ismet özel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ismet özel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.01.2021

perspektif

ece ayhan

nereye dönersem kıçım arkamdadır.

"sevgi, yalnız mutlu yüzüyle vardır."

en bozulduğum şey; aciz bir adamın, sessiz ve konuşamayan adamın tepesine binmeleridir kimilerinin.

"tahmin edilememek insanın temel niteliğidir."

her uzaklık, her uzaktan bakma belli bir yalın perspektif sağlar, sağlıyor. gündelik yaşayışta ise derin ve gerçek perspektifi bulmak işte bu yüzden zor.

metin kaçan, ağır roman adlı bir dolapdere romanında "şakur şukur sevişmek" diyordu. cezmi ersöz de bir yazısında böyle diyor. ikisinden biri ya da her ikisi de, çeyrek sait faik olur mu ki?

bu toplumda hiçbir şey, bir yazınsal süreç dahi, sonuna dek götürülemiyor nedense. belki de doğuda süreç diye bir şey yok. düşüncenin, düşünmenin bir parçası değil mi süreç? filmlerde de oluyor bu: hemen hemen bütün türk sinemasında öykülü bir film yoktur.

"insan birbiriyle çelişen iki dünyada yaşamak zorundadır."

"tanrı bir insan biçiminde görünecektir bir gün ya da varlığın bir bölümünü bir insanda gösterecektir."

"devletin, doğu'da, otoritesini sınırlayacak ara kurumlar yok."

sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

3.06.2020

kargaşa

ismet özel

genç kızlıkla yarışan güvercin kanatları denize uygun adımlarla ilerler artık. deniz aynı denizdir göz açtırmaz taylara, aynı denizdir lekeleri silinmez. artık senin tüylerin sabahı diri kılar, uykuma kamalar uzatır senin tüylerin. ve o ayakları dayanıklı serçeler ezgilerimin son mızraklarıdır. bitmeyen sığınağıdır ellerimin.

kargaşa. ve kolayca yıkılan inançlarım benim, benim en sağlam, en dağınık ellerim. sabahı nasıl tetikte bekliyorum. şafakla damar damara seviştiğini görmek için bilgeliğin. ve onarıyorum nasıl hızla kendi gücümü. nasıl bir soylu boşluğa çılgınca kanıyorum. ey yangınlar artığı! her yangından arta kalan bir şey, her yangından arta kalan gerçek şey. çoğalt beni.

31.03.2020

uzun lafın kısası

amin maalouf:
uzun vadede, adem ile havva'nın tüm evlatları yitik çocuklardır.

eduardo carranza: şiir kanını kaynatmıyorsa, aniden sırlara pencereler açmıyorsa, dünyayı keşfetmene yardım etmiyorsa, umutsuz yüreğinin yalnızlıkta ve aşkta, şenlikte ve sevgisizlikte eşlikçisi değilse ne işe yarar?

joel kovel: sevgi, benliği yeni nesnelere açarak yaralanabilir hale getirir.

lawrence grossberg: bir şeye yeterince özen göstermenin, önemseyecek kadar inanmanın mümkün olduğu ve böylece de kişinin bu şeye bağlanıp bütün benliğini hasredeceği yerleri tespit etmek gitgide zorlaşıyor.

nilgün marmara: hayatın neresinden dönülse kârdır!

pascal mercier: kitsch, bütün hapishanelerin en kötüsüdür. parmaklıkları, basitleştirilmiş, sahte duyguların altınıyla kaplanmıştır, bir sarayın sütunları sanır insan onları.

robert musil: okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşıveren modern insan için hiçbir şey, bir sonraki köşede yaşayan insanlarla ilişki kurmak kadar olanaksız değildir.

stefan zweig: insanlar sadece bir şeyden yorgun düşerler: kararsızlıktan. yapılan her iş insanı rahatlatır; hatta en kötüsü bile hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.

victor hugo: ezilmiş, yıkılmış insanlar arkalarına bakmazlar. kötü talihin peşlerini bırakmadığını bilirler.

oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.

ece ayhan: sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

goethe: ve budalalar, anlamadıklarını ve anlayamayacaklarını yok ederler.

