#kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.10.2022

raphaël

balzac

"işte, sevgili dostum émile, geleceğimi belirleyen düşüncelerimi yönlendiren ve beni genç yaşta toplumun en alt tabakalarına iten olaylar böyle gelişti." dedi raphaël konuşmasına bir süre ara verdikten sonra.

"kapılarını henüz horgörü ve kayıtsızlıkla yüzüme kapamasalar da, nüfuzlu ve savurgan kişilere hamilik yapan, gururumun gitmeyi yasakladığı zengin ve yakın ilişkiler içinde olmadığımız akrabalarım vardı. hiç durmadan engellenen benliğim sonunda içine kapanmıştı. içten ve doğal olmama rağmen, soğuk ve kapılarını kimseye açmayan biri olarak görünmem gerekiyordu.

babamın despotluğu kendime olan tüm güvenimi yitirmeme yol açmıştı; çekingen ve beceriksizdim, sesimi kimsenin duymayacağına inanıyor, kendimden hoşlanmıyor, çevremi utangaç bakışlarla süzüyordum. yetenekli insanları savaşımlarında teşvik etmek için, 'cesaret! yoluna devam et!' diye haykıran iç sesime, yalnızlığımın içinde gücümün ani ayaklanışlarına, herkeste hayranlık uyandıran yeni yapıtlarla, zihnimde uçuşanları kıyasladığımda, içimde doğan umuda rağmen, bir çocuk gibi kendime güvenemiyordum.

büyük bir tutkunun kurbanıydım, büyük işler başaracağımı düşünüyor ama kendimi hiçliğin içinde buluyordum. insan sıcağına ihtiyacım olsa da, hiç dostum yoktu. kendime bir yol çizmek istiyor ama ürkek ve utangaç ruh halimle kendimi yalnız hissediyordum. babam tarafından toplumsal girdabın içine itildiğim yıl, yenilenen yüreğimde bazı kıpırdanmalar başlamıştı. tüm delikanlılar gibi içten içe ateşli aşkların özlemini duyuyordum.

yaşıtım gençler arasında, burunları havada yürüyen, boş sözler eden, içimi titreten kadınların yanında hiç aldırmadan oturan, densizlikler yapan, bastonların ucunu kaldıran, en güzel kadınların yastıklarına başlarını koyduklarını iddia eden, kendilerine, basit bir sözcükle, kendinden emin bir hareketle, küstah bir bakışla en erdemli kadınları bile elde edebilecekleri havasını veren bir grup vardı.

sana içtenlikle şunu söyleyebilirim ki, gücü elinde bulundurmak ya da ünlü bir edebi şahsiyetle dost olmak, bana üst sınıftan, genç, nüktedan ve kibar bir hanımefendi ile ilişki kurmaktan daha kolay geliyordu. yüreğimin, duygularımın sarsıntılarının toplumun değerleriyle uyum içinde olmadığını fark ediyordum. yürekliydim ama bu özelliğim sadece sözde kalıyor, dışarıya yansımıyordu.

çok sonraları, kadınların sevgilerini açıkça belli eden erkeklere itibar etmediklerini öğrendim; uzaktan hayranlıkla izlediğim ve yüreğimi sonuna kadar açacağım, onun için fedakârlıkları, işkenceleri göze alacağım pek çok kadının, yüzlerine bile bakmayacağım ahmaklarla birlikte olduğunu gördüm.

bilmem kaç kez, zihnimde kurguladığım bir baloda, varlığımı sonsuz okşayışlara adayarak, tüm umutlarımı bir bakışa bağlayarak, sahte sevgilerin üzerine giden bir delikanlının esrikliğinde aşkımı sunarak, hayallerimin kadınını sessiz ve hareketsiz bir şekilde izliyordum.

bazen tek bir gece için hayatımı verebilirdim. böylece, tutkulu sözcüklerimi dinleyecek bir kulak, bakışlarıma karşılık verecek bir bakış, benim için atacak bir yürek bulamadan, kâh çekingenlik ya da fırsatları değerlendirememek, kâh deneyimsizlik yüzünden kendi kendini yiyip bitiren güçsüz bir enerjinin ıstırabını çektim. belki de kendini anlatamamanın ya da anlaşılamamanın sıkıntısıyla ürperdim.

yine de, içimde bana yöneltilecek kibar bir bakışa karşılık verecek şiddette fırtınalar kopuyordu. bu bakışa ya da vaatler sunarmış gibi görünen sevgi dolu sözcüklere karşı aşırı duyarlı olmama rağmen, zamanında konuşmayı ya da susmayı beceremedim. duygularımı dışa vurmaya çalışırken sözcüklerim anlamsız, suskunluğum aptalca kaçıyordu.

hiç kuşku yok ki, parıltılı ışıklar altında yapmacık bir dünyada yaşayan, düşüncelerini uygun cümleler ya da modanın dayattığı sözcüklerle ifade eden bir toplum için fazlasıyla saftım. ayrıca konuşurken susulacak zamanı, susarken konuşulacak zamanı bilmiyordum.

nihayet, kadınların karşılaşmayı arzu ettikleri, ateşliliğine hasret kaldıkları bir yürekle, ahmakların sahip olduklarını sanarak övündükleri sevme kararlılığıyla, içimi kavuran ateşi kendime saklayarak, kadınları sinsi, acımasız yaratıklar olarak görmeye başladım. bu durumu kabullenip, burnu havadakiler zaferlerini kutlarken yalan söylediklerinde, kuşkulanmadan onları hayranlıkla izledim.

hiç şüphesiz, sözde bir aşkı, ihtişamla tatmin olmak, gösterişle sarhoş olmak isteyen uçarı ve hafifmeşrep bir kadınla yaşamayı, yüreğimdeki fırtınalı tutkuları böylece tatmin etmeyi arzulamakla hata ettim.

ah! aşk için, bir kadını mutlu etmek için doğmak ama yürekli ve soylu bir marceline ya da ihtiyar bir markizle bile birlikte olamamak! heybende hazineler taşımak ve onu hayranlıkla izleyecek meraklı bir çocuk, bir genç kız bulamamak. umutsuzluk sıklıkla hayatıma son vermeyi düşündürüyor.

ama artık bu bahtsızlıkları renklendiren ışık onlara yeni bir görünüm kazandırıyor. olayların, bir zamanlar felaket olarak kabullendiğim gidişatı belki de artık gurur duyabileceğim güzel yetenekler kazanmamı sağladı.

yedi yaşımdan hayata atıldığım güne kadar tüm zamanımı dolduran felsefeye olan merakım, yoğun çalışmalarım ve okuma aşkım, düşüncelerimi belli bir konu üzerinde kolayca yoğunlaştırmamı ve bilginin uçsuz bucaksız enginliğinde önde gitmemi sağlamadı mı? mahkum olduğum yalnızlık, duygularımı bastırma alışkanlığım ve yüreğimin derinliklerinde yaşamam, bana düşünme ve mukayese etme gücünü kazandırmadı mı? en güzel ruhu yıpratıp paçavraya çeviren dünyevi tahribatın ortasında kaybolmadığım için, duyarlılığım tutkunun istediğinden daha üstün, mükemmelleşmiş bir iradeye sahip olmamı sağlamadı mı?

