12.06.2022
jurnal
hayat yaşanmaya değmez.
yaşamak yaralanmaktır.
ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.
yaratanın her şeyi güzel yarattığına kurbağalar bile güler.
avam için din, kendi gibi düşünmeyeni yok etmek hürriyetidir. ateizm, allah'a inanmamak değil, avamın inançlarını paylaşmamaktır.
vücudumuzu aşmak, ben'in dar ve sevimsiz geometrisinin ötesine geçmek, sonsuza yönelmek, bir insana sarılmak, hatıralarda yaşamak: işte aşkın, dinin ve kahramanlığın kaynakları. bir kısım insanlarsa kendilerini aşarlar ve kendilerini feda etmesini bilirler, bir fikre, bir davaya adarlar kendilerini, anıta, olaya, kitaba dönüşürler; ruhları ışık ve sevgi kaynağıdır; ruhları doğa gibi devamlı verimlidir ve doğa gibi ölümsüzdür.
insan, iltifata susuzdur.
spinoza'nın bir sözü beni sık sık düşündürür: "havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, mutlaka kendi arzusuyla yolculuğa çıktığını söylerdi."
kin sevgiden daha vefalıdır.
aryalı akıncıların zincire vurduğu siyah derililer fatihlerinden çok daha medeni idiler. kuzeyli barbarlar, yırtıcı sürüler halinde, sulhçu ve ilerici kavimlerin mezarcısı olmuşlardır. yani kaba kuvvet, mızrak veya kılıç munisleşen, incelen, olgunlaşan insanı yenmiştir. tarih, galiplerin yazdığı bir kitaptır. zafer, arkasından bıçaklanan masum düşmanların cesetleri üzerine atılan yapma çiçeklerden bir çelenktir.
medeniyetler ancak intihar etmek suretiyle ölürler.
kızıl şal görmüş ispanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir. fikir hürriyeti ya bütün olarak müdafaa edilir, ya edilmez. zındık olun, dindar olun ama düşünün, insanı öldüren kanser kayıtsızlıktır.
hayatımıza salgı bezlerimiz hükmediyor. şuurun karanlık bölgelerinden yükselen çığlıkları susturamıyoruz. çığlık homurtu oluyor nihayet. homurtu uğultuya inkılap ediyor.
ıstırap ya kelimede ebedileşir ya sükûtta.
saint-augustin kendini kırkından sonra tanrıya vakfedebildi. muhammet haticet-ül kübra ile geçirdiği yılların acısını torunu yerindeki ayşe'nin kollarında çıkardı. balzac kendisine aşkı ve hayatı öğreten mme de bernier'nin içli ve fedakar sevgisinden "amour strangulatoire" diye bahseder.
tanzimat neslinin en büyük hizmeti, türk nesrini yaratmasıdır.
şuurun kaderi, biyolojiğin umurunda değildir. külçe gibi, leş gibi yaşamak da yaşamaktır.
insansız has bahçe engizisyon zindanlarından daha kasvetlidir.
hürriyet rahatsız ediyor insanı. bir güvensizlik duygusu çöküyor içine. kendi başına karar vermek, yeni yeni durumlar karşısında davranışını tayin edebilmek, çok sıkıntılı bir iş. hür bir dünya tehlikelerle dolu. ancak tehlikeli bir hayata göğüs gerebilecek insanlar demokrasiye sevgi duyabilirler.
hürriyetler armut gibi kucağımıza düşmez.
"eğer pek yakınlarındaysan, birbirleriyle çekiştiklerini görürsün. bakarsın kimi şu partiden, kimi bu partiden. ama hele biraz uzaklaş, bir tepeye çık, tozu dumana katan bu süvarilerin topu birden sana bir tek toz bulutu, aynı toz bulutu halinde aynı olacaktır."
her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.
kitapların dışında yok insan, daha doğrusu kitaplarla kaynaştığı ölçüde insan, dışardaki. ben putperest değilim. kitaba tapmıyorum. içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki gözyaşı, içindeki aşk, içindeki tecrübe, içindeki tanrı çekiyor beni.
şehirler de, kadınlar gibi, fatihlerini beklerler.
karışıklık, mağara adamının insiyakları için tam bir kültür ortamıdır.
einstein'a "gravitation" hakkındaki formülünüz newton'unki kadar zarif ve sade değil diye takılmışlar. "hakikati belirtmek istiyorsanız zerafeti terzilere bırakın." demiş.
voltaire, "insan katır yükü ile ebediyete gidemez." diyor. saint-simon, "tımarhaneden kaçacaksın." diyor. ebediyetin yolu tımarhaneden geçer.
bir romancı çağını kucaklamak zorundadır.
büyük adamların yazdığı otobiyografiler şu üç tipten birine uyarmış eskiden (brandes böyle diyor): "bakın doğru yoldan nasıl uzaklaştım ve tekrar nasıl döndüm doğru yola" (saint augustin). "anlayın ne berbat adammışım ben, ama benden daha iyi olduğunu vehmedecek kabadayı nerde?" (rousseau). "şartlarda yardım edince bir deha nasıl gelişip serpiliyor, okuyun da görün." (goethe)
hiç kimse maziyi değiştirmeden anlatamaz, renan'a göre.
insanın keneden farkı, bir dava uğrunda fedakarlığı göze alabilmesindedir.
