e.m. forster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
e.m. forster etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.12.2013

din

e.m. forster: her inanç mümkün olduğunca az başvurulması gereken bir katılaşma süreci, bir tür zihinsel donmadır.

emerson: gerçekten var olan bir sinek, var olma ihtimali olan bir melekten daha önemlidir.

steven weinberg: din insanoğlunun yüceliğinin alçaltılmasıdır. din olsa da olmasa da her zaman iyi şeyler yapan iyi insanlar ve kötülükler yapan kötü insanlar olacaktır. ancak iyi insanların kötülük yapabilmesi için dine ihtiyaç vardır.

amin maalouf: bugün dinin her yere sokulmasına ve her şeyin onunla gerekçelendirilmesine öfkeleniyorum. dini her şeye karıştırıyorlar ve ona hizmet ettiklerini sanırken aslında kendi ihtirasları veya kendi delice hevesleri için dini kullanıyorlar. bir gün insanlar hayatlarını fazlasıyla işgal eden dinden bıkacaklar ve kötülerin yanına iyileri de katarak her şeyi inkar edecekler.

arthur schnitzler: şehitlik her zaman şiddetin kanıtı olmuştur, asla inancın doğruluğunun değil.

alexander herzen: tüm dinler ahlakı, itaat yani gönüllü kölelik üzerinde temellendirmişlerdir. bu nedenle daima herhangi bir siyasi organizasyondan çok daha tehlikeli olmuşlardır. çünkü ikincisi şiddet kullanımına, birincisi özgür iradenin yıkılmasına yol açar.

kurt vonnegut: kutsal kitapların aslında söylediği şey: "çevresinin geniş olmadığından kesinlikle emin olmadan, hiç kimseyi öldürmeyin."

4.07.2013

flaubert'in papağanı

julian barnes

eksiksiz birliktelikler enderdir. insanlığı değiştiremezsiniz, salt tanıyabilirsiniz. mutluluk, astarı lime lime olan, kızıl bir pelerindir. sevgililer, yapışık ikizler gibidir, tek bir ruha sahip iki gövde; ama içlerinden biri öbüründen önce ölecek olursa, geride kalan hayatının sonuna kadar bir cesedi yanında taşımak zorunda kalır. gurur bize her şeyin çözümünü bulma özlemini verir -çözümünü, amacını, ereğini; ama teleskoplar yetkinleştikçe yeni yıldızlar ortaya çıkar.

"insan bir dostunun yaşamöyküsünü yazdığında bunu onun öcünü alıyormuş gibi yapmalıdır."

insan ancak bir tek şeyi iyi yapabiliyor.

insanın bir öyküde çok şey gördüğünden kuşkulanmaya başladığı an, kendini en savunmasız, yalnız ve belki de budalaca duyduğu andır.

belki ölülerle dost olmanın üstün yanı bu: insanın onlara karşı olan duyguları hiçbir zaman gücünü yitirmiyor.

"mutluluk frengi gibidir. insana vaktinden önce bulaşırsa bünyesini mahveder."

"eğer bir gün ortaya çıkarsam, bu, gövdemi tepeden tırnağa kuşatan bir zırh içinde olacaktır."

"herkesin yüreğinde özel bir bölme vardır. benimkinin kapısına tuğla örüldü."

"neredeyse doğar doğmaz çürüyüp dağılmaya başlıyoruz."

"daha oldukça gençken hayat hakkında eksiksiz bir önsezim olmuştu. bir havalandırma deliğinden yükselen mide bulandırıcı bir yemek kokusu gibiydi bu: insanın böyle bir şeyin kendini kusturacağını bilmesi için, ondan yemiş olması gerekmez."

"benim o, zevkten sonra hemen tiksinti duyan ve kendileri için sevginin salt şehvet biçiminde var olduğu, bayağı adamlardan olduğumu sanma. hayır, benim içimde kabaran o kadar çabuk sönmez. yüreğimin kaleleri ortaya çıkar çıkmaz yosunla kaplanmaya başlayabilirler; ama yıkıntıya dönüşmeleri -bunun tümüyle olduğu söylenebilirse eğer- zaman alır."

