jorge amado etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
jorge amado etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21.05.2016

nasib ve gabriela

jorge amado

susamıştı; mutfağa gidip testiden su doldurdu. amcasının dükkanından getirdiği elbise ve sandalet paketini görünce bir duraksama geçirdi. en iyisi bunları yarın vermek ya da noel hediyesi gibi kapısının önüne bırakıvermekti; hizmetçi bunu uyanınca görürdü. gülümsedi ve paketi aldı. mutfakta kana kana su içti. o gün servise yardım ederken içkiyi fazla kaçırmıştı.

ay ışığı, gökyüzünün tepesinden papaya ve guava ağaçlarının yetiştiği bahçeyi aydınlatıyordu. hizmetçi odasının kapısı açıktı. sıcak yüzünden belki. filomena'nın zamanında hep kilitli olurdu. ihtiyar kadın, bütün serveti olan aziz resimlerini çalarlar diye hırsızlardan korkardı. ay ışığı odayı aydınlatmıştı. nasib ilerledi. paketi yatağın başucuna bırakacaktı. uyanır uyanmaz görür, yerinden fırlar ve belki yarın gece..

bakışlarını loş odada gezdirdi. ay ışığı yatağa vurmuş, bacağının bir kısmını aydınlatmıştı. nasib o gece risoleta'nın koynunda uyuyacağını ummuştu. bu umutla kabareye koşmuş, kızın bu işteki kent fahişelerine taş çıkaran ustalığını anımsayarak düşlere kapılmıştı. ama hevesi kursağında kalmıştı. şimdi gabriela'nın esmer bedenini, yataktan sarkan bacağını görüyordu. yalnız bunları mı; yamalı örtünün altından karnının ve memelerinin şeklini seçebiliyordu. memelerinden biri örtünün altından fışkırmıştı. nasib gözlerini kırpıştırdı. karanfil kokusu başını döndürüyordu.

gabriela uykusunda kımıldadı, arap odaya girdi, elini uzatmıştı; fakat uyuyan bedene dokunmaya cesaret edemiyordu. acele gereksizdi. ya haykırırsa, ya rezalet çıkarırsa, ya çekip giderse? yeniden aşçısız kalır ve bunun gibisini bulamazdı. paketi bırakıp çıkmak en iyisiydi. yarın işe biraz geç gider, güvenini kazanır, sonunda gönlünü fethederdi.

paketi koyarken eli neredeyse titriyordu. gabriela irkildi, gözlerini açtı, tam bir şey söyleyecekti ki, ayakta durmuş kendine bakan nasib'i gördü. içgüdüsel bir hareketle örtüyü çekti; ama şaşkınlıkla ya da kurnazlıkla kayıp düşmesine yol açtı. doğruldu, çekinerek gülümsedi. ay ışığında iyice görünen memesini saklamaya kalkışmıyordu bile.

nasib, "size hediye getirdim." diye kekeledi. "yatağınızın üzerine bırakacaktım. henüz içeri girmiştim.."

kız gülümsüyordu. korkudan mı? yoksa ona cesaret vermek için mi? ikisi de mümkündü. çocuksu bir duruşu vardı; bunda hiçbir kötülük yokmuş gibi, böyle şeyler hakkında hiçbir şey bilmiyormuş, baştan ayağa safmış gibi memelerini ve bacaklarını hiç gizlemiyordu. elini uzatıp paketi aldı.

"teşekkür ederim bayım. tanrı da size versin."

sicimi söktü. nasib onu dikkatle süzüyordu. aynı güler yüzle elbiseyi üzerine tuttu, eliyle okşadı.

"ne güzel.."

sonra ucuz ayakkabılara baktı. nasib soluk soluğaydı.

"öyle iyisiniz ki, bayım."

istek nasib'i sarıyor, boğazını tıkıyordu. kızın görünümü başını döndürüyor, karanfil kokusu sarhoş ediyordu. kız elbiseye bakarken o saf çıplaklığı bazen kapanıyor, bazen ortaya çıkıyordu.

"ne güzel!" sizi epey bekledim, yarınki yemekler için bilgi almak istiyordum. ama geç olunca gelip yattım."

"çok işim vardı." nasib güçlükle konuşuyordu.

"zavallı efendim.. yorgun değil misiniz?" elbiseyi katladı, ayakkabıları yere bıraktı.

