chateaubriand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chateaubriand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.01.2017

şiir

chateaubriand: şiir, seçmek ve gizlemek sanatıdır.

paul eluard: şiirin özel bir adının olması, ozanların da özel bir sınıf oluşturmaları ne yazık bir şey! şiir hiç de anormal bir şey değildir. insan zekasının doğal davranış türlerinden biridir. her insan her an ozan ve düşünür değil midir?

jean cocteau: ne masayı anlatacağım diye masa sözcüğünü kullanacaksın, ne kuşu anlatacağım diye kuş sözcüğünü, ne de aşkı anlatacağım diye aşk sözcüğünü.

pierre reverdy: imge, ruhun arı bir yaratısıdır.

eliphas levi: karşıtların benzeşimi, ışıkla gölge, dorukla uçurum, doluyla boş arasındaki ilişkidir. bütün dogmaların anası olan alegori; damganın, mührün; gölgenin, gerçekliğin yerini almasıdır. gerçeğin yalanı, yalanın gerçeğidir.

zülfü livaneli: şiir iç denge ister. tek tek kişilerle değil, kitleyle uğraşmaktır şairin işi.

paul eluard: bir gün gelecek, şiir sadece kafa ile okunacak; edebiyat da böylece yeni bir hayata kavuşacak.

31.05.2016

uzun lafın kısası

chateaubriand: insanlar vardır, imparatorluklar çökerken çeşmeleri ve bahçeleri ziyaret ederler.

gustave flaubert: şekilce güzel olmayan güzel düşünce olamayacağı gibi, ifade ettiği düşünce güzel olmayan güzel şekil de olamaz.

anatoli ribakov: gerçek devrim neyi yıktığıyla değil, kimi yarattığıyla büyüktür.

jane austen: neden bekledik sanki? neden aklımıza gelir gelmez yapmadık? karşımıza çıkan mutluluk anlarını hemen yakalamak gerek. uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bozuyor çok zaman.

alexandre dumas: çoğu zaman mutluluğun yanından onu görmeden, ona bakmadan geçeriz; onu gördüysek ya da ona baktıysak bile onu tanımayız.

william faulkner: insanlar sorunlara muhtaçtır. ruhu keskinleştirip kuvvetlendirmek için biraz yenilgi ve umutsuzluk gerekir. mutluluk sadece sebzelere özgüdür.

maya angelou: asla sızlanma. sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.

orhan pamuk: okulda ilk öğrendiğim şey bazılarının aptal olduğu, ikinci öğrendiğim şey ise bazılarının daha da aptal olduğuydu.

romain gary: sirkler kapanır, müzikholler iflas eder; ama soytarılar ezeli gösterilerine devam ederler.

sylvia plath: nefret ettiğim bir şey varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup "iyiyim" demenizi beklemeleridir.

epikuros: yeterli olanı çok az bulan kişinin gözünde hiçbir şey yeterli değildir.

wilhelm reich: önemli olan bir tek şey vardır: sakıngan ve korkak kimselerin ayak basamayacağı bir yolu önerse, seni sürüden ayırsa bile, yüreğinden gelen sesi dinle.

29.04.2016

uzun lafın kısası

maya angelou: bilgeliğin esası sadeliktedir.

bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.

anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.

erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.

voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.

jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.

chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız. 

kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.

alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.

romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.

orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.

sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.

10.04.2015

okuma günlüğü

alberto manguel

okumak sohbet etmektir. deliler, zihinlerinin bir köşesinde yankılandığını işittikleri hayali diyaloglarla uğraşırlar; okurlarsa, bir sayfa üzerindeki sözcüklerin sessizce harekete geçirdiği benzer bir diyalogla.

graham greene: nefret, imgelemin yetersiz kalmasından başka bir şey değildir.

chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız.

henry david thoreau: her sözcüğün, her satırın anlamını, yaygın kullanımdan daha geniş bir şeye ulaşacağımızı varsayarak bıkmadan usanmadan aramamız, bize sahip olduğumuz akıl, cesaret ve cömertliğin ötesine gitme olanağını sağlar.