"hayat ne iğrenç şey, değil mi? üstünde bir avuç saç yüzen bir çorba gibi. ama insan onu yine de midesine indirmek zorunda."

"hep fildişi bir kulede yaşamaya çalıştım; ama şimdi bir bok dalgası onun duvarlarını dövüyor, çökme tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor."

en kurnaz bir yaşamöyküsü yazarının bile, kendisinin bir gün çıkıp geleceğini sezip onunla eğlenmeye karar vermiş birine karşı elinden ne gelir ki?

"insan hayatın içine dalarsa, onu yeterince net olarak göremez: ondan, bunu yapamayacak kadar acı çeker ya da zevk alır. bence sanatçı bir hilkat garibesi, doğanın dışında bir şeydir. kaderin başına yığdığı bütün belalar, inat edip bu gerçeği yadsımasından gelir.."

"dil, gerçek özlemimiz yıldızlara gözyaşı döktürmekken, ayılar oynayabilsin diye dövdüğümüz çatlak bir çaydanlık gibidir."

"avoir ses ours", birinin "ayılarının gelmiş olması", "adet görmek" anlamına gelir. kadınların böyle dönemlerde öfkeli ayılar gibi olduklarına inanılmasından kaynaklanmış olsa gerek.

"gurur mağaralarda yaşayan ve çölde dolaşan bir vahşi hayvandır. kendini beğenmişlik ise daldan dala atlayan ve herkesin içinde laf ebeliği edip duran bir papağan."

"kaç kez, tam aradığımı yakaladığımı sanırken, yüzüstü düştüm. yine de, kafamın içinde duyabildiğim üslup, bir ırmak gibi kükreyerek ortaya çıkıp papağanların ve cırcırböceklerinin curcunasını boğana dek ölmemem gerektiğine inanıyorum."

"sanatçı kendisinden sonra gelenleri, hiçbir zaman varolmamış olduğuna inandırmayı becermelidir."

vladimir nabokov: kıskançlık, kalıplaşmış davranış biçimlerinin üstüne çıkmanın son derece kalıplaşmış bir biçimidir.

esrarengiz olmak kolaydır, en zor şey açık olmaktır.

bir romanın politikaya bir katkıda bulunmanın en iyi yolu olduğunu sanan bir yazar, genellikle kötü bir romancı, kötü bir gazeteci ve kötü bir politikacıdır.

e.m. forster: ülkeme ihanet etmekle dostlarıma ihanet etmek arasında bir seçim yapmak zorunda kalırsam, ülkeme ihanet edebilecek gücü bulabilmeyi dilerim.

"şarap, aşk, kadınlar, kahramanlık -bunların tümü betimlenebilir- ama bir ayyaş, aşık, koca ya da er olmamak koşuluyla. insan hayatın içine dalarsa, onu yeterince net olarak göremez; ondan bunu yapamayacak kadar acı çeker ya da zevk alır."

"sanatı oluşturan iyi niyetler değildir."

shakespeare: herkese hak ettiği gibi davranılsa kim kötekten kurtulabilir!

sanatta her şey işleyişe dayanır: bir bitin öyküsü iskender'in öyküsü kadar güzel olabilir. içinizdeki duygulara göre yazmalısınız, bunların gerçek olduklarına emin olun, gerisine boşverin. bir dize iyi olduğunda, her akımın dışına çıkar. bir satır düzyazı, bir dize kadar değiştirilemez olmalıdır. insan iyi yazarsa, söyleyecek şeyi olmamakla suçlanır.

gerçek yalındır.

birtakım erkekler çocuk gibi olurlar: kadınların kendilerini anlamalarını ister, bu amaçla onlara bütün sırlarını anlatır; ama bir kez de hakkıyla anlaşıldılar mı, kadınlardan, kendilerini anladıkları için nefret ederler.

