copernicus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
copernicus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.10.2020

bilgi

bertrand russell

bilgi sandığımız şeyler her zaman bilgi değildir.

platon bilimi sevmezdi. sevdiği tek şey matematikti. bilimin geri kalanının onun için bir anlamı yoktu.

aristarchus'u alın. bu adam güneşin dünya çevresinde değil, dünyanın güneş çevresinde döndüğünü ilk düşünendir. ona göre, yıldızların gökte döner gibi görünmesi de, dünyanın hareketinden ötürüdür. unutulan bu görüş iki bin yıl sonra, copernicus'la birlikte tekrar çıkıyor karşımıza. oysa aristarchus düşünmese idi belki bu, copernicus'un aklına bile gelmezdi.

ressam haydon'ı anımsıyorum. büyük bir sanatçı değildi ama öyle olmak isterdi. güncesine bakın ne yazmış: "kendimi rafael ile kıyaslayarak berbat bir sabah geçirdim."

durumundan hiç de yakınmamaları gereken pek çok kimseler, "ötekilerde benden fazlası var." diye tasalanırlar. bir başkasının arabasını daha alımlı, bahçesini daha güzel bulurlar. ya da daha yumuşak bir iklimde yaşamanın hoş olacağını. filancanın yaptığı işin daha çok beğenildiğini düşünürler. ellerindeki değerlerden yararlanacak yerde başkasında daha çok var düşüncesiyle zevklerini kendilerine haram ederler. vız gelmeli oysa.

9.11.2018

iskenderiye kütüphanesi

carl sagan


tarihimizde, bundan önce parlak bir bilimsel uygarlık umudu yalnızca bir kez belirmişti. iyonya'daki uyanışın kıvılcımladığı umudu sürdürenlerin sonraki kalesi iskenderiye kitaplığı'ydı.

bu kitaplıkta iki bin yıl önce antik çağın en parlak zihinleri matematik, fizik, biyoloji, astronomi, edebiyat, coğrafya ve tıbbın sistemli öğrenimine ilişkin temelleri atmışlardı. biz hâlâ o temeller üstüne bina kurmaktayız.

bu kitaplık, büyük iskender'in imparatorluğundaki mısır parselini devralan yunan kralları ptolemy'ler tarafından kurulmuş ve desteklenmişti. m.ö. 3. yüzyılda kuruluşundan yedi yüz yıl sonra yok edilişine dek eski dünyanın beyni ve kalbi iskenderiye kitaplığıydı.

iskenderiye yeryüzündeki kitap yayınının başkentiydi. tabii o zamanlar baskı makineleri yoktu. kitap pahalıydı. her bir kitap el yazmasıydı. kitaplık dünyadaki en iyi kitapların toplandığı merkez durumundaydı.


tevrat bize iskenderiye kitaplığı'nda yapılan yunanca çeviriler kanalıyla gelmiştir. krallardan ptolemy'ler servetlerinin büyük bir bölümünü yunanca yayımlanmış her kitabın satın alınması için harcadıktan başka afrika, iran, hindistan, israil ve dünyanın öteki ülkelerinden kitap almaya harcamışlardır.

iii. ptolemy euergetes sophokles'in, euripides'in ve aiskhylos'un ünlü büyük trajedi yapıtlarının asıllarını atina'dan ödünç almaya uğraşmıştı. atinalılar için bu trajedilerin asılları büyük bir mirastı. tıpkı shakespeare'in oyunlarının yazılı asıllarının ingiltere için büyük bir miras oluşu gibi. bu trajedilerin el yazmalarını atina'dan dışarıya çıkarmak istememişlerdi. fakat ptolemy büyük bir miktar parayı depozito olarak verince atinalılar trajedilerin asıllarını ödünç vermeye razı oldular. ne var ki, ptolemy bu kağıt tomarlarına altın ya da gümüşten daha çok değer veriyordu. depozitonun yanmasına razı oldu ve kitapların orijinallerini kitaplıkta alıkoyarak çerçeveletti. buna içerleyen atinalıların kızgınlığı ancak ptolemy'nin ezile büzüle adı geçen yapıtların yazdırılmış kopyalarını vermesiyle birazcık yatıştı. bir devletin bilgi uğruna böylesine çaba harcadığı çok enderdir.

