octavio paz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
octavio paz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.04.2022

uzun lafın kısası

dostoyevski:
temiz giysilerin bile yakışmadığı insanlar vardır.

paulo coelho: sorunlarımızın çoğu kurallara uymaktan kaynaklanır.

cenap şahabettin: kırda gezerken süprüntü görmeye başladınız mı, anlayınız ki biraz sonra bir insan topluluğuna rast geleceksiniz.

goethe: halk, kadınlar gibi muamele görmek ister. onlara duymak istediklerinden başka bir şey söylenemez.

halil cibran: insanlar salgın hastalıktan korku ve dehşet içinde; ama iskender ve napolyon gibi yok edicilerden hayranlıkla söz eder.

tolstoy: dinim falan yoktur benim. çünkü kendimden başka hiç kimseye inanmam. hiç kimseye. bir adım olduğunu sanıyorlar. oysa yoktur adım. hepsini attım; ne adım vardır ne yurdum. ben varım yalnız.

victor hugo: en iyiler bile bencil düşüncelerden büsbütün arınmış değildirler.

zygmunt bauman: gerçekten ilelebet hatırlamamız gereken şey, herhangi bir şeye ve herhangi birine ömür boyu bağlılık konusunda ant içmekten kaçınmak gerektiğidir.

scott adams: her zaman zebra gibi bir şeyin evrende hareket halindeki bir grup molekülden nasıl oluştuğunu merak etmişimdir.

octavio paz: tutsaklar, uşaklar ve baskı altında ezilen halklar sürekli maske taşırlar; gülen ya da asık yüzlü bir maske.

jodi picoult: eşcinsel evliliğe izin verecek bir anayasa değişikliğini protesto etmek için bu kadar uğraşan eylemcileri uyarıyorum: hiçbir şey değişmiyor.

irvin yalom: ölüm korkusu daima, yaşamlarını dolu dolu yaşamamış olduklarını hissedenlerde en fazladır.

12.02.2022

yara izi

octavio paz

her ayrılıktan yara izi kalır.

yaşamın bir döneminde varlığımızın sadece kendimize özgü ve çok değerli bir şey olduğunu anlarız. 

insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir. 

düşünde sayıklar ozan
tarih uykuya dalınca 

insanın kendini bütünüyle bir şeye, bir başka kişiye adaması zordur. az kişi bunu başarır. aşkın ne demek olduğunu öğrenecek kadar kendini sahip olma tutkusundan kurtarabilenlerin sayısı daha da azdır. aşk; sürekli yaratış, gerçeği yaşamak ve bitip tükenmeyen yeniden varoluştur.

insanoğlu toplumsal ilişki kurmadan sağlıklı olamaz.

tutsaklar, uşaklar ve baskı altında ezilen halklar sürekli maske taşırlar; gülen ya da asık yüzlü bir maske.

tarih, gerçek fakat acımasız karabasanlarla doludur. insanoğlu o karabasanların malzemesinden güzel ve kalıcı eserler yaparak büyür ve yüceleşir. başka bir deyişle, insanın büyüklüğü, korkulu düşü bir yaratıcılığa çevirmesinden, gerçeğin o akıl almaz korkusunu yenmesinden başka bir şey değildir.

insanoğlu kuşkusuz her yerde yalnızdır.

31.10.2021

uzun lafın kısası

octavio paz:
insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir. 

oğuz atay: senin aynadan gördüğünü ben duvardan görürüm.

pascal mercier: geçmiş şeylerin izleri beni neden üzüyor, bunlar sevinçli bir şeyin izleri olsalar bile?

paulo coelho: yapman gereken sadece dikkat etmek; dersler daima sen hazır olduğunda gelir ve sen işaretleri çözebilirsen bir sonraki adımı atman için bilmen gereken her şeyi öğrenebilirsin.

hakan günday: medeniyetten daha kötü bir şey varsa o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizliktir.

julio cortazar: seni unutacağım. çok yakında seni unutacağım, mecburum, biliyorsun. senin bana dediğin gibi "görüşürüz" diyeceğim ben de sana ve ikimiz de yalan söylemiş olacağız. ama biraz daha kal, zamanımız bol. bazen bu da şiirdir.

marquis de sade: şehvet, yaşamak için gereken bir yaşam iksiridir. taşakları olmayan erkeğin tutkuları da olmaz.