"onur payeleri onur götürür, unvanlar küçültür, insanın bir işinin olması onu budalalaştırır."

louise colet: insanın yaşlılığını israf etmesi bu dönemde hiçbir şey yapmamasından iyidir.

"insan ruhunun tarihi insanlığın budalalığının tarihidir." (voltaire?)

"hüzün bir tür kötü alışkanlıktır."

"insanlar güneşin işlevinin lahanaları olgunlaştırmak olduğuna inanmaya çok hazırlar."
güneşin işlevi lahanaları olgunlaştırmak değildir.

"insanın sevdikleriyle yaşayamamasından sonra en büyük işkence sevmedikleriyle yaşamasıdır."

"budalalık, bencillik ve sağlamlık, mutlu olmak için gerekli olan üç koşuldur ama; budalalık olmazsa, ötekiler bir işe yaramaz."

kitaplar hayatı anlamlandırmamıza yarıyorlar. tek sorun şu ki anlamlandırmamıza yaradıkları hep başkalarının hayatları, hiçbir zaman kendimizinki değil.

logan pearsall smith: insanlar, hayat gibisi yoktur derler; ama ben şahsen okumayı yeğlerim.

"insanlık kusursuz olmaya doğru gittikçe insanın durumu kötüleşiyor. her şey ekonomik çıkarlar açısından değerlendirilmeye başlandığında, erdeme ne yer kalacak? doğa, kendi yarattığı tüm biçimleri yitirecek kadar boyunduruk altına girdiğinde, plastik sanatların hali ne olacak? bu arada da işler iyice karanlıklaşacak."

"burjuvalardan nefret etmek bütün erdemlerin kaynağıdır."

not: tırnak içindeki ifadeler gustave flaubert'e aittir.

29.04.2012

uzun lafın kısası

shakespeare: cehaletten başka karanlık yoktur.

alciatus: bilge adamın ilk zaferi, insanın ne olduğunu bilmesidir.

arif damar: umutsuzluk bilinç eksikliğidir. bilincini yeterince derinleştirmemiş, dünyanın nereden gelip nereye gittiğini kavrayamamış insanlar umutsuzdur.

e.m. forster: tüm uluslar iğrençtir; ama bazıları ötekilerden de iğrençtir.

doris lessing: bir saatlik doludizgin bir aşk, ömür boyu yavan bir yaşam sürdürmekten kat kat iyidir.

francis bacon: yatak büyük imparatorlukları yönetmiştir; sedye ise büyük orduları.

herman melville: bilinç cennette var olamaz ve bilincin olduğu yer de cennet olarak kalamaz; bilinç ya cennetten kovulmak ya da kaçmak zorundadır.

jose ortega y gasset: yaşamın tümü, kendi olma çabası, kendi olma savaşıdır.

montaigne: bana doğru gibi gelen hiçbir fikir yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.

paulo coelho: hayatımızda keskin bir dönüşüm yaratan felaketlerin temelinde hep aynı şey vardır: birini kaybetmek.

torgny lindgren: yaşama sıkı sıkıya sarılmak bir çeşit köleliktir.

demir özlü: yeryüzünde insan çok azdır. insan da, aşk da. şu gördüklerin var ya, hepsi birer makettir bunların. insan figürleri. dostlar varsa, bir kent, gerçekten bir kenttir.

28.02.2011

uzun lafın kısası

david mamet: oğlan kıza "ne güzel bir elbise!" der; "altı haftadır sevişmedim." demez.

arthur rimbaud: tiksinirim mesleklerin tümünden. işçiler ve ustaları, köylüdür, hepsi iğrençtir. kalem tutan eldir üstün olan, çift süren el değil.

mihail lermontov: bazı insanların alınyazılarında inanılmaz serüvenler yazılıdır.

e.m. forster: her inanç mümkün olduğunca az başvurulması gereken bir katılaşma süreci, bir tür zihinsel donmadır.

jose ortega y gasset: bu dünyada hiçbir şey, kitle kültüründeki kötü zevk kadar bulaşıcı değildir.