2.08.2019

yıldızların uzaklığına övgü

ismet özel

kargaşa. anılacak günlerim olmadı mı benim? ayaklarımın korkusuzca çiçeklendiği, silahıma yapışıp sabahın serinliğini beklediğim, kuzey gemileriyle sağır olduğum günler, sepet örmeyi unuttuğum günler olmadı mı? ey geceyi ve kahverengi bir düzeni taşıyan ellerim! yüzümün uğultusuyla şaşırtın beni. o karanlık ormanı yangına vurun. çünkü ben de kaçarken ardımda kalanları yakıyorum. ama iyi biliyorum yıldızları; ama yıldızların tanrıların da üstünde parladıklarını, anılacak günlerimin  gitgide yok olduğunu biliyorum.

kargaşa. ve kolayca yıkılan inançlarım benim, benim en sağlam, en dağınık ellerim. sabahı nasıl tetikte bekliyorum. şafakla damar damara seviştiğini görmek için bilgeliğin. ve onarıyorum nasıl hızla kendi gücümü. nasıl bir soylu boşluğa çılgınca kanıyorum. ey yangınlar artığı! her yangından arta kalan bir şey, her yangından arta kalan gerçek şey

çoğalt beni.

1.03.2019

mazot

ismet özel


ağlamadan
dillerim dolaşmadan
yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
üzerime yüreğimden başka muska takmadan
konuşmak istiyorum

şehre neden
esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
niyedir sarmalasın vites dişlilerini
defneler, nakışlar yok
alnımda neden

ağlamadan
etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
o mavi korularda ve dibektaşlarında
bırakıp sözlerimin kalıntılarını
açıkça konuşmak istiyorum
besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
göğsünün kafesinde yalnızca pasak
biliyorsun
korkutulmuş bir kızın
yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
sabahın köründe kalkan trenlerdeki nefret
her gün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
bunları
bütün bunları biliyorsun
dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
şehre varınca artık meşinler giymelisin
daha esmer
daha kan kusturucu
sen o baygın sevgilerin adamı değilsin

sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
ki
ölüm
her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları

1.01.2019

sevgilime iftira

ismet özel


dudaklarından kalkarken boynun kurcalar beni
bir yanımı kara çıbanlara saldılar, ıslak
bir yanım hiç aymamıştır, gümeçlerde saklıdır
ondan ki nefret içinde omzunu okşuyorum
ama şimdi bana gerçekten zor gelen şey
bir grevin çocuklara kazınmış izlerini hatırlamak
sözlerimi etime bastırıyorum
içimde çalılıkları yaran bir postalın tortusu
benim bu sası karanlığa zorla, zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu

yeter ki
sağlam senetler verilmiş sanılırken aşkı karartmak için
sen bir daha beni saçlarınla sıyır
ağdalanmış sevincimi hışırdat, bunu yapabilirsin
çünkü bütün bankalar, silah fabrikaları
her gün bacaklarımıza sırnaşan kara köpük
senin sessiz gururunda homurdanan tufanı
hesap etmiş değil
bilmemişler hıncımın yaban otlar suladığını
çalakalem sevebilmek elimden gelmiyor
belki evet
onların mühürlerini kımıldatan barut dumanlarını
solumaktan
biraz çopurlanmıştır sesim
senin göğsünü ağartırken yıpranılacak elbet
bakışlar tozlanacak, dolukmuş sofalardan
ezikliğin şehveti yayılınca
taptaze yaşlanmayı da öğrenmem gerekecek

iştedir yalanı seyreltiyor uykusuzluklar
aklımın köşesinden atlılar geçiyor
değil mi ki beni şımartan gökyüzüdür
ve ben o tanyerlerinin sulbünden gelmekteyim
hiçbir dostumu kalebent saymam parmaklıkların ardında
kan değildir dostlarımın çakşırına bulaşan
kan değil, mürekkep lekesi, ben bilirim
çünkü bir gün gerçekten kan aktığında
ölüm çiçeklerin yırtıcı dülgerliği sanılacaktır
karaysam şimdi öfkenin payı vardır karalığımda
aşktandır titrediğim eğer ki titriyorsam
sözlerim öç alan ağza misvak, iyice anlaşılsın
bu dağlanmış toprağa süzülen ayaklarımdan 
keşke kan olsa

o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma, konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağanaklara bağışla.