remy de gourmont: yalnızca gururumuz pahasına da olsa, mutlu olmak zorundayız.

chateaubriand: insanlar vardır; imparatorluklar çökerken çeşmeleri ve bahçeleri ziyaret eder.

andre breton: yapılacak en yalın gerçeküstücü eylem, elde tabanca sokağa fırlayıp tetiğe olabildiğince hızlı asılarak, kalabalığa körü körüne ateş etmekten ibarettir.

doris lessing, 11 eylül'ü yorumluyor: "amerikalılar, cenneti yitirdiklerini hissettiler. her şeyden önce, neden orada olma hakkına sahip olduklarını sanıyorlar; kendi kendilerine hiç sormadılar bunu."

jean cocteau: görünmezlik bana zarafetin koşulu gibi görünüyor.

ergenlik yıllarımın sonunda ve yirmilerimin başında, birinin her an dış görünümümün içini göreceğini ve bütün sırlarımı keşfedeceğini sanırdım. inceden inceye araştırılsa, düşüncelerimin bile uzun süre gizli kalamayacağından, keskin bir gözlemcinin, kurnaz bir detektif gibi, bir sürü yasak şeyden suçlu olduğumu anlayacağından korkardım.

nietzsche: goethe, yalnızca iyi ve büyük bir insan değildir; içinde bir uygarlık taşır o.

"herkes kendi osuruğunun kokusundan hoşlanır." (izlanda atasözü)

voltaire: gelecek kuşaklar ayrıntılara tümüyle kördür.

dino buzzati: bütün yazar ve sanatçılar, ne kadar uzun yaşasalar da, hep aynı şeyi söylerler.

jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.

ben bir güneş saatiyim. hiçbir sözcük
kuşlara dair ne düşündüğümü dile getiremez

robert frost: topraklar bizimdi biz onların olmadan önce.

mevlana: övmek, boşluğa teslim olma eylemini övmek demektir.

margaret atwood: hepimiz zaman içinde sıkışıp kalmışız, kehribara hapsedilmiş sineklerden çok -o denli sert ve berrak bir hapishane değil bizimkisi- şeker pekmezine yapışıp kalmış fareler gibiyiz.

rudyard kipling: cehalet kadar büyük günah yoktur.

liste yapmada, anlam yalnızca çağrışımla yaratılacakmış gibi, belli bir büyüsel keyfilik vardır.

chateaubriand: insanı korkutan bellek boşlukları ya da yalanlar vardır; uyanıklık mı yoksa uyku mu sizi aldatıyor bilemeden, kulaklarınızı açar, gözlerinizi ovuşturursunuz. bu adam, gerçeği yeniden yaratma ya da yok etme gücünü doğadan mı almış acaba, diye sormadan edemezsiniz.

21.11.2013

yakınçağ siyasal düşünceler tarihi

george sabine

yaşam düşünceden daha özgündür.

schiller: dünya tarihi, dünya mahkemesidir.

iktisadi toplum bireylerden çok sınıflardan kuruludur.

david ricardo: toprak sahibinin çıkarı, toplumdaki bütün öbür sınıfların çıkarına hep karşıttır.

hükümetin temeli sözleşme değil, insan gereksinimidir. ve insan gereksinimlerinin giderilmesi hükümetin varlığını haklı kılan tek husustur.

jeremy bentham: doğru ve yanlışın ölçüsü, en büyük sayının en büyük mutluluğudur.

bireysel çıkar uğrundaki çabalar, bütün evrensel çıkarla hayran olunacak biçimde ilişkilidir.

chateaubriand: devrimin ürünü olan siyasal yapıtı korumalıyız; ama devrimi bu yapıttan söküp atmalıyız.

bilimin görevi gerçeğe ulaşmaktan çok, yararlı olmaktır.

david ricardo: bireysel çıkar uğrundaki çabalar, bütün evrensel çıkarla hayran olunacak biçimde ilişkilidir.

en büyük zevkini sağlamak arzusu bireyin tek güdüsüdür ve herkesin en büyük mutluluğu da hem toplumun iyiliğinin ölçüsü hem de bütün manevi eylemlerin ereğidir.

jeremy bentham: doğa insanı iki egemen efendinin yönetimi altına koymuştur: acı ve zevk. ne yapamayacağımızı olduğu gibi, ne yapmak zorunda olduğumuzu da belirleyenler, yalnız onlardır. bir yandan doğru ve yanlışın ölçüsü, öte yandan da neden ve sonuç zincirleri onların egemenliği altında bulunmaktadır.