ptolemy'ler yalnızca bilgi koleksiyoncuları değillerdi. bilimsel araştırmayı da teşvik ve finanse ederek yeni bilgi üretimine olanak sağlarlardı. bu girişimler çok iyi sonuçlar verdi. eratosthenes yerkürenin çevresini doğru olarak hesapladı, haritasını çizdi ve ispanya'dan batıya doğru sefere çıkılırsa hindistan'a varılabileceği görüşünü savundu.

hipparchus yıldızların varlığa kavuştuğu, yüzyıllar boyunca yavaştan devindikleri ve sonunda ölüp gittikleri görüşünü ortaya atan ilk kişiydi. yıldızların konum değiştirmelerini ve büyüklüklerini bir liste olarak çıkaran ve değişiklikleri saptayan da odur.

euclid'in geometri kitabından insanlık yirmi üç yüzyıldır yararlanıyor. bu yapıt kepler'in, newton'un ve einstein'in bilimsel ilgisini uyandırma işlevi de gördü. galenus'un yaraların kapanması ve anatomi üzerine yazdıkları, rönesans dönemine dek tıpta egemen görüşler olarak kabul edildi. daha nice örnekler sayılabilir.

iskenderiye batı dünyasının tanık olduğu en büyük kentti. tüm toplumlardan insanlar buraya yaşamaya, ticaret yapmaya, öğrenmeye gelirlerdi. herhangi bir gün limanına bakılacak olsa, tüccarları, turistleri ve öğrenime gelmiş hocaları görmek mümkündü.

burası yunanlıların, mısırlıların, arapların, suriyelilerin, yahudilerin, perslerin, finikelilerin, nubyalıların, gallerin ve iberyalıların eşya ve fikir değiş tokuş ettikleri bir merkezdi. belki burada kozmopolit sözcüğü gerçek anlamına kavuştu: bir ulustan değil, evrenden, kozmostan gelen herkes, bir başka deyişle, "evren ya da kozmos yurttaşlığı" anlamında kullanılıyordu.

mısır'ın büyük iskender'den sonraki yunan kralları öğrenim sorununu ciddiye alırlardı. yüzyıllar boyu bilimsel araştırmaya destek oldular ve kitaplıkta çağın en büyük beyinleri için çalışma ortamı hazırladılar. iskenderiye kitaplığında her konu için ayrılan on geniş hol bulunuyordu. botanik bahçesi, hayvanat bahçesi, kadavra inceleme odası, rasathanesi vardı. dinlenme saatlerinde açık tartışmaların yapıldığı büyük yemek salonunu suların aktığı çeşmeler süslemekteydi.

kitaplığın kalbi, kitap koleksiyonuna ayrılan bölümüydü. koleksiyon uzmanları dünyanın birçok kültür ve diline ait kitapları tararlardı. yabancı ülkelere adam gönderip kitaplıklardaki kitapları toptan satın alırlardı. iskenderiye'ye demirleyen yabancı gemiler kaçak eşya için değil, acaba kitap mı kaçırıyorlar diye aranıp taranırlardı. her biri elle yazılmış papirüs tomarı olmak üzere kitaplıkta o zamanlar yarım milyon kitap bulunduğu sanılıyor. bazen papirüs tomarlarının kopya edilmek üzere alındığı da olurdu.

bütün bu kitaplara acaba ne oldu? bunları yaratan klasik uygarlık yok oldu ve kitaplık kasten tahrip edildi. bu eserlerden yalnızca küçük bir bölümü kalmıştır. bazılarının da insanın içini burkan bölük pörçük parçaları. günümüze kalan bu bölük pörçük parçalar bile insan zihnini uyarıcı ne denli zengin bilgiler taşıyor, bir bilseniz! örneğin, kitaplığın raflarından birinde bulunduğunu bildiğimiz sisamlı astronomi bilgini aristarchus'un kitabında, yerküremizin gezegenlerden bir tanesi olduğuna ve onlar gibi güneş'in etrafında döndüğüne ve yıldızların çok uzaklarda olduklarına değiniliyordu.

bu ifadelerin hepsi de doğru olduğu halde, sözü edilen gerçeklerin yeniden bulunması için iki bin yıl daha beklemek zorunda kaldık. aristarkus'un bu eserinin kaybına duyduğumuz üzüntüyü, daha başka konulardaki kayıplar için de yüz binler sayısıyla çarparsak, klasik uygarlığın yarattığı görkemi ve mahvının trajedisini algılamaya başlayabiliriz.