7.12.2018

erbain

ismet özel



yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir?
yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir?
- yaşama!
- ya bileydim?
yazar: mıydım
hiç: şiir.

karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan

senin kuşların olurdu mevsimi yolculuklara çağıran
içli taşra kızların, gizemli ev içleri
kapıların olurdu korkudan çok denizlere açılan
o denize açılan ellerin nerde şimdi

ya güneş ya da morluk onu ben yağmurladım
takvimlere kinle baktığı zamansızlık içinde
belki de yumuşak tüylerini öptü akşamın
ya da oğlaklar sığınıyor çiçekliğine

ve hâlâ ay dağınık saçlara benzer oralarda
serçelerin ayaklarına bağladığı karanlık
kimseyi çağıramaz kendi adıyla

çünkü her yerde bir göğün ufak kaldığı vardı
-akşama özgü göğsümü açardım
ey mutlu serin penceresi doğanın-

ben nereye adımı yazsam
nereyi göstersem parmaklarımla
orası şapkalar yüklü bir vagondur

aşk bir tanım değil midir
kusturucu güzellikler ardından

çünkü çocuklar yağız bir öpüşle korunur
ben yakarım çağımın ellerini. ben bekleyenim.
gecenin kıyısında benden konuşulur.

yüzümü kınından çıkaran sensin
pencereyi getiren aklıma
sanki güzmüş
sevecenliğe sarınmak istiyormuş gibi
sanki canım
yüzümü sensin biriktiren kitaplara
çocuklar sinemada bir atlı alkışlıyor
bu yüzden seviyorum seni

bereketli kuşlar serpeceğim ayaklarıma
genzimi yakarak
bir cinayet türküsü söyleyeceğim ben de
ölürsem bir partizan gibi öleceğim
azgın bir gebelik halinde

sen şimdi sevincimin akranısın
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim
yaralarımı onduranımsın
yatağımı hiç boş bırakmayan

benim harcım değil bir yar sevmek gizliden

ey bayırdan ve yokuştan uzaklara
ey çırpınan bir geyiktir memelerin
karnın ısırgan otları gibi aklımda

demirden sağanaklar altında uyur sevdiğim
göğsünde hazin ayak izleri eski şubatların

şayaktan bir sabah örtüsü takılıyor aklıma
kağnılar ve mali sermaye üstüne düşündüklerim
halkın alkışlarıyla kuracağı dünya üstüne düşündüklerim
ve artık sarışın olmayan
gövdemi dünyaya bulayan sevgilim
sarışın yapraklarıyla dökülüyor aklıma

neden büyük ırmaklardan bile heyecanlıydı
karlı bir gece vakti bir dostu uyandırmak

bu yürek gökle barışkın yaşamaya alışmış bir kere
ve inatla çevrilmiş toprağın çılgarına
yazık ki uzaktır kuşları, sokaklarıyla bizim olan şehir
ama ancak laneti hırsla tırpanlayamamak koyuyor insana
öpüşler, yatağa birden yuvarlanışlar
sevgiyle hatırlansa bile hatta

benim rengimle kim yarışabilir
sancımı kimler alt edebilir ben halka bakınca
ben ki kazdım, küredim, ellerimle boşalttım geceyi
yıldızları, hüznü ordan fırlatıp attım
sonra ordan fırtınalı bir tüzeyle halka bakınca
yeniden yaralandım dünya ırmaklarından

benim bu sası karanlığa zorla, zorlayarak
tutuşmuş bir gül sıkıştırmak boynumun borcu

savaşın, sevdanın rengi
her güzellik bu rengin ardındadır
yaşamak bir başına bu rengi geçebilmez
"ölümden korkup da sonunu sayan
ölür gider yar koynuna giremez."

gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin
küfre yaklaştıkça inancım artıyor

sözlerimin anlamı beni ürkütüyor
böylesine hazırlıklı değilim daha
bilmek. bu da ürkütüyor. gene de biliyorum:
kapanmaz yağmurun açtığı yaralar

baktım akşam herkesin kabul ettiği kadar akşamdı
hiçbir meşru yanı kalmamıştı hayatımın

yargı kesin: acı duymak ruhun fiyakasıdır
kin susturur insanı, adına çıdam denir
susulunca tutulan çetele simsiyahtır
o siyah öç almakçasına gür ve bereketlidir

3.01.2017

yağmurun kapıları karanlık

ismet özel

genç kızlıkla yarışan güvercin kanatları denize uygun adımlarla ilerler artık. deniz aynı denizdir göz açtırmaz taylara, aynı denizdir lekeleri silinmez. artık senin tüylerin sabahı diri kılar, uykuma kamalar uzatır senin tüylerin. ve o ayakları dayanıklı serçeler ezgilerimin son mızraklarıdır. bitmeyen sığınağıdır ellerimin.

