#sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.10.2022

yüce aşk

cemil meriç

bir çağın ideali, idealin kendisi değildir, herhangi bir idealdir. başka idealler de var. her çağın, her milletin kendine göre bir güzel anlayışı var. bütün bu güzellikleri tatmaya çalışalım, genişletelim ufkumuzu. geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak; başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek, damlayken denizleşmek ve an'ı ebediyete sığdırmak; kalbini bütün heyecanlara açmak, yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını; bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek.. sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek, iki insanı veya iki milyar insanı. sanat, bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.

benjamin peret ise kitabına yazdığı ön sözde bu kavramı yüce aşk deyimiyle ifade ediyor ve bu tür bir aşkta çeşitli yüceleştirmelerin söz konusu olduğunu vurguluyor. peret'e göre,

"yüce aşk, mutluluk şarkısına dönüşen bir yalnızlık çığlığıdır. yüce aşkla beraber, olağanüstü, ulvi harikuladelikler insan yaşamının bir parçası oluverir. onun sayesinde, ten ve kafa birbiri içinde erir, aralarında tam bir uyum kurulur. artık öncesi gibi değildir insan; ani bir değişime uğramış, tene bağlı duyguları ruhani bir boyut kazanmıştır. benzer bir değişim, karşımızdaki insanda da gerçekleşir. kendisi olmaktan çıkmıştır kişi, umut edip bekleyen birisi yerine, yepyeni bir hayata başlayan bir başkası vardır karşımızda. sizi gerçekten tamamlayan insanla karşılaşmışsanız hiçbir ayrılık, hiçbir kopuş düşünülemez artık.

yüce aşk, bu iki değişik insanın birbiriyle sağladığı uyumdur. ne var ki kadınla erkek arasındaki ayırımı vurgulayarak bir ikilik yaratan ve bu ikilikten yararlanıp, günlük hayatın en ufak teferruatına kadar insanlar üzerindeki baskıcı tutumunu sürdüren batı toplumlarında, bu ideal uyum pek mümkün olamamaktadır. ve bu ideal uyumu yani yüce aşkı yakalayanlar da toplum dışı kalırlar bu yüzden. hatta topluma karşı çıkıyor kabul edilirler çoğu kez. çünkü toplum yüce aşkın gerçekleşmesine karşıdır, yüce aşkı keşfeden, toplumun ve toplum değerlerinin dışında bir mutluluğun mümkün olduğunu keşfeder. onun için de insanlar, bu mutluluğu şairlerin ve sanatçıların sesiyle çağırırlar daha çok.

yıldırım aşkı deyimi, beklenilen kişiyle karşılaşmanın göz kamaştırıcı niteliğini ifade eder. bu yıldırım aşkı şuurlu olmayabilir de başlangıçta. yıldırım aşkı, bilinçli ya da bilinçsiz olarak içimizde geliştirmiş olduğumuz ideal sevgili modelinin birdenbire karşımıza çıkmasıdır. bu modelin ideal olması, insanın yarım yanını bütünlemesindedir. bilincimizde gelişmiş olan bu model çocukluğumuzdan alır kaynağını, ergenlik çağımızda şekillenir, genç kız ya da delikanlı, çoğu kez birbirine zıt eğilimlerin etkisi altında kalır. bu modelde hem anne ya da babanın oluşturduğu imaj, hem de gençliğimizin günlük yaşantısından izler bulunur."

22.10.2022

sanat

cemil meriç

bir çağın ideali, idealin kendisi değildir, herhangi bir idealdir. başka idealler de var. her çağın, her milletin kendine göre bir güzel anlayışı var. barbarın, derebeyinin, ortaçağ şövalyesinin, türkün, arap'ın, hintlinin..

bütün bu güzellikleri tatmaya çalışalım. genişletelim ufkumuzu.

geçen devirlerde yaşamak, yani derinleşmek ve ömrü alabildiğine uzatmak. başka ülkelerde yaşamak, başka insanlarla acı çekmek, başka insanlarla gülmek. damlayken denizleşmek. ve an'a ebediyeti sığdırmak. kalbini bütün heyecanlara açmak. yani sınır taşlarını devirmek, çağların ve politikaların sınır taşlarını. bütün insanlığı aynı büyük aşk içinde birleştirmek.

sanat, en yüce sanat, bir "communion" değil midir? sanatçının tek vazifesi vardır bence: insanları birbirine sevdirmek. iki insanı veya iki milyar insanı. sanat bir heyecan seyyalesiyle kilometrelerin ve asırların ayırdığı kalpleri birleştiren büyüdür.

18.10.2022

şiirimiz

cemil meriç

neden şiirimiz fuzuli'den haşim'e kadar uzun bir feryattır? 

kadının esir pazarlarında alınıp satıldığı bir ülkede, hassasiyetinden başka hazinesi olmayanların kaderi, gözyaşlarını incileştirmek. aşk hiçbir edebiyatta şarktaki kadar karanlık, çileli ve dikenli değildir. ve bütün türk şiirinde adı dudaktan dudağa dolaşan tek kadın yok. neden? cemiyette olmadığı için.

türk kadını kafes arkasından sokak ortasına fırlatıldı. avrupa kadını gibi salondan geçmedi. eskiden yalnız dişiydi. olgunlaşmasına vakit bırakmadan hayat arabasına koştuk. ondan nefes nefesedir. batı'da kadın rönesans'tan beri erkeğin yanı başında duyan, düşünen, düşündüren bir arkadaş. eski yunan ve roma'da da öyleydi. yalnız o çağlarda birkaç cilde bölünmüştü kadın. perikles asrı aspasya'nın asrıdır. on yedinci yüzyıl, on sekizinci yüzyıl, hatta on dokuzuncu yüzyıl kadınların eseri.

batı'da sanayi inkılabı kadını fabrikanın çarklarından biri yaptı. hangi kadını? büyük şehirlerin kenar mahalle kadınını. ötekiler şiir yazdılar, roman yazdılar, okudular ve düşündüler. yalnız o kadar mı? sevdiler ve sevildiler. aşkı yarattılar.

zavallı haşim.. aşk gecesini dolduran feryatları "sagar"a bağlıyor: yanmakta bu sagardan (içki bardağı) içenler. hangi sagar? fuzuli'yi, mecnun'u ve bütün şiirimizi kasıp kavuran bir alevle dolu sagar. zavallı haşim. hiçbir kadın sesi zindanının duvarlarını ürpertmedi.

28.09.2022

bakara

cemil meriç

max nordau'yu dinleyelim:

"bir akşam tesadüfen zengin bir hanımefendinin yanına oturmuştum. salon adabı konuşmamız gerekiyordu. elbette onu ilgilendirecek konulardan söz açmalıydım. kaplıcalara yaptığı son seyahati anlattı.

'trouville'de bilseniz ne kadar eğlendim!' diyordu. 'gündüzleri şahane elbiselerle dolaşıyordum, parmağı ağzında kalıyordu herkesin, akşamları casino'da gelsin bakara.'

hanım ipe sapa gelmez dedikodularıyla kafamı adamakıllı ütülemişti. hanımefendi, dedim, günlerinizi daha faydalı meşgalelere hasredemez miydiniz?

'hayır' diye kestirip attı, 'en faydalı meşgale en çok hoşuma giden.'

hoşunuza gidecek başka şey bulamaz mıydınız? sinirlendi.

'herkesin kitap yazması mı lazım?'

doğru, dedim ama kitap yazmak tuvalet teşhir etmekten, bakara oynamaktan daha asil, daha insanca bir meşgale olsa gerek.