çağdaş dünyamızın tohumları burada atılmıştır. bunların kök salıp filizlenmesi neden durdu sonradan acaba? niçin batı bin yıllık bir karanlık döneme girdi ve iskenderiye'deki yapıtların keşfedilip ortaya çıkarılması kristof kolomb ve kopernik dönemine kadar gecikti? bu sorulara yalın bir yanıt veremem. fakat şunu söyleyebilirim:

kitaplığın tarihi boyunca ünlü bilim adamlarıyla öğrencilerden herhangi birinin, toplumlarının siyasi, ekonomik ve dinsel düşüncelerine karşı çıktığına ilişkin tek bir kayda rastlanmıyor. yıldızların varlığı ve bu varlığın sürekliliği tartışılıyordu. oysa köleliğin adalete uygun olup olmadığı tartışılmıyordu. bilim ve öğrenim genellikle çok küçük bir mutlu azınlığın ayrıcalığıydı. kentteki halkın çoğunluğu kitaplıktaki buluşlar hakkında en küçük bir bilgiye sahip değildi. yeni buluşlar açıklanmadığı ve halka mal edilmediği için araştırma ve buluşlardan halk pek az yararlanmış oluyordu.

makineler ve buhar teknolojisindeki buluşlar, çoğunlukla silahların geliştirilmesinde uygulanıyor, batıl inançların dürtüklenmesinde ve kralların eğlendirilmesinde kullanılıyordu. bilginler hiçbir zaman makinelerin gücünü halkı özgürlüğe kavuşturma açısından değerlendirmediler. antik çağın bilimsel çalışmalarından halkın yararlanabileceği pratik buluşlara ender olarak geçilmiştir. bilim halk yığınlarının ilgisine sunulmamıştı. durgunluğa, kötümserliğe ve mistisizmin en süfli biçimlerine karşı terazinin öteki kefesini bastıracak bir çaba harcanmadı. ve sonunda halk güruhu kitaplığı yakmaya geldiğinde onları durdurabilecek kimsecikler yoktu.

iskenderiye kitaplığı'nın kuruluş yıllarında yaşayan theophrastus, "kutsal'ın karşısında batıl inanç korkaklıktır." diye yazmıştı.

atomların yıldızların göbeğinde üretildiği, her saniye binlerce güneşin varlığa kavuştuğu, yaşamın güneş ışığı ve şimşek çakışıyla genç gezegenlerin sularında ve havasında kıvılcımlandığı, biyolojik evrim harcının samanyolu'ndaki bir yıldızın patlamasından üretildiği, bir galaksi kadar güzel bir varlığın yüz milyarlarca kez şekil aldığı bir evrende yaşıyoruz. kuasarların, kuarkların, kar yaprakçıklarının ve ateş böceklerinin bulunduğu ve kara deliklerin, başka evrenlerin, radyo mesajları şu anda yeryüzüne belki de gelmekte olan yerküre dışı uygarlıkların bulunabileceği bir kozmostayız.

batıl inançların ve sahte bilimin insan kişiliğinin ayrılmaz parçası olan bilimin yanında ne denli sönük kaldığı ortadadır.

doğanın her yanı bize büyük bir gizi açığa vuruyor ve hayranlık duygumuzu kamçılıyor. theophrastus haklıymış. gerçek evrenden korkanlar, ne idüğü belirsiz bilgiyi tafrayla satmaya kalkanlar, kolay edinilen batıl inançların konforuna sığınacaklardır. dünyayla göz göze gelmektense ondan gözünü kaçıranlardır bunlar. oysa kozmosun dokusunu ve yapısını keşfetme cesaretini gösterenler, kendi istek ve önyargılarına uygun bulmasalar bile onun en derin gizlerine inebileceklerdir.

