27.2.15

uzun lafın kısası

salah birsel: her şahın işi, eninde sonunda iyi bir piyade ile biter.

andre malraux: yoksullar savaşmaya kararlı olduklarında zenginleri her zaman yenerler.

bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.

konfüçyüs: insanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir.

chuck palahniuk: seks yaparken bir erkeğe annesini sorarsanız büyük patlamayı sonsuza kadar geciktirebilirsiniz.

ernest hemingway: erkek yenilgi için yaratılmamıştır. erkek mahvedilebilir ama yenilmez.

harper lee: bir avın peşinde koşarken yapılacak en iyi şey, avı kendi haline bırakmaktır. hiçbir şey söylemeyince mutlaka meraklanır ve ortaya çıkar.

melih cevdet anday: ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

oscar wilde: kaba gücü bir noktaya kadar anlarım; ancak kaba mantığa katlanılamaz.

tacitus: iyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil nefretle karşılarız.

george sand: şefkat ve özverili bir dostluktan başka her şey geçicidir.

wolfgang günter lerch: sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.

26.2.15

dökül ey yürek

ingeborg bachmann


dökül ey yürek, zamanın ağacından
dökülün yapraklar, kim bilir ne zaman
güneşin kucakladığı, soğumuş dallardan
dökülün, büyüyen gözlerden dökülen yaşlar gibi

uçuşmakta daha saçlar günboyu rüzgarda
güneş yanığı alnında toprak tanrısının
gömleğin altında yumruk bastırılmıştır
daha şimdiden açılmış yaraya

onun için yumuşamamalısın, önünde yine
eğildiklerinde bulutlar, incecik boyunlarıyla
ve önemsememelisin hymettos'u, senin için
kalkıp petekleri yeniden doldurduğunda

çünkü az gelir toprağın adamına
kuraklıkta tek bir buğday sapı
az gelir tek bir yaz yüce soyumuza

ve neyi kanıtlar ki yüreğin
bir rakkastır dünle yarın arasında
sessiz ve yabancı
ve ilan ettiği artık
kendi dökülüp gidişidir zamandan

25.2.15

kuruntu

bertrand russell

herkes, her gittiği yerde, rahatlatıcı bir kanılar bulutu ile sarılmıştır; bu kanılar, yazın uçuşan sinekler gibi, kendisiyle beraber hareket eder. bunların bazıları kişiseldir; kişiye, kendi erdemlerinden ve üstünlüklerinden, arkadaşlarının sevgisinden ve tanıdıklarının saygısından, mesleğinin parlak geleceğinden, pek de iyi olmayan sağlığına karşın tükenmeyen enerjisinden söz ederler. onun ardından ailesinin olağanüstü yüceliği hakkındaki inançlar gelir. daha sonra, ait olduğu toplumsal sınıf hakkındaki inançları gelir. ulus konusunda da, hemen herkes kendi ulusu hakkında rahatlatıcı kuruntular besler.

bazı aşağılamalara maruz kalmış bir kişi kendisinin ingiltere kralı olduğu yolunda bir kuram benimser ve kendisine bu yüce konumunun gerektirdiği saygı ile davranılmamasını mazur göstermek için de zekice işlenmiş bir sürü açıklama icat eder. bu örnekte, komşuları onun bu hayallerine sıcak bakmazlar ve kendisini bir tımarhaneye kapatırlar. fakat o kendi büyüklüğünü değil de ulusunun veya sınıfının veya mezhebinin büyüklüğünü ileri sürerse, görüşleri, dışarıdan bakan tarafsız bir kişiye tımarhanede karşılaşılanlar kadar abes gelse bile, birçok yandaş kazanır; bir siyasal veya dinsel -veya askeri- önder olur. bu yolla, kişisel delilikle benzer kuralları izleyen bir toplumsal delilik gelişir.

kendini ingiltere kralı sanan bir deliyle tartışmanın tehlikeli olduğunu herkes bilir; fakat tek başına olduğu için onun hakkından gelinebilir. bütün bir ulus bir kuruntuya kapıldığı zaman, savlarına karşı gelindiğinde kapıldıkları öfke tek bir delininkiyle aynıdır; fakat o ulusun aklını başına getirecek tek şey savaştır.

24.2.15

oda müziği

james joyce



aşk ve gülüşler şarkılar söyler
yürek ümitsizlik içindeyken

girmek için cennete, cehennemden geçmeli
acınacak olsun veya dehşetli
herkes muhakkak muhtaçtır
mutlak bağışlanmanın rahatına

birinin hayatını sağduyuysa belirleyen
nasıl uzak durabilir insan acımasız olmaktan

aşk kahreder insanı uzaklardayken
aşk uzaklarda

eski ve soylu bir söyleyiş için
sevgilim, aşırı bilgeydi dudaklarım
ne flütleriyle ozanların övgüler
düzdüğü bir aşka rastladım
ne de bir aşk gördüm ki
içinde hiç sahtelik bulunmasın

benim akşam vakti çalan kapını

23.2.15

din

stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.

mark twain: din, sıradan insanın inandığını düşündüğü ve emin olmayı dilediği şeylerin bir toplamıdır.

frank zappa: bir kült ve bir din arasındaki tek fark, sahip oldukları gayrimenkullerin sayısıdır.

voltaire: din konusunda, çoğu insan yanlış mantık yürütmeye, diğerleri hiç mantık yürütmemeye, bir kısmı ise mantık yürütenlere zulmetmeye mahkumdur.

l. ron hubbard: bir cent karşılığında bir kelime yazmak mantıksız. eğer bir adam gerçekten milyonlarca dolar kazanmak istiyorsa, bunu yapabilmesi için izleyebileceği en iyi yöntem kendi dinini kurmaktır.

bernard katz: teşkilatlanmış din, dünyanın en büyük saadet zinciridir.

stephen king: din manyaklığının güzelliği, her şeyi açıklama gücüne sahip olmasıdır. hiçbir şey şansa bırakılmamıştır. mantık memnuniyetle camdan dışarıya fırlatılabilir.

john burroughs: inanmak her zaman reddetmekten daha kolaydır. zihinlerimizin yapısı doğrulamaya meyillidir.

albert camus: tarih boyunca var olmuş tek din vardır: sonsuzluğa duyulan inanç. bu inanç, bir yanılsamadır.

marifetler

ursula k. le guin

köpekler kabullenir, atlar mutabık kalır.

