marguerite duras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marguerite duras etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.09.2021

yazmak

inci aral

yazdıklarımıza yüklediğimiz anlamlar bizimle birlikte değişir ama hâlâ bizimdirler. eğer, bir gün belleğimizle ortak bellek arasındaki çizginin silinmeye başladığını hissedersek, geçmişle bağları sıkılaştırmak için yara izlerini yeniden göstermek ve unutulanı anımsatmak isteriz.

bazen yatağımın içi kitaplarla dolar. onlarla birlikte uyumayı, uykumun içinde onlara dokunmayı severim. kitaplarla neredeyse erotik bir ilişkim olduğunu düşünüyorsanız haklısınız! ateşli, derin, vazgeçilmez bir ilişki bu.

kim olduğunu hem biliyorum hem de bilmiyorum. hem bilmek hem de bilmemek istiyorum. sesimin sana nasıl, ne kadar uzanabileceğini elbette merak ediyorum. çünkü ben seni sarsmak, eğlendirmek, unutmuş olduklarını hatırlatmak ve aşındırdığın soruları yeniden canlandırmak için yazıyorum. yazarken sahteliğe düşmekten, sana yalan söylemekten ve olmadığım biri gibi görünmekten sakınıyorum ve o kadar kendim oluyorum ki dünyaya karşı korunaksız kalıyorum. benim için sana yüreğimi sunmanın tek ve en iyi bildiğim yolu yazmak. bunu sen de dahil bütün riskleri göze alarak yapıyorum. çünkü seni seviyorum ve dostluğumuz sonsuzluk vaadi taşıyor.

marguerite duras, yazmanın yalnızlıktan doğduğunu söylüyordu. doğru. bizi yazmadan yapamaz hale düşüren budur. belki de insan yalnızlıktan korktuğu için, daha çok da nedenini bilmediği tuhaf bir yalnızlığı hem sevdiği hem de umutsuzca yenmek istediği için yazıyor. evet, umutsuzca ve körlemesine.

29.04.2018

uzun lafın kısası

kurt vonnegut: ancak fikirlerimizin insaniliği ölçüsünde sağlıklıyız.

jean rhys: en kötüsü, insanın kadınların gerçekten ne hissettiklerini bilmemesidir.

macedonio fernandez: bu dünyada eksik olan o kadar çok şey var ki, bir şey daha eksik olsa ona yer bulunamazdı.

gabriel garcia marquez: insanlar birinci mevkide giderken edebiyat yük katarına atılırsa dünyanın anası bellenmiş demektir. 


jean-luc godard: yetişkinlik diye bir şey yoktur. çocukluk ve yaşlılık vardır.

maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.

jeannette walls: şunu iyi hatırla, hayvanlar kapatılmaktan nefret ediyor gibi davranıyorlar; ama aslında özgürlükle ne yapacaklarını bilmiyorlar. ve bu çoğu zaman onları öldürüyor.

marguerite duras: yazarın yazmak için yalnızlığa ihtiyacı vardır ve yalnızlığa her zaman delilik eşlik eder. 


abbe pierre/albert jacquard: her zaman sakınımsız yaşadım, yetersizliğimin bilincinde olarak. yetersizliğinin bilincinde olmak aynı zamanda özgür, hayalci ve biraz kaba olmanın yoludur. 

lawrence durrell: ölüm bütün gerilimleri artırır, normal zamanlardaki gibi yarı doğrulara göre yaşamamıza pek izin vermez.

21.06.2017

yaz yağmuru

marguerite duras

ahlaki değerlere hiçbir zaman aldırmadım.

hayat beni fazla ilgilendirmiyor. hiçbir zaman gerçek anlamda ilgilenmedim hayatla.

gözlerimin arzu ettiği her şeye sahip oldum, yüreğime hiçbir şeyi yasaklamadım, hiçbir aşkı, hiçbir zevki. ve işte: her şeyin boş olduğunu anladım. hiçbir şeyin hiçbir anlamı yok. rüzgârın peşinden koşuyoruz.

çok üzülüyorum. onlara bir şeyler verebilecek duruma geldiğimizde çok yaşlı oluyor ana baba. hiçbir şey umurlarında olmuyor. hep gecikmiş ilişkiler. hep söylemek isterdim anne, aramızdaki farkı kapatmak için mahsus çok çabuk büyüdüm, hiçbir işe yaramadı.

tanrı'nın olmaması mümkünse, o zaman olması da mümkündür. yoksa eğer nasıl var olabilir? dünyanın her yerinde olduğu gibi, senin için de benim için de olduğu gibi. daha çok ya da daha az sorunu değildir bu; veya vardır ya da yoktur sorunu değildir, ne olduğu bilinmeyen bir sorun. insanlığın tek düşüncesi bu düşünce yoksunluğu, tanrı.