'katiyen' dedi, 'katiyen, hiçbir fark yok arada. bazısı kitap yazarak eğlenir, bazısı kumar oynamakla, sadece zevk meselesi.'

ama insanların çoğu zatıaliniz gibi düşünmüyor, belki de, diyecek oldum.

'ne biliyorsunuz?' dedi, 'etrafımdakiler hep benim gibi düşünür, başkalarının hükümleri ise beni zerre kadar ilgilendirmez.'

ama efendim, en mükemmel, en hürmete layık insanlar entelektüel meşgaleleri, kumardan, süslenip püslenmekten daha üstün bulurlar. edebiyatçı gerek devlet nezdinde, gerekse cemiyette bakara oyuncusundan veya göz boyayıcı tuvaletler teşhircisinden daha çok sayılır. 

'ne diyorsunuz?' diye gülümsedi, 'hiç farkına varmamıştım. dolaştığım bütün muhitlerde o bakara oyuncusu veya göz boyayıcı tuvaletler teşhircisi dediğiniz insanlar, kitap yazanlardan çok daha fazla ilgi, çok daha fazla hürmet görmekteydiler.'

bozguna uğramıştım."

19.09.2022

don juan

ahmet hamdi tanpınar

don juan'ın bütün eksikliği buradadır: hayat ve ihsasların kadehini birbiri ardınca boşaltan ve daha birini bitirmeden öbürüne saldıran bu kahramanın mağrur susuzluğunu, belki de bir keyfiyet yokluğunun bir kemiyetle hiçbir zaman telafi edilmeyeceğini anladığım için olacak, hiç kıskanmadım. o, bütün ömrünce, her boşalttığı kadehin dibinde aynı gül rengi ifritin alaycı gözleriyle karşılaşmaya mahkumdu. hakikaten, bütün kadınları, bütün içkileri ve bütün lezzetleri bir ömür boyunca ve birbiri ardınca tatmaktan ne çıkar? bu olsa olsa, bir ormanın bütün ağaçlarını teker teker tanımaya benzer. bize bu sayışın ilave edeceği hiçbir şey yoktur. böyle bir seyahat hiçbir susuzluğu teskin etmez, sadece hilkatin en cibilli afetini, korkunç ifrit can sıkıntısını her adımda karşımıza çıkarmış olur. her adımda bir mücevher diye koşup elimize aldığımız parıltının, omuzlarımızın üstünde esen bu siyah rüzgârla bir yığın toprak haline geldiğini görürüz ve bu acı tecrübe ile ademin kapısından geçeriz. ölmeyiz, can sıkıntısı bizi yutar. şüphesiz ki ihsaslar ve mukadder akıbetin yanı başımızda her an bulunuşu, bizi zamandan istifadeye davet eder. fakat bu davete bu tarzda icabet, bizzat zamanı muti kılacağı yerde, onun mahkumu olmamız demektir. bir kere bunu anladık mı, o zaman hakiki varlığımıza ereriz.

şiirin ve sanatın en büyük sırrı da burada, alakadar olduğu her şeyi bizim için şahsi bir sergüzeşt yapabilmesindedir. yıkmak, yapmak için olsa dahi daima zararlıdır ve hakiki yapıcılık ilave etmektir.

7.07.2022

ernst neizvestny

john berger

moskova sanatçılar birliği, üyelerinin geçmiş 30 yıl içinde yaptığı çalışmaları sergilemeye kalkışır. serginin belirgin eğilimi 'liberal', amacı da dikkatleri akademi'nin dar görüşlülüğüne çekmek olacaktı. neizvestny'den de sergiye katılması istenir; çünkü neizvestny akademi'ye karşı verdiği savaşın ciddiliği ve yoğunluğuyla tanınmaktadır. bu da, kendi görüşünü kuvvetlendirmesi bakımından o sırada birliğin işine gelmektedir.

neizvestny yeni çalışmalar deneyen öbür genç sanatçıların da çağrılması koşuluyla daveti kabul edebileceğini söyler. birlik bunu reddeder. fakat, ortaya bir kez atılmış bulunan bu yeniyi deneyen ve resmi olmayan sanat gösterisi fikrini, o sırada öğretim atölyesi olan bilyutin adında bir adam ele alır ve her nasılsa bu sergiyi moskova belediye meclisi himayesinde düzenlemeyi becerir. sergide hem bilyutin'in öğrencilerinin hem de neizvestny'nin önerdiği genç sanatçıların eserleri yer alacaktır.

bu serginin açılmasına nasıl izin verilmiştir, bunu anlamak son derece güç. ya, akademi bu olayı bir provokasyon olarak kullanıp; unutulmuşken yeniden ortaya sürülen ve gelenek dışılığa bir etiket olarak yapıştırılan 'nihilizm'in yayılmasını önlemek zorunda olduğunu hükümete göstermek istemişti ya da, muhtemeldir ki, bürokrasinin yavaş çalışması ve dairelerin birbirlerinden habersizliği yüzünden kimse bu serginin ne anlama geldiğini iş işten geçmeden anlayamamıştı.

sergi açılır ve büyük bir heyecan yaratır; çünkü sergilenen eserler, halkın 20 yıldır görmediği türdendir; daha önemlisi, genç kuşak bu eserleri büyük bir ilgiyle karşılamaktadır. beklenmedik bir kalabalık oluşur ve kuyruklar dolusu insan gelir sergiye. bir iki gün sonra da sergi resmen kapatılır ve sanatçılara eserlerini kremlin'in bitişiğindeki binada toplamaları söylenir. öyle ki, eserlerinin ortaya çıkardığı bütün sorunlar hükümet ve merkez komitesi'nce görüşülsün.

bir yandan tartışma umudu saklayan, öbür yandan da önceden kestirilemeyecek sonuçlarla yüklü bu resmi tepki, sanatçıların gözünde, stalin'in mutlak bağnazlığına oranla küçümsenemeyecek bir ilerleyiştir. bir başka gerçekse, o güne değin sanat politikasında resmen hiçbir değişiklik yapılmadığıdır. işte bundan ötürü kimse, görünüşteki bu yeni hoşgörünün nereye varacağını söyleyememekte, ne derece ciddi yargılara uğratılacağını da kestirememektedir. kendilerini beklenmedik tehlikeler, belki de olmadık fırsatlar beklemekteydi. her şey kruşçev'in şahsen nereye kadar ikna olacağına bağlıdır. kişilik bilmecesi, gene etmenlerin en can alıcısıdır.

bilyutin, sanatçılara çok aşırı sayılabilecek eserleri almamalarını, daha geleneksel olanları götürmelerini önerir. neizvestny buna kimsenin kanmayacağını, ayrıca eserlerinin varlığını resmen kabul ettirmek için ellerine geçen bu fırsatı mutlaka kullanmaları gerektiğini ileri sürerek karşı çıkar.

sanatçılar sonunda, eserlerinin hepsini kremlin'in yanındaki binada sergilerler. aralarından birkaçı bütün gece çalışmıştır. başlarlar beklemeye. bina güvenlik kuvvetleriyle çevrilmiş, galeri aranmış, camlar ve perdeler sıkıca örtülmüştür.

derken içeriye, aşağı yukarı 70 kişilik bir heyet girer. kruşçev'in merdiven başında görünmesiyle bağırması bir olur: "köpek boku! pislik! rezalet! nerede bunun sorumlusu? elebaşı kim?"

bir adam öne çıkar.

"kimsin sen?"

duyulmayacak kadar alçak bir sesle adam, "bilyutin" der.