mario puzo: hayattaki tek hakikati söyleyeyim mi sana? kadın. her şeyin başlayıp her şeyin bittiği yer kadındır. hayatta uğruna yaşamaya değer tek şeydir o. bunun dışında her şey düzmece, yapay ve boktandır.

scott adams: insan zihni bir ilüzyon jeneratörüdür, gerçeğe açılan bir pencere değil.

cenap şahabettin: o adamlara acırım ki çevresindekilere uymak için küçülmeye ve yüksekliklerinden feda etmeye mecbur olurlar.

goethe: ihtişamlı odalar ve şık ev gereçleri, düşünmeyen ve düşünce sahibi olmaktan hoşlanmayan insanlar içindir.

halil cibran: ruhlarımız, yazgının sert rüzgarlarının merhametindeki çiçekler gibidirler. sabah melteminde titreşir ve gök yüzünden dökülen kırağının altında boyunlarını eğerler.

31.07.2021

uzun lafın kısası

adam phillips:
insanlarda âşık olduğumuz özellikler, sonunda bizi öfkeden kudurtan özelliklerle aynıdır çoğunlukla.

apostolos doxiadis: dünya üzerindeki hiçbir şey gerçekten yeni değildir. insan ruhunun soylu dramları da öyle.

cromwell: kimse nereye gittiğini bilmeyen bir insan kadar yükseklere çıkamaz.

emerson: bir yalanı yutarsanız, peşinden gelen her şeyi de yutmak zorunda kalırsınız.

gabriel garcia marquez: seks, insanın aşkı bulamadığında elinde kalan bir tesellidir.

john fowles: bütün haz deneyimlerimiz zayıf ancak korkunç şekilde, bir mahkumun son kahvaltısı unsurunu, öleceğini bilen şairin, savaşta ölmeye yazgılı genç askerin yoğunluk duygusunun bir yankısını içerir.

mario puzo: siz kadınlar eşitlik istiyorsunuz ama daha iktidar oyunlarından habersizsiniz. tek kozunuz şu deliğiniz; onu da rakiplerinize tabak gibi açıyorsunuz. bedavaya veriyorsunuz. oysa şu delikleriniz olmadan hiçbir kudretiniz yoktur sizin.

octavio paz: yaşamın bir döneminde varlığımızın sadece kendimize özgü ve çok değerli bir şey olduğunu anlarız. 

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

cenap şahabettin: yeteneğin güçlü bacakları vardır, emin adımlarla yürür ama ancak dahiliktir ki kanatlıdır ve uçabilir.

goethe: önemli bir şey, ancak insan kabuğuna çekilirse yaratılabilir.

halil cibran: tanımlayamadığın rahmetleri özlediğinde ve nedenini bilmediğin hüzünlere kapıldığında, işte o zaman gerçekten tam bir verimlilikle serpilecek ve daha büyük benliğine doğru alabildiğine yükseleceksin.

25.10.2020

insan

octavio paz

insan düşleyen bir varlıktır ve taşıdığı us bile yalnızca bu sürekli düşleme eyleminin biçimlerinden biridir. aslında düşlemek; kendinin dışına çıkmak, kendini yansıtmak, kendi sınırlarını sürekli aşmak demektir. tutku beslediği için, düşleyen bir varlık olarak insan, bütün dünyayı tutkusunun bir görüntüsüne dönüştürme gücüne sahiptir.

insan, içgüdüleridir ve bizim tanrı diye adlandırdığımız şey, korku ve parça parça edilmiş tutkudur. ahlak düzenimiz, saldırganlığın ve aşağılamanın yasallaştırılmış biçimidir. aklın kendisi, içgüdü olduğunu bilen ve böyle olmaktan korkan salt içgüdüdür.

birbirimize benzediğimiz ortak bir yan varsa eğer, o da hepimizin kendimizi şimdiki zamanda rahat hissetmeyişimizdir. bizler, konfüçyüs'ün yinelenen zamanları da dahil olmak üzere, bütün sonsuzlukların kaçakları olan kişileriz.