kadınların değerimi anlamamasının, onları önemsenmeyen aşkın etkisiyle daha nesnel bir şekilde gözlemlememe neden olduğunu hatırlıyorum. şimdi içten kişiliğimin pek de rağbet görmediğini anlıyorum. kadınlar belki de biraz ikiyüzlülükten hoşlanıyorlar. ben aynı anda, hem erkek hem çocuk, hem boş kafalı hem düşünür ve sıklıkla onlar gibi hem önyargılı hem de boş inançlı olabiliyorum. saflığımı hayasızlık, iyi niyetli düşüncelerimi hovardalık olarak yorumlayamazlar mı?

bilim, kadınsı kararsızlık ve zafiyet onlara sıkıcı gelir. şairlerin, hayal güçlerinin aşırı hareketli oluşundan kaynaklanan bahtsızlığı, hiç şüphe yok ki beni düşünceleri her an değişen, kararsız ve âşık olmak için uygun olmayan biri gibi gösteriyor. sustuğumda aptal gibi görünüyorum ve neşelendirmeyi denediğimde onları ürkütüyorum; böylece kadınlar beni mahkum ediyor.

herkesin vardığı bu yargıyı gözyaşları ve kederle kabullendim. bu keder meyvesini verdi. toplumdan intikam almak, zekâmı kullanarak tüm kadınların yüreğini hoplatmak ve ismim bir salonun kapısında anons edildiğinde tüm bakışların üzerimde toplanmasını sağlamak istedim.

büyük bir adam olmak üzere yetiştirilmiştim. çocukluğumdan beri, alnıma vura vura andré de chénier gibi, -'bunda bir iş var! ifade etmem gereken bir düşünce, kurmam gereken bir sistem, açıklamam gereken bilgiler var.' derdim.

ah sevgili dostum émile! bugün neredeyse yirmi altı yaşındayım ve tanınmamış, düşlediği kadınla birlikte olamamış biri olarak öleceğimden eminim. bırak sana çılgınlıklarımı anlatayım. hepimiz arzularımızı gerçekler gibi kabullenmez miyiz? rüyalarında taçlar örmeyen, yükselişin basamaklarını inşa etmeyen, gösterişli metresleri olmayan genç bir dostum olsun istemezdim.

ben! sıklıkla kendimi general, imparator, lord byron, sonra da bir hiç olarak gördüm. insanoğlunun ulaşacağı doruklarda gezindiğimi sandıktan sonra, dağları, aşmam gereken zorlukları fark ediyordum. içimde kaynayan öz saygım, karşılaştığım zorluklar karşısında, yününü çalılıkların dikenine kolayca kaptıran bir koyun gibi, ruhumun paramparça olmasına izin vermediğimde olağanüstü bir güce dönüşen kadere olan ulvi inancım ayakta kalmamı sağladı.

bir gün, şana şöhrete kavuşup, hayalimdeki metrese sahip olmak için bir köşeye çekilip sessizliğin içinde çalışmaya karar verdim. tüm kadınlar tek bir kadında bütünleşiyordu ve onun bakışlarıma karşılık verecek ilk kadın olacağına inanıyordum; ama her birinin içinde bir kraliçenin var olduğunu görünce, tıpkı âşıklarına doğru ilerleyen kraliçeler gibi karşıma çekingen, muhtaç, yoksunluklar çeken bir halde gelmesi gerektiğine karar verdim.

ah! yüreğimde, beğendiğim, ömür boyu tapacağım kadına aşk kadar minnet dolu duygulara da yer vardı. daha sonraki deneyimlerim bana acımasız gerçekleri öğretti. işte sevgili émile, böylece sonsuza dek yalnız yaşamayı göze alıyordum. 

kadınlar, düşüncelerindeki hangi eğilimden kaynaklandığını bilemediğim bir nedenle, yetenekli bir adamda yalnızca kusurlarını, bir ahmakta ise iyi yanlarını görmeye alışmışlardı. kusurlarını fark edemeyip kendilerini sürekli pohpohlayan ahmaklara karşı büyük bir sempati besliyorlardı. oysa zeki bir adam hatalarını telafi etmeleri konusunda onlara fazla yardımcı olmayacaktı.

deha, hiçbir kadının sıkıntılarını tek başına paylaşmak istemeyeceği kronik bir ateşli hastalığa benzer. hepsi âşıklarında doyumsuzluklarını tatmin edebilecek özellikler görmek ister. işte bizde sevdikleri yan bu!

yoksul, gururlu, yaratıcı bir sanatçı yaralayıcı bir egoizme sahip değil midir? etrafında bilmem hangi düşüncenin, her şeyi hatta metresini bile sürüklediği bir düşünce kasırgası vardır. pohpohlanmak isteyen bir kadın böyle bir adamın aşkına karşılık verebilir mi? bu âşığın kendini bir divana bırakıp kadınların sevdiği aşk oyunlarına harcayacağı zamanı yoktur, işte ahmakların kadınlar konusundaki başarısı bundan kaynaklanmaktadır. başını işinden kaldıramayan sanatçı, zamanını böyle sıradan sevgi gösterilerine harcayabilir mi? bir sözü için canımı vermeye hazır olsam da, bu tür oyunlara ben de katlanamazdım.

solgun ve kırıtkan bir kadının para işlerini yürüten bir simsarın portföyünde, bir sanatçıya tiksinti verecek bu tür soysuzluklara yer vardır. soyut bir aşk yoksul ve soylu yürekli bir adama yetmez, eşinden tüm fedakârlıkları ister. hayatlarını kaşmirleri denemek ya da gardıroplarını modaya uygun giysilerle doldurmakla geçiren kadınlar aşkta itaatin değil hükmetmenin zevkini çıkarmak isterler. 

yürekten seven gerçek bir kadın, hayatını, gücünü, mutluluğunu bağlı olduğu adama adar. güçlü erkeklere, tek düşüncesi eşinin ihtiyaçlarını karşılamak olan doğulu kadınlar gerekir; çünkü onlar için eşlerinin arzularını yerine getirememek felaketlerin en büyüğüdür. kendimi bir deha sanan ben, kesinlikle bu minik metresçikleri tercih ediyordum!