"ab uno disce omnes." yarası olmayan yaşar, yaratmaz. insan bazen kılıçla yontar hayalindeki dünyayı, bazen kalemle. gerçek aşklar da sessizdir. doyan, konuşmaz. yattığı kadınlarla övünen, o kadınlarla yatamayandır.
spinoza, "her hüzün bir parça fakirleşme, bir parça küçülmedir." diyor.
aşk dehanın büründüğü şekillerden biri. insanın dörtte üçü âşıkken belirir.
bizde kadın hâlâ esir pazarlarında satılan dişinin bütün ruh komplekslerini yaşamaktadır. hiçbir zaman kendisi değildir. erkeği eşya sanır, erkeği de kendini de.
türkiye'de fikir her zaman bir anakronizmdir.
rusya'da bir gazete çıkarma teşebbüsü suya düşünce, lenin çoluğunu çocuğunu memleketinde bırakarak almanya'ya kaçmıştır. yanına iki vagon halinde kütüphanesini almış, yer darlığından edebiyat kitaplarını bırakmış, yalnız bütün tecrübelerin toplu olduğunu söylediği "faust"u aldırmıştır. en sevdiği yer: "her nazariye soluktur aziz dost, canlı olan, taze olan hayatın ağacıdır."
bakışlarını iç dünyasına çeviren insan, şuurun mağarasında kendi gölgesiyle karşılaşır.
tarih mahkemesinin verdiği kararları çok defa hiciv infaz eder.
neyzen'deki tezatların psikopatolojik köklerini merak edenler "l'homme de genie'yi okusunlar. biz, coşkun zekasını alkol kadehlerinde boğan bu hasta ve kardeş şairin hatırasını daima şefkat ve sevgiyle anmakta devam edeceğiz.
saygı frak giymiş bir sevgiden başka nedir ki?
yazarın tek bir düşmanı vardır: bağnazlık. düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam!
stendhal'ın meşhur kristalizasyon-billurlaşma teorisinin kaynağı bu. billurlaştırmak, hayalin sevgiliye kendisinde olmayan vasıflar eklemesi ve onu süslemesi, güzelleştirmesidir. "hangi güzellik akla gelse hemen sevgilimize kondururuz."
inanmayan insanın, sevemeyen insanın, acıyamayan, kızamayan insanın köpek leşinden farkı yok.
machiavelli ile gandi, batıyla doğu. biri politikadan ahlakı kovar, öteki politikayı ahlaka kalbeder. muhammet, harp hiledir diyor. muhammet de realisttir. silahlı bir peygamber. şiddeti ortadan kaldırmak için şiddet. tarih bu yalanın insanlığa ne kadar pahalıya mal olduğunu bar bar bağırıyor. kan kanı, şiddet şiddeti doğurur. gayeyle vasıtalar bir bütündür. hiçbir gaye kötü vasıtaları meşrulaştırmaz.
buffon adında kayıtsız ve kaygusuz biri "deha uzun bir sabırdır." demiş.
faşizm, yani tehlikeli bir hayat, yani bir avuç insanın bütün kalabalığı uçurumdan zirveye kanatlandırması, yani bu uyuşuk, bu pelteleşmiş, bu erkekliğini kaybetmiş insanları kan ve ateş içinde eritip yeniden granitleştirmek. kafayı yerine oturtmak.
sosyalizmin en rezil tarafı, zaten kindar, zaten yırtıcı olan türk insanını türk insanına düşman etmesidir. sosyalizm iktisadi bir düzen olarak tartışılabilir belki. fakat bugünkü talepleri, bugünkü ifadesi, bugünkü kopukluğu içinde bir ihanet-i vataniyedir.
aşkın çiçekleri çabuk solar sevgilim.
yazarın tek düşmanı vardır: bağnazlık. düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam.
düşünmek, caddelerden keçi yollarına; çiğnenmemiş, sarp, dikenli keçi yollarına sapmaktır.
türk toplumunun sıfat-ı kaşifesi kadirşinaslıktır, türk toplumunun ve ölüme mahkum bütün kavimlerin.
hayat, girdapları ve zirveleriyle yaşanmaya layıktır.
7.10.2021
ölümden sonra
beni öldürmeyen şey, beni daha güçlü kılar.yalnızca yarından sonraki gün bana aittir. bazıları ölümden sonra doğar.
bir gençliği bozmanın en iyi yolu, benzer düşünenleri farklı düşünenlerden üstün tutmaktır.
yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.
ölümün son ödülü, bir daha ölmemektir.
bana psikolojiyle ilgili birkaç şey öğreten iki kişi var: stendhal ve dostoyevski.
ölüler ölmez. ölülerin, yaşayanlarla kıyaslandıklarında tek üstünlükleri de budur.
insanın dans eden bir yıldız doğurabilmesi için içinde bir kaosun olması gerekir.
bazı insanlar kendi zincirlerini çözemezler de dostlarının azatçısıdırlar.
yorulduğumuzda ve cesaretimizi kaybettiğimizde yıllar önce yendiğimiz düşüncelerin hücumuna uğrarız.
sevgi adına yapılan her şey her zaman iyi ile kötünün ötesinde bir yerdedir.
her acı, her mutsuzluk bir haksızlık, bir kusur düşüncesiyle bozulmuştur.
en güçlü ağaçlar en derinlere kök salmak zorundadır; karanlığa, kötülüğe kadar uzanmak zorundadır.