"kim?" diye haykırır kruşçev.

hükümet üyelerinden biri, "asıl elebaşı o değil, biz onu istemiyoruz, işte asıl elebaşı" der ve neizvestny'yi gösterir.

kruşçev yeniden bağırmaya başlamıştır; ama bu kez neizvestny de bağırmaktadır:

"hükümetin ve parti'nin başı olabilirsiniz; ama burada, benim eserlerimin önünde değil. burada baş benim ve sizinle eşit iki kişi gibi tartışacağız."

neizvestny'nin bu cevabı, oradaki arkadaşlarının çoğunluğuna, kruşçev'in hiddetinden kat kat tehlikeli gelir.

kruşçev'in yanındaki bakanlardan biri, "sen kiminle konuştuğunun farkında mısın? karşında başbakan var. seni uranyum madenlerine yollayalım da gör" der.

güvenlik kuvvetlerinden iki adam bir anda neizvestny'yi kollarından kavrayıverirler. neizvestny, bakana aldırmadan, doğrudan kruşçev'e hitap eder. ikisi de aşağı yukarı eş boyda, tıknaz adamlardır.

"kendisini her an öldürebilecek bir adam var karşınızda. tehditleriniz bana vız gelir."

söylenişteki kesinlik, sözlerin inandırıcı olmasını sağlamıştır. neizvestny'yi yakalamalarını söyleyen bakanın bir işaretiyle, iki adam kollarını çözerler.

kollarının bırakıldığını hissedince neizvestny ağır ağır arkasını döner ve eserlerine doğru yürümeye başlar. bir an için herkes olduğu yerde donakalır. neizvestny, hayatında ikinci kez yok olmakla burun buruna geldiğini hisseder. kulaklarını dikmiş, tetiktedir. en sonunda, arkasında birinin ağır ağır nefes aldığını duyar. kruşçev peşi sıra gelmektedir.

iki adam, önlerindeki eserler hakkında, çoğu kez yüksek perdeden tartışmaya koyulurlar. yeniden başbakanın etrafını saranlar tarafından sözü sık sık kesilir neizvestny'nin.

polis şefi:

"şu üstündeki cekete bak, bitnik kıyafeti bu."

neizvestny:

"bütün gece burada bu sergiyi hazırlamak için çalıştım. adamlarınız bu sabah bana temiz bir gömlek getirmiş olan karımı içeri sokmadılar. emeğe değer veren bir toplumda böyle sözler etmekten utanmalısınız."

neizvestny, sanatçı arkadaşlarının eserlerinden söz edince, homoseksüellikle suçlanır. buna da gene doğrudan kruşçev'e dönerek cevap verir:

"böyle meselelerde, nikita sergeyeviç, insanın kendi lehine tanıklık etmesi pek yakışık almaz. ama gene de, isterseniz bana şu anda şurada bir kız bulun, size göstereyim."

kruşçev güler. neizvestny'nin kendisine bundan sonraki bir karşı çıkışında ansızın sorar:

"bronzu nereden buluyorsun?"

neizvestny:

"çalıyorum."

bir bakan:

"karaborsa falan, bir sürü kanunsuz işlere bulaşmıştır o."

neizvestny:

"bir hükümet yetkilisinden gelen çok ciddi suçlamalar bunlar. hemen etraflı bir soruşturma yapılmasını istiyorum. bu araştırmanın sonuçları bir yana, şimdi şunu söylemek isterim ki, anlatıldığı biçimde çalmıyorum. kullandıklarım hurda malzemelerdir. ama çalışmamı sürdürebilmemin tek yolu, bu malzemeyi yasa dışı yollarla ele geçirmektir."

iki adam arasındaki konuşmanın gerginliği gittikçe azalmaktadır; konu da, oradaki eserlere özgü olmaktan yavaş yavaş uzaklaşır.

kruşçev:

"stalin devrindeki sanat için ne düşünüyorsun?"

neizvestny:

"kokuşmuş bir sanattı. ve o tür sanatçılar sizi aldatmaya devam ediyorlar."

kruşçev:

"stalin'in kullandığı yöntemler yanlıştı, sanatın kendisi değil."

neizvestny:

"birer marksist olarak nasıl böyle düşünebiliriz, anlamıyorum. stalin'in kullandığı yöntemler kişiyi putlaştırmaktan başka bir şeye yaramamıştı; bu da izin verdiği sanatın özü durumuna gelmişti. dolayısıyla, sanatın kendisi de kokuşmuştu."

bu minvalde bir saat sürer konuşmaları. salonun içi son derece sıcaktır. herkes ayakta durmak zorunda kalmıştır. gerilim yüksektir. bir iki kişi bayılmıştır. buna rağmen, kimse kruşçev'in sözünü kesememektedir. bu ikili konuşma ancak neizvestny kanalıyla sona erebilecektir. kulağının dibinde hükümetten birinin, "artık toparlansanız" dediğini duyar. neizvestny kendine söyleneni yaparak kruşçev'e elini uzatır ve artık konuşmaya son vermenin iyi olacağını söyler.

heyet, merdivenlerin üst başındaki kapıya yönelir. kruşçev döner ve şöyle der:

"hoşuma giden adamlardansın. ama senin içinde bir melek var, bir de şeytan. melek kazanırsa seninle anlaşabiliriz; şeytan kazanacak olursa seni yok ederiz."

gorky sokağı'nın köşesine varmadan tutuklanmasını bekleyerek çıkar binadan neizvestny. tutuklanmaz ama.

bu olaydan sonra neizvestny'nin istediği soruşturma açılır. bakan suçlamasını geri alır ve neizvestny'nin namuslu bir adam olmadığına delil sayılabilecek ciddi hiçbir olayın bulunmadığını açıklar. soruşturma, deli olup olmadığını anlamak amacıyla neizvestny'nin muayene edilmesini de kapsar.

bu muayeneden önce, fakat kremlin'in yakınlarındaki karşılaşmadan sonra, aralarında başka konuşmalar da geçer ve bir seferinde kruşçev, neizvestny'e devlet baskısına bu kadar uzun süre nasıl dayanabildiğini sorar.

neizvestny:

"bazı bakteriler vardır, küçücük, yumuşacıktırlar; ama bir su aygırının boynuzlarını eritebilecek yoğunluktaki tuz eriğinde bile yaşayabilirler."

doktorlar, kruşçev'e neizvestny'nin deli olmadığını bildirirler.

6.07.2022

nasıl yazmalı?

goethe

bir milyon okuyucuyu hedeflemeyen kişi, bir satır bile yazmasın.

wieland: imla ve din insanın kendine kalmış konulardır.

öncelikle fazla ayrıntılı konuları işlemeyin; her gün yaşadığınız şeyleri vakit kaybetmeden ve hiç tereddüt etmeden yazmalısınız.

okuyucunun gözünde yazarı önemli kılan şey, onun kişiliğidir. napolyon, corneille için "yaşasaydı onu prens yapardım!" demiştir; ama onu okuma gereği bile duymamıştır.

yazılarınızı dergilere gönderin, kitap olarak bastırın; ama başkalarının arzularına göre değil, içinizden geldiği şekilde davranın.

birçok şeyi yazabilirsiniz; ama yeterince araştırıp öğrenmediğiniz şeyleri yazamazsınız.

bitirdiğiniz her bölümü bağımsız olarak anlatmışsanız, doğru yolda olduğunuz kesin demektir.

konu isabetli değilse, yetenek bir işe yaramaz. genel bir konuyu ele aldığımız zaman, bizi herkes taklit edebilir; ama özel bir şeye değiniyorsak, kimse bizi taklit edemez. çünkü diğerleri sizin yaşadıklarınızı yaşamamıştır da ondan.

yaşadığınız an'a sıkı sıkıya bağlı kalın. içinde bulunduğunuz her durumun, her anın değeri sonsuz ve her an da sonsuzluk denen şeyin bir parçası.

tümüyle küçük olanda büyük olanı algılamak için insanın yeterince görme yetisine, deneyime, genel bir bakış açısına sahip olması yeter. diğerleri için okudukları yaşam gerçek yaşam olarak yeterli olur.

düzyazı yazmak için insanın söyleyecek bir şeylerinin olması gerekir; söyleyecek bir şeyiniz yoksa, bir sözcüğün diğerini çağrıştırdığı, sonuçta hiçbir şey olmayan; ama sanki bir şeymiş gibi duran bir şeyin ortaya çıktığı dizeler, uyaklar yazabilirsiniz ancak.

gerçek dünyayı gör ve onu dile getirmeye çalış.

yazınsal bir ürün ne kadar ölçülemez, ne kadar akılla kavranamaz olursa, o kadar iyi demektir.

asıl önemli olan, insanın büyük bir istencinin olması ve bir şeyi yapacak yetenek ve azme sahip olmasıdır; geri kalan hiçbir şey önemli değildir.