16.10.2016

kudüs kralı

marguerite duras

"ben, davud'un oğlu, kudüs kralı, umudumu yitirdim. bütün umutlarım acı verdi bana. kötülük. kuşku. belirsizlik ve de ondan önceki kesinlik. veba salgınları. veba salgınlarına lanet ettim. hiçbir yararı olmayan tanrı arayışı. açlık. sefalet ve açlık. savaşlar. savaşlara lanet ettim. yaşamın törenine. bütün yanlışlara. yalan ve kötülüğe, şüpheye lanet ettim şiirlere ve şarkılara sessizliğe lanet ettim. ve de şehvete. ve de cinayete."

"ben, davud'un oğlu ve kudüs kralı. dünyada olup biten her şeyi tam olarak anlamaya çalıştım. bu, tanrının insan için mümkün kıldığı zor bir araştırmadır. ben yaptım bu araştırmayı. güneşin altında olup bitmiş her şeyi gördüm. her şeyin boş olduğunu ve rüzgârın peşinde koşmak olduğunu gördüm. eğilmiş olanın doğrulamayacağını gördüm. olmayan bir şeyin sayılamayacağını gördüm. şöyle düşündüm: akıllılıkta bütün israil krallarını geride bıraktım. çok fazla bilgeliğe ve ağırbaşlılığa tanık oldum. aynı zamanda aptallığı ve çılgınlığı da iyi görmeye ve iyi anlamaya çalıştım. ve anladım ki o da boştur. rüzgârından peşinden koşmaktır."

4.10.2016

sevgili

marguerite duras

ilk sırdaşlar sevgililerdir; sonra vapurlarda, trenlerde; sonra her yerde karşılaştıklarımız gelir.

hiçbir zaman merhaba yok, iyi akşamlar yok, iyi yıllar yok. hiçbir zaman teşekkür yok. konuşmak yok. konuşma gereksinimi yok. her şey dilsiz, uzak kalıyor. taştan bir aile işte, ulaşılmaz bir derinlikte taşlaşmış. her gün birbirimizi öldürmeye çalışıyoruz. birbirimizle konuşmamakla kalmıyoruz, birbirimizin yüzüne baktığımız da yok.

insan görünmeyegörsün, bakamaz artık. bakmak, bir şeye karşı, bir şey için merak duymaktır, düşmektir. baktığımız hiç kimse kendisine yöneltilen bakışa değmez. her zaman onur kırıcıdır. konuşma sözcüğü atılmış. sanırım burada utancı ve gururu en iyi açıklayan bu. ister aile topluluğu olsun, ister başka türlüsü, her topluluk tiksinti vericidir, alçaltıcıdır. yaşamı yaşamak zorunda bulunmanın temel utancı içinde bir aradayız.

selde, arzunun gücünde, her şey akıp gider.

savaş her yana yayılır, her yana sızar, çalar, tutsak eder, her yanda hazır bulunur, her şeye karışır; bedenlere, düşüncelere, uykulara, uyanıklıklara, her zaman, her yere girer; çocuğun bedeninin, zayıf kişilerin, yenik halkların güzelim toprağını ele geçirmenin sarhoş edici tutkusunun pençesindedir; nedeni de kötülüğün orada, kapılarda, tenin üzerinde olmasıdır.

bu konularda insanları uyarmalı: ölümsüzlüğün ölümlü olduğunu, onun da ölebileceğini, eskiden de şimdi de böyle şeyler olduğunu anlatmalı onlara. bu biçimiyle hiç ortaya çıkmadığını, salt ikiyüzlülük olduğunu. ayrıntıda değil, yalnızca ilkede var olduğunu. bunu yaptıklarını bilmemek koşuluyla, kimi insanların onun varlığını benliklerinde saklayabileceklerini. yaşamın o yaşarken, o yaşamdayken ölümsüz olduğunu anlatmalı. çöllerin ölü kumlarına, çocukların ölü bedenlerine bakın: ölümsüzlük geçmez oradan, durur, çevrelerinden dolaşır.

eşiğinde sessizlik başlayan yerdir o. sessizliktir burada olup biten, yaşamım boyunca süren bu ağır gelişmedir. hala orada, bu büyülenmiş çocuklar önündeyim, gizem de hep aynı uzaklıkta. yazdığımı sandım; ama hiç yazmadım. sevdiğimi sandım; ama hiç sevmedim. kapalı bir kapı önünde beklemekten başka bir şey yapmadım hiçbir zaman.