1.12.2012

salaklıklar

gustave flaubert

kurdun kuzuyu yemesi iyiliğin ve tanrı'nın varlığının kanıtıdır; çünkü kuzu böylece hastalıktan ve yaşlılıktan kurtulur. (william buckland)

"basın özgürlüğü" dedikleri kafa densizliği her sabah fransız toplumunun düşünsel ve aktörel gücünü yok etmektedir. (felix dupanloup)

pireler, nerede olursa olsun, hep beyaz renklerin üzerine atlarlar. bu içgüdü onlara kendilerini daha kolay yakalayabilelim diye verilmiştir. (bernardin de saint-pierre)

su, gemi adını verdiğimiz o olağanüstü yüzerevleri taşımak için yaratılmıştır. (françois fenelon)

kadının, canlı doğanın bu çiçeğinin, yeryüzünde gerçekleştirilecek önemli bir görevi vardır: erkeğe eşlik etmek. (menville de ponsan)

kölelik bir tanrı vergisidir. hristiyan halk köleliğiyle göz kamaştırır. (ermiş ambroise)

tanrı kölelere bulundukları durumda kalmalarını buyurur; efendilerden de onları azat etmelerini istemez. (bossuet)

köle ticareti insanlığa da, dine de, doğal adalete de aykırı değildir. (piskopos bouvier)

dinsiz kişi öldürülmelidir. (lamennais)

doğa kavunu ailece yiyebilelim diye dilimlere ayırmıştır; balkabağı, daha büyük olduğundan, komşularla yenilebilir. (bernardin de saint-pierre)

darağacı bir sunaktır. (joseph de maistre)

hangi anne, hangi hristiyan anne bile demiyorum, hangi namuslu anne, kızını sahnede görmektense mezarda görmeyi yeğ tutmaz? (bossuet)

bilim; insanı tembel, iş yaşamında ve büyük girişimlerde beceriksiz, kavgacı, kendi kanılarında dayatmacı, başkalarının kanılarına karşı horgörülü, hükümeti eleştirici, yetkeyi ve ulusal inakları küçümseyici kılar. (joseph de maistre)

bilimin insanın elinde yüreği kuruttuğunu, doğanın çekiciliğini yok ettiğini, zayıf kişileri tanrıtanımazlığa, tanrıtanımazlıktan da cinayete götürdüğünü çok insan düşünmüştür. (chateaubriand)

kabul etmeliyiz ki dinsel kesinlik matematiksel kesinlikten aşağı kalmaz. (baguenault de puchesse)

ben kopernik'in görüşünü derinleştirmenin doğru olduğu kanısında değilim. (pascal)

shakespeare, sanat beğenisinden ve eğitimden yoksun bir genç vahşiydi. (blair)

ettiği kötülükleri yalnız bilgisizliğin bilmediği galilei'den söz etmek tümüyle yararsız oldu artık. (joseph de maistre)

sokrates, insan düşüncesine hesaplanması olanaksız bir kötülükte bulunmuştur. (andre lefevre)

raffaello'nun en güzel bakire meryem'lerinin canlı örneklerini nereden aldığını yüzünüz kızarmadan anımsayabilir misiniz? (rahip bautain)

* gustave flaubert'in yıllar boyunca, bini aşkın yapıtı tarayarak topladığı inciler, kendi deyimiyle "salaklıklar".

via tahsin yücel

2.06.2011

sonuncu

tahsin yücel

bir zamanlar kimi insanlar yaratır, kimi insanlar da onlara öykünerek bir yerlere gelirlerdi. sonra ortada olanı, herkesin gördüğünü yazma yaklaşımı geldi. son zamanlarda da kendinden hiçbir şey katmadan başkalarını yineleme akımı başladı.