13.01.2021
aşk
çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.âşık olmadığımız için bir neden göstermek zorunda değiliz; ama nedense hep yaparız bunu. bu, başkalarının bize zorla kabul ettirdiği, bizim de kendimizden beklediğimiz, bizi reddetmek zorunda kaldıkları zaman bizden uzaklaşan sevgililerimizden de beklediğimiz bir şeydir. bu gibi konuların açıklaması olmaz; çünkü aşk da dini inanç gibi ne rasyoneldir ne de isteğe tabi. yapabileceğimiz tek şey, bize sunulan mazeretleri kabul etmek ya da etmemektir.
aşk esasen düşsel bir deneyimdir; arzuların tatmin edilmesinden ziyade genişletilmesini, yayılmasını hedef alan bir deneyim.
stendhal'ın bir arkadaşı bir zamanlar ona şöyle demiş: "bir kadına âşık olduğun zaman kendine şunu sormalısın: bu kadınla ne yapmak istiyorsun?" bu sorunun yanıtı, asla sandığınız kadar aşikâr olmayabilir.
15.12.2020
stendhal
yazınsal ya da başka herhangi bir tür kişisel ölümsüzlük üzerinde düşünmeye en iyi stendhal gibi bir adamla başlanabilir. dine ondan daha çok karşı olan ve dinin vaatleri ve yükümlülüklerinden onun kadar arınmış biri zor bulunur.
stendhal'ın düşünce ve duyguları bütünüyle bu hayata yönelmişti; o, bu hayatı tam ve derin bir biçimde yaşadı. ona haz verebilecek şeylerin keyfîni çıkararak, kendisini bütünüyle hayata verdi; bunu yaparken sığ ya da bayağı olmadı; çünkü sahte birlikler yapılandırmaya çalışmak yerine, ayrı olan her şeyin ayrı kalmasına izin verdi. çok düşündü, ama düşünceleri asla soğuk değildi. onu harekete geçirmeyen her şeyden kuşku duyardı. kaydettiği ve şekillendirdiği her şey ateşli yaradılış anına yakındı. pek çok şeyi sevdi ve bunların bazılarına inandı da ama hepsi onun için mucizevi bir biçimde somut kaldı. bunların hepsi orada, onun içindeydi ve onlara, sahte düzene sokma numaralarına başvurmaksızın derhal ulaşabilirdi.
hiçbir şeyi mutlak addetmeyen, her şeyi kendisi için keşfetmek isteyen; hayat his ve ruhtan ibaret olduğu sürece, hayatın kendisi olan; her durumun merkezinde olan ve bu yüzden de dışarıdan bakabilen; söz ve tözün tek bir şey olduğunu sezdiğinden, dili arındırmayı tek başına kendine vazife edinmiş gibi görünen bu adamın, bu nadide ve gerçekten özgür adamın gene de, bir sevgiliden söz edercesine yalın ve doğal olarak söz ettiği bir inancı vardı.
stendhal, kendisine acımaksızın, birkaç kişi için yazmaya razıydı; ama yüz yıl içinde pek çok kişi tarafından okunacağından da emindi.
yazınsal ölümsüzlüğe duyulan inanç, modern zamanlarda hiçbir yerde daha açık, daha saf ve daha az gösterişli bir biçimde bulunamaz. bu inanca sahip olan bir insan ne demek ister? onunla aynı zamanda yaşamış insanlar artık burada değilken kendisinin hâlâ burada olacağını söylemek ister. böyle olmakla yaşayanlara karşı herhangi bir husumet besliyor değildir; onlardan kurtulmaya ya da onlara herhangi biçimde zarar vermeye de çalışmaz. hatta onları kendine rakip olarak bile görmez. sahte ün kazananları hakir görür; eğer onlarla onların silahlarıyla savaşmış olsaydı kendisini de hakir görürdü. onlara kin gütmez; çünkü onların nasıl tamamen yanılgı içinde olduklarını bilir, ama o bir gün ait olacağı topluluğu, yapıtları hâlâ yaşayan, ona hitap eden ve onu besleyen, eski çağların insanlarının oluşturduğu, kendisinin de bir gün ait olacağı topluluğu seçer. onlara duyduğu şükran, hayatın kendisine duyduğu şükrandır.
hayatta kalmak için öldürmek, böyle bir insan için anlamsızdır; çünkü onun hayatta kalmak istediği zaman şimdiki zaman değildir. o ancak yüz yıl içinde, artık yaşıyor olmayacağı ve öldüremeyeceği zaman raflara girecektir. o zaman bu, kendisine yapacak hiçbir şey kalmayacağından, yapıt yapıta bir mücadele olacaktır. önemli olan gerçek rekabet, rakipler artık orada yokken başlayandır. bu yüzden o bu kavgayı izleyemez bile. ama yapıt orada olmalıdır ve orada olacaksa, hayatın en büyük ve en saf ölçütünü içermelidir.
stendhal öldürmeyi kesin olarak reddetmekle kalmaz, aynı zamanda burada onunla birlikte yaşamakta olan herkesi kendisiyle birlikte ölümsüzlüğün içine çeker ve ancak o zaman bunlar, en büyüğünden en küçüğüne kadar gerçek anlamda canlı kalır.