"verin, çiviye asayım."

eli, gabriela'nın eline değdi. kız gülmeye başladı.

"bu el ne kadar soğuk!"

nasib kendini daha fazla tutamadı. kolunu kavradı, öbür eliyle de ay ışığında görünen memesini aradı. kızı kendine doğru çekti.

"benim güzel efendim."

karanfil kokusu odayı doldurmuştu; gabriela'nın bedeninden yayılan sıcaklık nasib'i sarıyor, tenini yakıyordu. ay ışığı, yatağın üzerinde solup gidiyordu. bir solukta, öpücükler arasında gabriela'nın baygın sesi, "benim güzel efendim." diye yineliyordu.

24.06.2013

mucizeler dükkanı

jorge amado

on yıllık bitmez tükenmez konferanslar, bir günlük savaştan daha değerlidir ve daha ucuza mal olur.

tutukevleri ve polisler bütün düzenlerde aynıdır ve hiç ayrımsız, hepsi aynı derecede rezildir. üniformalar sadece müzelik bir nesne oldukları zaman dünya gerçekten uygarlaşmış olacaktır.

dünyayı yaratan bile bütün insanları bir anda öldüremez. o bile ancak teker teker öldürebilir ve ne kadar öldürürse, o kadar da doğum olur, insanlar çoğalırlar. doğacaklar, çoğalacaklar ve birbirlerine karışacaklar, bunu engelleyecek orospu çocuğu, anasından doğmamıştır.

bir filozof için hayat kadınının evinden daha iyi yaşanacak yer var mı?

her güzelin bir zamanı vardır. o güzelliğin daima sürmesi isteniyorsa, gerektiği zamanda bitirilmesi gerekir. güneşi, müziğini ve kanını yanımda götürüyorum, benim olduğum her yerde ve her zaman sen de olacaksın. teşekkür ederim oju.

insanın işinin olmaması kadar yorucu bir olay yokmuş.

bazı acılar için kendini öldürmekten ya da sone yazmaktan başka yol yoktur. bu, klasik yöntemdir.

her sorunun bir doğru, bir alay da yanlış yanıtı vardı.

edebiyatta, sanatta, bilimde başarı ve zafer sağlamak için yetenekle bilginin yetmediği çok iyi bilinir. genç bir adamın saygınlık kazanma uğruna savaşı zor, yolu sarptır.

yıldızlara ulaşmak için yapılan yarışların ve kent gerillalarının bu endüstriyel ve elektronik çağda, insan inandırıcı ve etik kurallara aldırmayan biri olmazsa, başını öne eğip saldırmazsa ve yırtık olmazsa, hiçbir yere varamaz. kesinlikle hiçbir yere varamaz ve bunun bir çözümü de yoktur.

hastaneye düşmüş bir yoksul, kısa sürede bir cesede dönüşür.

29.04.2013

uzun lafın kısası

albert camus: beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar.

anton çehov: yaşam yolunda, aşk için, her günü çiçek koparır gibi koparırız.

d.h. lawrence: aşk, gerçek görüşümüzü geliştiren ve bize yazgıya karşı savaş konusunda güç veren birleştirici bir serüvendir.

fernando pessoa: hayat, hayatın dile getirilmesine engel olur. büyük bir aşk yaşasam asla anlatamazdım.

henry miller: kadınlar armağana bayılırlar; hele bu pahalı da olursa, görmeyin zevklerini!

jorge amado: on yıllık bitmez tükenmez konferanslar, bir günlük savaştan daha değerlidir ve daha ucuza mal olur.

latife tekin: parasızlar her istasyonda donarlar.

steven weinberg: din olsa da olmasa da iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar da kötü işler yapabilirler. ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir.

miguel de unamuno: rastlantı dünyanın gizli ritmidir, rastlantı şiirin ruhudur.

paul eluard: faşizm, tüm faşizmler vatanı, aileyi ve dini savunurlar. böylesine aşağılık bir davayı ülküselleştirmek konusunda ırkçı kuramlar onun yanı başında hazır bekliyor.

buket uzuner: erkek milleti aferin salağıdır.

saul bellow: insanların ölümden bahsetmeleri dünyanın en aptalca şeyi; neden söz ettikleri hakkında en küçük bir fikirleri yok. ölüm hakkında en temel şeyleri anlayabilenlerin sayısı on binde bir bile değil.

