet yoktur. aklın ışığı imandan uzak tutulmalıdır.

sınır çizmek bilginin başlangıcıdır.

opera bütün sanatların sentezidir, sanatların sanatıdır.

insanlar çizmesini yaladıkları şefin, sonradan suratına tükürecek kadar aşağıdırlar. kurtlar ihtiyar kurtları parçalarlar ama onlara hakaret etmezler. oysa insanlar, karşısında küçüldükleri insanı affetmezler.

"fare için en korkunç hayvan kedidir, aslan değil."

michelet'e göre de kalabalık devdir, kahraman onun omuzlarına binmiş bir cüce.

carlyle de "tarih büyük adamların biyografisinden ibarettir." der.

burjuvazi tarih sahnesine çıkan sınıflar içinde en büyüğü, en değerlisi, insanlığa en çok şey katanıdır.

politika, sürüleri gütme, sınıflar arasında bir denge kurma sanatıdır. politika cemiyet halinde yaşayan insanların mümkün olduğu kadar birbirlerine az zarar vererek yaşamalarını temin eder.

tarafsız olmak yalanların en iğrenci. yaşayan her uzviyet taraf tutar, taraf tutmamak oportünizmlerin en adisidir.

hafızanın kanunu, aşkın kanunudur. insan ancak sevdiğini öğrenir.

"felsefenin kuşu alaca karanlıkta uçar." der hegel.

"hayat düşünenler için trajedi, hissedenler için komedidir."

anakarsis "kanun, küçük sineklerin takılı kaldığı, büyüklerin yırtıp geçtiği bir örümcek ağıdır." der.

bir çağda hakim olan düşünceler, hakim sınıfın düşünceleridir.

nietzsche, "herhangi bir düşünce insanın insan olarak yaşamasını sağlıyorsa doğrudur." diyor.

en büyük ideoloji anayasadır.

bir düşünce ne kadar bizimkine benzemiyorsa, bizimkini o kadar tamamlar. en büyük dostlarımız bizim gibi düşünmeyenlerdir.

dünya her gün bir parça daha mükemmelleşmesi gereken bir oyuncağıdır insanın.

süleymancılığın başı olan süleyman tunahan'ın rus casusu olduğu söyleniyor.

fransızların bir sözü vardır. "tek kitaplı insandan korkulur." derler. tek kitaba bağlanan insan, tek düşünceye bağlanan insan gerçekten korkutan insandır. bu düşünce hakikatin bütününü kucaklar veya kucaklamaz.

insanı toprakta sürünen bir hayvan olmaktan kurtaran tek doktrin spiritüalizmdir.

medeni bir dilde birbirinin aynı olan iki kelime bulunmaz.

bizde edebiyatın kökü edeb: davet etmek, ziyafete çağırmak. sonra kelime manasını genişletmiş: ruhun ziyafetine davet.

çileler ve felaketlerle doludur büyük adamın ömrü.

vahye dayanan bir medeniyetin aydınlık olmaya ihtiyacı yoktur.

münevveri şartlandıran, münevverin düşüncelerine istikamet veren, düşüncesinin hudutlarını çizen, kucağında yaşadığı cemiyettir. kimse bunun dışına çıkmamıştır ve çıkamaz.

9.02.2018

buzul çağının virüsü

vüs'at o. bener

ben yaşam ibnesiyim.

sen hep yanılgı ve yenilgilerden oluştuğun için yaşayabilensin.

ondan bir çocuk peydahlamak, sevilene, hoşlanılana verilebilecek armağanların en yücesidir.

tek doğru mutluluktur.

acımızın, çırpınmalarımızın nedenleri oldukça açıklığa, aydınlığa kavuşuyor galiba. kısaca, epeyce bir ödün insanları olmadığımızı bilme bilgimizi, sorumluluk, özendirme, güçlendirme, işbirliği, acıma gibi insancıl avuntuları bağrımıza basarak övüngen yaşamayı sürdürmeye alışamamanın, o tür yaşamayla içli dışlı olamamanın kurabiye bunalımını yaşıyoruz.

yorgunluğun, bıkmanın da kendine özgü, tadı, kokusu vardır. yaşayamamak da yaşamaktır.

gaye vasıtayı meşru kılar.

cesare pavese: topraksın, ölümsün sen, mevsimin karanlık, sessizlik senin. yaşayan hiçbir şey ağaran güne daha uzak olamaz senden.