1.07.2022

günce

füruğ ferruhzad

insan ne kadar az umarsa yaşamında bir o kadar daha rahattır. ben kendimi yaşamdan pek bir şey ummamaya alıştırdım. hep, neyse yine de iyidir, diyorum. böylece daha az düşünür, daha çok yaşarım. birçokları benim olduğum kadar bile mutlu değillerdir.

şiir benim tanrımdır. gecem gündüzüm bunu düşünmekle geçiyor, kimsenin söylemediği yeni bir şiir, güzel bir şiir söyleyeyim diye. kendimle baş başa olmadığım ve şiiri düşünmediğim günüm, anlamsız ve hiç sayılır. belki şiir görünüşte beni mutlu kılamaz; ancak ben mutluluğu kendim için başka türlü yorumluyorum.

mutluluk benim için güzel elbise, iyi yaşam ve iyi yemek değil. ben, ruhum memnun olduğu zaman mutluluk duyuyorum ve şiir benim ruhumu memnun ediyor. şayet insanların elde etmek için çırpındıkları bu güzellikleri bana verseler ve karşılığında şiir söyleme yeteneğini benden alsalar intihar ederim. siz benden vazgeçin, bırakın ben sizce mutsuz ve aylak olayım; ancak ben hiçbir zaman yaşamımdan yakınmayacağım.

hep kapalı bir kapı gibi olmaya çalışmışım, kimse korkunç içimi görmesin ve tanımasın diye; bir insan olmaya çalışmışım, kendi içimde yaşayan bir varlık olduğum halde. biz bir duyumsamayı ayaklarımız altında ezebiliriz fakat asla ona sahip olmadan yapamayız.

"bu dünyada yaşam iki olmalı
biri deneyim kazanmak
diğeri deneyimleri kullanmak için"

sanat en güçlü aşktır ve insan tüm varlığı ile ona teslim olduğunda insanın onun tüm varlığına kavuşmasına izin verir.

başkalarının tutsak alan benlerinden ayrı olarak kendi özgür ve dingin benine varmadıkça hiçbir şeye varmayacaksın. kendini tam ve tüm bir şekilde yaşamını insanın ölümü ve yok oluşundan alan o güce bırakmazsan kendi yaşamını yaratmayı başaramayacaksın.

27.06.2022

yazma sanatı

inci aral

yüreğini yazma ateşi sarmış birinin bir parça ekmek, üç beş zeytin ve ot bir yataktan daha fazlasına gereksinimi yoktur.

sanatın özü karşıtlıktır. düzenle uyum sağlamış insan sanatçı olamaz.

içinde yaşadığımız bu yabanıl dünyayı yorumlama çabası olmalıdır yazmak eyleminin asıl amacı. yazmak bütün karmaşıklığı ve zalimliğiyle yaşamın ta kendisini anlatabilirsen anlam taşır.

aydın olmak; sürünün içinde ayrıcalığının bilincinde olarak yaşamak, ileriye bakarak, sapmadan, yorulmadan yürümek ve bu yolda ömür tüketmektir. tüm düşünce ve eylemini, kimilerine büyük ve saygın kimilerine ise sapkın, koşullanmış ve gülünç görünen bu doğrultuda sürdürecek böyle birinin yıpranmaz bir istence ve küçük, gündelik kaygıların dışında kalabilmek üzere yaşamının bütününü kapsayan kusursuz bir dengeye gereksinimi vardır.

mutluluk kendi tarihini oluşturabilecek bir süreç değil. insan acılarını anlatmaya yatkındır bu yüzden.

erdemle, var olan insan soyunu değiştirmeye çalışmakla hiçbir ilgisi yok yazmanın. iç akıntıları düzene koyma çabasının, geceyle gündüzü ayırt etme bilincinin, bu dünyanın oldukça seyrek, kaba saba dokunmuş kumaşına pervasızca bakma isteğinin sabun köpüğünden öte değeri yoktur. gene de gereklidir yazmak, iyidir. iğne ucu kadar, kum tanesi büyüklüğünde bir işaret bırakmalı dünyaya insan çekip gitmeden. bir kapıyı aralamalı. evet, bir kapı, bir anahtar, biraz ışık.. hepsi bu.

22.06.2022

sanat

nazım hikmet

istikbal yalnız hakiki sanatın ve hakiki sanatkârlarındır.

klasik, yeniliğin düşmanı değildir. klasik sanatkâr, kendi devrinde yenilikçi olandır, yeniyi getirendir. elbette bu yeniliğin yılların akışına karşı koyabilmesi gerek. devrinde yeni olmayan hiçbir sanatkâr klasik olamamıştır.

sanatkâr, dış dünyayı pasif bir şekilde aksettiren alelade bir ayna değildir.

sanat bahsinde sekterlik en büyük düşmanımızdır. sekterlik nihilistliğin bir çeşididir. sekter, bir şeyden, kendi zevkinden başka her şeyi, bütün görüşleri inkâr eder.

sanatkâr, halka türküsünü dinletmek için en uygun şekilleri durup dinlenmeden, ömrünün sonuna kadar aramak zorundadır. bazen bu araştırmalar aylarca süren bir baş ağrısından, sinir bozukluğundan başka sonuç vermez. olsun. bazen yanılır. yanılsın. başı aylarca ağrımayan, sinirleri bozulmayan, yanılmayan sanatkâr, olduğu yerde sayandır.

biz güzel sanatlar sahasında hâlâ ananelerin esiriyiz. sanatı hala afyon çekmek kabilinden bir şey telakki edenler az değildir.

afiş sanatkârlığı; doktorluk kadar mesuliyetli, saray şairliği kadar zeki ve kurnaz, düşman memleketini işgal eden bir ordu kumandanlığı kadar kudretli bir şeydir.

en çok gürültü koparan en çok verimi olan değildir. büyük çalışmalar, buzların altında akan büyük nehirlere benzerler. ilk bakışta önümüzde kımıldamayan, gürültüsüz bir düzlük vardır. oysaki bu sessiz düzlüğün altında akan su bütün kocamanlığı ve büyüklüğüyle ortaya çıkmak için baharın gelmesini bekler.

ihtisas ve zevk-i selime, sanata ve bilgiye yer verilmezse, onun boşluğunu ne para, ne yaldız doldurabilir.

büyük sanat kitaplarını, sahicileri sahtelerden ayıran hususiyet şudur: olanı durgun, taş kesilmiş olarak değil, olanı olduğu gibi, yani doğuş, oluş ve ölüş akışında aksettirmek.