pascal: felsefeyle alay etmek gerçekten felsefe yapmaktır.

yaratıcı bir insansan, olmayacak bir düşten, tutarsız bir düşünceden, sıradan bir görüntüden, kısacası her şeyden bir kitap çıkarabilirsin; hem de çok özgün ve çok düzgün bir kitap.

tüm gerçek yazarlar tek bir kitap yazarlar: balzac da, proust da, tolstoy da tek bir kitap yazmıştır gerçekte, montaigne de, kant da, nietzsche de.

chateaubriand: hafıza çoğu zaman budalalığın hususiyetidir.

gerçek şu ki, basılmamış kitap kitap değildir. bir kitaba gerçekten kitap denilebilmesi için basılmış olması gerekir. kitabı basılmamış yazar da yazar değildir. dostoyevski "insancıklar"ın yayımlanmasından sonra yazardır ancak, marx da "kutsal aile"nin yayımlanmasından sonra. yayımlanan her kitap da yazar yapmaz adamı.

voltaire: peşin hüküm, muhakemeden mahrum bir kanaattir.

gerçeğin mantığa gereksinimi yoktur; ama uydurmacılar uydurduklarının mantıklı görünmesi için ellerinden geleni yaparlar; her zaman da başarılı olurlar.

"bilinç olmayan yerde devrim olmaz."

kimi zaman insanlar kendi yurtlarında, hatta kendi mahallerinde, burunlarının dibinde bulunan benzersiz şeyleri görmeyebiliyor; görseler de değerinin ayrımına varmayabiliyorlar.

pascal: başımıza ne bela gelirse, tek bir şeyden, rahat rahat evimizde oturamamaktan geliyor.

saint-exupery: sevmek birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır.

montaigne: filozofların en büyüğünün kendinden daha çok ele aldığı ne vardır? izleyicileri kendilerinden, kitaplarından çıkan derslerden, ruhlarının mevcudiyetinden ve hareketinden bahsetmeye değil de neye yönelir? yaratıcıya ve günah çıkarıcımıza, hatta protestanlar gibi cümle halka kendimizi anlatıyoruz. ama yalnız kötü taraflarımızı anlatıyoruz. öyleyse her şeyi söylüyoruz denilecektir; çünkü faziletimiz bile yanılmaya, pişmanlığa mahkumdur; benim işim ve sanatım yaşamaktır.

montesquieu: insanlara doğduklarında ağlamalı; öldüklerinde değil.

"tüm insanlar birbirleri hakkında söylediklerini bilselerdi koca dünyada dört dost bile kalmazdı."

4.11.2009

su ve düşler

gaston bachelard

rüyalar ve düşler kimi ruhlar için güzelliğin maddesidir.

nesnelerle derin düşler kuramayız. derin düşler kurmak için maddelerle düş kurmak gerekir. aynayla yola çıkan bir ozan bütün şiirsel deneyimini vermek istiyorsa pınarın suyuna varmalıdır.

shelley: su, üstüne gökyüzünün görüntüsünün kazındığı bir değerli taşa benzer.

friedrich schlegel: şunu kesinlikle biliyoruz ki, dünyaların en güzelinde yaşıyoruz.

güzeli görmek için güzel olmak gerekir.

üç nokta işaretleri metnin 'ruh çözümlemesini' yapar.

lessius: safra (ateş) etkisindeki kimselerin rüyaları ateşle, yangınla, savaşla, katliamla doludur; melankoli (toprak) etkisinde olanlarınki gömülmelerle, mezarlarla, korkunçluklarla, kaçışlarla, çukurlarla, her tür hüzün verici şeyle doludur; sümük (su) etkisinde olanlarınki göllerle, ırmaklarla, sellerle, batan gemilerle doludur; kan (hava) etkisinde olanlarınki uçan kuşlarla, koşularla, şölenlerle, konserle, söylemeye bile cesaret edilemeyecek şeylerle doludur.

imgelem gerçekliğin birtakım imgelerini oluşturma yetisi değildir; gerçekliği aşan, gerçekliği mırıldanan birtakım imgeler yetisidir. bir insanüstülük yetisidir. bir insan, insanüstü bir konuma eriştiği ölçüde insandır. bir insanı, onu insanlık koşulu'nu aşmaya iten bütün eğilimlerle tanımlamak gerekir.