15.10.2020

özgürlük

octavio paz

özgürlük, evreni ve insanı açıklamaya yönelik genel bir sistem değildir. bir felsefe de değildir. aynı zamanda, hem kaçırıldığında bir daha ele geçirilemeyecek hem de anlık bir eylemdir. özgürlüğün ne genel bir kuramı vardır ne de böyle bir kuram herhangi bir zamanda olabilir. çünkü özgürlük, her birimizin iç dünyasında biriciklik niteliğiyle var olan ve hiçbir genelleştirmenin kalıbına sokulamayacak bir şeyin onaylanmasıdır. başkalarına zorla benimsetilmeye kalkışılan bir özgürlük, o anda tiranizme dönüşür. birincil olarak benim biricikliğimin onaylanması anlamına gelen özgürlük, benden başkasının da tanınmasıyla özgürlük olur. öteki, benim özgürlüğümün aynı zamanda hem sınırı hem de kaynağıdır. özgürlük, bir yönüyle biriciklik ve kural dışılık, öteki yönüyle de çoğulculuk ve birlikte yaşamak anlamını taşır. özgürlük ve demokrasi, eş anlamlı olmamakla birlikte, birbirlerinin tamamlayıcısı olan kavramlardır:

özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir, demokrasiden yoksun bir özgürlük ise bir hayalden başka bir şey değildir.

10.11.2018

emek ve yalnızlık

octavio paz

çağımızın tek tanrısı olan iş-güç (kazanç tutkusu) artık yaratıcılığını yitirmiştir. iş-güç, başı sonu olmayan uğraşıyı ve çağdaş toplumun amacı belirsiz yaşam felsefesini simgeler. ve de iş hayatının yol açtığı yalnızlık -otellerin, büroların, koca mağazaların ve sinemaların o kalabalıktan taşan yalnızlığı- ruhu güçlendiren, arındıran yerler ya da yaşantılar değildir. çağdaş dünyanın yalnızlığı, dünyanın çıkmazını yansıtan aynadır.

çağdaş emekçi bireysellikten yoksundur. sınıf olgusu bireyden güçlü olduğu için üretim sırasında emekçi kişiliğini yitirir. endüstri emekçisi olurken bireyselliğini yitirmek insanın başına gelebilecek ilk ve en korkunç parçalanmadır. kapitalizm insanı da üretim sürecinin bir ögesi düzeyine düşürmekle, işçiyi insanca yaşamdan yoksun bırakır. üretim sürecindeki herhangi bir araç gibi, emek, yani emekçi insan da satılabilir ve satın alınabilir. toplumsal durumundan dolayı emekçi insan dünya ile kurduğu insanca ilişkilerini çabucak yitirir. işlettiği makineler onun kendi malı olmadığı gibi, ürettiği mallar da onun değildir. çünkü kişisel şeyler üretmez ve üretimin tek bir yönüyle ilgilendiği için yaratıcı olanların ayrımına varamaz. o bir işçidir.

bütün insanlar yaşamlarının en az bir döneminde kendilerini yapayalnız kalmış duyumsarlar. ve gerçekten de öyledirler. yaşamak, gizemli bir gelecekte varacağımız yere gitmek için geçmişte bulunduğumuz yerden yola koyulmak demektir. yalnızlık, insan duygusunun en derindeki gerçeğidir. yalnız olduğunu bilen ve bir başkasını arayan tek varlık insandır. doğası gereği insan, kendi varlığını bir başkasında gerçekleştirme özlemi içinde ve doğaya "hayır" diyerek yaşar. insan özlemdir, kavuşmak için aranıştır. bu yüzden, kendi varlığını tanır tanımaz kişi, bir eş ya da arkadaştan yoksun olduğunu anlar, yalnızlığının bilincine varır.

bizim yalnızlığımız filoktetes'in sürgün adasındaki tutsaklığına benzer. ondan kurtulmak umuduyla değil de kurtulacağız korkusuyla yaşarız. yoldaşlarımızın varlığına dayanamayız, hoşgörüyle karşılamayız onları. kendi içimize gizleniriz. genellikle açığa vurduğumuz coşkularımız dışındaki bu yalnızlık, yaratıcının ya da kurtarıcının yalnızlığına hiç benzemez. yakınlıkla çekingenlik, haykırış ile suskunluk, fiesta ile uyanıklık arasında gider geliriz. gerçekte hiçbirine tümden bırakmayız kendimizi. aldırmazlıklarımız, boşvermişliklerimiz yaşamı gizleyen ölü maskesidir; yabansı çığlığımız bu maskeyi fırlatır atar gökyüzüne doğru. maske orada gürültüyle patlar. sessizce ve yenilgiyle yere iner.