başarının ilk koşulu, sırtı kalın olmaktır. umutsuzluk yakışmaz bizim gibilere. bırak pısırıklığı, tekke kafasını. insan yeteneklerini değerlendirmeli. son pişmanlık fayda vermez.

mutsuzluk kolay zanaattir.

napolyon bonapart: iki büyük güç var dünyada, akıl ve kılıç. kılıç örgütlendiremez, akıl da savaşamaz. ama yönetmek ve savaş kazanmak demek, kılıç gücünü örgütlendirme dehasına sahip olmak demektir.

ne yaptım, kendimi nasıl aldattım?

daha ilk piyon sürüldüğünde, sonucu kestirebildiği için pes eden, pata kalmaktan hoşlanmayan usta satranççılara saygılar.

16.08.2016

din

schopenhauer: dinler ateş böceği gibidir. parlamak için karanlığa gereksinim duyarlar.

john adams: eğer din olmasaydı, hayal edilebilecek en güzel dünyada yaşıyor olurduk.

napolyon: dini olmayan bir devletle nasıl hükmedebilirsiniz? bir adam açlıktan ölürken, yanındaki başka biri fazla yemekten hastalanıyorsa, "bu tanrı'nın hikmetidir" diyen bir otorite olmadığı sürece, bu eşitsizliği kabullenemeyecektir. din, fakirlerin zenginleri öldürmesine engel olan şeydir.

henri frederic amiel: bir inancın kullanışlı olması, onun gerçekliğinin kanıtı değildir.

martin amis: ideoloji, kökenleri yeterince gerçekliğe dayanmayan bir inanç sistemi; din ise gerçeklikle hiçbir bağlantısı bulunmayan bir inanç sistemidir. dini inançlar mantıktan ve saygınlıktan yoksundur ve dünya çapında yol açtığı olaylar tüyler ürperticidir.

iain banks: insanlar, yanıltıcı olsa da, kesinliğe ulaşmak için yanıp tutuşurlar.

dan barker: içinde konuşan hayvanlar, büyücüler, cadılar, iblisler, yılana dönüşen sopalar, gökyüzünden düşen yemekler, suda yürüyen insanlar ve her çeşit büyülü, saçma ve ilkel hikayenin yer aldığı bir kitaba inanıyor, bir de yardıma ihtiyacı olanın bizler olduğumuzu mu söylüyorsunuz?

ingmar bergman: umarım asla dindar olacak kadar yaşlanmam.

buddhadasa: bu dünya bile gerçek değil. ahiret nasıl gerçek olabilir?

16.05.2016

the wire

günün sonunda hiçbir adam sürprizi sevmez.

paranın sahibi olmaz; sadece harcayanı olur.

elmaslar kızların en iyi arkadaşıdır.

franz kafka: dünyanın kahrını çekmekten geri kalabilirsin, bunu yapmakta özgürsündür ve insanın doğasına da uygundur. ama belki de bu geri kalış kaçınabileceğin tek kahırdır.

devriye gezen bir polis tek gerçek diktatörlüktür.

sokak arasında da çömelsen porselen klozette de otursan o anı hiçbir şeye değişmezsin.

okullar ve çocuklar daima hayal kırıklığı yaratırlar. 

tüm gün oturup günler, aylar, yıllar boyunca milletin pisliğini sindiriyorsun. bunun farkına varınca anladım ki; sıradan bir avukat olup her akşam ailemi görebileceğim bir hayat,  güzel bir hayattır. gerçekten güzel bir hayat.

paranoyak olman, başka birilerinin seni yakalayabileceği gerçeğini değiştirmez. 

"hiçbir iyilik cezasız kalmaz."

eğilmeyen dal kırılır. çok fazla eğiliyorsan zaten kırılmışsın demektir.

temiz bir masa hasta bir ruhun işaretidir.

iş hatunlara geldi mi hiçbir şey bedava değildir.

napolyon: bir işin doğru yapılmasını istiyorsan kendin yapmalısın.

müşterilerle gezmeye başladığında işi bırakmanın zamanı gelmiş demektir.

vicdan masraflıdır. 