stendhal, kendisi öldüğü zaman, yeryüzünde alışık oldukları her şeyi ölüler dünyasında bulabilmeleri için, bütün çevresi de ölmesi gereken o yöneticilerin tam zıddıdır. bu yöneticilerin nihai iktidarsızlıkları bundan başka hiçbir şeyde daha berbat bir biçimde açığa vurulmaz. hayatta öldürdükleri gibi, ölümde de öldürürler; bir dünyadan diğerine giderken katledilenin maiyeti onlara eşlik eder. ama stendhal’in kitaplarını açan kim olursa olsun, onu ve ayrıca onu çevreleyen her şeyi bulacaktır; bunu burada, bu hayatın içinde bulacaktır. böylelikle ölüler kendilerini, yaşayanlara besin olarak sunarlar; onların ölümsüzlüğü yaşayanlara yarar. ölümsüzlükleri, hem ölülere hem de yaşayanlara yarayan, ölülere verilen kurbanın tersidir. ölülerle yaşayanlar arasında artık garez yoktur ve hayatta kalmak artık sızıya neden olmaz.
9.10.2020
stendhal
"bir kadını eğlendirin, ona sahip olursunuz."stendhal kadar yalan söyleyen ve herkesi aldatmaktan hoşlanan pek az yazar vardır; yine pek az yazar gerçeği ondan daha iyi ve daha derin bir şekilde dile getirebilmiştir.
bir gün bir mektupta dostlarından birinin onu "alçak bir yalancıdan başka bir şey değilsin." diye şiddetle suçladığı satırları okurken, sayfanın kenarına tam bir serinkanlılıkla "doğru" diye not düşmüştür.
"başkasına şöyle bir dokunup geçen şey, beni ölesiye yaralar."
kendini dünyanın merkezi olarak gören bu cesur ve inatçı 'ben'ciden daha büyük bir inatla, daha köklü ve daha bağnaz bir şekilde, sırf kendisi için yaşayan ve kendi benliğini böyle bir ustalıkla geliştiren başka bir sanatçı belki de yoktur.
"kadınların arasında başarılı olabilmek ve onları elde edebilmek için bir bilardo partisini kazanmak için gösterilenden daha fazla bir çaba harcamamak gerekir."
acıklı bir bilanço: hiçbir şeyi kalmamış, kitapları para getirmiyor, "aşk üzerine" adlı kitabı on yılda topu topu 17 nüsha sattı. yayınevi sahibi bir gün "bu kitap da kutsal mı ne; çünkü kimse ona dokunmuyor." demiştir.
"bence sokak ortasında ölmenin gülünç bir yanı yok; yeter ki insan bunu bile bile yapmış olmasın."
31.03.2019
uzun lafın kısası
albert caraco: bizim dinlerimiz insan türünün kanseridir.
amin maalouf: her hata ölüme götürür ve yatağında ölen çok az emir vardır.
konfüçyüs: büyük ve üstün insanın yolu gerçekliktir. yemek onun hedefi olamaz. kıtlık olduğu zaman bile çift sürülebilir. böylece, bilgi ile kazanç elde edilebilir. üstün insan yoksul kalacağı için değil, gerçeği elde edemeyeceği için endişe duyar.
stendhal: zorbalara en çok yarayan düşünce, tanrı düşüncesidir.
ray bradbury: insanlığın en harikulade şeyi bu: hiçbir zaman her şeyi yeniden yapmasını engelleyecek kadar cesaretsizliğe veya iğrentiye kapılmaması. çünkü yaptığı işin ne kadar önemli ve yapılmaya değer olduğunu bilir.
ebu'l ala el-maarri: dünyada yaşayanlar ikiye ayrılır: beyni olup dini olmayanlar ve dini olup beyni olmayanlar.
"gerçekten aşık olduğun biriyle seks yapmak seni bambaşka bir boyuta taşır." (303)
yuval noah harari: modernite şaşırtıcı derecede basit bir anlaşmadır. tüm sözleşmeyi tek bir cümlede özetleyebilirsiniz: insanlar güç karşılığında anlamı terk etmiştir.
howard stern: tüm dinler beni hasta ediyor. din insanları birbirinden ayırmıştır.
vincent van gogh: gerçekten sevilmeye değer şeyleri sadakatle sevmeyi sürdürebilirse kişi; sevgisini anlamsız, değersiz, önemsiz şeylere ziyan etmezse, zamanla daha çok ışığa kavuşacak, güçlenecektir.
wilhelm von humboldt: varlığımızın amacı, olabildiğince çok deneyimin süzülerek bilgeliğe dönüşmesidir. hayatın zirvesi her şeyin tadına bakmaktır.