30.06.2017

uzun lafın kısası

epiktetos: insan isterse karga bile mutluluk getirir.

alice munro: insanlar ne zaman, "söylemek istemezdim" deseler, aslında söylemeye can atıyorlardır.

jack london: acı en iyi öğretmendir.

balzac: yasalar; büyüklerin, zenginlerin işlerine engel olmaz; tam tersine, korunması gereken küçüklerin yakasına yapışır.

gerard de nerval: en akıllı ve sakıngan insan bile, görünüşe kapılarak aldanır.

mary wollstonecraft: dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.

karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.

alessandro manzoni: bu dünyanın sunmuş olduğu nimetlerden biri de, insanların birbirini tanımadan karşılıklı kin güdebilmeleridir.

octavio paz: okumak, insanın kendine giden, aklının ucundan geçmeyen yollar bulmasıdır.

stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.

robert owen: en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.

charles baudelaire: her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır.

31.05.2017

uzun lafın kısası

balzac: sonradan görmeler maymun gibidirler, maymunların becerikliliği vardır onlarda; yukarılarda görür insan onları, tırmanış sırasında çevikliklerine hayran kalır; ama zirveye geldiler mi artık yalnızca ayıp yerleri görünür.

charles baudelaire: bu dünyada her şeyden cinayet sızıyor; gazeteden, duvardan, insan yüzünden.

epiktetos: beni zengin yapan, toplumda edindiğim yer değil, kendi yargılarımdır, kendi yanımda taşıdıklarımdır. yalnızca bunlar tam anlamıyla bana aittir ve elimden alınamazlar.

gerard de nerval: bize kalan tek sığınak, kalabalıktan gitgide uzaklaşmak için durmadan tırmandığımız fildişi kuledir.

alice munro: insan ilk kitabını bastırınca bir süre kendini bir bok sanıyor.

karl marx: felsefeciler dünyayı farklı yollardan yorumlamışlardır; ama yapılması gereken, dünyayı dönüştürmektir.

mary wollstonecraft: bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.

alessandro manzoni: bir felaketin ardından, ertesi gün, sıkıcı bir ruh durumuyla uyanmak çok acı vericidir.

octavio paz: insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir.

robert musil: aşk ve şiddet; alacalı bulacalı, büyük, suskun bir kuşun iki kanadından daha uzak değildir birbirine.

stendhal: nasıl ki tuttuğumuz güzel bir balık bir iki günde bayatlayıp ziyan olursa bir toplumun ruhu da iki yüz yılda ölür gider.

voltaire: bir masumu mahkum etmektense bir suçlunun serbest kalmasını göze almak yeğdir.

4.05.2017

türkiye'nin sorunu

mehmed uzun

türkiye'nin en önemli sorunu, cumhuriyet'in kurulmasıyla birlikte kabul ettiği akıl almaz resmi görüştür. gelişme, çağdaşlaşma ve demokratikleşme konularında türkiye'nin en önemli engeli, hep bu türkiye'nin gerçeklerinden uzak resmi görüş olmuştur. büyük bir külfet ve taşınması neredeyse olanaksız bir kambur olan bu resmi görüş, türkiye'nin ekonomik ve kültürel hantallığının da en önemli nedenidir.

bilindiği gibi türkiye, küçük bir göçebe hanedanlığın kurup, fetihlerle durmadan genişlettiği ve uçsuz bucaksız sınırlara sahip bir imparatorluk haline getirdiği osmanlı imparatorluğu'nun enkazı üzerinde kuruldu. 1. dünya savaşı ile çok dinli, çok kültürlü, çok dilli osmanlı imparatorluğu yıkıldı, onun yerine -imparatorluğun neredeyse tüm topraklarını yitirmiş ve sadece anadolu ile trakya'nın küçük bir bölümünü elinde tutabilmiş- yeni bir cumhuriyet kuruldu. bir bölünme, parçalanma ve yok olma ruh haliyle kurulan cumhuriyet, sanki bölünme ve parçalanmanın nedeni osmanlı imparatorluğu'nun çok kültürlü karakteriymiş gibi, tekleşmeyi resmi bir ideoloji olarak kabul etti; tek devlet, tek ulus, tek dil, tek lider. yani türk devleti, türk ulusu, türk dili ve türk'ün atası, ulusal, mutlak lider.