yeryüzünde bilimle meşgul olan başka bir tür yoktur. insanın icat ettiği bir yoldur bilim ve doğal ayıklama sonucu insanoğlunun beyin kabuğunda gelişmesinin bir tek basit nedeni vardır: çünkü belli bir işleve sahiptir. mükemmelleşmiş değildir; bir araçtır sonuçta. yanlış kullanılabilir. ama şimdiye dek icat edilmiş en iyi araçtır: kendi kendini düzeltebilen, çalışan ve her konuya yatkın. iki kurala sahiptir. birincisi: kutsal kabul ettiği gerçek yoktur. her öneri eleştirerek incelenmelidir. tepeden inme, otoriter savlar değersizdir. ikincisi: olaylarla bağdaştıramadığı her şeyi gereksiz kılar.

hiçbir devletin, hiçbir dinin, hiçbir ekonomik sistemin, hiçbir bilgi birikiminin hayatta kalmamıza yetecek tüm yanıtları vermeye yeterli olabileceği sanılmamalıdır.

7.11.2013

a universe from nothing

lawrence krauss

"her yolculuğa eşlik eden ilk gizem, yolcunun başlangıç noktasına nasıl ulaşmış olduğudur." (louise bogan)

müthiş olan şu ki, vücudumuzdaki her bir atom patlayan bir yıldızdan geliyor. ve sol elimizdeki atomlar da muhtemelen sağ elimizdekilerden farklı bir yıldızdan geliyor. fizik konusunda bildiğim en şiirsel şey bu: her birimiz yıldız tozuyuz. yıldızlar patlamasaydı burada olamazdık. çünkü evrim için önemli olan karbon, azot, oksijen, demir vs. bütün elementler zamanın başlangıcında oluşmamıştı. bunlar yıldızların nükleer fırınlarında oluşmuştu ve vücudumuza girebilmelerinin tek yolu yıldızların patlayacak kadar kibar olmalarıydı. o yüzden isa'yı falan boşverin. bugün burada olmamızı yıldızların ölmesine borçluyuz.

"hiçbir bilgi ışıktan daha hızlı yayılamaz." (albert einstein)

evren düz olmalı. peki neden? bunun iki sebebi var, ilki hakkında normalde şunu söylüyorum: matematiksel olarak güzel olan tek evren bu. ve bu doğru. pek bahsetmediğim ikinci bir sebebi daha var, şimdi burada bahsedeceğim: düz bir evrende, evrenin toplam enerjisinin kesinlikle sıfır olduğu görülmüş bulunuyor. çünkü çekim kuvveti negatif enerjiye sahip olabilir. ve çekim kuvvetinin negatif enerjisi, maddenin pozitif enerjisini dengeler. peki, toplam enerjisi sıfır olan bir evrenin nesi güzel? çünkü sadece böyle bir evren sıfırdan oluşabilir. ve bu müthiş; çünkü fizik yasaları, evrenin sıfırdan oluşmasına izin veriyor! bir tanrı'ya ihtiyacımız yok. hiçbir şeyimiz yok. evrenimiz düz ve toplam enerjisi sıfır. ve sıfırdan doğmuş olabilir. sıfır toplam enerji ve kuantum dalgalanmaları bir evren yaratabilir. 

bunlar dindar insanların sorup durduğu şu manyak soruya cevap veriyor: "neden hiçbir şey değil de bir şeyler var?" çünkü olması gerek. kuantum mekaniğinde, hiçbir şeyiniz yoksa hep bir şeyler elde dersiniz. bu kadar basit!

copernicus bize özel bir yerde yaşamadığımızı söylemişti. şimdi iki şeyi biliyoruz, aslında bir şeyi. bu, bize düşündüğümüzden çok daha önemsiz olduğumuzu anlatıyor. evreni, gördüğümüz her şeyi ele alırsanız; yıldızlar, galaksiler ve kümeleri, gördüğümüz her şey. bunları kaldırıp atın, evren yine aynı evrendir. %30'u karanlık madde ve %70'i karanlık enerji olan bir evrende, %1'lik bir kirlilik yaratıyoruz. tamamen anlamsızız. içinde bu kadar anlamsız olduğumuz bir evrenin neden bizim için yaratılmış olduğu beni aşıyor.