31.05.2012

uzun lafın kısası

albert camus: terör, kin dolu yalnızların insan kardeşliğine sundukları saygıdır.

moliere: bol yemekli sofralar birer cinayet sofrasıdır.

carlos fuentes: bir insanın dikkatleri kendisine çekmesinin en iyi yolu, yokluğuna dikkat çekmektir.

diogenes laertios: bayağı insanların tanrılarına inanmamak kutsala saygısızlık değil; tanrıları, bayağı insanların düşünceleriyle nitelemek kutsala saygısızlıktır.

francis bacon: talih bir pazara benzer. insan biraz beklemeyi bilirse, çoğunlukla fiyatlar düşer.

sokrates: ruhunun iyi olup olmadığını anlamak isteyen bir adamda bulunması gereken üç özellik vardır: bilgi, iyi niyet ve açıksözlülük.

lenin: sonunda devlet gücünü artırmamış bir devrim örneği yoktur.

herbert spencer: bütün tartışmalara karşı kanıt olan ve insanı sonsuz cehalette bırakmaktan vazgeçmeyen, tüm bilgilere engel oluşturan bir prensip vardır. bu, araştırmadan önceki yargıdır.

jorge amado: bir filozof için bir hayat kadınının evinden daha iyi yaşanacak yer var mı?

simone weil: kaba kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan her şey alçalır. darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar.

pauline melville: gerçek benlik yalnızca ölümde kendini gösterir.

tolstoy: eylemlerimizin kaynağı kim ne derse desin, kişisel mutluluğumuzdur. bizi harekete geçiren kişisel mutluluğumuzdur.

8.04.2012

tarçın kokulu kız

jorge amado

geri kalmış ve cahil, içinde yaşadıkları yeni dünyaya düşman, uygarlığın ve gelişmenin anlamını kavrayamayan bu adamlar, artık bu toprakları yönetmeye uygun değillerdir.

kaybettiğim neşeyle ve ölen umutlarımla birlikte dirilen yaşamımsın sen. benim için her şeysin.

sonsuz aşk diye bir şey yoktur. en şiddetli tutkuların bile ömrü kısadır. eceli geldi mi, yok olur ve bir başkası başlar.

toplumda hiçbir değişiklik kan dökmeden gerçekleşmez.

bağlılık, aşkın en büyük kanıtıdır.

gizlilik tehlikeli ve güç şeydir. sabır, incelik, zeka ve uyanıklık şarttır. ancak gerektirdiği bütün önlemleri kusursuzca almak kolay değildir. zaman geçtikçe ve güvenlik izlenimi yavaş yavaş yerleştikçe, doğal gelmeye başlayan ihmallerden korunmak hemen hemen olanaksızdır. başlangıçta aşırı tedbirli davranılır; ama zamanla bunlar teker teker bırakılır.

çokları onu arap ya da türk olarak görürlerdi. ama bunu yapanlar kesinlikle onun en iyi arkadaşlarıydılar ve bunu şefkatli ve samimi bir havayla yaparlardı. nasib, türk diye çağrılmayı sevmezdi ve bunu hoşnutsuzlukla reddederdi. bazen kızgın kızgın bağırırdı:
"türk senin anandır!"
"ama nasib.."
"ne istersen söyle, yalnız türk deme bana! brezilyalı de!"
ve koca eliyle kıllı göğsüne vururdu:
"suriyelilerin oğluyum, tanrı'ya şükür."
"arap, türk, suriyeli, hepsi aynı şey.."
"aynı şey mi? sen cahilin tekisin, ne tarihten haberin var, ne coğrafyadan. türkler hayduttur, ırkların en korkuncudur. bir suriyeli için türk sanılmaktan daha büyük bir hakaret yoktur!"