çağımızın stili her şeyden önce realisttir. insanın yaşamını, alelade insanın, halkın yaşamını yansıttığından realisttir, özlüdür, direkttir; sahte duygusallıktan, abartmadan uzaktır, gayet dinamiktir. o kadar incedir ki, naylon bir çorap gibi, giyildiği zaman yalnız bacağın görünmesini önlemediği gibi, onun güzelliğini de ortaya çıkarır.

dönemlerinin karanlık güçleriyle savaşan sanatçılara her ülkede ve her çağda rastlanır. insanların mutluluğu ve dünyada güzel bir yaşam için savaşa giren bu ilerici sanatçılar her zaman karanlık güçlerce kuşatılmış, kovuşturulmuş, baskıya uğratılmış, hapsedilmiş ve öldürülmüşlerdir. fakat onlar hiçbir baskı ve tehdidin, hiçbir ölümün, hiçbir yalanın; tarihin akışını iyiye, güzele, haklıya ve mutluluğa yönelişini durduramayacağını bilirler.

hayatımı ve sanatımı, yaratıcı, geniş halk yığınlarının hayatına ve yaratıcılığına bağlamışım. insanlarımı seviyorum, bütün zaafları ve kepazeliklerine rağmen onlara güveniyorum; tarihi onlar yapmışlardır ve onlar yapacaklardır. işte sanatım aydınlıksa, ümitliyse, palavracı değilse bundan dolayıdır. halbuki şairlerimizin çoğu bu bakımdan şaşkın bir durumdadır. kafaları karmakarışık ve yürekleri sosyal durumlarından gelen bir kahredici şüphe içindedir.

11.05.2022

sanat

albert camus

"sanatın amacı kanunlaştırmak ya da hükmetmek değil her şeyden önce , anlamaktır. anlamak için hükmettiği olur bazen. ama hiçbir deha eseri, küçümseme ve kin üzerine kurulmamıştır."

sanat, yalnızlık içinde tadılacak bir eğlence değildir. ortak sevinç ve kederlerin, ayrıcalıklı bir görünümünü vererek, en çok sayıda insana erişecek, onları heyecana getirecek bir araçtır.

sanatçı, çoğunlukla, kendi kendisinden ve varsa, ayrıcalarından utanç duyar gibidir. her şeyden önce, kendi kendisine sorduğu soruya cevap vermek zorundadır: "sanat sahte bir lüks müdür?"

toplumumuzda tanınmak isteyen bir sanatçı bilmelidir ki, tanınacak olan kendisi değildir; kendi adını taşıyan bir başkasıdır; o başkası kendi iradesinden kurtulacak ve belki de günün birinde, içindeki gerçek sanatçıyı öldürecektir.

insan hayatının gerçeği, sadece o insanın yaşadığı yerlerde değildir. o hayata biçim veren başka hayatlardadır; önce, çekilmesi gereken sevilen insanların hayatındadır, sonra, bilinmeyen, kuvvetli ya da zayıf vatandaş, polis memuru, öğretmen, iş arkadaşı, diplomat, diktatör, devrimci, din adamları, basit temsilciler, yaşayışımız için efsaneler yaratan sanatçıların hayatındadır, nihayet en düzgün hayat süren varlıklara bile egemen olan tesadüftedir.

şu halde, mümkün olabilecek tek bir gerçek film vardır: dünya perdesi üzerinde, her zaman gözlerimizin önünde seyrettiğimiz görünmez bir makine tarafından bize oynatılan film. varsa eğer, en gerçekçi sanatçı tanrıdır. öteki sanatçılar, ister istemez gerçeğe sadık olamayacaklardır.

bu çapraşıklığı balzac bir cümlede söylüyor: "deha her şeye benzer, hiçbir şey ona benzemez." gerçeksiz bir anlamı olmayan sanat, sanatsız değerinden çok kaybeden gerçek için de böyledir.

19.04.2022

gurur

henry miller

gündelik can sıkıntısının ve zorlamaların, zayıf ve bitkinlerin ışıltılı kötülüklerinin ardında, hayatın hayal kırıklığına uğramış gücünün simgesi duruyor.

kim ki düzen getirmeye, iradeyle donanmış olduğu için uyumsuzluk ve tartışma yaratmaya kalkışır, o kişi tekrar tekrar idam sehpasına yollanmalıdır. davranışlarının soyluluğunun ardında her şeyin gülünç olduğu kuruntusu gizlidir -yüce olmakla kalmaz, saçmadır da.

bir zamanlar insan olmanın saptanabilecek en yüksek amaç olduğuna inanırdım; ama şimdi bunun beni mahvetmeye yönelik bir inanç olduğunu anlıyorum. bugün insan olmadığımı, topluluk ve hükümetlere ait olmadığımı, siyasi görüşler ve ilkelerle hiç ilgilenmediğimi söylemekten gurur duyuyorum. insanlığın gıcırdayan çarkıyla bir işim yok -toprağa aitim! bunu söylerken başım yastıkta ve şakaklarımdan boynuzlarımın çıktığını hissedebiliyorum.

bütün çatlak atalarım dans ediyorlar yatağımın etrafında; beni avutmaya, yüreklendirmeye, yılan dilleriyle kamçılamaya çalışıyorlar; gülümseyip seyrediyorlar sinsi kafataslarıyla. insanlık dışıyım! çılgın, sanrılı bir gülümsemeyle söylüyorum bunu, gökten timsah yağıncaya kadar da söylemeye devam edeceğim. bütün o sırıtkan, yan yan bakan sinsi kafatasları var sözcüklerimin arkasında; kimi ölmüş, uzun zamandır sırıtıyor; her zaman olup bitenin önceden alınan tadı ve sonuçları. hepsinden daha berrak kendi kafatasımı görüyorum, rüzgârda dans eden iskeleti, çürük dilden çıkan yılanları ve dışkıyla kirletilmiş şişkin esrime sayfalarını. ve kendi pisliğimi, kendi dışkımı, kendi deliliğimi, kendi esrimemi katıyorum tenin gizli yer altı kasalarından akan büyük devreye. bütün bu davetsiz, istenmeyen, sarhoş kusmuğu, dünyanın tarihini içeren o tükenmek bilmez kanala girenlerin zihninde sonsuza dek akacak.

insan ırkıyla yan yana başka bir tür ırk varlığını sürdürür, insanlık dışı olanların ırkı; bilinmeyen dürtülerin teşvikiyle insanlığın cansız kitlelerini alıp aşıladıkları coşku ve mayayla o ıslak hamuru ekmeğe, ekmeği şaraba, şarabı da şarkıya dönüştüren sanatçıların ırkı. ölü gübre ve değersiz cüruftan bulaşıcı bir şarkı üretirler. her şeyi yağmalarken görüyorum bu öteki ırkın fertlerini; her şeyi baş aşağı çeviriyorlar, ayakları hep kan ve gözyaşı içinde, elleri hep boş; hep ötede olana, ulaşılmaz olan tanrı'ya doğru uzanıyorlar; bağırsaklarını kemiren canavarı susturmak için kılıçtan geçiriyorlar her şeyi. kavrama çabasıyla, ulaşılmaza ulaşma çabasıyla saçlarını yolduklarında görüyorum bunu; çıldırmış canavarlar gibi böğürüp her şeyi parçaladıklarında görüyorum ki haklılar, yok başka izlenecek yol. bu ırka mensup biri ağzından zırvalıklarla yüksek bir yere çıkıp bağırsaklarını çıkarmalıdır. doğrudur ve haklıdır; çünkü buna mecburdur! bu ürkütücü görüntü kadar sarsıcı, korkunç, delice, heyecan verici ve bulaşıcı olmayan hiçbir şey sanat değildir. taklittir. insanidir. canlılara ve cansızlığa aittir.

14.03.2022

şeytani

stefan zweig

sözcük, antik dönemin mitsel-dinsel temel anlayışından yola çıkıp birçok anlam ve yorumdan geçerek günümüze kadar geldi; öyle ki artık onu kişisel bir yoruma tabi tutmak gerekli oldu.