oysa osmanlı imparatorluğu'nu savaşa sürükleyen ve dağılmasına neden olan osmanlı'nın belli oranda hoşgörülü ümmetçi resmi görüşleri değil, batı'nın monopolist düşüncelerinden fazlasıyla etkilenerek ortaya çıkmış olan türkçülüktü. devleti batıran, kaba bir türkçülüğü esas almış ve konspirasyonlarla devlet aygıtını ele geçirmiş çoğu asker kökenli devlet bürokratlarından oluşmuş ittihat ve terakki kliğiydi. ittihat ve terakkiciler devlete yeni bir ideolojik çehre vermek isterken devleti yıktılar ve olmadık kanlı serüvenlerle imparatorluğu paramparça ettiler. buna rağmen yeni rejimin kadroları çoğunlukla ittihatçı asker, sivil bürokratlardan oluştuğu için devletin resmi görüşü de bunlara uygun biçimlendi. ve imparatorluktan geriye kalmış toprak parçası üstünde yeni ve tek bir ulus, türk ulusunu yaratmak düşüncesi ve kaygısı nerdeyse her şeyin merkezi haline geldi. devlet buna göre biçim aldı, yasalar bu esas gözetilerek çıkarıldı, toplumsal ve kültürel yaşam türkçülüğe göre yeniden düzenlendi.

kürtler; varlık, dil, kültür, kimlik ve tarih olarak inkar edilmeye başlandı. 1923'te lozan antlaşması'yla varlıkları kabul edilen dini azınlıklar ise resmi yaşamın ve kamu yaşamının dışına itilerek izole bir hayata mahkum edildi. dil, tarih, kültür, edebiyat konularında resmi kurumlar oluşturularak bu yeni düşüncelerin motivasyonu olabilecek akılalmaz teoriler üretildi.

octavio paz'ın deyimiyle tam bir "ideolojik devlet" yaratıldı.

çağdaş insanlık tarihinin tanık olduğu en tehlikeli devlet biçimi, hep bu "ideolojik devletler" oldu. çeşitli fanatik ideolojilerin resmi görüş olarak kabul edildiği bu ideolojik devletlerin neredeyse her yerde aynı olan karakteristik özellikleri var: etno ve egosantriktirler, total yani mutlak düşünceye fazlasıyla itibar ederler, kaba bir milliyetçilik ideolojilerinin harcıdır, "ötekine" devamlı kuşku duyar, devamlı bir önyargı ve düşmanlık yayarlar; başka seslere, görüşlere, hareketlere karşı son derece hoşgörüsüzdürler, toplumu teyakkuz halinde tutmak için her zaman düşman ararlar, "ulu ve şanlı bir tarih" gibi argümanlarla yoğrulmuş ulusal ve kültürel bir şovenizme, bir kibre sahip olurlar, "aman bölünüyoruz, parçalanıyoruz, çevremiz düşman dolu" türü paranoyaları kültürel ve toplumsal yaşam biçimi haline getirirler. savaşa hazır olmak, ötekini alt etmek, tehlikelere karşı ülkeyi askeri bir disiplinle yönetmek vazgeçilmez ilkeleri olur.

herkesi, her şeyi kendi sisteminin bir parçası haline getirmek amacında olan bu tür "ideolojik devletlerin" uygar, açık ve demokratik rejimler yaratmaları son derece güçtür. tümden totaliter bir yapıya kaymamış olsalar bile, açık ve kapalı toplum, sivil ve askeri rejim, demokratik-antidemokratik ilkeler arasındaki sınırlar çoğu zaman bu ideolojik devletlerde ortadan kalkar. en iyi olasılıkla kimi zaman, kimi konuda çok demokratik olan devlet, kimi zaman da en totaliter devletten daha antidemokratik olabilir.

unutmayın, kendilerine kin ve nefretten bir gelecek kuranlar, gün gelir, yarattıkları o kin ve nefretin içinde kalıp boğulurlar.

31.03.2017

uzun lafın kısası

robert owen: insan koşulların yarattığı bir varlıktır.

barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.

jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.

epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.

gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.

charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.

kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.

mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.

alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.

octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.

stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.

alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.

27.02.2017

uzun lafın kısası

alper canıgüz: bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.

charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.

epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.

jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.

walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.

alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.

mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.

octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.

gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.

robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.

stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır. 

barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.