çakmaktaşı ile çelik yıllarca yan yana durur da en ufak bir kıpırtı olmaz; ama birbirine sürtersen kıvılcımlar saçarlar. isyan anlık bir şeydir, birden ortaya çıkar; bir kıvılcım, bir ateş gibidir.

kötü günler kavgaları da beraberinde getirir.

ölüm, hikayeleri bitirdiğini zanneder. hikayelerin onunla birlikte değil, onun içinde bittiğini bir türlü anlayamaz.

marifetini sen kullanmazsın, marifet seni kullanır.

en iyi insanda bile biraz kötülük vardır.

20.2.15

şimdi ve burada

paul auster / j.m. coetzee

coetzee: yatmadığın bir kadınla arkadaş olmak pratikte olanaksızdır; çünkü aranızda dile getirilmemiş çok şey vardır.

auster: seks iki kişinin yarı dinsel deneyimidir.

auster: en iyi ve en uzun ömürlü arkadaşlıkların temelinde hayranlık vardır. iki kişiyi uzun vadede birbirine bağlayan temel duygu hayranlıktır.

joseph joubert: erkek olsaydı arkadaş olarak seçmeyeceğin bir kadını karın olarak seçme.

auster: evlilik her şeyden önce sohbettir ve karı koca arkadaş olmayı beceremezlerse o evliliğin uzun ömürlü olma şansı çok azdır.

auster: para denen kağıt parçası değer kazanmışsa, nedeni çok sayıda insanın ona değer vermeyi seçmiş olmasıdır. sistem inanç temeline oturuyor. sistemi yürüten doğrular ya da gerçekler değil, sadece kolektif inanç.

"dünyada iki tür insan vardır: para için çalışanlar ve paralarını çalıştıranlar."

auster: kurgu gerçeğe dönüşürse gerçeğin ne olduğunu yeniden düşünmemiz gerekir.

auster: ancak rakipler denk olursa rekabetten alınan zevk büyük olur.

ne yaldızlı hükümdar anıtları ne mermer
ömür sürmez benim güçlü şiirim kadar (shakespeare)

auster: erkeklerin en yakın arkadaşlarından bile gizledikleri sırları vardır.

19.2.15

öteki

aslı erdoğan

kadınların yalnızca sokakta değil; aile, okul, polis vb. bütün kurumlarda aşağılandığı, bekaret kontrollerinden geçirildiği, medyanın işbirlikçiliğiyle seyirlik, alımlık, tadımlık gibi sunulduğu bir toplumda yaşamaktayız. aynı toplumun, sütten çıkmış ak kaşıkmışçasına, dört katil çocuk hakkında ölüm fetvası vererek kendini aklayabileceğini, içindeki kötülüğü yok edebileceğini sanması ürkütücü. her suç gibi, cinayetin de toplumsal bir boyutu vardır; yaşam koşulları, gelir dağılımı, eğitim ve kültür düzeyiyle yakından bağlantılıdır.

medine öncel, diyarbakır'da, polis baskınında 7. kattan atladı. daha önce işkence görmüştü. son çığlığı, "baba, beni bunlara bırakma!" oldu. 22 yaşındaydı.

öteki'nin tanınmaması, dilsizleştirilmesi, reddedilmesi, nesneleştirilmesi üzerine kurulmuş her ilişki bir tahakküm ilişkisidir ve kaçınılmaz biçimde zulüm içerir. kendini toplumun üzerinde gören, dokunulmaz, sorgulanmaz, kutsal ilan eden devlet, şiddeti tekeline alır, bireylerin ve toplulukların haklarını sistematik biçimde çiğner. bu hakları peşinen reddetmek, taleplere karşı uygulanan şiddeti meşru kılar. yalnızca kendi koşullarında barış istemek, aslında barış istemek değildir. kalıcı bir barış, adil bir barıştır, her şeyden önce. herkes için barış, eşit koşullarda barış.

1982'de türkiye şampiyonu olan milli güreşçi ahmet savran, 5 ay önce evine yapılan baskında, kurtuluş dergisi bulundurduğu için tutuklandı. avukatı en fazla 1 yıl alacağını söylemişti. 17 eylül'deki duruşmada tahliye bekliyordu. cezaevindeki gerginlik nedeniyle duruşmaya gidemedi. 26 eylül'de ulucanlar'da öldürüldü.

kurbanlar bize ne denli az benzerlerse, zulme duyulan tepki de o denli azalır. "ötekileştirme", cinayeti mümkün kıldığı gibi, meşrulaştırır da. "öteki", kirli, suçlu, kötüdür -eline fırsat geçse bizden fazla kötülük yapar- "biz" ise yüce amaçlarla, kutsallıkla donanmıştır. öteki nesneleştirilir ki, gasp edilen hakları zaten yokmuş görünsün. kendisinden farklı olanı içerme, kabullenme yerine yalnızca kendi imgesini mutlaklaştıran iktidar.. "hakikatle ilgili her sorun, bir iktidar sorununa dönüşür."

sendikacı süleyman yeter, 5 mart'ta yeniden gözaltına alındı. 7 mart'ta can verdi. sırtı, çenesi, bilekleri, en can alıcısı, boynu, yara izleriyle dopdolu. sendikacı yeter, 2 yıl önce aynı şubede gözaltına alınmış, 8 polis hakkında işkence davası açmıştı. bir ay daha yaşasaydı, 8 nisan'daki duruşmada işkencecileri teşhis edecekti. bir ay daha yaşasaydı. polislerse hala görevlerinin başında.

gerçekle ilişkimiz, bizden istendiği gibiyse, yani geçiştirmek, gözlerini kaçırmak üzerine kuruluysa, bize biçilen rolü uysallık ve vakarla oynuyorsak.. "yeter!" çığlığını sürekli erteliyorsak, dilimizin ucuna gelen küfürler ve kahkahalar gibi.. gerçeklik karşısında dilimiz tutulmuş, ansızın daha iyi bir dünyaya fırlatılmaktan başka bir şey düşleyemiyorsak.. "acı" bile denemeyecek bir sızıyla -belki özgürlük sızısı- sırtüstü serilip kalmışsak.. belki de ayağa kalkabilmek için acıyı sırtlamak, mutluluğu hırçınca savunmak gerekiyor. ılımlının, rutinin, aklıselimin tatlı dilli çağrısına başkaldırmak..