catherine clement: bütün iktidarlar cenaze törenleriyle yaşarlar. herhangi bir yerde yönetilecek bir ölü hep vardır.

tolstoy: yalnızca budalalar şanslarına güvenerek kumar oynar.

machiavelli: akıllı hükümdar, yurttaşlarını her zaman ve her durumda kendisine muhtaç bırakmalıdır. onların sürekli olarak bağlılığını sağlayacak tek yol budur.

david harvey: kendine iyi bir takım elbise edin; savaşın yarısını kazandın demektir.

peter ackroyd: methe kıymet vermek budalaca bir çılgınlıktır. en güzel şeylerin daha az hayranı olur; çünkü ahmakların sayısı ehil insanlardan ziyadedir.

turgenyev: bir katilin kurbanından daha uzun yaşaması saçmalıktır.

franz kafka: rahatını kaçıran ne? kalbinin kararını nedir bozup dağıtan? kapının tokmağına el süren kim? kim sokaktan sana seslenip de açık kapıdan girip yanına gelmeyen?

2.03.2010

1984

george orwell

e.m. forster: tüm uluslar iğrençtir; ama bazıları ötekilerden de iğrençtir.

tutuklamalar her zaman gece yapılırdı. uykudan, ansızın sarsılarak uyanma, omzunuzu dürten kaba bir el, gözlerinize tutulan ışık, yatağınızın çevresinde katı yüzlerden bir halka. olayların büyük çoğunluğunda, yargılama olmaz, tutuklama gerekçesi gösterilmezdi. insanlar geceleri ortadan kayboluverirlerdi, o kadar. adları sicillerden silinir, o güne dek tüm yaptıkları kayıtlardan silinir, bir zamanlar var oldukları yadsınır ve sonra unutulurdu. böyle ortadan kaldırılanlara, yok edilenlere genellikle 'buharlaştı' denirdi.

her eylemin sonucu, o eylemin içindedir.

bilinçleninceye dek başkaldırmayacaklar, başkaldırmazlarsa da hiçbir zaman bilinçlenemeyecekler.

proleterlerden beklenen tek şey, çalışma saatlerinin uzatılması ve yiyecek tayını kısıntılarını kabul etmelerini kolaylaştıracak ilkel bir yurtseverlik duygusuydu. bazen hoşnutsuzluk duyabiliyorlardı; ama bu hiçbir sonuca götürmüyordu onları; çünkü tutunacakları herhangi bir düşünceleri olmadığından, bu hoşnutsuzlukları ancak ufak tefek, belirli sorunlara yöneliyordu. büyük sorunların her zaman dikkatlerinden kaçması kaçınılmazdı.

saflıktan nefret ediyorum, iyilikten nefret ediyorum. erdem denen şey hiçbir yerde var olmasın istiyorum. herkesin iliklerine dek ahlaksızlaşmasını istiyorum.

sevişirken enerji harcıyorsun, sonra kendini huzurlu hissediyorsun ve her şey sana vız geliyor. işte kendini böyle hissetmene dayanamıyorlar. her zaman enerjiyle dolup taşmanı istiyorlar. tüm geçit törenleri, tüm bağırıp çağırmalar, bayrak sallamalar hep kokuşmuş cinsellik.

oynadığımız bu oyunda, kazanmak söz konusu değil. ama bazı yenilgiler ötekilerden daha iyidir, hepsi bu.

syme ortadan kaybolmuştu. bir sabah işine gelmemişti; bazı düşüncesiz kişiler yokluğu üzerinde yorumda bulundular. ertesi gün, kimse ondan söz etmedi. üçüncü gün, winston, arşiv dairesi'nin kapısındaki duyuru levhasına gidip baktı. orada çeşitli kağıtlar arasında, satranç kurulu üyelerinin bir listesi de vardı. syme de üyelerden biriydi. liste aynı gibiydi, hiçbir şey çizilmemişti; ama bir ad eksikti. bu yeterliydi. syme artık yoktu ve hiçbir zaman var olmamıştı.