31.03.2012

uzun lafın kısası

shakespeare: birçok kez ölür korkaklar, ölmeden önce.

carl sagan: bilimin kutsal hakikati, kutsal hakikatlerin var olmadığıdır.

stephen hawking: evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.

francis bacon: kurnazların bilge diye geçindiği bir devletten daha zararlı bir şey yoktur.

herkül millas: bir insan bir kez yaşamaya karar vermişse, açlıktan iki gün sonra hırsız olur, dört gün sonra katil olur ve altı gün sonra da yamyam. insanın gerçek ölçütleri işte bunlardır.

jorge amado: hastaneye düşmüş bir yoksul, kısa sürede bir cesede dönüşür.

albert camus: yalnızca bir tane ciddi felsefi problem vardır, o da intihardır. yaşamın yaşamaya değip değmediğine karar vermek zaten felsefenin temel sorusunu yanıtlamaktır.

montaigne: aşk, bizden kaçanı yakalamak için duyulan çılgın arzudan başka bir şey değildir.

paulo coelho: bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmen için bütün evren iş birliği yapar.

tolstoy: hayatın umutsuzluğundan kendini kurtarmanın tek yolu, benliğini evrene yansıtmaktır.

somerset maugham: hiç kimse olabildiğinden beş paralık bile daha iyi değildir.

sunay akın: televizyondaki kadınlara yönelik sabah programlarında "kaynana zırıltıları"nı görünce, mars'ın da bizden giderek uzaklaştığını düşünüyorum. oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!

29.02.2012

uzun lafın kısası

tolstoy: mutlu aileler birbirine benzerler; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.

aristophanes: söz, insan düşüncesinin kanadıdır. insanı sözdür yücelere çıkaran.

şerif mardin: polisin görevi kamu düzenini korumak olduğu kadar ya da ondan daha çok, kamuyu denetim altında tutmaktır.

carl sagan: aşık olduğunuzda bunu bütün dünya bilsin istersiniz.

doris lessing: hiç kimse günde on iki saat çalışıp sonra da zihinsel etkinliklerde bulunacak kadar zinde kalamaz.

francis bacon: zengin olmanın birçok yolları vardır ve bunların hepsi iğrençtir.

franz kafka: başkalarının varlığının, bakışının ve yargısının omuzlarıma yüklediğinden başka bir sorumluluğun baskısı altında bulunmadım hiç.

jorge amado: toplumda hiçbir değişiklik kan dökmeden gerçekleşmez.

leyla erbil: herkesin yaptığı iş, meydana getirdiği eser mizaç ve karakterinin aynasıdır.

mihail bakunin: tanrı fikri insanın mantığını ve muhakeme yetisini yok eder. insanın özgürlüğünü yadsımanın en etkili yöntemidir.

paulo coelho: her şey az önce olmuş gibi geçmişi yanımızda taşırız.

albert einstein: insanlığın çarklarında, bana gerçekten önemli görünen devlet değil, yaratıcı ve duygun bireyin kişiliğidir. soylu ve yüce olanı yaratan odur.

sri chinmoy: sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak.

31.01.2012

uzun lafın kısası

carlos fuentes: bütün devrimler bireysel bilinçte başlar. bütün öteki şeyler oradan kaynaklanır.

aristoteles: felsefede, politikada, edebiyatta ya da sanatlarda olağanüstü olan tüm insanlar melankoliktirler.

thomas hardy: kadınları yola getirmek için esaretten, sağır bir işkence ustasından iyi ilaç yoktur.

herman melville: her tür ölüm saçan aletin icadında gösterdiğimiz şeytani beceri, savaşırken gösterdiğimiz kin duygusu ve bunların peşinden gelen sefalet ve yıkım bile, kendi başlarına medeni beyaz adamı yeryüzündeki en yırtıcı hayvan yapmaya yeter.

leyla erbil: insan anasının karanlık karnından bile mücadele ile kurtulur.

jorge amado: tutukevleri ve polisler bütün düzenlerde aynıdır ve hiç ayrımsız, hepsi aynı derecede rezildir. üniformalar sadece müzelik bir nesne oldukları zaman dünya gerçekten uygarlaşmış olacaktır.

montaigne: bir aileyi idare etmek bir devleti idare etmekten hiç de daha kolay değildir.

franz kafka: bir noktadan sonra artık geriye dönüş yoktur. işte varılması gereken yer o noktadır.

thomas carlyle: bilgin arttığı oranda, inanç yok olur.

thomas jefferson: suçlu bir insanın yasalara uyulmadan cezalandırılması, o suçlunun kaçmasından bile daha tehlikelidir.

doris lessing: yaşamın temelinde adaletsizlik ve acımasızlık vardır.

thales: akıllı düşünceyi gösteren çok konuşmak değildir, bir tek bilgeliği ara, bir tek onuru seç; böylece geveze insanların kesilmek bilmeyen seslerini kısacaksın.