13.01.2016

yalnızlık dolambacı *

octavio paz

cennet diye bir şey varsa eğer, şimdi ve buradadır, bedensel kucaklaşmadadır; yoksa zamandan ve bedenden yoksun öteki dünyada değil.

novalis: şiir, insanın doğal dinidir.

bilmek, bilineni değişime uğratan bir eylemdir.

özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.

"her şey boştur; çünkü her şey doludur. söz konuşmaz; çünkü konuşan, yalnızca suskunluktur." (sunyata)

özgürlük su kadar değerlidir ve üzerine titremediğimiz takdirde aynen su gibi akıp gider.

her şey bize bir konuda hizmet eder ve hepimiz birer aracızdır.

alışılmamışın ortaya çıkmasını sağlamanın bir yöntemi de, normal bir nesneyi hep ait olduğu yerden alıp başka bir yere koymaktır.

şiirle tarih, birbirlerini tamamlarlar; ancak bunun koşulu, şairin belli bir mesafeyi korumayı bilmesidir.

kendimize geri dönmenin koşulu, önce kendimizden çıkıp uzaklaşmaktır; ama boşlukta yitip gitmemenin koşulu da, yeniden çıkış noktasına geri dönmektir.

* "düşler boyunca yaratmak" ile birlikte.

18.05.2015

g.

john berger

aşık olmanın temelinde cinsellik yatar.

bu ülkede yoksulluk sorun falan değildir. hayattır yoksulluk. zengin olmanın bir yolu varsa yoksul olmanın binlerce yolu vardır.

hayatı bize ilkin şeker sevdirir.

octavio paz: yüzyılımız, bütün tarihsel dönemlerin çalkalanıp kaynaştığı dev bir kazandır.

genellemelerin tümü temelde ters düşer cinselliğe.

luigi barzini: günümüzde her alanda kaydedilen ilerleme, geçmişin saçma'sından başka bir şey değildir.

en tehlikeli anlar, başarı anlarıdır.

şaşkınlığın ve ucu ucuna gerçekleşen beklentilerin bileşimi, cinsel tutkuya has benzersiz anlara özgüdür ve bu anları yaşamın olağan akışı dışına yerleştiren ögelerden biridir.

bendim, diyor bir eski zaman kuğusu
şahane ve umutsuz kanat sıyıran (mallarme)

kol henüz ameliyatla kesilmeden, yüzük daha parmaktayken, sandal daha denizdeyken, yaşam, üstünde uzun uzun düşünmeye fırsat vermeyecek kadar buyruğundaydı yazgının.

belki de ölüm, bütün göndermelerin -dolayısıyla ayırt edilirliğin- yok olduğu bir noktaya dek kendi kendini şaşırtan katmerli bir şaşırtmacadır çıkageldiğinde.

10.01.2015

oyalanma

octavio paz

oyalanma, bizim her zamanki halimizdir. hep kendinden dışarda, günlük çalkantı içinde yitmiş, tatsız ve anlamsız demek olan oyalanma. binlerce şey dikkatimize çarpar; ama hiçbirini yakalayamayız; yaşam böylece parmaklarımız arasından kayan kum, beynimizi kaplayan duman olur. eğer edimlerimizi ve düşüncelerimizi yoklamak cesaretini gösterebilseydik, suçlu olduğumuzu; ama ödenmemiş suçlardan dolayı değil, küçücük dönekliklerin, gerek kendimize gerek başkalarına karşı ufak ihanetlerin izlediği, sayısız ve anlık istek ve kıskançlıklardan dolayı suçlu olduğumuzu itiraf etmemiz gerekirdi. ama dün yaptıklarımızı bile anımsayabiliyor muyuz? günahımız dağınıklık ise cezamız unutmadır.

25.10.2012

mutlak

octavio paz

dünyayı yaşanabilir kılan, dildir.

her anlam tarihseldir. tarih, varlık denen şeyi anlamın içinde eritir.

sağlıklı insan usunun tüm sakınganlığını gülünç kılıveren tuhaf bir olay, mutlu ya da uğursuz bir rastlantı her zaman vardır.

aşk, bize özgürlüğün en yüce biçiminin, zorunluluğu özgürce seçmenin yolunu açar.

gerçek aşk, özgür ve özgürleştirici aşk, her zaman mutlaktır ve her türlü sadakatsizliği engeller.

sanat eseri, bir an için bu dünyanın ötesini, şimdideki sonrasızlığı görmemizi sağlar.

nesnelerle değil, adlarla çevrili olarak yaşamak, insana korku veren bir deneyimdir. bir ad taşımak, tedirgin edicidir.