işte, zehirli oklar kullanıyoruz o yanıltan savaşlarda. yıkıyoruz, yaban çiçeklerinin açtığını görüyoruz kıyıda. o kargaşalık içinde ben yıldızlara bakıyorum. çevresini soğutuyor suya düşen ay. yıkıyoruz. yıkmak, kutsal kini yürekli olmanın. iğrenmeden göklere göklere bakmak. ellerimizi saklamak ellerimizde.

işte, gökyüzüne salıverdim o çılgın kanatları, boğulanları daha da itmek için suya, ölüme ölümlüğü yakıştırabilmek için cesetlerle bezedim güzel olan her şeyi. elimin aklığında dağılıverdi kanın. elim el olmaktan çıkıverdi. çocuğun yanaklarıyla boğuşuyordu yağmur, derken yüklendik karanlık kapılarına yağmurun.

seslerle büyüyen, seslerle yıkanan güvercin kanatları denize giderdi.

12.11.2016

papatya

ismet özel


yokum arkadaş düşünmekle varılan tada
hayata yalnızca kafanı banmak
gövdende namusluca güdebilmek sevinci
elbet burkulup kalmaktan iyi
kara gözlerimde uğuldayan bu değil ancak
elde tüfenk, elde alet, yürekte kor
cebelleşmek yalanla, kirle, tahvilatlarla
damarlarına papatyalar doldurarak
bir serinlik olup dünyaya sokulmak

9.06.2009

amentü

ismet özel


insan
eşref-i mahlukattır, derdi babam
bu sözün sözler içinde bir yeri vardı
ama bir eylül günü bilek damarlarımı kestiğim zaman
bu söz asıl anlamını kavradı
geçti çıvgınların, çıbanların, reklamların arasından
geçti tarih denilen tamahkâr tüccarı
kararmış rakamların yarıklarından sızarak
bu söz yüreğime kadar alçaldı
damar kesildi, kandır akacak
ama kan kesilince damardan sıcak
sımsıcak kelimeler boşandı
aşk için karnıma ve göğsüme
ölüm için yüreğime sürdüğüm ecza uçtu birden
aşk ve ölüm bana yeniden
su ve ateş ve toprak
yeniden yorumlandı

6.06.2009

karşılık

ismet özel


sana bir karşılık vereceğim
toprağın deşen boğuk sesimle
sana bir karşılık vereceğim
amansız kum fırtınası altında
sana bir karşılık vereceğim
birbiri üstüne yığılırken günler
ey taşan suların imkanı
ey taşan suların bekareti sana
bir karşılık vereceğim

14.05.2009

yaşamak

ismet özel


adını "bir gün fazla yaşamak" koyduk
ey merak, ey zafer haykırışı, oğlum
ellerin ve doğurtucu erkin baş döndüren macerası
ey toprağın ve rahmin tükenmez hünerleri
güz ki ancak hainin yüreğini soğutur
bir korkağı mahzun kılar kırlangıç sürüleri
sabırla, kin tutarak
gülen günlere ulaşan sesleri bulduk
adına "yaşamak" diyoruz
"düşmana inat bir gün fazla yaşamak!"

partizanlığım dalaşmak istiyor anla
bu sarsak hırgürüyle dünyanın

yürüyorum
azarlanıyorum fışkıran başaklarla
iki bomba gibi taşıyorum koltuğumdaki bir çift somunu
hurdahaş bir sancıyla geçiyorum badem çiçekleri altından
gözlerim nemli değil
gözlerim namlu

sarp bir güvercin düşüyor yüreğimden
buna dayanmalıyım
ölünce bir partizan gibi ölmeliyim
sabahın kuşluk vaktine savrulan
savrulan savrulan ergen ölüleri gibi
kentin şarkısını söylediğim zaman
yağız bir kımıltı oluyor sesim

merak
bir devrimcinin hazırlığıdır
ve alçacık bir sesle uçar üzerimden
kanser, begonya, ölüm.

13.05.2008

aşk ayrı

ismet özel


o zaman
senin çardağına çıkarken
karıştırırken şarapla kendimi sana
varsın gün geçtikçe her şeyde biraz kahır
biraz bakır çalığı olsun lokmamızda
bana soru sor artık
beni kurtarma, konuştur
beni yaz geceleri patlayan sağanaklara bağışla

ki ölüm her yerde uyanıktır
alestadır korkunun yardakçıları
tez kızaran güllerden kendini sakın
sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı
aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
bıraktın vazgeçilmez ırmakları
gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları