sophokles: devlet esenlik içindeyse her şeyimizi onda buluruz; dostluklarımızı bile.
kürşat başar: ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana, sözcüklerden geçer. hatta o yol sözcüklerle döşelidir. başka hiçbir şey doğru bir söz dizimi kadar bir kadının başını döndüremez.
michel tournier: şeytan dünyanın güzelliği karşısında gözyaşı döker.
jean-françois bayart: insanlar bir şeyi yadsıdıklarında değil de daha çok onu sahiplendiklerinde onunla çatışma yoluna giderler.
jerzy andrzejewski: sorgulamak istemeyen insan, insan olmak istemeyen insandır.
maurice duverger: imparatorluk, başka ulusları fetheden bir ulusun egemenliği altında kurulan çok uluslu bir devlette uygulanan kişisel bir diktatörlüktür.
lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
max horkheimer: insanlar gerçekte yaptıklarından, düşündüklerinden ve hissettiklerinden daha iyidirler.
lidia yuknavitch: tam işlerin toptan sıçmış olduğunu düşündüğünüz anda, son bir kez osurup yörüngeden çıkıveriyorlar.
mehmet eroğlu: yaşanan her serüven insan hayatında eksik kalan bir resmin tamamlanmasıdır.
lidia yuknavitch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lidia yuknavitch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.03.2018
24.12.2016
psikoterapi
lidia yuknavitch
insanlar kitaplara ve filmlere benzer. on yüz bin milyon tane farklı yorumları vardır.
psikoterapistler, zaten en derin ve de en karanlık sırlarınızı duymaya can attıkları için ne kadar yalan söylerseniz o kadar mutlu olurlar. böylece kazı yapma şansını elde ederler. penetre etme. acayip el hareketleri yapma. salak saçma notlar alma. ayrıca bu hasta-doktor ilişkisi boku tam anlamıyla pornodur. siz içinizi döküp salak gibi ağlarken onlar da size "gel babanın kollarına" derler. tanrım. bayan k'nin babamın çalışma odasında götünü havaya dikmesinden ne farkı var bunun? evet. bunun adına tahakküm kurma dendiğinden eminim. marlene öğretmişti.
söylemek istediğim, bu gibi durumlarda ya üstünlüğü siz kurarsınız ya da sıçtığınızın resmidir.
insanlar kitaplara ve filmlere benzer. on yüz bin milyon tane farklı yorumları vardır.psikoterapistler, zaten en derin ve de en karanlık sırlarınızı duymaya can attıkları için ne kadar yalan söylerseniz o kadar mutlu olurlar. böylece kazı yapma şansını elde ederler. penetre etme. acayip el hareketleri yapma. salak saçma notlar alma. ayrıca bu hasta-doktor ilişkisi boku tam anlamıyla pornodur. siz içinizi döküp salak gibi ağlarken onlar da size "gel babanın kollarına" derler. tanrım. bayan k'nin babamın çalışma odasında götünü havaya dikmesinden ne farkı var bunun? evet. bunun adına tahakküm kurma dendiğinden eminim. marlene öğretmişti.
söylemek istediğim, bu gibi durumlarda ya üstünlüğü siz kurarsınız ya da sıçtığınızın resmidir.
26.10.2015
dora
her şey rüyalarında başlar.sevginin götünüzden sinsice yaklaşıp bir yumruk atabileceğini söylemiyorlar insana.
hayat adil değil. ama hayatın "aile" diye bir arabada kısılıp kaldığınız ve her dönemeçte seksomanyak sapık yetişkinlerin üstünüze atladığı, disney'in kötü versiyonu bir korku tüneli olması da gerekmiyor, değil mi? çocuklarınız için nasıl bir dünya tüneli yarattığınıza bakın. uyuşturucularınızı istememize şaşmamalı. en azından bunu borçlusunuz.
otobüslerdeki insanlar neden yorgun bok çuvallarına benzer acaba?
doğru ayakkabıyı giyerseniz insanlar her şeye inanır. söylediğiniz kişi olmanız gerekmez. insanların televizyonda görüp inandığı şey olun yeter. çünkü artık hepimizin kafası televizyon gibi çalışıyor.
tam işlerin toptan sıçmış olduğunu düşündüğünüz anda, son bir kez osurup yörüngeden çıkıveriyorlar.
insanlar kitaplara ve filmlere benzer. on yüz bin milyon tane farklı yorumları vardır.
belki de neyin gerçek neyin hayal olduğu fark etmiyordur. belki de bizi hayatta tutan şey hayal ettiklerimizdir.