şeytana inanmak için tanrı'ya inanmak şart değildir.her iktidar, bir doğa yasası gereği yalnızca düşünceleri değil, aynı zamanda ayrımları etkisiz kılma ve ortadan kaldırma eğilimindedir. 

tarih, beyaz bir sayfa, boş bir yüzdür. şairlere ve romancılara düşen, bu yüze insancıl çizgilerini yeniden kazandırmaktır.

çeviri, uygar bir çabadır; bize, ötekinin bir resmini sunar ve bu resim aracılığıyla bizi, dünyanın bizde son bulmadığını, insanın aslında 'insanlar' olduğunu öğrenmeye zorlar.

21.11.2008

yürekteki ok

cevat çapan



kasırga nasıl sökerse
meşeleri kökünden
öyle sarsıyor yüreğimi aşk
(sappho)

batan gün her sabah yeniden doğar
ama bu bizdeki süreksiz ışık
bir kere söndü mü ötesi gece
(catullus)

ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
kainat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar
üstüne eğilirken ey akşamın pınarı
sanırdım ciğerimde kanın kokusu var
ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
(charles baudelaire)

dudak dudağaydı soluğumuz ve göz göze
aynalarımız içinden birbirimize uzanmış
deniz hafifçe sallıyor sessizliğinin dibinde sözlerimizi
ve dalga alıp götürüyordu son anıyı
geçip giden ay görüverirse gecesinde
çakıl çarşaflarda yatan şu bitkin gövdeleri
(andre verdet)

bir yıldız ve bir damla gözyaşım
değdiler birbirlerine ve birden
bir tek damla oldular
tek bir yıldız
kör olup kaldım sevda ile
ve sevda ile kör olup kaldı gökyüzü
bütün evrendi -ne fazla ne eksik-
yıldızın kaygısı, gözyaşının ışığı
(juan ramon jimenez)

inci çiçeklerinin
solgun ıslak yapraklarınca suskun
yattı yanımda şafakta
(ezra pound)

kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, baharın
-dokunup ustaca, gizlice- açışı gibi ilk gülünü
(e.e. cummings)

öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde
(louis aragon)

üç kibrit çaktım karanlıkta arka arkaya
birincisi yüzünü görmek için toptan
ikincisi gözlerini görmek için
üçüncüsü ağzını görmek için
sonra kararttım dünyayı
hatırlamak için bütün bunları
kollarımda sıkarak seni
(jacques prevert)

binbir zambak ekiyorum hayatın tarlalarına
ak alınlı rüzgara binbir çocuk
iyilik tüten güzel sağlıklı çocuklar
ve ufka nasıl bakacaklarını biliyorlar
ezgilerle yükselirken adalar
(odisseus elitis)

benim için hep dingin bir coğrafya oldu bedenin
uysal deniz suyunun gökkuşaklarıyla çevrili
ve sert rüzgarlarına adanmış kız kadırgaların
bin yıllık kepezlerin açığından yelkenler fora
aşıp geçen yıldızların ulu burnunu
(andre verdet)

dudaklar, öpüşler, aşk; her şey yeniden doğar
ölümsüz, o yalın unutuşla
gecenin kızlarıdır yıldızlar
(octavio paz)

"şairlerin gerçek yaşamöyküleri, onların yapıtlarıdır."

8.05.2008

okuma uğraşı

akşit göktürk

bütünlük ile uyum, bir yazınsal metni oluşturan temel ilkelerdir.

wittgenstein: bir söz ancak yaşamın ırmağında anlamlıdır.

roman ingarden: okur çoğunlukla, bir yapıtı okumaya, yazarın, kendi yaşantı alanından birtakım ilginç şeyleri anlatacağı beklentisiyle girişir. çoğunlukla da, yazınsal yapıtlarda, kendi yaşamından tanıdığı nesnelerle durumların benzerlerini arar; bunları bulduğu anda yapıtı gerçek diye adlandırır. bunun tersi, okurda yapıtı gerçek ya da gerçek dışı diye görmek gibi toyca bir eğilim doğurabilir.

d.h. lawrence: bir kitap, iki kapaklı bir yeraltı kovuğudur. yalan söylemek için eşi bulunmaz bir yer.