çeteleşme devletin ta içindeyse, şiddeti tek varoluş, kendini ifade ediş biçimi olarak gören gençleri engellemek nasıl mümkün olabilir? camus'nün deyişiyle: "ya devletin işlediği suçlar, bireylerinkini fersah fersah aşmışsa?"

18.2.15

evlilik ve ahlak

bertrand russell

geleneksel iffetini muhafaza etmiş toplumlar büyük sanat yaratmamışlardır.

evliliğin esas amacı, yeryüzünün insan nüfusunu yenilemektir.

vatanseverlik denen şey, uygarlığın karşı durmakta olduğu en büyük tehlikedir ve bu vebadan, felaketlerden, kıtlıktan daha korkulacak bir şeydir.

bir karı veya kocaya güçlü bir dinsel duygu geldi mi, ilk sonucu, mutlu bir birleşmeyi imkansız kılmaktır.

bir düşüncenin herkesçe benimsenmesi, onun saçma olmadığını göstermez; insanlığın çoğunun budalalığı göz önünde tutulursa, yaygın bir inancın, akla yatkın bir inançtan daha saçma olacağı bellidir.

koyu dindarlığa karşı davranışımızın özgürlüğe kavuştuğunu sanan çoğumuz, hala aslında almış olduğumuz eski eğitimin öğütleriyle bilinçaltından yönetilmekteyiz.

yerici her sözün aynı zamanda övücü bir eş anlamlısı olduğunu gördükten sonra, yerici ya da övücü sözler kullanmamaya alışmalıdır insan.

kilise babalarının yazıları, kadınlara karşı sövüp saymalarla doludur.

dante'nin beatrice'e karşı olan aşkı, sadece geleneksel değildir; tersine, günümüzdeki insanların birçoğunun sandığından daha çok tutkulu bir aşktır.

geleneksel bir yetişme sistemi içinde büyümüş pek az kadın veya erkek vardır ki, cinsiyet ve evlilik konusunda normal şeyler öğrenmiş olsun.

cinsel merak da öteki meraklar gibi tatmin olur olmaz ölür; bu yüzden, gençleri sabit fikirden kurtarmanın en iyi yolu, onlara istedikleri kadar bilgi vermektir. edepsizliğin önüne geçilmesinin tek yolu, sırrı ortadan kaldırmaktır.

"evliliğin kökü ailededir, aileninki evlilikte değil." (westmarck)

sansür, ciddi sanat değeri olan, bilimsel özellikler taşıyan eserlere karşı kullanılıyor; öte yandan, amacı müstehcen olan kimseler, kanunun dişli çarkından geçmek için bir kaçamak yolu buluyorlar.

modern hayattaki üç esas akıl dışı eylem din, savaş ve aşktır.

mutlu, karşılıklı aşkın derin samimiyetini ve şiddetli arkadaşlığını duymayanlar, hayatın verebileceği en büyük ödülü kaçırmışlar demektir.

insanlar uygarlaştıkça tek bir eşle olan hayat boyunca mutlulukları azalır.

aşk, özgür ve kendiliğinden olduğu zaman yeşerir ancak; ödev gibi düşünülmeye başlandı mı öldü gitti demektir.

babaları bebekken ölen çocuklar ötekilerden daha kötü olmuyor. şüphesiz ideal bir baba hiç yoktan iyidir ama babaların çoğu ideal olmaktan o kadar uzaktır ki, var olmamaları çocuk için olumlu bir faydadır.

"neşeli geceler, güzel yemekler mi istersin
azizlerle otur, günahkarlarla yat kalk."

cinsiyet insan hayatındaki en büyük iyi şeylerden biridir. cinsiyetin içe atıldığı yerde sadece çalışma kalır ve çalışmak için çalışmayı öğütlemek, yapılmaya değer bir iş meydana getirmemiştir.

kadın ve erkek aşkının en iyisi, özgür ve korkusuz olanıdır. beden ve zihin eşit oranlarla birleşir, ideal aşkı bozar diye tensel yönünden korkmaz aşk. aşk, kökleri toprağın derinine inmiş, dalları göğe yükselen bir ağaç olmalıdır. çitlerle, yasaklarla, boş inancın doğurduğu dehşetlerle çevrilirse gelişip yeşeremez.

17.2.15

evlilik

zülfü livaneli

evlilikle ilgili değişmez trajedi şudur: aşk geçici ama kavga ebedidir.

romantizm avrupa'nın icadıdır ama buralarda da taklit edilmeye çalışılır. evli kadınlar romantizme çok meraklıdır. ne demektir bu: karı koca para kavgası yapacaksınız, arada bir bağırsaklarınızın bozulduğundan şikayet edeceksiniz, hangi ilacın gaza daha iyi geldiğini konuşacaksınız; sonra bütün bunlar bir anda bitecek ve mum ışığında karşılıklı göz göze bakarak birbirinize ayılıp bayılacaksınız. bunun da adı romantizm saati olacak. hiç böyle şey olur mu?