her gün londra'da patlayan roket bombaları, özellikle okyanusya hükümeti tarafından, halkı korku ve baskı altında tutmak amacıyla atılıyordu.

hayatları dünyanın ele geçirilmesi üzerine kurulmuştur; ama bu arada savaşın sonunda bir utku olmaksızın sürüp gitmesinin gerekli olduğunu bilirler. savaş, ayrıca, toplum psikolojisinin istenilen düzeyde tutulmasını da sağlar.

kitleler, asla yalnızca ezildikleri için, kendiliklerinden başkaldırmazlar. kendilerine karşılaştırma yapabilecekleri ölçüler verilmedikçe, ezildiklerinin bilincine varmazlar.

daha zeki olan, daha az akıllıdır.

dünya egemenliğine en çok inananlar, bunun olanaksızlığını bilenlerdir.

gerçekte iktidar, ancak karşıtların uzlaştırılması yoluyla sonsuza dek elde tutulabilir.

eğer eşitsizlik sürdürülecekse -yani yüksek grup yerini koruyacaksa- zihinsel koşullar, denetlenmiş delilik olmalıdır.

akıl istatistiksel değildir.

neden meyve, çiçeğinin yanında daha değerli olsun?

dünyadaki hiçbir şey fiziksel acıdan daha kötü olamazdı. acının karşısında kahramanlık yoktu, yerde işe yaramaz sol kolunu tutarken defalarca düşündü bunu.

geçmişi denetleyen geleceği de denetler; şu anı denetleyen geçmişi de denetler.

kimse yönetime onu bırakmak için geçmez. iktidar araç değil, amaçtır. kimse bir devrime bekçilik etmek için diktatörlük kurmaz; devrim, diktatörlüğü kurmak için yapılır. baskı kurmanın amacı baskı kurmaktır. işkencenin amacı işkencedir. iktidarın amacı iktidardır.

yalnız ve özgür olan insan her zaman yenilir.

eğer insan bir sırrı saklamak istiyorsa, onu kendisinden de saklamalıydı.

bazen insanı, direnç gösteremeyeceği, aklına bile getiremeyeceği bir şeyle tehdit ediyorlar. işte o zaman, "bana yapmayın, başkasına yapın, falancaya yapın." diyorsun. bunun sonradan bir hile olduğunu söyleyebilirsin kendine, onları durdurmak için yaptığını, gerçekte bunu düşünmediğini söyleyip kandırmak isteyebilirsin kendini. ama doğru değildir. olay yer aldığı zaman onu gerçekten istemişsindir. kendini kurtarmanın başka yolu olmadığını düşünürsün ve bu yolla kendini korumaya dünden hazırsındır. bu şeyin diğer kişiye olmasını gerçekten istersin. onun acı çekmesi umrunda değildir. tek düşündüğün kendinsindir. işte ondan sonra, öbür kişiye karşı aynı duyguları duyamıyorsun artık.

thomas jefferson: tüm insanlar eşit yaratılmıştır ve yaratan tarafından yaşam, özgürlük, mutluluk gibi tartışılmaz haklarla donatılmışlardır. bu hakları korumak üzere, gücünü yönettiklerinden alan devletler kurulmuştur. bu hakları elden alan ya da yıkan bir devleti değiştirmek ya da ortadan kaldırmak ve yeni bir devlet kurmak halkın hakkıdır.

6.04.2008

meleklerin uğramadığı yer

e.m. forster

insanın gururu, kişiliğinin değiştiğini kabul etmesine engel olur; değişiklik olumlu yönde bile olsa, değiştiğimizi kolay kolay kabul edemeyiz.

çocukların geleceği, onların anne ve babaları hakkındaki düşüncelerine bağlıdır. ana baba bir ideal olmalıdır çocuk için. o ideali yıkarsanız her şey bozulur; ahlak da bozulur, davranışlar da, öbür nitelikler de. eğitimin temeli, birine karşı sonsuz güven beslenmesidir.