geçerliliğini yitirmiş hazineler, zihnimde henüz ne özümseyip ne tasnif edebildiğim, dahası içselleştiremediğim bilgiler ve gökyüzüne merdivensiz çıkma iddiasıyla, o güne dek kabullendiğim düşüncelerin tam tersini benimseyip, annesiz, babasız, dostsuz bir halde, herkesi düşman gibi gördüğüm o ürkütücü, kaldırımlı, kalabalıklarla dolu korkunç çölde aldığım karar çılgınca görünse de doğaldı. gerçekleştirilmesi imkânsız gibi görünenleri içerdiği için bana cesaret veriyordu. kendi kendime oynadığım bir kumara benziyordu.

planım şöyleydi: bin yüz frankın, herkesin dikkatini üzerine çekeceğim ve bana para kazandırıp isim yapmamı sağlayacak bir yapıt ortaya koyana kadar yetmesi gerekiyordu. bir tebai keşişi gibi yalnızca ekmek ve sütle beslenmeyi düşünmek, bu gürültülü paris'in ortasında krizalitler gibi parlak ve görkemli bir kimlikle yeniden doğmak üzere bir mezar kazarcasına sessiz bir mekânda kitaplara ve düşüncelere gömülmeyi hayal etmek bana mutluluk veriyordu. yaşamak için ölümü göze alacaktım. üç yüz altmış beş frankın, yoksul bir yaşam sürdürerek, yalnızca en acil gereksinimlerimi karşılayacağım bir yıl boyunca bana yetmesi gerekiyordu. gerçekten de, bir manastır rahibinin disiplinli yaşamını sürdürerek bu düşük meblağ ile geçinebilmeyi başardım.

yakından bakıldığında, toplum, alışkanlıklarımız, geleneklerimiz bana masum inancımın tehlikesini ve bu ateşli çabaların gereksizliğini anlatmaya çalışıyordu. bu sıkıntılar tutkulu insanlar için gereksizdi. başarının peşinde koşanın yükü hafif olmalıydı. üstün kişiliklerin hatası gençlik yıllarını başarıyı hak ettiklerini kanıtlamak için harcamaktı. oysa yoksun insanlar ellerinden kaçan bir gücün ağırlığını kolayca taşıyabilmek için kudretlerini ve bilgilerini biriktiriyorlardı. düşünceden yoksun, ağzı kalabalık entrikacılar gidip gelip ahmakları şaşırtıyor, yarı ahmakların güvenini kazanıyorlardı.

birileri çalışıyor, diğerleri ilerliyordu, birileri mütevazı, diğerleri cüretkârdı. üstün yetenekli kişi gururu nedeniyle suskun kalırken, entrikacı, niteliklerini sıralamaktan geri kalmıyordu. sözde güç sahibi kişi hazırlop bir itibara, küstah bir yeteneğe ihtiyaç duyarken; gerçek bilge, çocuksu düşler içinde insani armağanlarla ödüllendirileceğini umut eder."

michel houellebecq: raphaël

19.10.2022

kadın

balzac

gördükleri eğitim sayesinde her şeyi kavrayabilen erkekler, bir kadın için sevdiği adamın düşüncelerini anlayamamaktan daha korkunç bir şey olmadığını bilemezler.

bizden daha bağışlayıcı olan bu tanrısal yaratıklar ruhlarının dilini anlamadığımız zaman seslerini çıkarmazlar; duygularının üstünlüğünü göstermekten çekinirler, acılarını da, anlaşılmamış zevklerini de büyük bir sevinçle gizlemeyi bilirler. ama sevda işinde bizden daha tutkulu oldukları için erkeğin yalnızca yüreğine sahip olmakla yetinmezler; onun tüm düşüncesini de ele geçirmek isterler.

kadınların mucize derecesinde doğru sezgileri vardır.

bolluk içinde yetişen kadınlar maddesel hazların örttüğü boşluğu çabucak hissederler ve yıpranmaktan çok yorulan yürekleri onlara gerçek bir duygu alışverişinden doğan mutluluğu buldurduğunda -sevgisinden emin oldukları erkeğe de uygun gelmesi koşuluyla- orta halli bir yaşama seve seve katlanırlar.

düşünceleriyle, zevkleriyle kendi yaşamlarının dışındaki bu yaşamın cilvelerine boyun eğerler; onlar için tek korkulacak gelecek onu yitirmektir.

bir kadın için en büyük çekicilik, sürekli olarak erkeğin yüce gönüllüğüne sığınması ve zayıflığını ona gurur verecek, onun en yüce duygularını ayaklandıracak biçimde zarif bir edayla belli etmesidir.

18.10.2022

şiirimiz

cemil meriç

neden şiirimiz fuzuli'den haşim'e kadar uzun bir feryattır? 

kadının esir pazarlarında alınıp satıldığı bir ülkede, hassasiyetinden başka hazinesi olmayanların kaderi, gözyaşlarını incileştirmek. aşk hiçbir edebiyatta şarktaki kadar karanlık, çileli ve dikenli değildir. ve bütün türk şiirinde adı dudaktan dudağa dolaşan tek kadın yok. neden? cemiyette olmadığı için.

türk kadını kafes arkasından sokak ortasına fırlatıldı. avrupa kadını gibi salondan geçmedi. eskiden yalnız dişiydi. olgunlaşmasına vakit bırakmadan hayat arabasına koştuk. ondan nefes nefesedir. batı'da kadın rönesans'tan beri erkeğin yanı başında duyan, düşünen, düşündüren bir arkadaş. eski yunan ve roma'da da öyleydi. yalnız o çağlarda birkaç cilde bölünmüştü kadın. perikles asrı aspasya'nın asrıdır. on yedinci yüzyıl, on sekizinci yüzyıl, hatta on dokuzuncu yüzyıl kadınların eseri.

batı'da sanayi inkılabı kadını fabrikanın çarklarından biri yaptı. hangi kadını? büyük şehirlerin kenar mahalle kadınını. ötekiler şiir yazdılar, roman yazdılar, okudular ve düşündüler. yalnız o kadar mı? sevdiler ve sevildiler. aşkı yarattılar.

zavallı haşim.. aşk gecesini dolduran feryatları "sagar"a bağlıyor: yanmakta bu sagardan (içki bardağı) içenler. hangi sagar? fuzuli'yi, mecnun'u ve bütün şiirimizi kasıp kavuran bir alevle dolu sagar. zavallı haşim. hiçbir kadın sesi zindanının duvarlarını ürpertmedi.