ünlüler, onlarla tanıştığınızda gözünüze daha küçük görünürler.

dünyada bedavadan daha pahalı bir şey yoktur.

krala saldıracaksan ıskalamayacaksın.

akıllı bir adam suyu geçmeden köprüleri atmaz. (ashanti sözü)

geçmiş her zaman peşimizdedir. nereden gelirsek, nereye gidersek o da bizimle gelir; önemli olan budur.

bütün güzel şeyler beklemeyi bilene gelir.

hapishaneler ve mezarlıklar, taç giymiş insanlarla doludur.

6.02.2016

politika ve propaganda

jean-marie domenach

karşıtın zayıf noktasını bulup kullanmak her türlü karşı propagandanın temel kuralıdır.

adolf hitler: her türlü propaganda, düşünce düzeyini seslendiği kişilerin en kalın kafalısının anlama yeteneğine göre ayarlamalıdır. düşünce düzeyi ne kadar aşağı olursa, inandıracağı insan kitlesi o kadar geniş olur.

paul valery: politika, insanların kendilerini ilgilendiren işlere karışmalarını önleme sanatıdır.

özgürlük öğretilmez; ama eğitim özgürlüğe hazırlar. bütün insan değerleri gibi özgürlük de ancak edinilmiş bir alışkanlıklar temeli üzerinde doğru dürüst işleyebilir.

adolf hitler: propaganda iktidarı elde tutmamızı sağladı; dünyayı fethetme olanağını da bize gene propaganda verecek.

napolyon: haklı olmak için, iyi olanı yapmak yetmez; bir de yönetilenlerin buna inanmaları gerekir. güç, kamuoyuna dayanır. hükümet dediğimiz nedir? kamuoyunu kendinden yana çekememişse, hiçbir şey.

propaganda, toplumun görüş ve davranışını, kişilerin belirli bir görüşü, belirli bir davranışını benimsemelerini sağlayacak biçimde etkileme girişimidir.

hegel: gazete okumak yeni insanın sabah duasıdır.

joseph goebbels: propaganda yapmak, her yerde, hatta tramvayda bile düşüncelerden söz etmektir. propaganda, çeşitleriyle de, durumlara uymadaki esnekliğiyle de, etkileriyle de sınırsızdır.

iyi bir propagandanın ilk koşulu, belli başlı izlekleri bıkıp usanmadan yinelemektir. goebbels, eğlenircesine, "katolik kilisesi 2000 yıldır hep aynı şeyi yinelediği için ayakta duruyor; nasyonal-sosyalist devlet de tıpkı onun gibi davranmalıdır" diyordu. 

walter lippmann: önder politikacı ilkin halkın başta gelen duygusuna sığınır. önemli olan, söz yoluyla, duygusal çağrışımlar yoluyla, sunulan programı halkta kendini göstermiş olan ilkel tutuma bağlamaktır.

adolf hitler: en utanmazsa yalanlar da izler bırakır, hiçe indirgenmiş olsa bile. yalan söyleme sanatının ustası olarak tanınmış olan ve onu kusursuzlaştırmak için çalışmalarını sürdüren herkesin bildiği bir gerçektir bu.

propaganda, kendi kendilerine, kendi iç çağrılarına, kendi geleceklerine inanan toplumların doğal bir belirmesidir.

3.12.2015

din

napolyon: din, halkı sakin tutmak için mükemmel bir araçtır.

cicero: ölümsüzlük umudu beslemeyen hiç kimse, ülkesi için ölümü göze alamaz.

iain banks: onların hiçbir zaman dile getirilmeyen sloganı şöyle der: "tanrı'ya güvenin, ipleriniz bizim elimizde." 

mark twain: bir çağın sunak örtüsü, ondan sonra gelenin paspasıdır.

edward o. wilson: biyolojik insan doğasını derinlemesine anlamak, dinin ve kaynağı belirsiz dogmaların ateş bataklığını kurutmaktır.

benjamin disraeli: insan, tapınması ve itaat etmesi için yaratılmıştır. fakat eğer ona emir vermezseniz, ona tapınacak bir şey vermezseniz kendi tanrısallığına bürünecektir.

asia carrera: dünyadaki insanlar oldukça saf. kıçımı kaldırıp kendi dinimi kurmalıyım.

samuel taylor coleridge: bizim antika metafiziksel görüşlerimiz, ıstırap dolu bir saatin ardından, ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir çocuğun başucunda duran oyuncaklarına dönüşürler.