kuğu parlak sularda seyredilirken kadındır; hareket halindeki imgesiyle erkektir.

nehrin işlevi, kadın çıplaklığını çağrıştırmaktır.

kuğu, yazında çıplak kadının yerine geçer.

madde, biçimin bilinçaltıdır.

ruhumuzun geçmişi derin bir sudur.

onda derin düşüncelere dalarak geçirilen her saat pişmanlıkların suyuna kavuşacak canlı bir gözyaşı gibidir; zaman doğal saatlerden damla damla akar; zamanın canlandırdığı dünya ağlayan bir melankolidir.

üzüntüyle duyduğumuz acı her gün öldürür bizi; bu acı, dalgaya düşen gölgedir.

zenginleşen ağırlaşır da. bunca yansıma ve bunca gölgeyle zenginleşen su da artık ağır bir sudur.

eğer su, bilinçaltı için temel maddeyse, toprağa egemen olmalıdır. toprağın kanıdır zaten. toprağın yaşamıdır. bütün manzarayı kendi yazgısına doğru sürükleyecek olan sudur.

yalnızca bir yerde sevebildim, ölüm nerede
soluğunu güzelliğinkine karıştırıyorsa orada (edgar allan poe)

insan sevdi mi, hemen ardından hayranlık duyar, korkuya kapılır ve korur.

çayır, nehrin eseri olarak, kim ruhlar için başlı başına bir hüzün izleğidir.

yazık ki, insanoğlu o kadar kusursuz bir usa sahip değil. yararlı olanı da en az doğru olan kadar güç keşfediyor.

bu çerçevede, kıyıdan canlı olarak suya atılmış çocukların sulardan kurtulduklarında, neden bir anda mucizevi varlıklara dönüştükleri anlaşılabilir. suları geçerek ölümü de geçmiş olurlar. böylelikle kentler kurabilir, halkları kurtarabilir, dünyayı yeniden yaratabilirler.

edgar allan poe: bazen, bana yabancı olmayan nesnelerin izlenimi, tıpkı bir şimşek gibi zihnimden geçer sanki, belleğin su üstünde kalmış bu karaltılarına hep ihtiyar yabancı söylencelerin ve çok eskilerde kalmış yüzyılların açıklanamaz bir anısı karışır. 

uykumuzda söylencelerdir düş gören..

suyu, kadını ve ölümü içinde sentezleyen imge dağılamaz.

su gececidir. onun yanında her şey ölüme doğru gider. su gecenin ve ölümün bütün güçleriyle konuşur. ay suyun tözüne, onu bozacak bir etkiyle girer. uzun süre ay ışığına maruz kalan su zehirlenmiş bir su olarak kalır.

insan durgun bir suyun yanında düş kurmuş olmanın doğurduğu hastalıktan hiçbir zaman iyileşmez.

edgar allan poe: ruhum durgun bir dalgadır.

christopher marlowe: ey ruhum, küçük su damlacıklarına dönüştür kendini ve hiç bulunamayacak şekilde okyanusa düş.

novalis: su ıslak bir alevdir.

gecenin karıştığı su uyumak istemeyen eski bir pişmanlıktır.

canavar, geceleyin, gülen bir denizanasıdır.

victor hugo: her şeyin biçimi bozulur, biçimsiz olanın bile.

göz bile, arı görüş bile katı cisimlere bakmaktan yorulur. biçim bozukluğunu düşlemek ister. görüş gerçekten düşün özgürlüğünü kabul ederse, her şey canlı bir sezginin içine akar.

kül nasıl ateşin tozuysa, çamur da suyun tozudur. çamur en çok değer yüklenmiş maddelerden biridir. su, bu biçimiyle, toprağa sakin, ağır ve güvenli verimlilik ilkesini getirmiş gibi görünür.

yaratmak için her zaman su ile toprağın birleşmek üzere buluştukları bir kil, esnek bir madde, bulanık bir madde gerekir.