5.04.2018
benden sonra mutluluk
beni güldüremeyen
en uzun hep kendime konuştum
büyümek en güçlü düşmesidir insanın doğadan
kesin konuşmak için bir şeyi az bilmek yeter
27.02.2018
uzun lafın kısası
vasili grossman: savaşta oğlunu kaybeden bir anneye karşı bütün insanlar suçludur ve insanlık tarihi boyunca bu annenin önünde boş yere kendilerini aklamaya çalışırlar.
reşat nuri güntekin: en eski tarihlerden beri din, daima zulme ve fesada alet olmuştur.
simone de beauvoir: biriyle yattığın zaman aradaki mesafe kalkıverir. bir erkeği yeterince tanımanın en iyi yolu yatakta beraber olmaktır.
stendhal: bana göre tiranlar hep haklıdır; asıl onlara boyun eğenlerdir gülünç olan.
kellner/ryan: kendi benliğini çoğaltmaya dönük yaratıcı uğraşların sağlayacağı özsaygıdan yoksun bırakılan kişi, militarizm ve milliyetçilik gibi ikame metaforlarla değerlilik duygusunu yerine koymaya çalışacaktır.
victor hugo: tek gözlü biri bir körden daha kusurludur; neyinin eksik olduğunu bilir.
charles dickens: dünyamız bir kırık düşler dünyasıdır ve kırılanlar da çoğu zaman en özenerek beslediğimiz, ruhumuzun en soylu yönünü yansıtan düşler ve umutlardır.
g.k. chesterton: deli, aklı dışında her şeyini kaybetmiş kişidir.
halide edip adıvar: ben milliyetçiliğin muhabbetle, karşılıklı bir anlayışla dolu bir ülke yaratacağını zannetmiştim; fakat milliyetçiliğin ölçüsünü kaçırdığı zaman yer yer insanları birbirini boğazlamaya götürdüğünü, yeryüzünü bir mezbahaya döndürdüğünü gördüm.
29.07.2017
deha
stendhal: dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.
alain de botton: oscar wilde'ın gümrüğe tabi bir şeyi olup olmadığını soran gümrük memuruna verdiği yanıt, "yalnızca deham" olmuştu.
danilo kis: yetenek bir tür lanettir. puşkin yeteneği yüzünden öldü. tanrıdan gelen bir armağan kadar kıskanılan bir şey yoktur. yeteneklere az rastlanır; ama niteliksizler yığınladır.
apostolos doxiadis: saman alevi gibi birden parlayıp sonra sönüvermek, vaktinden önce yetişen az sayıda dehanın ortak kaderidir.
james joyce: deha sahibi bir insan hata yapmaz. onun hataları istençlidir ve yaratıcılığının kapılarıdır.
saul bellow: gerçek hayatta hiçbir şey kusur kaldırmayan bir beklentiyi karşılayamaz ve beklentinin kusursuzluğu iç sıkıntısının en büyük nedenlerinden biridir. çeşitli yetilere sahip, zihinsel yönden ve yaratıcılık açısından üst düzeyde olanlar, kısacası bütün yetenekliler kendilerini on yıllar boyunca bir kümese tıkılmış, silik bir hayat sürmeye mahkum kişiler olarak görürler.
philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.
charles dickens: büyük dehanın hayatta yüce bir doruğa çıkardığı her erkeğin, genel karakteriyle bağdaşmazlığından ötürü büsbütün göze batan kimi küçük zaafları olur çoğu kez.
oğuz atay: belirli bir düzeyi aşan insanların içe dönük olduğuna inanıyorum ben. fakat onların çoğu, iç dünyalarını başkalarından tecrit etmek isterler; bu dünyalarını adeta başkalarından kıskanırlar. bu nedenle dışa dönük bir elbise giyerler. yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.
28.07.2017
nucingen bankası
balzac
esmerler daima pahalıya mal olurlar.
sanat bir iğnenin ucuna bir saray inşa etmekten ibarettir.
alaycı bir adam daima sathi, bunun neticesi olarak da hain bir kimsedir; alay ettiği hadisede cemiyete düşen payı hiçbir zaman kaale alamaz; çünkü tabiat yalnız hayvan yaratır, ahmakları toplum hayatına borçluyuz.
tam bir feragat olmadan bir teslimiyetin ne kıymeti olur? birbirine bu kadar zıt ve her ikisi de ahlâka çok mugayir olan bu iki akide arasında bir uzlaşma sağlamaya imkan yoktur.
tam bir bağlılıktan korkan insanlar hiç şüphesiz bu bağlılığın bitebileceğine inananlardır; bu takdirde, insanları avutan hülyalara elveda demek lazım. ebedi olduğuna inanmayan ihtiras, iğrençtir.
mutlak fazilet yoktur, şartlara bağlı fazilet vardır.
montesquieu: kanunlar örümcek ağlarına benzerler: iri sinekler geçer kurtulur, ufaklar takılı kalırlar.
banker, gizli emellerine ulaşmak için kitleler feda eden bir fatihtir, askerleri de hisse senetleri alanların menfaatleridir. onun hazırlanacak planları, kurulacak tuzakları, ileriye sürülecek tarafları, alınacak şehirleri vardır. bu adamların çoğu politika ile o kadar ilgilidir ki eninde sonunda ona karışırlar ve servetleri bu yolda erir gider.
birçok dürüst banker, dürüst bir hükümetin muvafakatıyla en kurnaz para sahiplerini, ilerde bir gün kıymetten düşmeleri zaruri olan hisse senetleri almaya ikna etmiştir.
borçlu, alacaklıdan daha kuvvetlidir.
saadetin mutlak bir şeye delalet eder gibi görünmek talihsizliği vardır. bu görünüş birçok budalaya şu suali sordurur: saadet nedir? çok kafalı bir kadın.. saadet insanın onu bağladığı şeydedir.
saadet, fazilet gibi, kötülük gibi nisbi bir şey ifade eder. mesela la fontaine, cehennemlik olanların zamanla içinde bulundukları hale alışacaklarını, cehennemde tıpkı balıkların suda oldukları gibi olacaklarını umuyordu.