şeytani demekle kastettiğim şey, her insanın temelinde ve özünde yatan o doğuştan gelen huzursuzluktur ve bu huzursuzluk onu kendinden çıkarır; onu kendinden alıp sonsuza, asıl olana sürükler; sanki doğa her bir ruhta, o ilk kaosun dışa vurulmamış, tedirgin bir parçasını bırakmıştır; bu parça ise gerilim ve tutku yoluyla o insanüstü, algı ötesi temeline geri dönmek ister.

şeytan içimizdeki mayayı vücuda getirir; kabaran, eziyet eden, sıkan bir mayadır bu; olağan koşullarda sakin duran varlığı tehlikeye, aşırılığa, esrimeye, kendinden vazgeçmeye, kendini yok etmeye zorlar. insanların çoğunda, ortalama insanlarda ruhun bu değerli tehlikeli parçası kısa sürede emilir ve tüketilir; yalnızca nadir anlarda, ergenlik krizlerinde, aşk ya da üreme dürtüsü yüzünden içsel evrenin kabarmaya başladığı zamanlarda bedenden çıkıp gitmek ister bu taşkın, uğursuz ve aynı zamanda orta halli, banal varoluş.

ama ölçülü insanlar bu faustvari dürtüyü kendi içlerinde boğarlar, ona ahlaki eter koklatıp işle bayıltırlar, düzen vasıtasıyla önüne set çekerler. sıradan insan kaotik olanın daimi can düşmanıdır; sadece dış dünyada değil, kendi içinde de. ama daha yüksek insanlarda, özellikle de üretken olanlarda, huzursuzluk yaratıcı bir şekilde serpilir, günün eserleriyle yetinmez, onlara "acı veren yüce bir kalp" (dostoyevski), kendini aşıp evrene doğru bir özlemle uzanan ve soru soran bir zihin verir.

bizi kendi özümüzün, kendi kişisel ilgilerimizin ötesine, sezgisel ve maceracı bir şekilde soru sormanın o tehlikeli bölgesine sürükleyen her şeyi, varlığımızın bu şeytani kısmına borçluyuz. ama bu şeytan ancak onu alt ettiğimiz, gerginliğimizde ve yükselişimizde bize hizmet ettiği sürece dostça teşvik eden bir güçtür: bu sağaltıcı gerilimin yüksek gerilime dönüştüğü yerde, ruhun insanı allak bullak eden o dürtüye, şeytani olanın volkanına düştüğü yerde tehlike başlar. zira şeytan kendi vatanına, kendi elementine, yani sonsuzluğa, ancak ve ancak sonlu olanı, dünyevi olanı, yani ikamet ettiği bedeni yıkıma uğratmak suretiyle ulaşabilir: insanı genleşme yoluyla yüceltir; ama bir yandan da patlamaya zorlar. bu yüzden, zamanında dizginlemeyi başaramayan insanları korkunç bir huzursuzlukla, şeytani bir doğayla doldurur, iradelerinin dizginini ellerinden çekip alır; öyle ki onlar, o istemsizce sürüklenenler artık fırtınaya kapılmışlardır ve alın yazılarının kayalıklarına doğru savrulmaktadırlar.

yaşamsal huzursuzluk her zaman şeytani olanın ilk meteorolojik belirtisidir; kanın huzursuzluğu, sinirlerin huzursuzluğu, zihnin huzursuzluğu (ki bu yüzden etrafına huzursuzluk, talihsizlik, rahatsızlık yayan kadınlar şeytani olarak nitelenir). şeytani olan her zaman hayatın tehlikeleri ve hayati tehlikelerle dolu fırtınalı bir gökyüzünde dolaşır, trajik atmosferlerde, kaderin nefesiyle.

böylece her zihinsel donanımı güçlü, her yaratıcı insan içindeki şeytanla kaçınılmaz bir savaşa girer ve bu her zaman kahramanca bir savaştır, her zaman bir aşk savaşıdır. insanlığın en harika yanı da budur. bazıları yakıcı dürtülerine kadının erkeğe teslim olduğu gibi teslim olurlar, üstün bir gücün zoruna boyun eğerler, kutsal bir şeyle dolduklarını ve doğurgan bir unsurun baskınına uğradıklarını hissederler. bazıları onu dizginler ve onun o yakıcı, o titreyen varlığını kendi soğuk, kararlı, amaca kenetlenmiş erkeksi iradelerine boyun eğmeye zorlarlar: bir ömür boyu, sık sık böyle düşmanca-yakıcı, sevgi dolu-boğuşan bir kucaklaşma sürer gider. bu muazzam boğuşma sanatçıda ve eserinde adeta gözle görünür bir haldedir: yaratısının son hücresine kadar titrer o sıcak nefes, zihnin kuluçka gecesinde baş gösteren, o ebedi ayartıcısıyla birlikte duyduğu şehvetli sarsıntı.

şeytan sadece yaratıcı olanda duyguların gölgesinden çıkıp dile ve ışığa ulaşabilir ve onun tutkulu çizgilerini en belirgin şekilde ona tümüyle teslim olanda, şeytan tarafından sürüklenen şair tipinde görürüz; burada alman dünyasının en anlamlıları olarak seçtiğim hölderlin, kleist ve nietzsche'de ortaya çıkan şair tipinde. zira şeytan bir şairin içine despotça yerleşmişse, alevler halinde sıçrayan bir yükseliş içinde sanatın da özel bir tipi ortaya çıkar: esrime sanatı, coşkulu, ateşli yaratı, ruhun kasılmalarla, sarsıntılarla yükselişi, katılaşma ve patlama, sarhoşluk ve kendinden geçme, yunanların "mania" dedikleri, genellikle sadece peygamberlerde, kâhinlerde görülen kutsal bir kendini kaybetme hali. ölçüsüzlük, en aşırıya vardırma, bu sanatın ilk ve şaşmaz belirtisidir; en son raddeye, şeytani olan, ilksel vatanı olarak ulaşmak istediği o sonsuzluğa varıncaya kadar ebedi bir kendini-aşma-isteği.

hölderlin, kleist ve nietzsche, hayatın sınırlarını ateşli bir şekilde zorlayan, biçimlere zorbaca sızan ve aşırı bir esrime içinde kendini yok eden bu prometheusvari varlığın pençesindedirler: gözlerinde şeytanın yabancı, ateşli bakışı parlamaktadır ve şeytan onların dudakları arasından konuşur. hatta dudaklar sustuğunda, zihinler söndüğünde bile onların yıkıma uğramış bedenlerinden konuşmayı sürdürür: bu korkunç misafir varlığını hiçbir yerde onların ruhlarında olduğu kadar hissettiremez, aşırı güçlü bir gerilimin ıstırabı içinde paramparça olmuşlardır ve şimdi bir yarıktan aşağı, şeytanın oturduğu o en derin uçurumun dibine bakar gibi bakarız onlara. tam da zihinlerinin batışı sırasında, olağan koşullarda kan gibi gizli duran şeytani güç her üçünde birden görsel olarak kendini açığa vurur.