13.10.2022

aşk ve kadın

balzac

bir kızın masum ve tekdüze hayatına nefis bir an gelir; o anda güneş ışınları onun ruhunu aydınlatır. bir çiçek düşüncelerini anlatır, yüreğin çarpıntıları beyni iyice ısıtır, düşünceleri belirsiz fikirlere boğar; masum hüznün ve neşeli tatların günü gelir. çocuklar görmeye başlayınca gülümserler. bir kız aşk duygusunu sezdiğinde, çocuğun gülümsediği gibi gülümser. eğer ışık, hayatın ilk aşkıysa, aşk kalbin ışığı olmaz mı?

bağlılık konusunda kadınlar erkeklerden çok üstündürler. kadının onaylanmasını önemsediği tek üstünlük; erkeği, bu konuda onu aşmasına karışmadığı için bağışladığı tek niteliktir bu.

dinsel kurallara göre yetiştirilmiş bilgisiz ve saf genç kızlara göre, aşkın büyülü krallığına ayak bastıkları andan itibaren her şey yalnızca aşktır. kendi ruhlarının yansıttığı bir ışıkla çevrili halde yürürler ve âşıklarını ışınlarlar; onu kendi duygularının ateşinin şaşırtıcı renginde görürler ve ona en zengin düşüncelerini verirler. bir kadının yanlışları hemen hemen her zaman onun iyiliğe inancından, içtenliğe güveninden kaynaklanır.

kadın evde oturur, üzüntüsüyle baş başa kalır; oyalanacak hiçbir şeyi yoktur. içine battığı hüzün boşluğunun derinliklerine dalar ve bu boşluğu dualarının, gözyaşlarının sesiyle doldurur.

kaderinin yolunda ilk adımlarını atıyordu. bu yazgı aşkta, hüzünle, hissetmekte, kendini adamakta her zaman kadınların yaşamlarının teması olacaktır.

tüm bahtsız kadınlar birbirlerine benzer, aynı dili konuşur, aynı vericiliği gösterirler, bu vericilik hiçbir şeyleri olmayanların duygularını ve zamanlarını paylaşmalarıyla ilintilidir.

aşk sayesinde ünlü olmuş kadınlardan çoğunun kusuru da vardır sakatlığı da. oysa çok güzel diye tanıdığımız kadınlardan çoğu aşklarının yıkımla bittiğini görmüşlerdir.

28.09.2022

bakara

cemil meriç

max nordau'yu dinleyelim:

"bir akşam tesadüfen zengin bir hanımefendinin yanına oturmuştum. salon adabı konuşmamız gerekiyordu. elbette onu ilgilendirecek konulardan söz açmalıydım. kaplıcalara yaptığı son seyahati anlattı.

'trouville'de bilseniz ne kadar eğlendim!' diyordu. 'gündüzleri şahane elbiselerle dolaşıyordum, parmağı ağzında kalıyordu herkesin, akşamları casino'da gelsin bakara.'

hanım ipe sapa gelmez dedikodularıyla kafamı adamakıllı ütülemişti. hanımefendi, dedim, günlerinizi daha faydalı meşgalelere hasredemez miydiniz?

'hayır' diye kestirip attı, 'en faydalı meşgale en çok hoşuma giden.'

hoşunuza gidecek başka şey bulamaz mıydınız? sinirlendi.

'herkesin kitap yazması mı lazım?'

doğru, dedim ama kitap yazmak tuvalet teşhir etmekten, bakara oynamaktan daha asil, daha insanca bir meşgale olsa gerek.

'katiyen' dedi, 'katiyen, hiçbir fark yok arada. bazısı kitap yazarak eğlenir, bazısı kumar oynamakla, sadece zevk meselesi.'

ama insanların çoğu zatıaliniz gibi düşünmüyor, belki de, diyecek oldum.

'ne biliyorsunuz?' dedi, 'etrafımdakiler hep benim gibi düşünür, başkalarının hükümleri ise beni zerre kadar ilgilendirmez.'

ama efendim, en mükemmel, en hürmete layık insanlar entelektüel meşgaleleri, kumardan, süslenip püslenmekten daha üstün bulurlar. edebiyatçı gerek devlet nezdinde, gerekse cemiyette bakara oyuncusundan veya göz boyayıcı tuvaletler teşhircisinden daha çok sayılır. 

'ne diyorsunuz?' diye gülümsedi, 'hiç farkına varmamıştım. dolaştığım bütün muhitlerde o bakara oyuncusu veya göz boyayıcı tuvaletler teşhircisi dediğiniz insanlar, kitap yazanlardan çok daha fazla ilgi, çok daha fazla hürmet görmekteydiler.'

bozguna uğramıştım."

25.09.2022

feminizm

sevan nişanyan

"şahit olduğunuz ve verdiğiniz onca savaş ve mücadelenin en hunharca olanı hangisiydi?"

feministlerle savaşım. onlardaki hunharlık ne kemalistlerde var, ne islamistlerde; ne sırplarda, ne azerilerde. ha, belki de zaafım var kadınlara, ondan o kadar acıtıyordur, kim bilir?

feminizmin çirkin bir nefret ideolojisi olduğunu düşünüyorum. çirkin bir ırkçılıktır feminizm, başka bir şey değildir.

belirli sınırlar içinde kalmak şartıyla şiddet, doğal ve bazen ahlaken zorunlu bir davranış biçimidir.

bir kadınla erkek arasında geçen her kavgada kadını otomatikman mağdur, erkeği otomatikman zorba veya haksız gören bakış açısını aptalca ve ahlaksızca buluyorum.

küçük burjuva vizyonunun dar sınırları dışında kalan gerçek dünyada, cinsler arası ilişkide şiddet de vardır ve hiçbir zaman tek taraflı değildir.

toplumun herhangi bir zümresini ötekileştirme, şeytanlaştırma, peşin hükümle reddetme üzerine kurulu her ideolojinin çirkin ve tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

erkeklerin her kavgada haksız ve saldırgan olduğunu varsayan düşünce tarzıyla, mesela yahudilerin her kavgada haksız ve zorba olduğunu kabul eden düşünce tarzı arasında bir fark göremiyorum.

türk toplumunda kadınların aşağılanmasına ve ezilmesine yol açan iki önemli faktör görüyorum. birincisi geleneksel islami dünya görüşü ve söylemlerdir. bunlarla mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. ikincisi köyden kente göçün doğurduğu, kırsal alanda geçerli cinsler arası dengelerin kent yaşamına uyum sağlayamamasından doğan ciddi problemlerdir. bu ikincisinin, sosyolojik süreçte zaman içinde aşılacak bir hadise olduğuna inanıyorum.

22.09.2022

dâhi

balzac

birçok erkeğin sürekli uyumsuzluğa yol açan huysuzlukları vardır; bunlar evliliğin erişilmez güzelliği olan ev uyumunu bozar. erkeklerin çoğunun küçük kusurları vardır ve bunlardan sıkıntılar doğar.

kimi erkek görevlerine bağlı ve etkin ama sert ve geçimsizdir, kimi erkek iyi yürekli ama inatçı olur, kimi karısını sever ama isteklerinde kararsızdır, kimi bir şeylere göz dikip kapılır, duygularından borç öder gibi sıyrılır; kimi zengin eder ama yaşamda tat tuz bırakmaz. kısacası toplumsal ortamda yaşayan insanlar -onlara önemli kusurlar yükleyemesek de- kusursuz olmaktan çok uzaktırlar. düşünce insanları da barometreler kadar değişkendir. yalnızca dâhi, özünde iyidir.

gerçek mutluluk ruhsal basamakların yalnızca iki ucunda bulunabilir. yalnızca safdille dâhi biri zayıflığı, öteki gücüyle yaşamın bütün pürüzlerini yok eden sürekli bir tatlılık, inişsiz çıkışsız bir ruh hali yaratabilirler. birinde kayıtsızlık ve uyuşukluk vardır, ötekinde hoşgörü ve yüce düşüncenin sürekliliği. dâhi yüce düşüncenin yorumlayıcısıdır ve ilkede de uygulamada da kendi kendine benzemek zorundadır.

dâhi de, safdil de sade ve saftır; ne var ki birindeki boşluk, ötekinde bir derinliktir. işte bu yüzden akıllı kadınlar kusursuz bir adam bulamazlarsa safdilin birini seçmeye yatkındırlar.

17.09.2022

kadın

balzac

kadınlar ergin değildir.

kırbaçlamak, kadınları ve atları yönetmenin tek yoludur. bir erkek karşısındakini böyle korkutur, kendini böyle sevdirir ve saydırır.

kadınlar yaramaz çocuklar gibidirler, erkeklerden aşağı yaratıklardır ve onlardan çekinmemiz gerekir; çünkü bizim için en kötü durum, bu kaba yaratıklar tarafından yönetilmektir.

eh, korkunç değişik biçimlerde yüz kez yinelenmiş olan bu sahne de, kabalığı ve iğrenç gerçekliğiyle, hangi toplumsal sınıfa ait olurlarsa olsun, herhangi bir çıkar onları boyun eğme çizgisinden uzaklaştırıp da iktidarı ele geçirdiklerinde, bütün kadınların oynadıkları sahnelerin bir örneğidir. büyük politikacıların gözünde olduğu gibi, onların gözünde de amaca ulaşmak için her yol mübahtır.

kadınları dikkatle gözledim ve bilirim: çoğu, bir sürü kanıtlardan, sevgi mucizelerinden sonra âşık olur ve ancak yenildikten sonra dilleri çözülüp aşklarını itiraf ederler; ama kimileri de, bugün manyetizma akımlarıyla açıklanabilen bir yakınlaşmanın etkisi altında bir anda kapılıverirler.

12.08.2022

sevdiğin kadının yanında

leopold von sacher-masoch

sevdiğin bir kadının yanında kendini hiç güvende hissetme; çünkü kadının doğası düşündüğünden çok daha fazla tehlike içerir. kadınlar ne onlara tapanların ve savunucularının onları yaptıkları kadar iyidirler ne de düşmanlarının yaptığı kadar kötü. kadının karakteri, karaktersizliktir. en iyi kadın anında çamura batabilir ve en kötü kadın beklenmeyen bir anda büyük ve iyi şeyler yapabilir ve hor görenlerini utandırabilir. hiçbir kadın, en ilahi, en pis, en temiz düşünceleri düşünmeye, duyguları hissetmeye, hareketlerde bulunmaya muktedir olduğundan, ne kötü ne de iyidir. kadın, tüm ilerlemeye rağmen, doğaya nasıl geldiyse öyledir; o anki hislerine göre hem sadık, hem sadakatsiz, hem alicenap hem de gaddar davranacak kadar vahşi bir karaktere sahiptir. her zaman ciddi, derin öğrenim ahlaki karakteri yaratmıştır. bu nedenle erkek, ne kadar menfaatperest, ne kadar kötü niyetli olsa da hep prensipli davranır; kadın ise her zaman hisleri ile hareket eder. bunu hiçbir zaman unutma ve sevdiğin bir kadının yanında kendini hiç güvende hissetme.

13.07.2022

fahişe değil

william faulkner

zeki insanların her türlü insan adaletsizliğine, budalalığına ya da acısına duydukları o karamsar ve alaycı akli acımayla: "fahişe değiller. fahişe olmamalarının nedeni biziz, biz bin erkek. biz -bin beyaz erkek- onları biz yaptık, yarattık ve ürettik; belli türden bir kanın sekizde birinin başka türden bir kanın sekizde yedisine sütün geldiğini ilan eden yasaları bile biz yaptık. bunu kabul ediyorum. ama aynı beyaz ırk onları köle, işçi, ahçı, hatta ırgat bile yapabilirdi, bu bin kişi, senin belki de ilkesiz ve şerefsiz diyeceğin benim gibi bu üç beş erkek olmasaydı tabii. hepsini kurtaramayız, belki bunu istemiyoruz da; belki kurtardığımız o bir kadın binde bir bile değil. ama o bir taneyi kurtarıyoruz. tanrı bütün serçeleri görebilir; ama biz tanrı olmaya kalkışmıyoruz. belki tanrı olmayı istemiyoruz da; çünkü hiçbir erkek bu serçelerin birden fazlasını istemez. belki tanrı senin bu gece gördüğün türden bir eve baktığında, artık yaşlandığı için birimizden birini tanrı olarak seçmez. gerçi bir zamanlar genç olmuştu herhalde, genç olmuştur mutlaka, onun kadar uzun süre yaşamış, zarafet, izan ya da edepten nasibini almayan kaba ve rastgele günahları o kadar uzun zaman seyretmek zorunda kalmış birisi, bu vakalara yüz binde bir bile rastlasa, sıradan insan içgüdülerine şeref, edep ve şefkat ilkelerinin uygulandığını fark edecektir muhakkak; o içgüdüler ki siz anglosaksonlar ısrarla şehvet dersiniz ve onun uğruna sebt gününde ilkel mağaralara çekilirsiniz, sizin tanrı'nın inayeti dediğiniz şeyden mahrum kalmanız tanrı'ya meydan okuyan mazeret ve bahane sözleriyle sislenip dumanlanır, inayete tekrar kavuşmanız tanrı'yı teskin eden doygun alçalma ve dövünme çığlıklarıyla müjdelenir, her ikisinde de -ne meydan okumada, ne de teskinde- tanrı bir ilginçlik, hatta ik üç kereden sonra bir eğlence bulamaz. bu yüzden de belki, iyice yaşlanan tanrı, sizin şehvet dediğiniz şeye nasıl hizmet ettiğimizle artık ilgilenmiyordur. belki bizden bu tek serçeyi bile kurtarmamızı talep etmiyordur; zaten biz de o tek serçeyi onun takdirini kazanmak için kurtarmıyoruz. ama biz olmasak bedelini ödeyecek herhangi bir vahşiye satılabilecek, hem de onu bir düveden bir kısraktan, herhangi bir hayvandan daha kötü kullansa bile kimseye hesap vermesi gerekmeyecek birine bir fahişe gibi bir geceliğine değil, bedeni ve ruhuyla bir ömür boyu satılabilecek sonra da gözden düşecek, başkasına satılacak, hatta yıprandığında ya da masrafı satış fiyatını karşılamadığında öldürülebilecek o tek kadını kurtarıyoruz. evet: tanrının kendisinin bile görmezden geldiği bir serçe.

8.07.2022

güzellik

pascal bruckner

güzellik, zamanın eninde sonunda yıkıma uğrattığı sonsuzluk parçasıdır.

güzellik bir mutluluk vaadi değil, kesin bir yıkımdır. kadın olsun, erkek olsun, güzel varlıklar bizlerin arasına inmiş ve güzelliklerinden dolayı bizleri küçümseyen tanrılardır. geçtikleri yere bölücülük, mutsuzluk tohumları ekerler ve herkese kendi vasatlığını hatırlatırlar. güzellik belki bir ışıktır; ama geceyi daha da derinleştirir, bizi çok yükseklere çıkarır ve daha sonra öylesine alaşağı eder ki insan ona yaklaştığına bin pişman olur.

insan güzelliği her şeyden önce bir adaletsizliktir. bazı kişiler yalnızca görünümleriyle bizim değerimizi düşürürler, bizi canlılar dünyasından silerler. neden onlar da biz değil? herkes günün birinde zengin olabilir; ama çekicilik, eğer insan doğuştan ona sahip değilse sonradan asla edinilmiyor.

güzellik her ne kadar ender olsa da fazlasıyla mevcut, fazlasıyla onur kırıcı. onun hilesi, her gün ayrıkotu gibi biterken, bizleri kendisinin kırılgan olduğuna inandırmak. 

güzelliğin hiçbir yararı yok. o sadece bir çoğunluğun belli bir fizyonomi tipi hakkındaki rastlantısal bir düşünce birliğidir. güzelliği insanın onu görmediği yerde, ayrıksıda, anormalde, hatta basitte aramak daha verimli sonuç verir. mükemmel olmayış, iç karartıcı düzenlilikten çok daha çekicidir. heyecan veren bir yüz, uyum içerisinde paylaştırılmış bir kusurlar bütünüdür. 

herkes kendi yüzünden sorumludur. her iki cinsiyete ait göz kamaştırıcı insanlar yüzlerini bir peçeyle gizlemedikleri ya da bir cerrahın neşteri altına yatıp onları yeniden şekillendirmedikleri sürece bizler huzur bulmayacağız.

1.07.2022

aşk ve kadın

mario puzo

hayattaki tek hakikati söyleyeyim mi sana? kadın. her şeyin başlayıp her şeyin bittiği yer kadındır. hayatta uğruna yaşamaya değer tek şeydir o. bunun dışında her şey düzmece, yapay ve boktandır.

aşk, altıncı yaş gününde verdikleri kırmızı oyuncak otomobile benzer. deli gibi atılırsın üstüne, bir türlü bırakamazsın elinden; fakat eninde sonunda tekerlekleri fırlar bir yana, sen de bir köşeye atıp unutur gidersin. sevdalanmak harika bir şeydir; ama sevdalı olmak felakettir.

bir kadına hiçbir zaman fazla iyi muamele etmemeli. kadınlar sarhoşlara, kumarbazlara, pezevenklere ve hatta dayak atanlara tutulurlar. yumuşak başlı, tatlı bir adama tahammül edemezler. sıkılırlar çünkü. mutluluk aramazlar onlar. can sıkıcıdır mutluluk.

sevdalı olmak, başka birini hayatının merkezi yapmak demektir. aşk temelde adaletsiz, istikrarsız, paranoid bir ilişkidir.

kadınlar erkekler gibi gelmezler; onlarınki erkeğinki yanında vızıltı kalır. erkek torbasını patlatırken beyni de gümler. erkek gerçekten yapar bu işi, kadın yapamaz.

insanı yalnız bir kişiyle birlikte olmaya iten şu sapıkça ihtiras insanca bir şey midir acaba? birkaç yıl geçtikten sonra karısından zevk alan adam var mıdır?

siz kadınlar eşitlik istiyorsunuz ama daha iktidar oyunlarından habersizsiniz. tek kozunuz şu deliğiniz; onu da rakiplerinize tabak gibi açıyorsunuz. bedavaya veriyorsunuz. oysa şu delikleriniz olmadan hiçbir kudretiniz yoktur sizin.

erkekler şefkatsiz yaşayabilirler ama seks olmadan yapamazlar. kadınlar ise şefkatsiz yapamazlar ama seks olmadan da idare edebilirler.

beş tane yüzlüğe, istediğin kız nikahında bile emrine amadedir.

9.05.2022

kadın

henry miller

sabah uyandığında yanında sıcak ve dinlenmiş bir beden bulmak güzel bir duygu. temiz bir duygu. ruhani.. ama aşk teranesiyle canını sıkmaya başlamaları çok sürmez. bu kancıklar neden aşktan bu kadar çok söz ederler? iyi bir sikiş yetmiyor onlara anlaşılan.. ruhunu da istiyorlar adamın.

o güne kadar tanıdığım kadınları düşünüyorum bir çırpıda. sefaletimle yarattığım bir zincir. her bir halka diğerine bağlı. ayrık yaşama, doğmuş kalma korkusu. rahmin kapısı hep sürgülü. korku ve özlem. kanın derinliğinde cennetin çekimi. öte dünya. hep var o öte dünya. göbek nahiyesinde başlamış olmalı her şey. göbek bağını keserler, kıçına bir şaplak atarlar ve haydi bakalım! dünyadasın; akıntıya kapılmış, dümensiz bir gemi. yıldızlara bakarsın, sonra da göbeğine. gözlerin çıkar her yerinde -koltuk altlarında, dudaklarının arasında, saç köklerinde, ayak tabanlarında. uzak olan yakınlaşır, yakın olan uzaklaşır. iç dıştır, dış da iç; kesintisiz bir akış, deri değişimi, tersyüz edilme. yıllarca sürüklenirsin böyle; ve çürürsün orada yavaşça, parçalara ayrılırsın, çözülürsün yeniden. adın kalır sadece.

bir kadına teslim olabilmeyi istiyorum. ama benden üstün olması gerekiyor bunu yapabilmesi için. amı yetmez, aklı da olmalı. ona ihtiyacım olduğuna inandırabilmeli beni, onsuz yaşayamayacağıma. başıma ne geleceği umrumda bile olmaz; ne iş isterdim, ne arkadaş, ne de kitap mitap. yeter ki beni dünyada benden daha önemli bir şeyin var olduğuna inandırsın. tanrım, nefret ediyorum kendimden! ama bu alçak kancıklardan daha çok nefret ediyorum; çünkü birinde bile iş yok.

bir özgürlük anı için bütün o aşk teranelerini dinlemek zorunda kalırsın. delirtiyor beni bazen. hemen kapı dışarı etmek istiyorum onları. ediyorum da bazen. ama bu gelmelerini engellemiyor. hatta, hoşlarına gidiyor. onları ne kadar az fark edersen o kadar üzerine düşerler. hasta bir yanları var kadınların. yürekte mazoşist hepsi.

biraz daha genç olsaydı sorun kalmazdı. genç bir kancıkta birçok şeyi gözardı edebilir insan. genç bir kancık aptal da olsa olur. aptallar daha da iyidir hatta. ama yaşlı bir kancık, dünyanın en zeki kadını bile olsa, dünyanın en çekici kadını bile olsa, fark etmez. genç bir kancık yatırımdır, yaşlı kancık zarar. seni hediyelerle şımartmaktan başka bir şey gelmez elinden. ama bu kollarını etlendirmez, yarığını sulandırmaz.

6.05.2022

kadın vs. erkek

leopold von sacher-masoch

hangi erkek gerçeğin ağırlığına dayanabilir?

her erkek, âşık olduğunda zayıf olur, eğilir, gülünç olur, kendini kadına teslim eder, önünde diz çöker.

insan sadece ondan yukarıda olanı gerçekten sevebilir; bizi güzelliğiyle, hararetli mizacıyla, ruhuyla, irade kuvvetiyle boyunduruğu altına alan despot kadını sevebiliriz ancak.

kadını bir hazine gibi görmek isteyen sadece erkeğin egoizmidir.

kendisini kırbaçlatan, kırbaçlanmayı hak eder. kadın, erkeği sever, köleyi ise, eziyet ettikten sonra ayağı ile iter. kadının bir efendiye ihtiyacı vardır ve ona tapar.

her kadın çekiciliğini kullanma içgüdüsüne, yatkınlığına sahiptir.

kadının aşka yüklemek istediği transdantal karakter, kadını sadakatsizliğe iter.

eğer bir evlilik sadece eşitlik ve anlaşılabilirlik üzerine kuruluyorsa en büyük ihtiraslar uyuşmazlıklardan doğar.

kadın kendini ne kadar teslim olucu gösterirse erkek o kadar çabuk kendine gelir ve amirane davranır; ancak kadın ne kadar sadakatsiz olursa, ona ne kadar kötü muamelede bulunur, onunla ne kadar taşkın oynar ve ne kadar az merhamet gösterirse erkeğin şehveti o denli artacak, erkek tarafından o denli sevilecek ve tapılacaktır.

27.04.2022

kadın ve deha

jose ortega y gasset

kadınlar; dehasına ek olarak, bu dehayla pek bağdaştırılamayacak, ağır basan başka nitelikleri bulunduğu zamanlar dışında dahilere hiçbir zaman ilgi duymamışlardır. bir şey kesindir: erkekte, ilerleme ve insanlığın yücelmesi açısından genelde en saygın nitelikler olarak kabul edilen nitelikler, erotik açıdan kadını hiç ilgilendirmez. erkeğin büyük bir matematikçi, büyük bir fizikçi ya da büyük bir politikacı vb. olmasının, bir kadın açısından önemi yoktur. kültürü yaratıp yaygınlaştıran ve erkeklik erkini harekete geçiren tüm erkeksi yeteneklerin ve çabaların kadını çekmede kendi başına hiçbir etkisi olmadığı doğrudur. öte yandan, kadını aşık eden niteliklere bakarsak, bunların türün genel olarak mükemmelleştirilmesi olduğunu görürüz. kadının gözünde dahi, 'ilginç bir erkek' değildir. bu zavallı büyük adamların, çoğunlukla kadın sıcaklığından ne kadar yoksun yaşamak zorunda kaldıklarını görmek üzücüdür. dehanın, neredeyse kadınları dehşete düşürdüğü söylenebilir. kadın, büyük adamı rastlantı sonucu değil, tersine bilinçli olarak hor görür. insanların seçilmesi açısından bakıldığında bu, duygusal tercihlerinde kadının, erkeklerin yaptığı gibi, türün kusursuzlaştırılmasında işbirliğine gitmediği anlamına gelir. tersine kadın, erkeklerin açısından bakarak söyleyecek olursak, en iyi bireyleri -yenilikleri bulanları, yüce girişimleri başlatanları- eleme eğilimindedir ve sıradanlığı seçmede kararlı bir heves içindedir. üstün nitelikli erkekler konusunda heyecanlanma yolunda zaman zaman gösterdiği iyi niyetli çabalar, çoğunlukla hüsranla sona erer; öte yandan, sıradan erkeklerin arasında dolaşırken kadının, öz maddesine kavuşmuş gibi, kendi zevk denizinde yüzdüğü görülür.

26.02.2022

piyasa kuralı

michel houellebecq

cinsellik bir sosyal hiyerarşi sistemidir.

bizim toplumlarda seks, bal gibi de paradan tamamen bağımsız, ikinci bir ayrımcılık sistemini temsil ediyor; en azından aynı derecede acımasız bir ayrımcılık sistemi gibi işliyor. zaten bu iki sistemin etkileri kesinlikle eşdeğer. tıpkı sınırsız ekonomik liberalizm gibi ve benzer nedenlerle, cinsel liberalizm de mutlak yoksullaşma olguları üretiyor. bazıları her gün aşk yapıyor; bazıları hayatlarında sadece beş altı kez yapıyorlar ya da hiçbir zaman yapmıyorlar. bazıları onlarca kadınla aşk yapıyor; bazıları hiçbir kadınla.

"piyasa kuralları" denen şey işte bu. serbestliğin yasak olduğu bir ekonomik sistemde, herkes iyi kötü yerini bulur. zinanın yasaklandığı bir cinsel sistemde herkes iyi kötü bir yatak arkadaşı edinir. tamamen liberal bir ekonomik sistemde bazıları hatırı sayılır servetler elde eder; bazılarıysa işsizlik ve sefaletten çürür. tamamen liberal cinsel sistemde bazıları değişken ve heyecan verici bir erotik yaşama sahiptir, bazılarıysa mastürbasyona ve yalnızlığa mahkumdur.

ekonomik liberalizm savaş alanının genişlemesidir, her yaşta ve toplumun her katındaki savaş alanının genişlemesidir.

bazıları iki tabloda da kazançlı; bazılarıysa ikisinde de kaybediyor. şirketler, diplomasını yeni almış bazı gençleri paylaşamıyor; kadınlarsa bazı genç adamları paylaşamıyor; kargaşa ve heyecan çok büyük boyutlarda.

20.02.2022

namus

eduardo galeano

1979'un sonlarında sovyet güçleri afganistan'ı işgal etti. resmi açıklamaya göre işgalin sebebi ülkeyi modernize etmeye çalışan laik hükümeti savunmaktı.