"bu dünyada her kadının bir tek amacı vardır: ömrünün sonuna kadar dizinin dibinde oturtabileceği bir erkeğe sahip olmak." (dostoyevski)

insanoğlu, homo erectus olduğu andan itibaren kadınların vajinası daraldı. bu yüzden insanın dişisi çok zor doğurur. hamileliği ağır geçer, bebeği de diğer hayvan yavruları gibi doğar doğmaz yürüyemez. bakıma ihtiyacı vardır. eee mağarada geçen uzun hamilelik ve annelik günlerinde aileyi kim besleyecek, kim av eti getirecek? tabii ki erkek. kendisini o aileye adamış bir adam. bu sebeple mağara devrinden beri dünyanın bütün kadınları, bütün erkeklere 3 soru sorarlar: "nereye gidiyorsun? ne zaman geleceksin? beni seviyor musun?" bu iş mağara devrinde böyleydi, günümüzün new york'unda da, paris'inde de, istanbul'unda da böyle.

16.2.15

gösteri peygamberi

chuck palahniuk

en son bir şey hissettiğimden beri çok zaman geçti.

silahı sıkı sıkı kavramaktan artık hissizleştim.

kendi başınıza uçak kaçırma planı yaparken unuttuğunuz şey, işin bir aşamasında tuvalete girebilmek için rehinelerinizi ihmal etmek zorunda kalabileceğinizdir.

yemek servisi başarılı olduğum tek alandır.

öyleyse unutma. birkaç saatin kaldı. ve benzinin tam olarak ne zaman biteceği belli olmaz. hayat hikayenin tam ortasında ölme şansın her zaman var.

gökyüzü her yöne doğru masmavi uzanıyor. güneş yusyuvarlak, tam karşımızda yanıyor. bulutların üzerindeyiz ve bugün sonsuza kadar sürecek çok güzel bir gün.

onun hayatını kurtarmaya çalışmak büyük bir zaman kaybı. insanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar. hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor. dramlarının. önemsiz meselelerinin. hikayelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar. çünkü geriye ne kalacağını biliyorlar. büyük ve korkunç bir bilinmeyen.

intihara karar veren birinin espri anlayışı da körelir. yanlış bir kelime ederseniz, haftaya cenazesi kalkar.

kalıp da acı çekmeye değecek kadar güzel bir dünya değil bu. buna dünya bile diyemeyiz hatta.

gerçek şu ki, bu berbat bir dünya ve ben onun acılarına son verdim.

incinmiş kadınlar. duygusal sakatlar.

dışarıdaki dünyada insanlar kuşları evlerinde tutuyorlar.

inanç sistemimizin tanımı işte buydu. bilinmesi gereken hiçbir şey yoktu ve hayatta her an her şey olabilirdi.

otel denilen şey, içinde bir sürü insanın barındığı, yemek yediği ve uyuduğu ama kimsenin birbirini tanımadığı büyük bir evdir.

dışarıdaki kiliseler, dev dinlerin uzaktaki fabrikalarında üretilen yalanları insanlara satan mağazalardır.

kitabı mukaddes'in tamamını akılda tutmaya imkan yoktur. insanın kafasında ismini hatırlayacak yer bile kalmaz.

kafanızda başka hiçbir düşünceye yer kalmayana kadar lekeye konsantre olun. pratik yapmak yapılan işi mükemmelleştirir.

tek yeteneğinizin gerçeği gizlemek olduğunu fark etmenin nasıl bir duygu olduğunu görmezlikten gelin.

ıtır asaleti simgelerdi. düğünçiçeği, çocuksuluğu.

iki memen sanki bir çift geyik yavrusu.

ancak sona kadar dayanan, kurtulacak odur.

intihar bulaşıcıdır.

dürüst görünmek istiyorum. gerçek, parlayıp ışık saçmaz.

piyanoların suyun altında kaldığı balo salonlarının ve etrafımızda yüzen işlemeli mobilyaların ne kadar güzel göründüğünü hayal bile edemezsin. hayatımın en güzel anısıdır bu.

beynimin yaşını belirlemek için stanford-binet testi yaptık. wechsler testi yaptık. çok aşamalı minnesota kişilik envanterini doldurduk. çok eksenli millon klinik testini yaptık. beck depresyon testini yaptık.

bunu değerli bir staj olarak düşünün. hayatınızın kötü bir şaka olduğunu düşünün.

insanlar, hiçbir yere giden yolculuğun da küçük bir adımla başladığını unutuyorlar.

menajere göre, bir insanı aziz yapan en önemli faktör, medyada ne kadar yer aldığıdır.

menajerin hayat hakkında söylediği her şey doğru. eğer kimse sizi izlemiyorsa, dışarıya çıkmanın bir anlamı yok. pekala evde oturup otuzbir çekebilir veya haberleri izleyebilirsiniz.

yüz onuncu kat civarında insan şunun farkına varıyor: eğer birinin video kasedi yoksa veya daha da önemlisi bütün dünyanın gözleri önünde canlı yayında geçirmiyorsa hayatını, o kişi yaşamıyor demektir.

bir şeyler yapıyor olmanızın hiçbir önemi yok. eğer yaptıklarınızı kimse fark etmiyorsa, hayatınız koca bir sıfırdan ibarettir. boştur. anlamsızdır.

ünlü olunca akşam yemeği, akşam yemeği olmaktan çıkıyor; beş yüz altmış altı gram protein, iki yüz seksen üç gram karbonhidrat, tuzsuz, yağsız, şekersiz besin oluyor. her iki saatte bir alınan, günde altı kere yenen bir yemek bu. yemek yemeklikten çıkıyor, protein asimilasyonu oluyor.

ne bildiğin önemli değildir. kimi tanıdığın önemlidir.

menajere göre insanlar bir lider arayışı içindeler. enerjik, kitlesel ve dinamik bir lider istiyorlar. kimse çelimsiz bir tanrı istemiyor. göğüs ve bel ölçüleri arasındaki farkın yetmiş beş santim olmasını istiyorlar. büyük göğüs kasları, uzun bacaklar, çukur çene ve iri baldırlar istiyorlar.

insanüstü bir şey görmek istiyorlar.

hayattakinden daha büyük boyutlar istiyorlar.