biçimler sona erer; ama maddeler, asla. madde belirsiz düşlerin şemasıdır.

bir imgeyi sevmek, bilmeden eski bir aşk için yeni bir eğretileme bulmaktır. sonsuz evreni sevmek, bir anneye duyulan aşkın sonsuzluğuna maddesel bir anlam, nesnel bir anlam yüklemektir. herkes bizi bırakıp gittiğinde, bir yalnızlık manzarasını sevmek, acı veren bir yokluğu telafi etmektir, bizi bırakıp gitmeyen kadını hatırlamaktır. insan bütün ruhuyla bir gerçekliği sevdiği anda, o gerçeklik çoktan bir ruha dönüşmüştür bile, o gerçeklik artık bir anı olmuştur.

iyimserlik bir bolluktur.

maurice kufferath: aşk iksirinin sihirli gücünün hiçbir fiziksel rolü yoktur, onun rolü bütünüyle ruhsaldır.

gecenin gizeminde, karanlık bir mağaranın yalnızlığında, gerçeği özünde, ağırlığıyla, tözsel yaşamıyla tutuyorken insan, gelip geçici görünüşleri ne yapsın!

ey ayna
kendi çerçevende sıkıntıdan buz tutmuş soğuk su
kaç kez, saatler boyu, ruhumda düşlerin burukluğu
senin gayya kuyusu buzunun altında
gözlerim yaprak benzeri anılarımı aradığında
kendime göründüm uzak bir gölge gibi sende
ama eyvah! bazı akşam, vakur çeşmende
dağınık rüyamı çırılçıplak tanıdım ben (stéphane mallarme)

toprağı kazarsanız, su çıkar.

chateaubriand: soylu düşünceler soylu manzaralardan doğarlar.

en olağanüstü delilikler hiçbir zaman istisnai değildir.

öykünerek buluş yapılır.

3.06.2008

sevgi üstüne

jose ortega y gasset

normal bir erkek, karşılaştığı hemen her kadından hoşlanır.

gerçek sevginin en büyük belirtisi şudur: sevgiliye, yer birliğinin sağladığından daha derin bir bağlılık ve içtenlikle yakın olmak. aslında bu, o kişiyle canlı bir birliktelik yaşamak demektir. sevgiliyle birlikte var olma durumu içinde, nasıl olursa olsun, onun alınyazısını paylaşarak birlikte olmak. bir hırsızı seven kadın, kendi bedeni nerede bulunursa bulunsun, duygularıyla hapiste yaşıyor demektir.

sevgi üzerinde en iyi düşünebilecek olanlar, sevgi deneyimini en az yaşamış olanlardır; oysa sevgiyi yaşamış olanlar, bu konuda düşünme yetisi olmayanlar, sevgiyi saran o yanar döner, hiçbir zaman yakalanamayacak renkli tüyleri inceden inceye çözümlemeden geçirme yetisi olmayanlardır.

chateaubriand'da -gerçekten sevgi duyamayan bir insanda- karşısındakinde sevgi yaratabilme yeteneği vardı. chateaubriand'ı tanıyan sayısız kadın birdenbire, ömür boyu sürecek bir sevgiyle tutulmuştu ona. chateaubriand, sevgiyi her zaman 'yaratılmış' olarak bulur. yaratmak için uğraşmak zorunda kalmaz. kadın, onun yakınından şöyle bir geçer ve birdenbire büyük bir elektriklenmeyle sarsılır. hemen o anda ve tümüyle teslim ederkendini.

sevgiyle nefret; arzunun, iştahın ya da şehvetin iki değişik biçimidir. sevgi, iyi olduğu sürece iyi bir şeye karşı duyulan arzudur. olumsuz bir arzu olan nefretse, kötülüğün yadsınmasıdır. kendimizi ruhsal bir devinim içinde, bir nesneye doğru yönelmiş ve hiç durmadan iç benliğimizden başka birine doğru akar durumda bulmamız, sevginin ve nefretin temel özelliğidir. sevdiğimizde, içimizdeki dinginliği ve sürekliliği terk ederek gerçekten o nesneye doğru göç ederiz. sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.