29.12.2014
havva'nın kızları
lidia yuknavitch
"havva'nın kızlarına, ki onlar erkeklere aşkın ne şehvet düşkünlüğü ne de kösnüllüğün kutsallığı satın alışı; ancak ve ancak yeryüzü cennetinin en yüce ve en kutsal bölgelerinde yaşayan bir coşku olduğunu; onu erdemin en büyük ödülüne, dehanın en görkemli fethine, insani gelişimin birincil gücüne dönüştürebileceklerini öğretebilecek olanlardır." (paolo mantegazza)
"ve aşk: dehanın en görkemli fethi. insani gelişimin birincil gücü." kitabı kapayıp göğsümün üstünde tutuyorum. havva'nın kızları. süper. bu benim işte. havva'nın yılana kanan bir salak olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. bence havva belalı bir tipti. adem'e ne yapacağını o göstermişti ve o olmasa adem budak deliklerini, keçilerin poposunu, vantuz balıklarını falan yoklayacaktı. havva olmasa, var ya. adem elinde malafatıyla ortalarda dolaşacaktı. havva'nın kızları. süper grup ismi olur.
insanların bilmediği bir kız dinginliği vardır. bir ergen kız durağanlığı. kıpırtısız bir huzur. başka bir yerden değil kendi içimizden gelir ve sadece birkaç yıl sürer. henüz bir kadın olmamaktan gelen bir şey. özgürce akar ve görünmezdir. "benim ergen kızım" dediğiniz fırtınanın merkezidir. oradayken hakkımızda düşündüğünüz salakça şeylerin hiçbiri bizi rahatsız edemez. seslerimiz yağmur gibidir. sakinizdir. huzurlu. bir daha asla sahip olamayacağımız kadar kusursuz saçlarımız ve tenimizle. havva'nın kızları.
on dört, on beş, on altı, on yedi. bunlar önemli yaşlardır. herkes bunun ergenlik çağı olduğunu düşünür -gerçek hayata geçiş dönemi olduğunu- ama bundan daha fazlasıdır. bazen bütün hayatınızı bu yıllarda yaşarsınız ve sonraki hayatınız aynı hikayenin farklı karakterlerle tekrarlanışıdır sadece.
"havva'nın kızlarına, ki onlar erkeklere aşkın ne şehvet düşkünlüğü ne de kösnüllüğün kutsallığı satın alışı; ancak ve ancak yeryüzü cennetinin en yüce ve en kutsal bölgelerinde yaşayan bir coşku olduğunu; onu erdemin en büyük ödülüne, dehanın en görkemli fethine, insani gelişimin birincil gücüne dönüştürebileceklerini öğretebilecek olanlardır." (paolo mantegazza)"ve aşk: dehanın en görkemli fethi. insani gelişimin birincil gücü." kitabı kapayıp göğsümün üstünde tutuyorum. havva'nın kızları. süper. bu benim işte. havva'nın yılana kanan bir salak olduğunu hiçbir zaman düşünmedim. bence havva belalı bir tipti. adem'e ne yapacağını o göstermişti ve o olmasa adem budak deliklerini, keçilerin poposunu, vantuz balıklarını falan yoklayacaktı. havva olmasa, var ya. adem elinde malafatıyla ortalarda dolaşacaktı. havva'nın kızları. süper grup ismi olur.
insanların bilmediği bir kız dinginliği vardır. bir ergen kız durağanlığı. kıpırtısız bir huzur. başka bir yerden değil kendi içimizden gelir ve sadece birkaç yıl sürer. henüz bir kadın olmamaktan gelen bir şey. özgürce akar ve görünmezdir. "benim ergen kızım" dediğiniz fırtınanın merkezidir. oradayken hakkımızda düşündüğünüz salakça şeylerin hiçbiri bizi rahatsız edemez. seslerimiz yağmur gibidir. sakinizdir. huzurlu. bir daha asla sahip olamayacağımız kadar kusursuz saçlarımız ve tenimizle. havva'nın kızları.
on dört, on beş, on altı, on yedi. bunlar önemli yaşlardır. herkes bunun ergenlik çağı olduğunu düşünür -gerçek hayata geçiş dönemi olduğunu- ama bundan daha fazlasıdır. bazen bütün hayatınızı bu yıllarda yaşarsınız ve sonraki hayatınız aynı hikayenin farklı karakterlerle tekrarlanışıdır sadece.