sıradan insanlarla aynı problemlere sahipseniz, ağzınız aynı şekilde kokuyorsa ve saçlarınız karman çorman, parmaklarınızda şeytan tırnakları varsa, hiç kimse size tapmak istemez. sıradan insanların sahip olamadığı her şeye sahip olmak zorundasınız. onların başarısız olduğu alanlarda, siz sonuna kadar gidebilmelisiniz. insanların olmaya korktukları şey olursanız, onların hayranlığını kazanırsınız.

kullarını ölümle şaşırtma hakkı yalnızca tanrıya aittir.

daha önce yoldan çıkmıştım, tekrar çıkabilirdim. pratik yapmak insanı mükemmelleştirir.

düzenlere dikkat etmek yeterli. bütün düzenleri gördükten sonra bilinene dayanarak geleceği tahmin edebilirsin.

fertility hollis'e göre kaos diye bir şey yok.

sadece düzenler var, düzenlerin üstünde düzenler, diğer düzenleri etkileyen düzenler var. düzenlerin içinde gizlenen düzenler ve düzen içinde düzenler var.

eğer yakından bakarsan, tarihin kendini tekrar etmekten başka bir şey yapmadığını görürsün.

kaos dediğimiz şey aslında henüz tanımadığımız düzenlerden ibaret. tesadüfler henüz çözümleyemediğimiz düzenlerden ibaret. anlamadığımız şeye saçma diyoruz. okuyamadığımız şeye laf salatası diyoruz.

cennet, açık büfe am yiyebileceğiniz bir yerdir.

hepimiz aynı televizyon programlarını izliyoruz. radyoda aynı şeyleri duyuyoruz. birbirimize aynı şeyleri söylüyoruz. hayatın hiç sürprizi kalmadı. hep aynı şeyler olup duruyor. tekrarlar.

insanlar sormaları gereken "varoluşun temeli nedir?" sorusunu sormuyorlar da, "bu nereden geliyor?" diye soruyorlar.

çünkü eğer bu dünyada beni şaşırtabilecek bir kişi varsa, o da sensin. sen kitle kültürünün bir parçası değilsin. en azından şimdilik. yeni bir şeyler görebilmek için tek umudum sensin. sen benim üstümdeki sıkıntı büyüsünü bozabilecek büyülü prenssin. hiç değişmeden birbirini izleyen günlerin yarattığı transı bozabilecek. ben bunu daha önce gördüm duygusunu yıkabilecek. sen tek kişilik bir kontrol grubusun.

durmadan bir felaketten korkarsan, başına bir felaket gelir.

cennet bahçesi bile büyük süslü bir kafesten başka bir şey değildi. elmayı ısırmadığın sürece hayatının sonuna dek köle olarak kalacaksın.

insanları iğdiş ederek köleleştirmeyen kültürler, onların beyinlerini iğdiş ederler. seksin son derece kirli, kötü ve tehlikeli olduğunu insanların beynine öyle bir kazırlar ki, kişi cinsel ilişkiye girmenin ne kadar zevkli olduğunu bilse bile, yine de yapmaz.

ve eğer hiç seks yapmazsan, güç hissinin ne olduğunu asla bilemezsin. kendi sesin ve kişiliğin olmaz. seks bizi ailemizden ayıran eylemdir. çocukları ebeveynlerden ayıran şeydir. gençlerin ilk başkaldırıları seks yoluyla olur. ve eğer hiç seks yapmazsan, ailenin sana öğrettiği şeylerin ötesine asla geçemezsin. eğer seksi yasaklayan kuralı çiğnemezsen, bir daha hiçbir kuralı çiğneyemezsin.

dış dünyadaki insanlar beynimizin nasıl yıkandığını hayal bile edemezler.

1960'lardaki kargaşanın sebebi vietnam savaşı değildi. uyuşturucular da değildi. doğum kontrol hapıydı. tarihte ilk kez insanlar istedikleri kadar seks yapabiliyorlardı. herkesin böyle bir gücü vardı.

tarih boyunca yaşamış en güçlü diktatörlerin çoğu seks manyağıydı. sekse olan açlıkları ellerindeki güçten mi kaynaklanıyordu, yoksa güç tutkularının nedeni sekse olan düşkünlükleri miydi?

ve eğer seksi arzulamıyorsan, gücü arzular mısın?

ağırbaşlı, sıkıcı ve cinsel açıdan bastırılmış başkanlar seçeceğimize, belki de en azgın adayları seçmeliyiz. belki iyi iş çıkarırlar.

bu tür bilgileri hiçbir okulda öğretmezler ama gömdüğünüz bir şeyi köpeğinizin bulmasını istemiyorsanız, gömdüğünüz yere amonyak dökün. karıncaları uzak tutmak için boraks sıkın. hamamböcekleri için şap kullanın. naneyağı fareleri uzak tutar. tırnaklarınızın altındaki kan lekesini temizlemek için parmaklarınızı yarım limonun içine batırın ve oynatın. sonra da ılık suda durulayın.

ve istediğim halde değiştiremediğim o kadar çok şey var ki.

her şey bitti. artık her şey bir hikayeden ibaret.

şeytanın orospusu

catherine clement

insan en kötüyü anlamak istediği zaman aydın olur.

luther aklı aşağılamak istediği zaman onu "şeytanın orospusu" diye adlandırır. beden sevincini, zevkleri, inançsızlığı yasaklamak için de aynı şeyi yapar.

bütün iktidarlar cenaze törenleriyle yaşarlar. herhangi bir yerde yönetilecek bir ölü hep vardır.

akıl her şeyin temelidir. en küçük olgunun bile bir açıklaması vardır. sorunları ortaya koyarken hiçbir şeyi unutmamak, yöntemi iyi kullanmak yeterlidir. saf akıl çalışması: giz yok, metafizik yok.

saflığın yol açtığı kopukluktan geriye dönüş yoktur.

tarih açıklanabilir ama anlamı yoktur. onu didik didik edebilirsiniz ama yorumlayamazsınız.