manen çok bahtiyar, maddeten çok bedbaht olmaktan daha yorucu hiçbir şey bilmiyorum.
stendhal: büyük britanya'da falan lord, yalnızken bile, ayıp olur korkusu ile ateşin karşısında bacak bacak üstüne atmaya cesaret edemez.
insan kabiliyeti olduğunu sandığı meslekte bir varlık olamazsa, bütün hayatı boyunca onun tesiri altında kalır.
dünyada ölümden daha az saygı gören hiçbir şey yoktur, belki de bu onun en az saygıya layık oluşundandır.
aşk, yükselmek için ahmakların ellerinde mevcut olan biricik şanstır.
benciller rahatsız edilmeyi istemedikleri için kimseyi de sıkmazlar, etraflarında yaşayanların hayatlarını; öğütlerin, azarların dikenleri, alayların iğneleriyle karartmazlar. bu ancak her şeyi öğrenmek, her şeyi kontrol etmek isteyen aşırı dostlukların işidir.
bütün masraflar hariç yalnız borcunun faizini verebilecek kadar para kazanıyordu. kadınlar bu vaziyetten hiçbir şey anlamazlar, onların nazarında kalp her zaman milyonerdir.
para ölçüsüz miktarda olduğu zaman bir kudret ifade eder.
bir adam öldürünüz, sizi derhal giyotine sevk ederler. fakat hükümetin herhangi bir kanaati gereğince beş yüz kişi öldürürsünüz, bu siyasi cürüm hoş görülür.
budalaların parası, tanrısal bir hak olarak akıllı adamların parasıdır.
paris adetleri hakkında çok güzel sözler söyleyen şairler, romancılar, yazarlar vardır; ama cenaze günlerinde hakikat, dediğim gibidir. bir zavallı ölüye son vazifelerini yapan yüz insan üzerinden doksan dokuzu, kilisenin ortasında işten, zevkten bahsederler. küçük, zavallı, gerçek bir acıyı görmek için, akla gelmeyecek vaziyetler icap eder. sonra, içinde bencillik bulunmayan bir acı var mıdır ki?
26.07.2017
aşk
anthony storr: en aklı başında ve mantıklı insanlar bile, aşkın çekiciliği ve kuruntularına karşı bağışıklık sahibi değildir. aşkta hayal kırıklığına uğramak yıkıcı olsa da, hiç aşık olmamış olmaktan daha iyidir.
margaret atwood: aşk bir suçtur; ama yokluğu daha büyük bir suçtur.
şemsettin sami: akılsız, ilimsiz, faziletsiz, sabırsız, rahmsiz, hayasız adam bulunur; lakin aşksız adam bulunmaz.
tess franke: aşk, insanın boynunun tutulmasıdır.
gore vidal: aşk her zaman trajik bir şey, herkes için, her zaman; ama hayatı ilginç kılan da bu. bir şeyin değerini, o elimizden gitmeden anlayabilir miyiz?
isabel allende: aşk sözcükleri sessizdir, ırmağın suyundan daha berraktır.
stendhal: büyük aşklar hayatta birer aksamadan başka bir şey değildir; ancak bu aksamaya yalnızca üstün ruhlarda rastlanır.
ayfer tunç: aşıklar mübarektir; alemde aşk olmasa köpekten aşağı olurdu halimiz.
süheyla acar: gökyüzünde upuzun bir mektubun satırlarıyla yüklü, unutulup kalmış bir buluttum. gelseydin, su olup, yağmur olup yeryüzüne akacaktım; toprağa, suya, yağmura karışacaktım; ama bıraktığın yerde unuttun beni, gelmedin.
15.07.2017
zorba
stendhal: zorbalara en çok yarayan düşünce, tanrı düşüncesidir.
dany cohn-bendit: diktatörlüğün prensibi, toplumun bütün hücrelerinde, mikroskobik iktidar merkezlerinin çeşitliliğinde gizlidir. babalarda, kocalarda, öğretmenlerde, devlet memurlarında uyuyan bir küçük diktatör vardır hep.
ray bradbury: bir caninin görüntüsü karşısında cesetler bile kanar.
jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır. bir tiran olan hitler almanya'da devletin başına geçemeseydi bile, daha önemsiz pek çok nazi belki de korkunç bir "kitle yönetimi" kurabilecekti.
ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.
maurice duverger: otoritelerin seçimle belirlendiği modern sistemlerde iktidarı gasp yoluyla ele geçiren kişi, kendisini seçimle meşrulaştırmaya çalışır; ama bunu yaparken de seçmenlere kendisini onaylamama olanağı tanımaz.
abbe pierre / albert jacquard: tiranın esas özelliği düşünmeyi engellemesidir.
sait faik: dünyada hiçbir şeyden, zalimlikten iğrendiğim kadar iğrenmem. insanoğlunun en büyük savaşı zalimliğe karşı açılmalı. insanoğlu her şeyden evvel içindeki bu kıskançlıklardan, bu kinlerden, bu ahlaksızlıklardan daha pis şeyi -kendinde, doğuşta varsa bile- söküp atmalıdır.