şeytan tarafından boyun eğdirilen şairin o esrarengiz varlığını, bizzat şeytani olanı olabildiğince belirgin hale getirmek için, karşılaştırma yöntemime sadık kalarak, bu üç trajik kahramanın karşısına görünmez bir karşı oyuncu yerleştirdim. ama şeytani olanın kanatlandırdığı şairin gerçek karşıtı hiçbir şekilde, örneğin şeytani-olmayan değildir; şeytaniliğin olmadığı büyük bir sanat yoktur; dünyanın ilksel müziğinin fısıldadığı söz olmadan sanat olmaz. bunu hiç kimse bütün şeytaniliğin baş düşmanından daha iyi gösteremez; kleist'ın ve hölderlin'in, onlar hayattayken de karşılarında sert bir şekilde duran goethe'den başka; çünkü o şeytani olan hakkında eckermann'a şöyle söylemiştir: "en yüksek düzeydeki her üretim, her önemli sezgi hiç kimsenin kudretinde değildir ve bütün dünyevi güçlerin üzerindedir."

ilhamın olmadığı hiçbir büyük sanat yoktur ve bütün ilhamlar bilinç dışı bir öteki taraftan gelir, kendi bilincinin üzerinde bir bilgiden.

coşkulu olanın, kendi taşkınlığı içinde sürüklenen şairin, o ilahi ölçüsüzün hakiki karşıtı olarak şu ölçülü efendiyi görüyorum: kendisine verilen şeytani gücü dünyevi irade gücüyle dizginleyen ve bir hedefe yönelten şairi. zira şeytani olan, ki bütün yaratıcılığın muazzam gücü ve ilksel anasıdır, tümüyle yönsüzdür; hedefi sadece sonsuzluktur, doğduğu kaosa geri dönmektir. ve eğer bir sanatçı bu ilksel gücü insani olarak yönetebilirse, eğer ona dünyevi bir ölçü ve iradesi doğrultusunda bir yön verebilirse, eğer şiire goethe'nin dediği anlamda "kumanda" edebilirse ve "kontrol edilemez olanı" şekillendirici bir zihne dönüştürebilirse ortaya yüksek, şeytani olanınkinden kesinlikle daha düşük olmayan bir sanat çıkar.

16.02.2022

inziva

patrick süskind

ilham aramam ben. yalnız benim içimden doğmalıdır benim eserim.

her sanatta ve her zanaatta yetenek hiçbir şey ifade etmez; ama deneyim, alçak gönüllülükle, çalışkanlıkla elde edilmiş deneyim her şeydir.

inzivayı seçen insanlar vardır, bilinir; bir günahın kefaretini ödemek isteyenler, başarısızlığa uğramışlar, azizler ya da peygamberler. böyleleri çöllere çekilip çekirge ve yaban balı yiyerek yaşamayı yeğler. kimisi de kenarda köşede kalmış adalarda, mağaralarda, dehlizlerde ya da -biraz daha gösterişlisi- sırıklar üzerinde kurulmuş, göklere uzanan kafeslerde yaşarlar. amaçları tanrıya daha yakın olmaktır. kendilerini yalnızlıkla cezalandırıp günahlarının ceremesini çekerler. böyle davranırken tanrının hoşnut olacağı bir yaşam sürdükleri inancı içindedirler. ya da aylarca, yıllarca, kendilerine yalnızlıkları içinde bir tanrı haberi ulaşmasını bekler, gelince bir acele insanlar arasında yaymaya yeltenirler.

4.02.2022

sanat

goethe

bir milyon okuyucu beklemeyenin hiçbir satır yazmaması gerekir.

saf adamcağızlar bilmezler insanın okumayı öğrenmesi için ne kadar çok zaman ve emek ister! ben bu işe 80 yıl harcadım ve ereğime ulaştığımı şimdi bile söyleyemem.

çiçekler bal doludur; ama tatlıyı bulup seçen yalnızca arıdır.

hangi okuyucuyu mu isterim? en bağımsızını; beni, kendini ve dünyayı unutup yalnız kitabın içinde yaşayanı!

acemi amatörlerin birçoğu, tabiatın kendilerine yetenek vermediği şeyde ısrar etmekle ömürlerinin büyük bir kısmını ziyan ederler; en sonunda da acayip bir melankoliye düşerler.

bir şairi, tabiatın ona verdiğinden başka bir şey yapmak imkansızdır. onu başka biri olmaya zorlarsanız mahvetmiş olursunuz.

yazdıklarımın ve hayatımın anlamı ve değeri, salt insancıl olanın zaferidir.

şair, insan ve vatandaş olarak vatanını sevecektir; ama onun şairlik güçlerinin ve şairlik etkinliğinin vatanı hiçbir özel bölgeye ve ülkeye bağlı olmayan ve onun bulunduğu yerde hemen sarılıp biçimlediği "iyi", "soylu" ve "güzel"dir. bu konuda o, bir kartala benzer, özgür bir bakışla ülkeler üstünde uçar. vurup indireceği tavşanın prusya'da mı saksonya'da mı koştuğu onun için önemli değildir.

şarap yapabilen, sirke yapmamalı.

büyük şairin gücü, onun hakikat ve yalandan bizi büyüleyen üçüncü bir şey yaratmasıdır.

halk, kadınlar gibi muamele görmek ister. onlara duymak istediklerinden başka bir şey söylenemez.

yazdıklarım popüler olamaz; bunu düşünen ve buna çabalayan yanılıyor. onlar yığın için değil, tek tek insanlar için yazılmıştır: benzer bir şey isteyen, arayan ve aynı yönlerde bulunan insanlar için.

önemli olan, kusursuz olanı görebilmek ve onu dışavurmaya cesaret etmektir.

30.01.2022

edebiyat dergileri

ahmet haşim

gazete idarehanesinde biriken edebi dergilerin yapraklarını karıştırıyorum. bunlar içinde güngörmüşleri, gençleri ve henüz yeni yayına başlamış olanları var. fakat kapakları çevrilerek içeriklerine göz atılınca derhal aralarındaki yaş farkları siliniyor ve hepsi de insana yeknesak bir buruşuk çehreyle bakıyor. aynı şeyşeri aynı tarzda söylemek için bu kadar nesillerin birbiri arkasından gelmesine ne lüzum vardı?

bu mecmuaların sayfalarını açan okur sanki yanlışlıkla viranede bir bodrumun kapısını aralamış gibidir. burun keskin bir çürüme kokusuyla ırışıyor ve kulak güya yer altında bir ölüyü gömmek ve ağlamak için toplanmış garip bir cemaatin iniltisi korkusuyla dikiliyor. bu keskin koku hangi leşten geliyor? şiirden! bu baykuş feryadını duyuranlar kim? şairler! her devrin şairleri!

bilmem bu muammayı nasıl halletmeli? bizde manzum sözle konuşanlar içinde hiçbir genç ve sağlıklı insan yok mudur? bunların hepsi de yaşlı, hasta, verem, sıracalı, kambur, kör ve topal mıdır ki sesleri yalnız ah ve inleme perdesinden yükseliyor, sevgilileri onları kovuyor, nişanlıları bırakıyor ve su, gece ve mehtap kendilerini mütemadiyen ölüme çağırıyor?

şiir bu tarzda bir inilti olmakta devam ettikçe şair kelimesi müthiş bir hastalığın ismi gibi sağlıklı insanları elbette korku ve tiksintiyle titretecektir.