2.09.2016

acı

marguerite duras

açlığın yarattığı yanmayı hiçbir şey dindiremez.

çok fazlalar, ölüler gerçekten çok fazla. yedi milyon yahudi öldürüldü, hayvanların çektiği arabalarca taşınıp bu iş için hazırlanmış gaz odalarında gaz verildi onlara; bu iş için hazırlanmış fırınlarda yakıldılar. paris'te hala yahudilerden söz edilmiyor. onların yeni doğan çocukları, şahdamarına baskı uygulayarak insan öldürmekte uzmanlaşmış, yahudi çocuklarını öldürmekle görevli kadınlar örgütüne verildi. gülümseyerek, acısız, diyor onlar. düzenlenmiş, ussallaştırılmış ölümün almanya'da keşfedilen bu yeni yüzü insanı kızdırmaktan çok öncelikle şaşkına çeviriyor. şaşıp kaldık. hala nasıl alman olunabilir? başka yerlerde, başka zamanlarda buna benzer bir şeyler aranıyor. yok. kimileri şaşkın, iyileştirilemez durumda kalacaklar.

dünyanın en büyük uygar uluslarından biri, tüm zamanlarda müziğin başkenti, devletin belirlediği, kusursuz bir yöntemle 11 milyon insanı katletti. tüm dünya tanrı kulunun komşusuna verdiği ölüm dağına, yığınına bakıyor. şu ya da bu alman edebiyatçının adı geçiyor, olaylardan etkilenip içi kararmış, bunların üstüne düşünmeye başlamış. bu nazi suçu dünya ölçeğinde gerçekleşmeseydi, ortak ölçeğe yayılmasaydı, belsen toplama kampında, gecenin tekinde, komutansız, üniformasız, tanıksız, tek başına, ortak bir ruhla ve işlerin yoldan çıkmasına neden olmuş sınıf bilincinin ta kendisiyle ölen adama ihanet edilirdi.

nazi dehşeti ortak bilince değil de almanlara mal edilirse, belsen'deki adam sadece bir bölgeyle kısıtlı kalır. bu suçtan çıkarılabilecek tek yanıt onu herkesin suçuna dönüştürmektir. onu paylaşmaktır. tıpkı eşitlik, kardeşlik düşüncesi gibi. ona katlanabilmek için, düşüncesine dayanabilmek için, suçu paylaşmaktır.

umudun tümden yitimine ve onu izleyen boşluk duygusuna tanık oldum: insanlar anımsamıyor, bellek yok.

30.09.2009

uzun lafın kısası

cesare pavese:
 edebiyat, yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır.

george sand: duyarlılıklarını bol keseden harcamayan insanlar, yeri geldiğinde bazen fazlasıyla duyarlı olabilirler.

irvin yalom: gerçekten sevilmek, anımsanmak, bir başkasıyla sonsuza dek birleşmek ölümsüz olmaktır ve varoluşun canevindeki yalnızlıktan korunmaktır.

marguerite duras: açlığın yarattığı yanmayı hiçbir şey dindiremez.

nazım hikmet: biz güzel sanatlar sahasında hâlâ ananelerin esiriyiz. sanatı hâlâ afyon çekmek kabilinden bir şey telakki edenler az değildir.

platon: insanca olan hiçbir şeyi fazlaca ciddiye almaya değmez. ne olursa olsun.

ahmet oktay: uyumlu insan, belirli tarihsel koşullarda, uyumsuz insandan çok daha tehlikelidir. büyük zalimler, iktidarlarını bu tür normallerin sayesinde kurabiliyor ancak.

jean p. sasson: amaçlarına ulaşmak için durumu ustalıkla idare etmek kadınların en güçlü silahıdır.

veysel atayman: bir kanlı katilin bir halk kahramanına dönüşmesi ancak tutuculuğun, gelenekselciliğin, aşırı milliyetçiliğin topluma egemen olduğu ülkelerde olabilir.

lin yutang: medeniyet çoğunlukla yiyecek peşinde koşmaktır; kalkınma ise yiyeceğe ulaşmayı her gün daha da zor hale getiren gelişimdir.

julian barnes: günümüzde her şey lanet olasıca bir sözleşmede yer alıyor. dünyanın gidişatı böyle.

marguerite yourcenar: gerçek doğum yerimiz, kendimizi ilk kez ferasetli bir bakışla gördüğümüz yerdir. benim ilk doğum yerim, kitaplarımdı.