bazıları evrene ince ayar yapılmış olduğunu söylemişti. eğer biraz olsun farklı olsaydı burada olamazdık. tanrı evreni apaçık bizim için yaratmıştı! bu saçmalık. ve richard dawkins'in kitaplarıyla güzelce öğrendiğimiz aynı sebeplerden ötürü saçmalık. arılar çiçeklerin rengini niçin ayırt edebiliyor? onları bulabilsinler diye. tanrı öyle istedi diye değil. eğer çiçekleri bulamasalardı, yemek için ihtiyaçları olan şeyleri alamazlardı ve var olamazlardı; bu doğal seçilim. ve bu bize şunu söylüyor: bir tür kozmik doğal seçilim var. çünkü eğer bu doğruysa, tek söylediği yaşama imkan tanıyan bir evrende olmamızın çok da şaşırtıcı olmadığı! çünkü, yaşama imkan tanımayan evrenlerde yaşıyor olamazdık. bu kadar basit!

fiziğin evren hakkında bize asıl anlattığı şu: evren büyük ve nadir olaylar hep gerçekleşiyor. yaşam da bunlara dahil. ve bu, onun özel olduğunu göstermiyor.

1.12.2011

schopenhauer terapisi

irvin yalom

üç büyük düşünce devriminin insanın merkeziyetçiliği fikrini tehdit ettiği sık sık belirtilmektedir. birincisi copernicus, dünyanın, bütün yıldızların etrafında döndüğü bir merkez olmadığını göstermiştir. sonra darwin, hayat zincirinde bizim merkez olmadığımızı, diğer bütün yaratıklar gibi başka yaşam biçimlerinden meydana geldiğimizi göstermiştir. üçüncü olarak da freud, bizim kendi evimizin efendisi olmadığımızı, davranışlarımızın büyük çoğunluğunun bilincimizin dışındaki güçler tarafından yönetildiğini göstermiştir.

freud'un bilinmeyen yardımcı devrimcisinin, onun doğumundan çok önce derin biyolojik güçler tarafından idare edildiğimizi ve sonra kendimizi hareketlerimizi bilinçli olarak seçtiğimiz şeklinde kandırdığımızı öne süren schopenhauer olduğuna kuşku yoktur.

schopenhauer talih çarkını sürekli olarak döndürmenin kaderimiz olduğunu gösterdi: bir şeyi isteriz, alırız, kısa bir süre tatmin yaşarız, bu tatmin hızla sıkıntıya dönüşür, ardından mutlaka bir sonraki 'istiyorum' gelir. arzuyu doyurarak kurtuluş yoktur; insanın çarktan hemen atlaması gerekir.

çarktan atlamak, istemekten tamamen kaçmak anlamına geliyor. en içteki doğamızın, bir şeyi elde etmek için yatıştırılamaz bir şekilde çabalamak olduğu, bu acının en başından bize programlandığı ve kendi doğamıza mahkum edildiğimiz anlamına geliyor. önce bu yanılsama dünyasının esas hiçliğini kavramamız, ardından istenci reddetmenin bir yolunu bulmamız gerektiği anlamına geliyor. bütün büyük sanatçılar gibi saf, platonik fikirler dünyasında yaşamayı amaçlamalıyız. kimileri bunu sanat yoluyla yapıyor, kimileri dinsel çilecilikle. schopenhauer arzu dünyasından kaçınarak, tarihin büyük zihinleriyle bir araya gelerek ve bedensel zevklerden el çekip düşünerek yapmıştır. bir insanın aktör olduğu kadar gözlemci de olması gerektiği anlamına geliyor bu. insan bütün doğada var olan, her insanın bireysel varoluşuyla kendini gösteren ve kişi artık fiziksel bir varlık olarak yaşamadığında bu gücü geri talep edecek olan yaşam gücünü kabul etmelidir.

göreli mutluluk üç kaynaktan gelir: kişinin olduğu şey, kişinin sahip olduğu şey ve kişinin diğerlerinin gözlerinde temsil ettiği şeyler. schopenhauer bizim ilkine odaklanmamızda ve ikincisiyle üçüncüsüne -sahip olunanlar ve şöhretimiz- güvenmememiz gerektiğinde ısrar eder; çünkü o ikisi üzerinde kontrolümüz yoktur; bizden alınabilirler ve alınacaklardır. aslında sahip olmanın tersine bir etmeni vardır, der; sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar.

7.01.2011

galileo galilei

stephen hawking

modern bilimin doğuşunu galileo kadar belki de hiç kimse etkilememiştir. felsefesinin temelinde katolik kilisesiyle olan ünlü çelişkisi yatmaktadır; çünkü galileo, insanın, dünyanın nasıl işlediğini kavramayı umabileceğini ve üstelik bunu, gerçek dünyayı gözlemleyerek elde edebileceğini ileri süren ilk kişiydi.

galileo, copernicus'un gezegenlerin güneş'in etrafında döndüğü kuramına ta baştan beri inanmaktaydı; ama ancak, bu görüşü doğrulayacak tanıtları bulduktan sonra yaygın olarak desteklemeye başladı. copernicus'un kuramına ilişkin italyanca yazılar yayımladı ve görüşleri kısa bir süre içinde üniversite dışında da geniş destek gördü. bu, aristocu profesörleri çileden çıkararak, katolik kilisesini, copernicus'un düşüncelerini yasaklamaya ikna etmek üzere galileo'ya karşı birleştirdi.

bundan endişelenen galileo, kilise yetkilileri ile görüşmek üzere roma'ya gitti. incil'in amacının bilimle uğraşmak olmadığını, incil'in sağduyuyla çeliştiği yerlerde ise ancak mecazi anlamı olabileceğini savundu. ama kilise, protestanlığa karşı verdiği savaşı köstekleyecek herhangi bir skandaldan korkmaktaydı ve bu yüzden baskı önlemlerine başvurdu. copernicusçuluğu 1616 yılında "yanlış ve asılsız" ilan ederek, galileo'ya kesinlikle bir daha bu öğretiyi "tutmamayı ve savunmamayı" buyurdu. galileo buna razı oldu.

1623 yılında galileo'nun eski bir arkadaşı papa oldu. galileo hemen 1616 buyruğunun kaldırılması çabalarına girişti. bunu başaramadı ama şu iki koşulla: aristo ve copernicus kuramlarının her ikisini de anlatan bir kitap yayımlama izni almayı başardı. taraf tutmayacaktı ve insanoğlunun hiçbir şekilde dünyanın nasıl işlediğini belirleyemeyeceği sonucuna ulaşacaktı; çünkü tanrı aynı olayları, onun mutlak gücüne kısıtlamalar koyamayacak insanoğlunun kafasında hiçbir zaman canlandıramayacağı biçimlerde gerçekleştirebilirdi.

"iki ana dünya sistemine ilişkin diyalog" adlı kitap, sansürcüleri de arkasına alarak 1632 yılında tamamlandı ve basılır basılmaz avrupa'da edebi ve felsefi bir başyapıt olarak karşılandı. papa, bir süre sonra halkın kitabı copernicusçuluktan yana yorumladığının farkına vararak yayımlanmasına izin vermekten pişmanlık duydu. sansürcülerin resmi onayından geçmiş olmasına karşın, kitabın yine de 1616 buyruğuna karşı geldiğini ileri sürdü. galileo'yu engizisyon'un önüne çıkardı. engizisyon galileo'yu ömür boyu ev hapsine ve copernicusçuluğu halk önünde reddetmeye mahkum etti. galileo bir kez daha razı oldu.

galileo katolikliğe bağlı kaldı ama bilimin bağımsızlığına olan inancı hiçbir zaman kırılmadı. 1642'deki ölümünden dört yıl önce hala ev hapsindeyken, ikinci büyük kitabının el yazmaları hollanda'da bir yayıncıya kaçırıldı. işte "iki yeni bilim" diye bilinen bu çalışma, copernicus'a olan desteğinin de ötesinde, modern fiziğin doğuşu olacaktı.