st. augustine, "sevgim benim ağırlık merkezimdir; o nereye giderse, ben de oraya giderim." der. sevgi, sevilen şeye doğru bir çekilmedir. (sevgim ağırlık merkezimdir: ben onun sayesinde hareket ediyorum.)

mariana alcoforado: bana yaşattığın mutsuzluklar için yüreğimin derinliklerinden teşekkür ediyorum sana; seni tanımadan önce yaşadığım sakin günlerden nefret ediyorum.

gerçek bir düşünürün bir tek kuramı vardır. gerçekten kuramcı bir yaratılışla, görünüşte kuramcı olan kişi arasındaki temel ayrım da burada yatar.

gerçeğin tersine, düşündüklerimiz ve duyduklarımız birbirinden kopuk, çelişik ve çokbiçimlidir.

imgelemimiz, başka birisine aslında onda bulunmayan üstünlükleri yansıttığında, aşık oluruz. stendhal'a göre sevgi körlükten de beter bir durum içinde doğar; düş ürünüdür. gerçek olanı görmemekle kalmaz; onun yerine konacak bir gerçeklik yaratır.

aşk ölür; çünkü doğuştan sakattır.

yüce bir ruhun ateşli tutkuya boyun eğmesi güç iştir.

don juan, kadınları seven erkek değil, kadınların sevdiği erkektir.

kadın ruhu, erkeğinkine göre gizilgüç açısından kasılıp daralmaya daha yatkındır; bunun tek nedeni de kadının daha merkezcil, bütünleşmiş ve esnek bir zihni olmasıdır. zihne yapısını ve tutarlılığını kazandıran işlev dikkattir. yüksek düzeyde bütünleşmiş bir zihin, yüksek düzeyde yoğunlaşabilmeyi de birlikte getirir. kadın zihninin, yaşamın her evresinde yalnızca bir tek şeye yönelen, bir tek dikkat eksenine doğru eğilimli bir zihin olduğu söylenebilir. kadın zihnini bu tek merkezli yapısına karşılık, erkeğinkinde her zaman pek çok merkez vardır. ruhsal anlamda bir erkek ne denli erkek olursa, zihni o denli çok sayıda, birbirinden ayrılmış kısma bölünmüş olur. bir yanımız iyice siyaset ve iş yaşamına gömülmüştür; oysa öteki yanımız zihinsel meraklar peşinde koşar; daha başka bir yanımız da cinsel zevklere yönelir.

insanların çoğu sanattan gerçek zevk almadan ölür giderler.

bir insanın özünden kaynayıp taşan sevgi hiçbir durumda ölemez. duyarlı ruhun üzerinde sonsuza dek sürecek, aşıya benzer bir iz bırakır.

sevgi, bir bakıma kusursuzluğa ulaşma çabasıdır.

platon: sevgi, güzellik içinde üretmek ve doğurmak için duyulan arzudur.

tüm sevgilerin özünde, seven kişinin, belli bir eksiksizlik taşıyormuş gibi görünen bir başka varlıkla birleşme arzusu yatar. öyleyse sevgi, ruhlarımızın bir bakıma üstün, ortalamadan daha yüksek, yüce olan bir şeye doğru kayması demektir.

aslında hiç kimse nesneleri çıplak gerçeklikleri içinde görmez. bunun gerçekleştiği gün, dünyanın son günü olacaktır; en büyük aydınlanma günü olacaktır.

düşünmeye yatkın, her konuyu en derin noktasına dek izlemeye alışmış bir insan için, dışadönük birinin dikkatinin bir nesneden ötekine atlayıp durması can sıkıcı bir şeydir. tam tersine, dışadönük kişi de, düşünürün, bir çukurun dibini kazıyıp duruyormuş gibi ilerleyen dikkatinin yavaşlığından yorulur, bıkar, sıkılır.

aşık olmak, bir dikkat olgusudur; ama normal insanda ortaya çıkan anormal bir dikkat durumudur.

aşık olmanın düşük bir zihinsel durum, bir tür geçici aptallık olduğunu kabul edelim. bilincimiz felce uğramadan, alıştığımız dünya kısıtlanmadan aşık olmamız olanaksızdır.