28.01.2022

deha

hüseyin rahmi gürpınar

büyük bir eserin yaratılmasında çok defa tesadüfün yardımı olur. fakat bu tesadüf bütün lütufkâr şartlar dahilinde vuku bulmalıdır. bir tarlada tatlı ve kabak karpuzlar yetiştiği gibi her kafa sanata elverişli değildir. ve deha, karpuz gibi alnın ortasına birkaç fiske vurmakla anlaşılmaz. zihin ilk olarak yetenek, ikinci olarak eğitim ve öğretim, üçüncü olarak da heyecan ister. işte böyle hazırlanmış bir kafa, heyecan anında birden parlar. sanat, bütün sinirlerini sarsarak sanatkârın ruhuna nüfuzla sırlarını bir süzgeç gibi onun dimağından dışarıya akıtır. sanat sahasında kendini yaratıcı sanan birçok balkabakları vardır. boileau'nun dediği gibi, "bir ahmak kendi zekasına hayran bırakacak daima kendinden daha ahmağını bulabilir."

her ferde tabiat bir rol oynatır. bu hayat sahnesi üzerinde her insan bir oyuncudur. sanatkâr kendisinin hangi rol için yaratıldığını bilmeli ve bu yeteneğinin sınırları dahilinde mükemmelleşmeye uğraşmalıdır. hepimizde diğerlerinde bulunmayan bize özgü nitelikler ve vasıflar vardır. dahilerin çoğu kendilerinin ne olduklarını buluncaya kadar çok uğraşmışlardır. yetenekleri çerçevesinde kendilerini ilerletecek yolu bulamayarak sanatta ulaşmak istediklerine hasret kalanlar sayılamayacak kadar çoktur.

deha, bitmez tükenmez bir sabır isteyen ve hiçbir güçlük önünde ümitsizliğe kapılmayan bir kuvvettir diyorlar. fakat ne kadar uğraşsa da bir kurbağa öküz kadar şişebilir mi? doğal cüssesini geçmek için ısrarcı olduğu denemelerinin birkaçından sonra la fontaine'in hikâyesindeki hayvan gibi çatlamaz mı? mesele, sanatın gurur sahasında ne kadar şişebileceğimizi bilerek derecemizi aşırıp tehlikeye düşmemektedir.

bir tarife göre deha, bitmez tükenmez bir usanmazlıkla çalışmaya deniyor. eğer sadece usanmazlık ve çalışmak bu vasfı elde etmeye yeterli ise çift süren öküzler en büyük dahilerimizdir.

24.01.2022

yazma sanatı

goethe

özel bir şeyi kavramak ve yazmak sanatın asıl amacıdır.

benim odamda kanepe yoktur, ben eski ahşap sandalyemde otururum hep. kafamı yaslamak için sandalyeme bir tür arkalık eklettireli daha birkaç hafta oldu. rahat ve zevkli mobilyaların olduğu bir ortam düşünmeme engel olur, beni keyifli ama edilgen bir duruma sürükler. ihtişamlı odalar ve şık ev gereçleri, düşünmeyen ve düşünce sahibi olmaktan hoşlanmayan insanlar içindir.

yazarın hedefine giden adımları atması yeterli olmaz; atılan her adımın hem hedefe, hem de ileriye doğru atılan bir adım olması gerekir.

benim kitaplarım popüler olamaz. kitle için yazılmamışlardır; benzer şeyler isteyen ve arayan, birbiriyle benzerlik gösteren tek tük insan için yazılmışlardır.

kağıt karşısında kendimi tümüyle özgür ve kendi egemenlik alanımda hissediyorum. düşüncelerimin yazınsal olarak gelişmesi benim tek zevkim ve asıl yaşamım. bana zevk veren birkaç sayfa yazmamışsam o güne yazık olmuş gözle bakıyorum.

edebiyatta gerçekten önemli ve saf olan şey yararlıdır; bu da ikinci bir evrenmiş gibi ortaya çıkıp ya bizi kendi seviyesine çıkarır ya da bizi küçük görür. buna karşılık yetersiz edebiyat, bize yazarın bulaşıcı zayıflıklarını benimseterek hatalarımızı arttırır. hem de bize hitap eden şeyi zayıflık olarak değerlendirmediğimizden bunun farkında bile olmayız.

edebiyatta iyi veya kötü olandan bazı yararlı dersler çıkarmak için, insanın düzeyinin oldukça yüksek olması, böyle şeyleri nesnel olarak değerlendirebilecek bir temelinin olması gerekir.

edebiyatın ve resim sanatının kuralları belli bir yere kadar anlatılabilir; ama iyi bir şair ya da ressam olmak başkasına aktarılamayacak bir dehayı gerektirir. basit bir ilk olguyu ele alırsak, onun sahip olduğu büyük önemi hissetmek ve onu ortaya koymak, birçok şeyi tüm boyutlarıyla gören üretken bir zeka ister; bu da çok mükemmel insanlarda bulunan çok nadir bir yetenektir.

bir şairin doğanın ona bahşettiğinden farklı biri olmasını sağlayamazsınız. onu farklı biri olmaya zorlarsanız onu yok etmiş olursunuz.

10.01.2022

aşk ve evlilik

ahmet haşim

birbirleriyle evlenmemesi lazım gelenler varsa onlar da yalnız sevişenlerdir. üstadım gourmont'un dediği gibi aşk ile evliliği karıştırmamalı. aşk yabani bir hayvandır. kanunlar haricinde, isyan ve ihtilal dağlarında yaşar. ancak gece karanlıklar basınca, gizli yollardan şehre girer ve bahçelerin tarhını, ağaçlı caddelerin banklarını altüst eder.

ibadethanelerde her gün lanetlenen aşktır. hükümetler polis ve jandarmayı ona karşı silahlandırır. halbuki evlilik bir şehir kurumu, bir emniyet düzenidir. aşk geçici, evlilik ise daimidir. evliliği aşkın devamı zannetmiş nice safdil çiftler üç ay geçmeden dudaklarda ateşin söndüğünü görmüşler ve bir akşam kendilerini karşı karşıya esner bulmaktan hayret etmişlerdir. aşk değişmeyince ölür.

en eski edebiyattan en yenisine kadar, her dilde şiirin konusu eş değil sevgidir. hayaller ve istiareler hep sevgilinin süzgün gözleri ve karanlık kirpikleri etrafında pervaneler gibi uçuşur. kahramanı eş ve konusu evlilik olan hikâyeden daha tatsız ne olabilir?

6.01.2022

negatif baskı

frida kahlo

hayatta bazı şeylerin sizi sorgulaması gereklidir. insan kendini o şeylere göre belirler, sonra bir bakar ki ilerliyor.

bulutların çerçeveye doğru taşması gerek. her şey insandan dışarıya taşmıyor mu: kan, gözyaşı, bulutlar, hatta yaşamın kendisi. allah kahretsin! görüntümüz hep bize geri dönüyor.

insan kendisinin en bariz modeli olsa bile aynı zamanda da en zor modelidir. yüzünüzün her bölümünü, her çizgisini, her ifadesini bildiğinizi sanırsınız ama her şey sürekli oyununuzu bozar. insan hem kendisi hem de bir başkasıdır; kendimizi tepeden tırnağa bildiğimizi sanırız, sonra birden bakarız ki, kılıfımız sıyrılır, içini doldurandan tamamen yabancı bir hale gelir. tam kendine bakmaktan bıktığını sandığı bir anda, insan karşısındaki görüntünün kendisi olmadığını anlar.

kötüyüm, gitgide daha da kötü olacağım ama yavaş yavaş yalnız kalmaya alışıyorum, bu bile bir şeydir, bir avantaj, bir zaferdir.

insanın kanını tükettiği gibi ben de gözyaşımı tüketiyorum. gözyaşı, kanın negatif baskısıdır. sonuçta aynı şeydir. sözcüklerin, bedenin akması, sıvılaşmasıdır. kabuk tutmayan yaraların sıvılaşmasıdır. tabii, eğer insanın kökleri kurumuyorsa.

şeyleri, yaşamı, insanları çok seviyorum. insanların ölmesini istemiyorum. ölümden korkmuyorum; fakat yaşamak istiyorum. ama acıya gelince, hayır, acıya dayanamıyorum.

resim tüm yaşamımı doldurdu. korkunç yaşamımı doldurabilecek üç çocuğumu ve bir dolu başka şeyi yitirdim. tüm bunların yerini resim doldurdu. çalışmaktan iyisi yok herhalde.