17.06.2010

zamanın kısa tarihi #1

stephen hawking

bilimin nihai amacı, tüm evreni açıklayan tek bir kuram ortaya koymaktır.

aristo, dünya'nın durağan olduğunu; güneş'in, ay'ın, gezegenlerin ve yıldızların da onun etrafında dairesel devinimlerde bulunduğunu sanıyordu. bu düşünce ikinci yüzyılda ptolemy tarafından geliştirilerek kapsamlı bir gökbilimsel model içine oturtuldu.

1514'te copernicus yeni bir model geliştirdi. buna göre güneş merkezde durağan olmak üzere, dünya ve gezegenler onun çevresinde dairesel yörüngelerde dönmekteydiler.

1609'da galileo, yaptığı gözlemlerle her şeyin dünya'nın çevresinde dönmediğini ortaya koydu. bu arada kepler gezegenlerin dairesel değil elips biçiminde yörüngeler izlediklerini öne sürdü.

1676'da roemer, jupiter'in uydularının hareketlerini gözlemleyerek ışığın sonlu ama büyük bir hızla gittiğini ilk defa ortaya koydu.

1687'de newton, evrendeki her cismin, öteki her cisimce, cisimlerin kütleleri ve yakınlıklarıyla orantılı bir kuvvetle çekildiğine ilişkin evrensel bir çekim yasası öne sürdü. böylece kütlesel çekimin, ay'ın dünya'nın çevresinde eliptik yörüngelerde dönmesine neden olduğunu gösterdi.

18. yüzyılın sonlarında herschel, sayısız yıldızın konumlarını ve bize olan uzaklıklarını katalogladı. güneş'e en yakın yıldız olan proxima centauri, ona dört ışık yılı uzaklıktadır. dünya'ya en yakın yıldız olan güneş ise sadece sekiz ışık dakikası uzaklıktadır. 

19. yüzyılın başında laplace, bilimsel kuramların, özellikle newton'ın çekim yasasının başarısının etkisiyle, evrenin tümüyle belirlenir olduğu savını ortaya attı. öyle bir bilimsel yasalar takımı olmalıydı ki, yalnızca bir an için evrenin tümünün durumunu bilirsek evrende olup bitecek her şeyi hesaplayabilirdik.

1803'te dalton, kimyasal bileşiklerin her zaman belli oranlarda gerçekleşmesinin, atomların molekül denen birimleri oluşturmak üzere bir araya gelmesiyle açıklanabileceğine işaret etti. einstein da 1905'te, sıvılardaki küçük toz parçacıklarının brown devinimi olarak bilinen düzensiz ve gelişigüzel hareketlerinin, sıvı moleküllerinin toz parçacıkları ile çarpışmasından doğabileceğini belirtecekti.

18.03.2008

copernicus

eduardo galeano

kopernik 1543 yılında, dünyanın güneşin etrafında döndüğünü kanıtladığı kitabının ilk nüshaları piyasa çıktığı günlerde öldü. kilise, yanlış bilgiler içerdiği ve kutsal metinler ile çeliştiği gerekçesiyle kitabı yasakladı; kitabı yaydığı için rahip giordano bruno'yu odun ateşinde yaktı, galileo galilei'yi de okuyup inandığını inkâr etmeye zorladı.

vatikan üç buçuk asır sonra, giordano bruno'yu canlı canlı kızartmış olmaktan ötürü pişmanlık duydu ve avlularından birine galileo galilei'nin heykelini dikeceğini ilan etti.

tanrının dünyadaki büyükelçiliği adaleti sağlamakta hiç acele etmiyor. ama bu dinsizleri affetmesiyle eş zamanlı olarak, vatikan, engizisyon kardinali roberto bellarmino'yu aziz ilan etti. bruno ve galileo'yu yargılayıp mahkum eden ve şu anda göklerde olan roberto bellarmino'yu.