guru, etkilenmiş kafalara hipnotik bir güç uygulayan kişidir. gizemci bir parlaklığın altında saklanmış tehlikeli bir katil olmadığı zamanlar gençleri ailelerinden koparan ve bol bol paralarını tırtıklayan safran mantoya bürünmüş bir dolandırıcıdır.

eşitlik olmadan gerçek aşk olmaz.

istek, bir heybe sözcüktür; içine elde etmek istediğiniz ve daha elde edemediğiniz her şey tıkılır.

hastalar, çağların içinden gelen, unuttukları eski bir rolü tekrarlarlar. doktor ve aileden başka seyircileri, hastalıklarından başka ücretleri olmayan oyuncular. tiyatro işte.

bir erkek ve bir kadından doğarız ve onlardan kurtulamayız.

deleuze ve guattari'ye göre toplum, özgürlüğü asla içinden çıkılmayan kapalı sistemlere, kapitalizme özgü çılgın boru düzenlerine hapseden sanayi tipi zihinsel makine daireleri üretir.

15.2.15

saka

fakir baykurt

çok eskiden, saka diye bir kuş vardı. bu kuş aşık kemiği yutardı. gıdası kemikti onun. günde iki kemik.. öğünleri böyle savar giderdi. yalnız bu saka, bulduğu kemikleri yutmadan önce, aşağı yanına bir kez sokar çıkarır, ondan sonra yutardı. komşusu olan sığırcık şaşıp kalarak sordu saka kuşuna: "kemikleri neye sokup çıkarıyorsun?" saka kuşu ki, başından çok deneme geçmişti. şunu dedi sığırcığa: "yuttuğum kemikleri yarın çıkarmak gerekecek. sokup çıkarıp sınama yapıyorum, çıkabilir mi, çıkamaz mı?"

altın defter

doris lessing

bu dünyada hiçbir şey yeni değildir.

yalnızca uykumuzda döktüğümüz gözyaşları içtendir. uyanıkken, kendimize acıdığımız için ağlarız.

organı kocaman olmuş bir adama direnmek güçtür.

insanın açtığı her kapının ardında tiz, umutsuz ve sessiz çığlıklar vardır.

sırf zevk olsun diye bir şeyle ilgilenen insanlar için tarih olanaksızlıklardan oluşan bir silsiledir.

kırık kalpler ancak modası geçmiş romanlarda bulunur; yaşadığımız zamana uygun değildirler.

zamanımızda daha önce hiç olmadığı kadar çok kırık kalp var. çevremize şöyle bir baksak, kalplerin paramparça olduğunu, yaralandıkları için bir et yığınına dönüştüklerini görebiliriz.

karasevdanın, biriyle yatmaktan daha iyi tedavisi yoktur.

insan ruhu, insan yalnızca mutfakta otururken, hatta çift kişilik bir yataktayken bile yeterince karmaşıktır.

enerjinin olduğu yerde mutsuzluk yoktur. bu iki şey asla bir arada olmaz.

yeryüzünde hiçbir kadın aşksız yaşayamaz.

aklı başında olan herhangi bir kadın, bunca asır sonra bile, erkekler seks konusunda konuşmaya başlayınca onların sözünü kesmemek gerektiğini bilir.

edebiyat, olayın sonradan çözümlenmesidir.

kendini daha yakından tanımak, kendinle ilgili bildiğin bir şeyi daha derinlemesine öğrenmektir.

insanlar bir şeyi düşleyebiliyorlarsa, buna ulaşacakları zaman da gelecektir.

bütün kadınlar evlenmek ister.

bir kadın bir erkeğe kayıtsız davranıyorsa, erkekte biraz sağduyu varsa kadından ayrılma zamanının geldiğini anlar.

sanat bir sabır işidir.

yazmak aslında kişisel bir şey değildir. kişisel olmadığı için sıradandır. bu yüzden yirminci yüzyılda yeni bir anonim sanatçı üretime geçmiş gibi birbirinin tıpkısı eserler üretiliyor.

hepimiz yaşadığımız deneyimlerin bir ürünüyüz.

eğitimimiz her şeyden önce bizi, yaşamın upuzun hiçliğine hazırladı. başka neye hazırlayacak ki?

yazar, ruh mutfağının machiavelli'idir ve öyle olmalıdır.

zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

bir yazar, dünyanın vicdanıdır.

ah, muz ağacının köklerinde sürünen, ruhumun kafesli penceresinde şişerek büyüyen kırmızı nefret yılanının karanlık kıvrımları.

sanat, ihanete uğramış ideallerimizin aynasıdır.

dürüstlük fakirin ayıplarını örter.

en çirkin kadının bile her zaman güzel bir yönü vardır. bir kulak söz gelimi. ya da el.

kadınlar korkaktır; çünkü uzun zamandır birer köle gibi yaşamaktadırlar. sevdiği adamla birlikteyken düşüncelerini, duygularını ve deneyimlerini savunmaya hazır kadın sayısı hala çok azdır. 

frijit kadın yoktur; yalnızca yetersiz erkek vardır. 

insan, yaşamında önemli olan şeylerin genelde farkında olmaz.

bırakın diktatörlükleri, demokrasilerde bile, toplumda akıntıya karşı durmaya, ne pahasına olursa olsun gerçek uğruna savaşmaya hazır insan sayısı o kadar az ki..

insanlar bize bir şey yapmazlar. her şeyi kendimize biz yaparız.

elli yaşını aşmış bilge, sakin kadın ve erkekler, olgunluğa giden yolda yürürken, arkalarında birçok kanlı beden bırakmışlardır. eğer otuz yıl kadar gözü dönmüş bir yamyam olarak yaşamadıysan, bilge ya da olgun olamazsın.

yaşamın temelinde adaletsizlik ve acımasızlık vardır.

tek günah vardır; o da insanın kendisini, en iyiden aşağısının en iyi olduğuna inanmaya zorlamasıdır.

dünya öyle karışık ki, sanat artık anlamsız.

her şey doğru olabilir; hiçbir şeyin aslını öğrenmenin yolu yok. her şey olası; öylesine çılgın bir dünyada yaşıyoruz ki, her şey olası.