30.06.2017
uzun lafın kısası
alice munro: insanlar ne zaman, "söylemek istemezdim" deseler, aslında söylemeye can atıyorlardır.
jack london: acı en iyi öğretmendir.
balzac: yasalar; büyüklerin, zenginlerin işlerine engel olmaz; tam tersine, korunması gereken küçüklerin yakasına yapışır.
gerard de nerval: en akıllı ve sakıngan insan bile, görünüşe kapılarak aldanır.
mary wollstonecraft: dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.
karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.
alessandro manzoni: bu dünyanın sunmuş olduğu nimetlerden biri de, insanların birbirini tanımadan karşılıklı kin güdebilmeleridir.
octavio paz: okumak, insanın kendine giden, aklının ucundan geçmeyen yollar bulmasıdır.
stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.
robert owen: en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.
charles baudelaire: her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır.
31.05.2017
uzun lafın kısası
charles baudelaire: bu dünyada her şeyden cinayet sızıyor; gazeteden, duvardan, insan yüzünden.
epiktetos: beni zengin yapan, toplumda edindiğim yer değil, kendi yargılarımdır, kendi yanımda taşıdıklarımdır. yalnızca bunlar tam anlamıyla bana aittir ve elimden alınamazlar.
gerard de nerval: bize kalan tek sığınak, kalabalıktan gitgide uzaklaşmak için durmadan tırmandığımız fildişi kuledir.
alice munro: insan ilk kitabını bastırınca bir süre kendini bir bok sanıyor.
karl marx: felsefeciler dünyayı farklı yollardan yorumlamışlardır; ama yapılması gereken, dünyayı dönüştürmektir.
mary wollstonecraft: bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.
alessandro manzoni: bir felaketin ardından, ertesi gün, sıkıcı bir ruh durumuyla uyanmak çok acı vericidir.
octavio paz: insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir.
robert musil: aşk ve şiddet; alacalı bulacalı, büyük, suskun bir kuşun iki kanadından daha uzak değildir birbirine.
stendhal: nasıl ki tuttuğumuz güzel bir balık bir iki günde bayatlayıp ziyan olursa bir toplumun ruhu da iki yüz yılda ölür gider.
voltaire: bir masumu mahkum etmektense bir suçlunun serbest kalmasını göze almak yeğdir.
31.03.2017
uzun lafın kısası
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
8.03.2017
kendi hayatının şiirini yazanlar
utanç duygusu her türlü gerçek otobiyografinin düşmanıdır.sanat bize gerçekleri sezgi yoluyla gösterir. bir sanat eserindeki güzelliği ve gerçeği, aklımızla değil sezgimizle kavrarız.
"insanlığı incelemenin en uygun yolu, insanı incelemektir." (pope)
sanat alanında, en yakınımızda bulunan şey her zaman için ulaşılması en güç olanıdır; en kolaymış gibi görünen görev ise en ağırıdır.
ubi bene ibi patria: nerede rahat edersen, vatanın orasıdır.
ünlü kişiler kendi hayatlarını anlatırken hiçbir zaman hür değildirler; çünkü hayatlarının imajı, sayısız insanın hatıralarında ya da hayallerinde daha önceden belirmiş bir imajla karşılaştırılmaktadır; böylece onlar, ister istemez portrelerini, daha önce şekillenmiş bir efsaneye uygun gelecek şekilde çizmek zorundadırlar.
herkesin bu derece birbirine benzediği bir toplumda, yalnızca anormalliğin bir değeri vardır, "ancak bir parça olağanüstü olan kimselerde ilginç bir şeyler bulunabilir." (stendhal)
bir insan kendi çağı ile birlikte yaşadığı ölçüde çağı ile birlikte ölüp gider. oysa gerçek özünü ne kadar kendine saklarsa, gelecek nesillere ondan o kadar bir şeyler kalır.
sanat ölmez, yalnızca yeni bir yön alır.
edebi bir eser, ancak bize hayal ürünü bir eser olduğunu unutturduğu ve gerçeğin ta kendisiymiş gibi geldiği zaman kusursuzluğa ulaşmış demektir.
ancak gagasıyla ve tırnaklarıyla eşeleyerek en iyi olan şeyi arayıp bulmak, işte bütün bilgelik buradadır; insan yalnız kendisi için filozof olmalı, insanlık için değil.
kavranılamayan bir şeye bile yaratıcı bir anlam vermek ve bir kenara itilmesi mümkün olmayan şeyin gerçekliğini kabul etmek için gösterilen kahramanca çabadan daha büyük hiçbir şey yoktur.
27.02.2017
uzun lafın kısası
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
25.06.2015
bir facianın hikâyesi
ideolojiler yol gösteren birer harita değil, idrake giydirilen deli gömlekleridir.