20.09.2015

arzu

andre malraux

arzu, pek çok dinde şeytandır.

balık için içinde yüzdüğü akvaryum neyse gerçekçilik de insan için odur. zihinden doğmamıştır. gerçeğin araştırılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. o insanı kavrar ve içine işler; insan ona hiçbir zaman bütünüyle sahip olamaz.

insan bir rastlantıdır ve temelinde, dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

sanat dünyası ölümsüzlüğün değil, başkalaşmanın dünyasıdır. günümüzde sanat yapıtının yaşamı, başkalaşmadır.

napoleon: bir devlet adamı her zaman bir köşede yalnızdır; karşı köşede ise bütün dünya vardır.

bir gün gelecek, insanların birbirlerinden kişiliklerinin biçimleri kadar anılarının biçimleriyle de ayrıldıklarının farkına varılacak.

"düşmanın sana hakaret ederse git kapının önüne otur. cesedinin geçtiğini göreceksin." (arap atasözü)

gandhi: üç düşmana karşı mücadele ediyorum: ingiltere'ye, hintlilere ve kendime karşı.

"dünyanın anlamı insana, kral arabalarının, ezdiği akreplere olduğu kadar erişilmezdir."

12.10.2014

dimitrios'un maskesi

eric ambler

geçen yıl bütün gençlik fotoğraflarımı yaktım. geçmiş unutulmalıdır baylar! eskiyi hatırlamak yüreğimi dağlıyor. insan gününü gün etmelidir.


birçok kimse hayatın amacını bile anlamadan saman gibi yaşar gider.

polis romanındaki bir katil, gerçek bir katile göre her zaman daha sevimlidir. polis romanlarında cesetler, şüpheli kişiler, hafiyeler, idam sehpaları vardır. bu sanatsal bir düzendir. gerçek katil ise hiç sanatsal değildir.

suikast olaylarında önemli olan, cinayeti kimin düzenlediğidir; tabancayı kimin ateşlediği değil.

ölmek üzere olan bir toplumda, siyasal ün kazanmış olanlar bilgi ve yetenek sahibi kimseler değildir. bunlar çoğunlukla cahillerin takdirini kazanan basit zekalı adamlardır.

26 ağustos 1922 sabahı 5.30'da mustafa kemal paşa komutasındaki türk orduları, yunan cephesine saldırıya geçtiler. dumlupınar saldırı alanı izmir'e 200 mil uzaklıktaydı. hatları yarılan yunan ordusu, ertesi sabah izmir'e doğru çekilmeye başlamıştı. çekilme harekatı birkaç gün için bir bozguna dönüşmüştü. milli orduyla baş edemeyen yunanlılar, yolları üzerindeki silahsız türk köylüsünü öldürmeye, alaşehir'den izmir'e kadar önlerine çıkan türk köylerini yakmaya başladılar. yunanlıların peşini bırakmayan türk ordusu, sağ kalan köylülerin de yardımlarıyla, 9 eylül 1922 sabahı izmir'e girdi.

herkesin birçok zayıf yönleri vardır. kimisi için gururdur bu, kimisi için duyguların doyurulması, bazıları için de paradır.

"savaşta stratejik harekatın temel unsuru baskındır." diye başladı konuşmasına. napoleon'un bir sözüydü bu.

insanoğlunun yüzü, kendi eliyle çizilmiş bir maske gibidir. sahibi korkarsa, etrafındakileri korkutması gerekir. ihtiraslıysa, başkalarında da ihtiras uyandırmalıdır. insanın aklından geçen her şey oraya yansır.

27.05.2012

yalnız

claude levi-strauss

"bir insan topluluğunu yıkıp geçebilen ve doğasını bütünüyle gerçekleştirmesini engelleyen tek bela ve tek sakatlık, yalnız kalmaktır."

insanlar artık birbirleriyle alışverişleri aracılığıyla kimlik edinememektedir. belki ekonomik yararcılığın hesabına uygundur bu; fakat emek ve yaşam, dağılım ve tüketim biçimi ekonomisinin barındırdığı ve taşıdığı simgesel için, özellikle de kimliklendirme işlevi için aynı durum söz konusu değildir. bunun içindir ki kimlik ihtiyacının bütün ağırlığı, ulusal, etnik, dinsel zeminlere, kısacası alışveriş içine girmeyen her şeye yönelmektedir.

barbar, her şeyden önce barbarlığa inanan insandır.

fransız astronom pierre-simon laplace, kendisine sistemi içinde tanrı'ya nasıl bir yer verdiğini soran napolyon'a şu yanıtı vermiştir: "bu varsayıma ihtiyaç duymuyorum."