14.2.15

gençler için hayat bilgisi

raoul vaneigem

faşizmin bildiği tek üstün insan vardır: devlet.

köle olmayı reddetmek, dünyayı gerçekten değiştiren tek şeydir.

bir insanın hayatının yirmi dört saatinde, tüm felsefelerden daha fazla gerçek vardır.

hiçbir şey yeni bir başlangıcı gerektirmeyecek kadar değerli, sürekli bir zenginleşmeye yönelmeyecek kadar zengin değildir.

refah toplumu bir röntgenciler toplumudur.

üç bin yılın karanlığı on günlük devrimci şiddete dayanamaz.

teknik olanaklar açısından büyük bir zenginlik yaşanırken, gündelik hayat hoşgörülemez bir sefaletin içine itilmiştir. 

umutsuzluk gündelik hayat devrimcilerinin çocukluk hastalığıdır.

burjuvazi tahakküm altına almaz, sömürür. daha az boyun eğdirir, kullanmayı tercih eder. neden üretkenlik ilkesinin açıkça feodal otorite ilkesinin yerini aldığı görülmez? neden anlamak istenmez bu?

bugünlerde zengin olmak bir yığın değersiz eşyaya sahip olmak demektir.

insanlar; sakatlayan bir dava uğruna, parçalayan hayali bir birlik uğruna, nesneleştiren bir görüntü uğruna, sahici hayattan koparan roller uğruna, akıp giden bir zamana dahil olmak uğruna, kendi içlerindeki gerçek zenginliklerden vazgeçerler.

"bir insanın ne olduğunu bilmiyorum. tek bildiğim herkesin bir fiyatı olduğu."

sahip olduğunuz her şey, karşılığında size sahip olur.

devrim, insanı kendisini kurban etmeye çağırdığı anda varlığını yitirir. kendini yitirmek ve devrimi fetişleştirmek. devrim anları, bireysel hayatın yeniden doğan bir toplumla birleşmeyi kutladığı karnavallardır. kurban olma çağrısı bir çan gibi çınlar.

insanlar aptal yerine konmaya hayır dedikleri zaman, boyun eğmeyi de bırakacaklardır.

önünde ne kadar yol kaldığından başka bir şey düşünmeyen bir gezgin, yol boyunca hayal kuran yol arkadaşından daha kolay yorulur.

dünyada hiç kimse ergenliğin kasvetli günlerinden tam olarak kurtulamamıştır.

başkalarından yola çıkan insan, kendisini boş yere arar; aynı boş jestleri defalarca tekrarlar. tersine, kendisinden yola çıkan insan, jestleri tekrarlamaz, onları geri sarar ve tekrar düşünür; düzeltir ve daha gelişmiş bir biçime sokar.

büyük aşklar hep ensestvari bir şeyler taşımışlardır.

örgütlü hayatta kalmaya dayalı bir toplum sadece sahte, gösteriye dayalı oyun biçimlerine hoşgörü gösterebilir.

haz uzun uzun hazırlandığı oranda etkili olur.

özgürlük düşmanlarıyla hiçbir uzlaşma yapılamaz ve hümanizm insanlığı ezenlere uygulanamaz. karşı devrimcilerin amansızca ezilmesi insani bir eylemdir; çünkü bürokratlaşmış hümanizmin zalimliklerinin önüne geçmenin tek yoludur.

şeylerin kanı dökülmez. onların ölü ağırlığını sırtlarında taşıyanlar şeylerin ölümüyle ölürler.

önümüzde kazanacağımız haz dolu bir dünya var ve can sıkıntımızdan başka kaybedeceğimiz hiçbir şey yok.

pinhan

elif şafak

her ne yöne gidersen git, kaç menzil tüketirsen tüket, sakın ola kendinden utanma. vücudun şehrine gir, onu seyreyle. biz nefsimizi silmekten değil, bilmekten yanayız, unutma.

insanları izlerken daha evvel hiç görmediklerini görebilir, hiç hissetmediklerini hissedebilirsin. insanları uzaktan seyrederken onlara her zamankinden yakın olabilirsin. eğer bakmayı bilirsen gözlerin sana oyun etmez; dosdoğru görürsün. içte saklı olanı, acıtanı, kanatanı görürsün. o vakit anlarsın ki o dediğin sensin, seyrettiğin kendi bedenin, kendi suretin; ağladığın kendi acıların.

kaçarak, korkarak, saklayarak bitmez tükenmez can sıkıntılarından mürekkep bir hayatı yaşamak, yaşamak değildir. insan ki eşref-i mahlukattır; bir nebat gibi hissiz yaşamak ona yakışmaz.

13.2.15

californication

sanırım evlenmemiş olmanın iyi tarafı da bu olsa gerek: boşanmak diye bir şey olmaz.

hepimiz er ya da geç günahlarımızın bedelini öderiz.

erkekler vahşi hayvanlardır.

çoğu insan tüm yaşamları boyunca gerçekten sevdikleri birini bulamıyor. bulduklarını söylüyorlar; çünkü herkes kendi küçük romantik komedisinin başrol oyuncusudur. ama hepsi saçmalıktan ibaret.

kalple vajina aynı fikirde değillerdir çoğunlukla.

bir kadını tatmin etmek ne kadar zor biliyor musun? tıpkı bir bombayı etkisiz hale getirmek gibi. demek istediğim, aşağı kısımlarda bir sürü tel ve kablo var. hangisini keseceğini veya çekeceğini nereden bileceksin. ayrıca araştırmalar gösteriyor ki, kadın orgazmının %99'u falan zihinsel. buna kimin zamanı var?

iyi bir avukat her şeydir.

iş hayatı çok zalim oluyor. elinden her şeyi alır; ama karşılığında hiçbir şey vermez.

eğer espri patlatmaya ve içmeye devam edersen, hayat, büyük aptal bir partiymiş gibi davranırsan, her şeyi kaçırırsın.