1981 yılında bu konuyla ilgilenen stockholm'deki uluslararası mahkemenin bir üyesiydim. oturumlardan birinde yaşadığım o en önemli anı asla unutmayacağım.

o dönemde freedom fighters, yani özgürlük savaşçıları, şimdiyse teröristler olarak adlandırılan radikal islam'ın temsilcisi, üst düzey bir dini lider tanık kürsüsündeydi. ihtiyar şöyle gürlemişti: "komünistler kızlarımızın namusunu kirlettiler! onlara okuma yazma öğrettiler!"

26.01.2022

şaka

lawrence durrell

gerçekte kadınların ihtiyacı olan şey ölesiye dövülmek, tutsaklık ve karnı burnundayken yemek yapmaya zorlanmaktır. onu ensesinden ısır, onu süngüle; artık sonsuza kadar senindir. körüklemek istedikleri tek şey dipsiz bir mazoşizmdir; penis de bir tür silahtır düşünülürse. hayır, bu yaratığın özgürleşmesi bir şakadır. doğuştan kararsızdırlar, doğuştan köle; yine de aralarında bir yerlerde değişik olan, işi hakkıyla yapan biri, yalnızca bir kişi olabilir.

aşkta tam bir eşitlik, diye düşündüm. tanrım! yarın gidip kendime dünyanın en pahalı mikroskobunu, bir stradivarius, çilek ve bir araba alacağım. ama aşkta hiçbir zaman yeterli eşitlik yoktur. kadınlarla erkekler arasında eşitliği sağlamak için sözleşmeye oturmamız gerekir -daha alçak gönüllü bir hedef.

esasen kadınlar kendilerine tecavüz edilmesini, zorla sahip olunmasını istiyorlar. taş devri'nden beri pek fazla değişiklik olmadı. öte yandan kabileye çocuk doğurma sorumluluğuyla, çiftleşmenin biyolojik zorunluluğuyla ağır bir vicdan yükü geliştirmişler. buna gerçekten boyun eğebilmek için bu işi günahı tamamen ortadan kaldıracak biçimde yapmaları gerekiyordu. başka bir deyişle vicdanlarını rahatlatabilmek için hissizleşecek derecede korkmaları gerekiyordu. o zaman bizim varsayımsal don juan'ımız bu uyuşturma yeteneğine sahipti. kokusuyla onları korkutup teslim olmalarını sağlıyordu.

22.01.2022

cosette

victor hugo

sefaletin bir derecesinde, insanı adeta bir tayf kayıtsızlığı sarar; çocuklar göze ölü hayaletler gibi görünür. en yakınlarınız bile çoğu zaman sizin için gölgeden ibaret şekillerdir, hayatın bulanık zemini üzerinde ancak şöyle böyle fark edilirler ve kolayca yeniden görünmezliğe karışıverirler.

bazı cömert yaratılışlı insanlar vardır ki kolayca teslim olurlar. işte bu insanlardandı cosette. kadının yüce gönüllülüklerinden biri de boyun eğmesidir. aşk, kayıtsız şartsız bir hal aldığı bu yücelikte, iffetin bilinmez bir çeşit semavi körleşmesiyle karmaşık bir hal alır. ne büyük tehlikelere atılmaktasınız böylece, ey asil ruhlar! çoğu zaman kalbinizi verirsiniz siz, bizse bedeninizi alırız. kalbiniz size kalır ve siz karanlıkta ürpererek bakarsınız ona.

aşkın orta yolu yoktur; o, ya mahveder ya da kurtarır. bu ikilemden ibarettir insanın bütün kaderi. ya kurtuluş ya batış; hiçbir alınyazısı bu ikilemi aşk kadar amansızca koymaz ortaya. aşk, eğer ölüm değilse, hayattır. hem beşik hem de tabut. insan kalbinde evet diyen de hayır diyen de aynı duygudur. tanrı'nın yaptığı bütün şeyler içinde en fazla ışık ve yine en fazla karanlık yayanı insan kalbidir.

ne var ki, iffet sarhoşu yüreklerin haberi olmasa bile, unutulması imkansız tabiat daima oradadır. kaba ve ulvi amacıyla orada bekler ve ruhlar ne kadar masum olurlarsa olsunlar, en edepli baş başa konuşmada bile, sevdalı bir çifti iki dosttan ayıran o hayran olunası esrarengiz nüansı hisseder insan.

heyhat! kimin başından geçmemiştir ki bütün bu şeyler? bu masmavi semadan çıkmak saati niçin sonunda gelip çatar ve de niçin hayat bundan sonra da sürüp gider? sevmek, düşünmenin yerini alır adeta. aşk, geri kalan her şeyi hummalı bir unutmadır. o halde, varın ihtirasta mantık arayın. gök mekaniğinde mükemmel geometrik şekil olmadığı gibi, insan kalbinde de mutlak bir mantık silsilesi yoktur.

ihtirasın, mutlu ve saf olduğunda, insanı mükemmelleşmeye götürdüğünü sanmak hatadır; gördüğümüz gibi, onu sadece unutkanlığa götürür. bu durumda, insan kötü olmayı unutur gerçi; ama iyi olmayı da unutur. minnettarlık, vazife, önemli ve rahatsız edici anılar dağılıp gider.

14.01.2022

dişi kaplan

tomaso garzoni

bilmez ki acınası insanlar, sevmek bir yana, en yüksek mabutları diye yalvar yakar oldukları sevgililerinin ve kadınlarının adlarıyla ne büyük bir uğursuzluğu üzerlerine çektiklerini. onlara dair öylesine çok hayal kurar, öylesine çok neşe ve hodpesentlikle üzerlerine düşerler ki, sonunda pek kırılgan temeller üzerinde duran aşkları yerle bir olup mutsuzluk ve ıstırap denizinde yitip gider.

buhur diye sımsıcak gözyaşlarını, buhurdan diye pişman yüreklerini, kutsal ekmek ve kurbanlık diye esrik ruhlarını, dua diye içten yeminlerini, ilahi diye aşk dolu sone ve madrigallerini, resim diye soluk ve ezilmiş çehrelerini sundukları, sungu olarak da ne soğuktan korkan ne de sıcaktan kaçan, geceden ürkmeyen, gündüz ise yolunu şaşırmayan, acıya ram olmayan, kaçmayan, alay etmeyen, haksızlığa göz yummayan, kendi çıkarları söz konusu olan kişilerin kör ve ölü gibi sağır olması biçimindeki hakaretlerine aldırış etmeyen, zararları tartmayan, kin duymayan bir köpek gibi yaltaklık ettikleri kadınlar onların ilahlarıdır.

göksel mabutları, üçüncü göğün tanrıçaları, cennetten inmiş güzellik tanrıçaları, güzel ve sevimli perileri, diana'nın bakireleridir.

onlar bu yırtıcı hayvanların peşinden gitmek, kendilerini onlara ganimet gibi teslim etmek, kendilerini bu dişi panterlerin köleliğine adamak, bu dişi kaplanları sevmek istiyor.