ülkemizde sağ, ön yargıların kalın duvarları arkasında hep aynı teraneleri tekrarlar.
feminizm, eskiden hayatını evinde kazanan kadınlara pazarlarda iş bulma davasıdır.
stendhal ne demiş: "korku içinde olan toplumları, kıt zekâlı, gözü dönmüş kimseler yönetir."
proudhon aydınlığa koşan her insan için değerli bir kılavuzdur.
isyan, insanoğlunun haysiyetidir.
coğrafya bilgini reclus'a göre, "gerçek insan yalnız anarşisttir, kendi başlarına ayakta duramayan bütün o gevşek ve tabansız varlıklar karşısında değerinin farkında olan tek insan.
anarşizm, hürriyet aşkıdır; insanın asaletine ve yüceliğine inanıştır. tek kusuru hiçbir zaman gerçekleşmemiş ve gerçekleşemeyecek olması.
tony burton doğru söylüyor: "hastayı tedavi etmenin tek yolu, derdini anlamaktır."
samimiyet hiçbir ülkede doğuda olduğu kadar saygısızlığı körüklemez. hiçbir ülkede sükût bilgelik alameti sayılamaz.
bir işletmeye giren herkes ruhunu vestiyere bırakıyor. insanın gerçekten insan olduğu bir medeniyet sona ermiştir artık. emeğin mahiyeti değişmiştir. değerin biricik temeli, biricik ölçüsü: servet. tek mertebeler dizisi var: gelire ve sermayeye dayanan hiyerarşi. değer adına ne varsa büyüsünü kaybetti. daha doğrusu, tek hikmet-i vücudu kaldı: para kazanmak. malı mülkü olmayan hiçtir. aydın, hatırı sayılır geliri varsa itibar görür.
hırsızlarla dolu bir panayırdayız. bezirgânlar mallarını sürmek için sesleri çıktığı kadar bağırıyorlar. tam bir yaygara. oysa medeniyet üslûp demektir.
insanlar bir rüyadan uyanmışcasına, düşman bir zemin üzerinde kendilerini yapayalnız bulmaktadırlar. tanrı, yoldaşları değildi artık. hayat, tanrısallığını kaybetmiştir.
filozofların çoğu yarı yolda kalır. onlara göre, tek başına fertte insanın bütünü vardır. insan, iyiliğe de yönelebilir kötülüğe de. sosyal düzen, fert faaliyetlerinin normal dengesinden doğar. ferdi bozan ve ruhuna şer tohumları saçan, toplumun kendisi yani sosyal münasebetlerdir. çünkü müesseseler bozuktur. toplumun etkisini ortadan kaldırdık mı insan doğuştaki iyiliğine kavuşur.
14.02.2015
din
mark twain: din, sıradan insanın inandığını düşündüğü ve emin olmayı dilediği şeylerin bir toplamıdır.
frank zappa: bir kült ve bir din arasındaki tek fark, sahip oldukları gayrimenkullerin sayısıdır.
voltaire: din konusunda, çoğu insan yanlış mantık yürütmeye, diğerleri hiç mantık yürütmemeye, bir kısmı ise mantık yürütenlere zulmetmeye mahkumdur.
l. ron hubbard: bir cent karşılığında bir kelime yazmak mantıksız. eğer bir adam gerçekten milyonlarca dolar kazanmak istiyorsa, bunu yapabilmesi için izleyebileceği en iyi yöntem kendi dinini kurmaktır.
bernard katz: teşkilatlanmış din, dünyanın en büyük saadet zinciridir.
stephen king: din manyaklığının güzelliği, her şeyi açıklama gücüne sahip olmasıdır. hiçbir şey şansa bırakılmamıştır. mantık memnuniyetle camdan dışarıya fırlatılabilir.
john burroughs: inanmak her zaman reddetmekten daha kolaydır. zihinlerimizin yapısı doğrulamaya meyillidir.
albert camus: tarih boyunca var olmuş tek din vardır: sonsuzluğa duyulan inanç. bu inanç, bir yanılsamadır.
26.01.2015
kızıl ile kara
zorbalara en çok yarayan düşünce, tanrı düşüncesidir.bir adamın değeri olduğunu mu sanıyorsunuz? onun her istediğine engel olmaya, her giriştiği işte zorluk çıkarmaya bakın. onun gerçekten değeri varsa engelleri de, zorlukları da alt etmeyi bilir.
bir yerin değeri, o yerde bulunanın değerine göredir.
yalnız ölüm cezası bir insana gerçek bir üstünlük veriyor. parayla alınmadığı için.
"hangi çılgınlık vardır ki, sen onda bile bize bir zevk bulundurmayasın, ey aşk?"
dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.
"aşk eşitlik aramaz, onu kendi yaratır."
kafa aşkı hiç kuşkusuz gerçek aşktan daha çok zeka gösterir; ama coşkunlukları da geçicidir. kendini gereğinden çok bilir, çözümleyicidir, kendi hakkında yargılara varır. düşünceye yolunu şaşırtmak şöyle dursun, tersine kendisi düşünüle düşünüle kurulmuştur.
siyaset, edebiyatın boynuna takılmış bir taştır, altı ay geçmez, onu batırıverir.
büyük aşklar hayatta birer aksamadan başka bir şey değildir. ancak bu aksamaya yalnız üstün ruhlarda rastlanır.
hapishane hayatının en çekilmez yanı, insan evde olmadığını söyleyip kimseden kurtulamıyor.
"kalbe dokunmayı biliyorlar; ama kırarak."
salon bayları sabahleyin kalktılar mı: "bugün de karnımı doyurmak için ne yapsam?" düşüncesi içlerini kemirmez. bir de namusluyuz diye böbürlenirler!
güzel kadınların çoğunda ilk önce yüz ihtiyarlar.
yazın uzun günlerinde, sabahın dokuzunda doğup akşamın beşinde ölen bir sinek, gece sözcüğünün ne demek olduğunu nasıl anlasın?