29.11.2011
uzun lafın kısası
albert einstein: sıradışı, büyük insanlar, daima sıradan zekaların şiddetli muhalefetiyle karşılaşırlar.
markus zusak: kimsenin sidiği kendininki kadar güzel kokmaz.
torgny lindgren: temiz ve katıksız hiçbir şey yoktur; her şey bulanıktır ve mutlaka bir şey bulaşmıştır. eğer katıksız iyilik olsaydı, farkına varılması imkansız olurdu. hava gibi boş bir şey.
dragan babic: gerçekte hayat, ölüm için uzun bir hazırlıktan başka bir şey değildir.
franz kafka: evliliğin anlamı, keskin ve katı bir biçimde tanımlayacak olursak, güvende olmaktır.
herman melville: okyanusun ortasında henüz keşfedilmemiş bir adada yaşayıp beyaz adamla hiç ilişkiye girmemiş olanlara ne mutlu!
jorge luis borges: birbirinin aynı olan iki tepe yoktur; ama dünyanın her yerinde ovalar birbirine benzer.
lidia yuknavitch: sevginin götünüzden sinsice yaklaşıp bir yumruk atabileceğini söylemiyorlar insana.
shakespeare: adalet uygulanacak olsa hiçbirimiz kurtulamazdık.
montaigne: tabiatın insanlara en adilce dağıttığı nimet akıldır derler; çünkü hiç kimse akıl payından şikayetçi değildir. en zavallı, en allahlık insanlar bile akıldan yana paylarına razıdırlar.
paulo coelho: kötülük insanın ağzından giren şeyde değildir. kötülük oradan çıkandadır.
sylvia plath: insan soyu cinselliğin kurbanı. hayvanlar şanslı yaratıklar; kızışırlar. sonra biter bu onlar için; oysa biz zavallı, kösnül insanlar, ahlakın kafesine kapatılmış, koşullarla zincirlenmiş, her zaman kasıklarımızı yalayan korkunç, zorlayıcı ateşle kıvranır, acı çekeriz.
markus zusak: kimsenin sidiği kendininki kadar güzel kokmaz.
torgny lindgren: temiz ve katıksız hiçbir şey yoktur; her şey bulanıktır ve mutlaka bir şey bulaşmıştır. eğer katıksız iyilik olsaydı, farkına varılması imkansız olurdu. hava gibi boş bir şey.
dragan babic: gerçekte hayat, ölüm için uzun bir hazırlıktan başka bir şey değildir.
franz kafka: evliliğin anlamı, keskin ve katı bir biçimde tanımlayacak olursak, güvende olmaktır.
herman melville: okyanusun ortasında henüz keşfedilmemiş bir adada yaşayıp beyaz adamla hiç ilişkiye girmemiş olanlara ne mutlu!
jorge luis borges: birbirinin aynı olan iki tepe yoktur; ama dünyanın her yerinde ovalar birbirine benzer.
lidia yuknavitch: sevginin götünüzden sinsice yaklaşıp bir yumruk atabileceğini söylemiyorlar insana.
shakespeare: adalet uygulanacak olsa hiçbirimiz kurtulamazdık.
montaigne: tabiatın insanlara en adilce dağıttığı nimet akıldır derler; çünkü hiç kimse akıl payından şikayetçi değildir. en zavallı, en allahlık insanlar bile akıldan yana paylarına razıdırlar.
paulo coelho: kötülük insanın ağzından giren şeyde değildir. kötülük oradan çıkandadır.
sylvia plath: insan soyu cinselliğin kurbanı. hayvanlar şanslı yaratıklar; kızışırlar. sonra biter bu onlar için; oysa biz zavallı, kösnül insanlar, ahlakın kafesine kapatılmış, koşullarla zincirlenmiş, her zaman kasıklarımızı yalayan korkunç, zorlayıcı ateşle kıvranır, acı çekeriz.
28.06.2008
terapist
lidia yuknavitch
psikoterapistler, zaten en derin ve de en karanlık sırlarınızı duymaya can attıkları için ne kadar yalan söylerseniz o kadar mutlu olurlar. böylece kazı yapma şansını elde ederler. penetre etme. acayip el hareketleri yapma. salak saçma notlar alma. ayrıca bu hasta-doktor ilişkisi boku tam anlamıyla pornodur. siz içinizi döküp salak gibi ağlarken onlar da size "gel babanın kollarına" derler. tanrım. bayan k'nin babamın çalışma odasında götünü havaya dikmesinden ne farkı var bunun? evet. bunun adına tahakküm kurma dendiğinden eminim. marlene öğretmişti.
söylemek istediğim, bu gibi durumlarda ya üstünlüğü siz kurarsınız ya da sıçtığınızın resmidir.
psikoterapistler, zaten en derin ve de en karanlık sırlarınızı duymaya can attıkları için ne kadar yalan söylerseniz o kadar mutlu olurlar. böylece kazı yapma şansını elde ederler. penetre etme. acayip el hareketleri yapma. salak saçma notlar alma. ayrıca bu hasta-doktor ilişkisi boku tam anlamıyla pornodur. siz içinizi döküp salak gibi ağlarken onlar da size "gel babanın kollarına" derler. tanrım. bayan k'nin babamın çalışma odasında götünü havaya dikmesinden ne farkı var bunun? evet. bunun adına tahakküm kurma dendiğinden eminim. marlene öğretmişti.söylemek istediğim, bu gibi durumlarda ya üstünlüğü siz kurarsınız ya da sıçtığınızın resmidir.
