metin kaçan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
metin kaçan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.01.2021

perspektif

ece ayhan

nereye dönersem kıçım arkamdadır.

"sevgi, yalnız mutlu yüzüyle vardır."

en bozulduğum şey; aciz bir adamın, sessiz ve konuşamayan adamın tepesine binmeleridir kimilerinin.

"tahmin edilememek insanın temel niteliğidir."

her uzaklık, her uzaktan bakma belli bir yalın perspektif sağlar, sağlıyor. gündelik yaşayışta ise derin ve gerçek perspektifi bulmak işte bu yüzden zor.

metin kaçan, ağır roman adlı bir dolapdere romanında "şakur şukur sevişmek" diyordu. cezmi ersöz de bir yazısında böyle diyor. ikisinden biri ya da her ikisi de, çeyrek sait faik olur mu ki?

bu toplumda hiçbir şey, bir yazınsal süreç dahi, sonuna dek götürülemiyor nedense. belki de doğuda süreç diye bir şey yok. düşüncenin, düşünmenin bir parçası değil mi süreç? filmlerde de oluyor bu: hemen hemen bütün türk sinemasında öykülü bir film yoktur.

"insan birbiriyle çelişen iki dünyada yaşamak zorundadır."

"tanrı bir insan biçiminde görünecektir bir gün ya da varlığın bir bölümünü bir insanda gösterecektir."

"devletin, doğu'da, otoritesini sınırlayacak ara kurumlar yok."

sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

3.12.2018

ağır roman

metin kaçan

manitanın yatakta güzel sevişip sevişmediğini anlamak için ayak bileklerine bakmanız kâfidir. eğer bilekleri inceyse mesele yok demektir. sizi sabaha kadar zevkten bayıltır.

on yıl koyun gibi yaşayacağıma bir yıl aslanlar gibi yaşarım.

kardeşlerim, evlilik kutsal bir dükkândır. ilk gece karıya çok iyi davranmak gerekir. size düğün salonundan, kıldan, tüyden bahsetmiyorum. direkt olarak yatakta ne yapmanız gerekir, onu anlatacağım. manita gelinlikli vaziyette yatakta seni bekliyor. manitayı ürkütmemek için, önce radyoda hafif bir müzik yakalayın, nazik bir hareketle odanın ışığını kapatıp kırmızı gece lambasını yakın. gelinliğin üzerinden tül duvağı kaldırıp manitayı alnından zarifçe öpünüz. manitanın gözünde yaş varsa "sus kızım" diyerek, yumuşak bir sesle teselli ediniz. yavaşça yatağa yatırıp hızla soymaya başlayın. manita hâlâ ağlıyorsa iki tokat çakabilirsiniz, bu sizin hakkınız. derin nefes alıp üçte birini dışarı bırakın, manitanın kokusu bütün damarlarınıza yayılınca kendinizi panter gibi hissedeceksiniz.

bak ulan, iyi bak da öğren bu mevzuları, bir gün manitan olursa tecrübesiz hanzolar gibi mitranın yanında putlaşmayasın.

bak oğlum, burası şehir. düşene bir tekme de sen atacaksın. yemek buldun mu yiyeceksin, dayak buldun mu kaçacaksın. herkesin içinde karı gibi gülmeyeceksin.

bak canikom sen çok iyi kalpli bir insansın. fakat bazı şeyler var ki onları mutlaka bilmelisin. şimdi bana âşık olduğunu falan zannediyorsun ama gerçek böyle değil. bu üç günlük bir şey. sana vermesine veririm, hatta köpekler gibi sevişiriz; ancak bu iş nereye kadar gider? beşinci günde senin komplekslerinle ve geçmişimi yüzüme vurmanla karşılaşmak istemiyorum. istersen bir deneyelim. benim için hiç fark etmez, aşkımız felaketle sonuçlanınca sakın kendini harap etme canikom. ayrıca benim pahalı bir kadın olduğumu sakın unutma. zevk düşkünüyüm ve inançsızım.

çirkin bir insanın kolera'da aç kalması kadar ümit kaybettirecek bir mevzu dünya yüzünde yoktur.

zeki olan tüm bitirimler gibi o da sadece namı için yaşıyordu. tek kelimeyle hayatta kalmak! bu nam bırakma hadisesi, yaşamın bütün güzelliklerini altüst edici bir güçle, bitirimlerin kalbinde bin senedir dolaşıyordu.

17.10.2018

fındık sekiz

metin kaçan

bir yelkenli gemide giden kader yolcularıydık.

aşk zaman şaşırmaz, an daha önceden belirlenir.

o tasarlanmış bir özgürlükten yana değildi; kuş gibi, böcek gibi, çilek gibi yaşamadan yanaydı. milyonlarca insanın gereksiz tüketim çılgınlığının yanında kendine böyle mütevazı bir yaşam seçmesinin tek nedeni vardı: aşk.

insanlar kişiliklerinin içine sakladıkları duyguları bir çıkartsalar dünya o zaman güzel olacak, o zaman tüm yürekler sevgiyle atacak.

ışık, enerji, ateş ve aşk dediğimiz o nur'a o zaman ulaşılacak.

vicdan, yazılı sözlü hukuk, adalet sisteminin tam karşısında yer alır; ondan daha bağımsız çalışan bir duygumuz yoktur.

kendimizle baş başa kaldığımız anlarda ya tatlı tatlı gülümser, göz kırpar ya da sert bir bakış fırlatır. o duygunun karşısında ya ezilir ya da gururlanırız. üçüncü bir şık yoktur. insan olduğumuzu o küçük anlarda, vicdan dediğimiz o elleri öpülesi efendimiz sayesinde hissederiz.

aşık olmak evrende yeryüzüne uzanan eli öpmek gibidir, cesaret ister, yürek ister, inanç ister.

yeryüzünde öyle sırlar vardır ki, insanoğlu bu sırlar karşısında geçirmiş olduğu zamana mahcup olur.

"aşk meğerse hülya imiş
bütün aşklar senin aşkına hayran imiş."

sırlar hayatın en somut resimleridir. gerçekler, kullandığımız yaşamlara yayılmış bilgilerin gölgeleridir.

aşktan kaçanlar yeryüzünün en sefil hastalığına yakalanırlar.

şüpheci olmak zararlıdır, beynimizin temiz kanallarım tıkar, aşk duygumuzu hüsrana uğratır.

putperestin putunda tecelli eden güzellik de, tanrı'nın güzelliğidir; o bunu bilemez, şaşı gözler gerçekleri göremez; görse ne kadar güzel olduğunu, putundan vazgeçer.

eski bir aşkı yeniden alevlendirmek ancak acemilere, hayat küstahlarına yakışır.

bir unutuş değil, sürekli hatırlayış olmalıdır aşk.

asıl hikâye aşktan sonra gelir, minimum karakterden maksimuma geçilir. sayfalara yayılan muammalı sözcükler, aşk tek hayatsa o zaman seçilir.

gece hayatının emip bitirdiği bedenler, her sokağa çıkışta yeniden revizyona girmek zorundadır.