12.2.15

pamuk ülkelerine yolculuk

erik orsenna

"bütün yabani hayvanlardan kaçabilirsin; kaderini taşıyanın dışında."

"gecikme talihe engel değildir."

"bir ülke tarımdan vazgeçtiğinde ruhunu kaybeder."

işinden gurur duyan bir insanın ona daha çok şey kattığını herkes bilir. gurur, enerjinin anasıdır.

iyi avlanmak için erken başlamak gerekir.

herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

dümdüz uzanan bir ülke nedir? sağduyu buna cevapların en iyisini verir: köpeğin için endişelenme. onu kaybetme ihtimalin hiç yok. nereye kaçarsa kaçsın, üç gün üç gece boyunca koşsun; onu asla gözden kaybedemezsin.

insan hiçliğin ortasında yaşarsa, bir şeylere tutunmak en iyisidir: bir kelime. bir özlem. kayıp köklerin hatırası. terk edilen avrupa. lübeck. zamanla lubbock olacaktır.

uçsuz bucaksız alanlar daima mistikler doğurmuştur.

yetmiş beş bin sokağı olan bir şehirde insanlar nasıl akıllarını kaçırmaz?

çinliler ideal işçiyi yarattılar. yani işçi yokluğundan daha ucuza mal olan işçiyi.

hata yapma tehlikesi olmadan ve yanılsamaların ötesinde, duygularımızın yoğunluğuna değer biçebilecek aletin henüz ortaya çıkmadığını herkes bilir. sevgi nesneleri ve sevme biçimleri o kadar çeşitlidir.

bazı işaretler yanıltmaz: garların tercihleri vardır. bazı trenlere saygı gösterir, diğerlerini hor görürler.

modernite pahalıya mal olur.

temellerinin siyah kölelerin insanlık dışı bir şekilde çalıştırılmasına dayandığını bildiğimiz halde, hangimiz amerika'nın güneyinin büyük beyaz evlerine yönelik utanç verici bir yakınlık duymamışızdır?

iskenderiye bir şifalı sular şehri. tedavisi için buraya gelinen hastalık da, hayatlarımızda şimdiki zamanın fazlalığı, şu anın tiranlığıdır belki; bunun doğal sonucu da yavanlık diye adlandırılabilecek derinlik eksikliğidir.

"pamuk huzurdan hoşlanır. pamuk iyi olduğunda, dünya sakin ve ağırbaşlı demektir."

tatar kadınları iki kategoriye ayrılır: kırım tatarları, yüzyıllar geçtikçe ateşleri dinmiştir, hala tehlikelidirler; fakat orta karar ahlaklı bir insan onlarla başedebilir. buna karşılık, hakiki bir tatar kadını, bir kazan tatarı karşısında, tek çözüm derhal kaçmaktır.

"bir çapalama, iki sulamaya değerdir."

ödetmek, insanı tasarrufa yöneltmenin en iyi yoludur. bir devrim başlatmanın da.

beklemeye tahammülü olmayan, hiç yolculuğa çıkmasın. her yolculuk zamanın ülkelerini olduğu kadar uzamın ülkelerini de keşfeder.

tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

"bugün geleceği inşa eder."

büyük inşa etmeyen, geleceğe güvenmiyor demektir.

seyahat etmek, devşirmektir. uzaklardan dönünce sepetinizi açarsınız. gözünüze boş görünürse endişelenmeyin. devşirilen şeylerin çoğu göze görünmez: bunlar düş kırıklıkları veya hayranlıklar, kokular, müzikler, yüzler, manzaralardır. ve hikayeler.

gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

bir dünya seyahati farklılığa olan merakı canlandırır, göreliliği öğretir, şüpheciliği besler. fakat aynı zamanda kanıları pekiştirir. seyahatinizin, yalnızca yanlış olduğunu öğretmekle kalmayıp aynı zamanda sakıncalı olduğuna da sizi ikna ettiği bazı fikirlere karşı savaşmak konusunda sabırsız bir halde dönersiniz.

küreselleşme, iletişim, demateryalizasyon.. modernitenin nakaratlarının bunda hiçbir etkisi yoktur: uzam, elle tutulur bir uzam, ortak iradenin mekanı, eyleme geçmenin ilk aracıdır hala. işgücünü bir araya getirip oluşturmak, çalışmayı örgütlemek, çalışanları (bazen fabrikada olduğundan daha sertçe) motive etmek ve kar'ı (hakkaniyet garantisi olmaksızın; özellikle nesiller arasında) bölüştürmek için bir aileden daha izi uzam yoktur. çok ağır kapitalistik yatırımların baskılarından kaçmak için ve konjonktürün öngörülmez ihtimallerine esneklikle uyum sağlamak için daha iyi bir üretim birimi yoktur.

zaman yakamızı bırakmaz. bizden önce gelmiş ve bizden sonra da kalmak için yaratılmış olan zaman, bizim mecburi ortağımızdır. hayatımızın kalitesi, onunla olan güvene dayalı veya çatışmalı, özenli veya ihmalkar ilişkilerimize bağlı olacak.

hikayenin başını, en başını hatırlıyorum: "yoldan geçen biri, dallarının ucunda beyaz yumaklar olan bir ağaççık fark eder. elini uzattığını tahmin edebiliriz. insan türü pamuğun yumuşaklığıyla tanışır böylece." iki bin yıl sonra, bir dünya seyahatinden çıkarılan ilk ders şu: yeryüzünde, yumuşaklık nadir bulunan ve pahalıya mal olan bir niteliktir.

patik

ziya osman saba



patik yap kunduracı, bol bol patik
bebeler için, ilk adımı atacak
çocuklar için, koşacak oynayacak
terzi abla, mini mini elbise dik
yazlık, kışlık, mevsimlik
saçlarına kurdela, bileklerine bilezik
ama şu dünya hali, bin türlü kaza, bela
ama bunca hastalık, gıdasızlık, verem
tabutçu, ölçünü büyük tut, büyük
çocukların öldüğünü istemem