cinsel içgüdünün işe karışmadığı sevgi yoktur. sevgi, bu içgüdüyü kaba bir güç olarak, bir teknenin rüzgarı kullandığı gibi kullanır.

aşık olmak, aslında bir büyülenmedir.

erkeklerin plastik bakımdan en güzel kadınlara pek aşık olmadıkları her zaman dikkatimi çekmiştir. her toplumda, tiyatrolarda ve toplantılarda, kamusal anıtlarmış gibi parmakla gösterilen birkaç "resmi güzel" vardır; oysa erkeklerin kişisel aşk ateşleri pek bunlara yönelmez. bu tür güzellik öylesine kesin bir biçimde estetiktir ki, kadını bir sanat nesnesine dönüştürür, yalıtlayarak belli bir uzaklığa yerleştirir. o kadın beğenilir -uzaklığı düşündüren bir duygudur bu- ama sevilmez. aşkın öncü gücü olma görevini üstlenen yakınlaşma arzusu, salt bu beğenmenin getirdiği uzaklık nedeniyle olanaksızlaşır. olağanüstü güzellik, ince duyarlılıkları olan erkeklerin bir kadını çekici bulmalarına engel olur. bir yüzün aşırı mükemmellikte olması, o yüzün sahibini nesnelleştirmeye ve bir estetik nesne olarak zevkle seyredebilmek için ondan uzakta durmaya iter bizi. "resmi güzeller"e aşık olanlar yalnızca alıklar ve bakkal çıraklarıdır. resmi güzeller kamusal anıtlardır; insanın kısa bir süre, uzaktan seyredeceği ilginç nesnelerdir. onların yanında insan kendisini aşık gibi değil, turist gibi hisseder.

insan, arzuladığı şeyi sevmeyi öğrenebilir: sevdiğimiz şeyi de arzularız; çünkü onu severiz.

yaşamı uyum olarak betimlemek yanılgılıdır. minimum uyum sağlamadan yaşamak olanaksızdır; ama yaşamın şaşırtıcı olan yanı, atak, son derece cesur, öncelikle uyumsuz biçimler yaratmasıdır; gene de bu biçimler kendilerini minimal durumlara uyarlayıp sağ kalmayı başarırlar.

bilmecelerimiz ve sorunlarımız, çoğu zaman, soru iminin o yalancı, süslü kıvrımlarını takınmış gizli yanıtlardır aslında.

bir erkeğin gururunu en çok okşayacak şey, kadınların kendisini ilginç bulduklarını söylemeleridir. ilginç erkeğe, tek bir kadın değil, birçok kadın aşık olur.

yaşamın herhangi bir sorunuyla uğraşırken, eksiksizliğe ulaşmak, çok eksikli kalmak demektir; niceliksel yargılar da, daha çok tipik durumları, normları, eğilimleri dile getirmek için verilir.

sevgi, ruhun en incelikli ve en kapsayıcı edimi olduğundan, ruhun durumunu ve özünü yansıtır; sevgi içindeki insanın nitelikleri ister istemez sevginin kendisine atfedilmelidir. eğer o birey duyarlı değilse, sevgisi nasıl duygu yüklü olabilir? o kişi derinlikten yoksunsa, sevgisi nasıl derin olabilir? insan nasılsa, sevgisi de öyledir.

insan, sevgi denen görüngüyü, ta içinden açık seçik görmek isterse, her şeyden önce, sevginin, hemen herkesin ulaşabileceği, içinde yaşadığımız toplum, ırk, ulus ve dönem söz konusu olmadan her dakika her yerde olan evrensel bir duygu olduğu yolundaki yaygın fikirden kendisini kurtarmak zorundadır. sevgi az rastlanan bir olay; ancak belli ruh yapısındakilerin yaşamayı umabilecekleri bir duygudur: aslında, bazı bireylerde bulunan, normalde başka yeteneklerle birlikte bahşedilen; ama tek başına da görülebilen özgül bir yetenektir.

sevgi yüzünden birisini ya da kendini öldüren kişi, bu işi kavga, servet kaybı vb. gibi başka bir nedenle de yapacaktır.