hans-georg gadamer: yazınsal sözce tasarımsaldır; çünkü şimdi var olan dünyayı kopya etmez; nesneleri düpedüz var olan düzenleri içinde yansıtmaz, yazınsal buluş gücünün düşsel aracı ile bize yeni bir dünyanın yeni görünüşünü sunar.

jan mukarovsky: ölçüt-dil kurallarının kırılması, düzenli bir biçimde kırılması, dilin yazınsal kullanımını olanaklı kılar; bu olanak bulunmasa, şiir de olmazdı.

northrop frye: ne zaman bir şey okusak, ilgimizin iki yönde birden işlediğini görürüz. bunlardan dış doğrultulu, merkezkaç nitelikli olan birincisi ile okumamızın dışına çıkarız hep; bireysel yapıtlardan onların anlamlarına ya da gerçekte belleğimizdeki uzlaşımlarla ilişkilerine döneriz. ikinci yön ise iç doğrultulu, merkezcil niteliklidir. bununla da sözcüklerden, oluşturdukları daha geniş sözsel örgülerin anlamını geliştirmeye çalışırız.

octavio paz: adlandırılmayan, bilmediğimizdir.

her yazar, çizdiği dünyayı, belli bir dilin, belli törelerle yaşayan kişilerine iletmek amacındadır. bu bakımdan, ilk çırpıda seslenilen okurun kültürel yapısı ile dünya görüşü, aşağı yukarı bellidir. bu özellikle, politik söylev metinlerinde apaçık görünür. sözgelişi, dinsel duygular, alıcı kitlesinin yaşama biçimine yön veren önemli bir kültürel etkense, beklentinin ne olduğunu en kestirme yoldan bilir politikacı; bu beklentiyi karşılamayı iş edinir konuşmalarında. her türlü propaganda yazısında da açıkça görülür bu nitelik. dünyaya bakışı ilkel bir ulusçuluğun yanılsamalarıyla koşullanmış bir okur kitlesinin de beklentisi aşağı yukarı bellidir. ilkel politikacılar, nerdeyse bir içgüdüyle, çıkarlarını bu beklenti üstüne kurulmuş bir iletişimde ararlar.

t.s. eliot: coşkuyu sanat biçiminde dile getirmenin tek yolu, ona bir nesnel karşılık bulmaktır. başka bir deyişle, o belirli coşkunun örneği olabilecek bir nesneler dizisi, bir konum, bir olaylar zinciri bulmaktır. öyle ki, duygusal yaşantının içine girmeyen o dış gerçeklerin verilmesiyle, coşku hemen uyandırılmış olsun.

gabriel josipovici: her bilgi gösterişçisi bilmelidir okurun bilmek zorunda olduğu, her toy okurun da içgüdüyle bildiği şey, romanları da kapsayan simgesel dizgelerin birer anlam yığınağı değil, belli türden etkinliklere katılmaya bir çağrı olduğudur.

george poulet: gerçeği doğrudan doğruya algılayışım bir kitabın sözcükleriyle yer değiştirdiği an, elim kolum bağlı, kurmacanın egemenliğine boyun eğmiş olurum. var olandan ayrılırım, var olmayana inanıyormuş gibi davranmak için. kendimi kurmaca varlıklarla kuşatırım; dilin yemi olurum. dil beni kuşatır gerçek dışılığıyla.

14.04.2008

yazınsal söylem üzerine

özdemir ince

jean cohen: anlamı olmayan şiir artık şiir değildir; çünkü artık dil değildir.

edmond jabes: nükte, şiirdir; gülünç, düzyazıdır.

octavio paz: şiirsel yaratış, dile saldırı ile başlar. sözcükler önce tahrip edilir. şair onları alışılmış bağlantılarından kopartıp alır, konuşma dilinin şekilsiz dünyasından ayrılan sözcükler sanki yeni doğmuşçasına, biricik hale gelirler. ikinci aşama sözcüklerin geri dönüşüdür.

"yeryüzünde kibirle yürüme; ne bastıkça yeri delebilir ne de dağlar kadar yükselebilirsin." (kuran)

octavio paz: dil, sonsuz bir anlamlar olanağıdır.

roland barthes: kesinlikle geçişsiz bir eylemdir edebiyat. hiçbir şeyi değiştirmez, hiçbir şeye yaslanmaz.