22.10.2011

din ile bilim

bertrand russell

hiçbir gerçek üstünlük zorla, temelsiz inançlara bağlanamaz; temelsiz olan tanrıbilimsel inançların, yalnız dinsel görüşün iyi yönleri uğruna benimsenmeleri saçmalıktır.

hiçbir zaman iki insan bir şeyi aynı biçimde algılayamaz; çünkü görüş açılarındaki ayrılıktan dolayı başka başka şeyler görürler.

göklü bir hükümdara beslenen inancın yeryüzü hükümdarlarına da saygı uyandıracağına inanan napoleon, laplace'ın büyük yapıtı celestial mechanics'te tanrı adının neden hiç anılmadığını sorunca, büyük gökbilimci, "efendimiz, o varsayımla işim yok benim." diye karşılık vermişti.

dünya'nın döndüğünü söyleyen ilk gökbilimcinin, m.ö. 3. yüzyılda yaşamış olan sisamlı aristarkhos olduğu kesinlikle bilinmektedir. aristarkhos birçok yönleriyle ilgiye değer biriydi. güneş ile ay'ın dünya'ya olan değişken uzaklıklarını bulmak için ileri sürdüğü yöntem, gözlem yanlışları yüzünden gerçekten çok uzak sonuçlar vermişse de, kuramsal bakımdan doğru bir yöntemdir. tıpkı galilei gibi o da dinsizlikle suçlanmış, stoacılardan kleanthes tarafından ihbar edilmiş; ama gericilerin hükümetlere etki edemedikleri bir çağda yaşamış olmasından dolayı hiçbir dokunca görmemiştir.

tanrıbilimin kötü yanı, yıkıcı eğilimler yaratmak değil, kadınların ve erkeklerin acı çekmesinden haz duyulmasına yönelik davranışlara yüksek bir töre süsü vermek, bilgisiz, barbar çağlardan kalma alışkanlıklara açıkça kutsal bir özellik tanımak olmuştur. 

"alışkanlıkla hep tanrı'ya yakıştırdığımız dar sınırlı ahlak ilkelerimiz yüzünden kötülük sorununu büyütüyoruz. tanrı'nın ahlaklı bir varlık olduğunu söyleyen kuramın bir dayanağı yoktur; yasalarından, yaptığı işlerden kesinlikle anladığımıza göre ahlaklı değildir tanrı." (başpapaz inge)

dost ya da düşman, gizli bir insandışı gücün varlığı yolundaki inanç, uygar toplumlardan daha çok ilkellerde büyük önem taşır. gerçekte, din bu duygunun özdeşi ise, insan gelişmesindeki her adım, dinde bir gerilemeyi gerektirmiştir.

ben, gerçeğe ulaşma konusunda bilimden başka hiçbir yönteme inanmıyorum; ama duygular alanında, dinin ortaya çıkmasına önayak olmuş yaşantıların değerini de tanımıyor değilim. yanlış inançlarla birleşerek bu yaşantılar, birçok iyi sonuç yanında birçok kötülüğe de yol açmışlardır.

6.05.2011

ırk, tarih ve kültür

claude levi-strauss

"bir insan topluluğunu yıkıp geçebilen ve doğasını bütünüyle gerçekleştirmesini engelleyen tek bela ve tek sakatlık, yalnız kalmaktır."

insanlar artık birbirleriyle alışverişleri aracılığıyla kimlik edinememektedir. belki ekonomik yararcılığın hesabına uygundur bu; fakat emek ve yaşam, dağılım ve tüketim biçimi ekonomisinin barındırdığı ve taşıdığı simgesel için, özellikle de kimliklendirme işlevi için aynı durum söz konusu değildir. bunun içindir ki kimlik ihtiyacının bütün ağırlığı, ulusal, etnik, dinsel zeminlere, kısacası alışveriş içine girmeyen her şeye yönelmektedir.

barbar, her şeyden önce barbarlığa inanan insandır.

fransız astronom pierre-simon laplace, kendisine sistemi içinde tanrı'ya nasıl bir yer verdiğini soran napolyon'a şu yanıtı vermiştir: "bu varsayıma ihtiyaç duymuyorum."

21.04.2011

iz

andre malraux

edebiyatçılardan beter tıraşçı yoktur.

napolyon: savaş basit ve bütünüyle uygulamaya dayalı bir sanattır.

"gerçekten yapması gerekeni yapan, beklediğine kavuşur." (bhagavad gita)

insanın en yüce niteliklerinden biri, hayranlık uyandırabilmesidir.

gandhi: bir mağaraya sığınmaya ihtiyacım yok; mağaramı kendi içimde taşıyorum.

siyasette yalnızca eylem adamlarının ve budalaların turarlı bir düşüncesi olduğuna inanıyorum.

yoksullar savaşmaya kararlı olduklarında zenginleri her zaman yenerler.

ho şi minh: kapitalizm, vantuzlarından birini metropol proletaryasına, öbürünü de sömürgelerin proletaryasına yapıştırmış bir ahtapottur. hayvanı öldürmek isteniyorsa, iki vantuzunu birden aynı anda kesmek gerek. yalnızca biri kesilirse, öbürü proletaryanın kanını emmeyi sürdürecek, hayvan yaşamını sürdürecek ve kesilmiş vantuz dirilecektir.

"dostlarından birine bir ok saplandıysa, oku atanla ilgilenme, oku çıkar."

en aşırı mutsuzluk, en önemsiz yaradan bile daha az görülür bir iz bırakır.

31.03.2011

uzun lafın kısası

balzac: kamuoyu tüm fahişelerin en kokuşmuşudur.

dan brown: gerçek, sadece ölümün gözlerinden görülebilir.

cemil meriç: biz hepimiz, kendi basit menfaatlerimizi hakikat sanan gafilleriz.

albert camus: dünyada her kuşaktan bir avuç üstün insan çıkar, iki ya da üç tane.

arthur koestler: burjuva evliliği, toplum tarafından onaylanmış bir fuhuş biçimidir.

ömer faruk toprak: küçük bir yaşam ile büyük bir şiir kurulamaz.

ahmet hamdi tanpınar: bir şeyi veya bir insanı hakkıyla tadabilmek, sevebilmek için kendisiyle alakası olmayan ne kadar çok şeye muhtacız!

hegel: felsefenin kuşu alaca karanlıkta uçar.

nedim gürsel: insanın karnı nerede doyuyorsa vatanı orasıdır.

ebu'l-ala el-maari: insanlar iki kısımdır; bir kısmının dini vardır, aklı yoktur; bir kısmının aklı vardır, dini yoktur.

thomas mann: faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür.

napolyon: bir kadını iyi tanımak, bütün kadınları tanımaktır.

thomas carlyle: tarih büyük adamların biyografisinden ibarettir.

29.04.2010

uzun lafın kısası

marcel proust: yeryüzünde haz kadar sınırlı bir şey yoktur.

frank zappa: mutlu, zihinsel açıdan sağlıklı bir çocuk yetiştirmek isteyen herkese verebileceğim en iyi tavsiye şudur: onu dinsel kurumlardan mümkün olduğunca uzak tutun.

gene merton: yeryüzündeki tek gerçek mutluluk, kendi sahte kimliğimizin zindanından kaçabilmektir.

georges bernanos: salaklar oturgan olur; ama yolculuk kitaplarına bayılırlar.

jiddu krishnamurti: bu denli hastalıklı bir topluma iyi eklemlenmiş olmak sağlıklı olmanın bir ölçüsü olamaz.

juli zeh: insan başka hiçbir şeye şiddet kadar çabuk alışmaz.

edwin fuller torrey: kendi özgürlüklerinden vazgeçmeye istekli insanların bulunmadığı yerde faşizm de olmayacaktır.

napolyon: ahlaksızlıkların en büyüğü, insanın bilmediği bir işi yapmasıdır.

ahmet hamdi tanpınar: aşkın kötü tarafı, insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir. şu veya bu şekilde. fakat daima ödersiniz.

simone de beauvoir: zaman zaman kalplerde bir ateş yanar; yaşamak dedikleri budur.

fernando pessoa: yanılıyordu vergilius. en çok anlamak yoruyor bizi. yaşamak, düşünmemektir.

forrest carter: uzakta bir yerde, hatta büyük sularda ölürsen, dağlıysan, yas tutan güvercin tarafından hatırlanacağını bilirsin. bunu bilmek bir insana huzur verir.