ingeborg bachmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ingeborg bachmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.01.2022

dökül ey yürek

ingeborg bachmann


dökül ey yürek, zamanın ağacından
dökülün yapraklar, kim bilir ne zaman
güneşin kucakladığı, soğumuş dallardan
dökülün, büyüyen gözlerden dökülen yaşlar gibi

uçuşmakta daha saçlar günboyu rüzgarda
güneş yanığı alnında toprak tanrısının
gömleğin altında yumruk bastırılmıştır
daha şimdiden açılmış yaraya

onun için yumuşamamalısın, önünde yine
eğildiklerinde bulutlar, incecik boyunlarıyla
ve önemsememelisin hymettos'u, senin için
kalkıp petekleri yeniden doldurduğunda

çünkü az gelir toprağın adamına
kuraklıkta tek bir buğday sapı
az gelir tek bir yaz yüce soyumuza

ve neyi kanıtlar ki yüreğin
bir rakkastır dünle yarın arasında
sessiz ve yabancı
ve ilan ettiği artık
kendi dökülüp gidişidir zamandan

17.08.2021

gemide

ingeborg bachmann


enginlere açılan gemilerde çalışmaktır en iyisi
halat düğümlemek, su boşaltmak
delikleri yamayıp yüklere bakmak
en iyisi, yorulmak ve yığılıp kalmaktır akşamları
en iyisi, uyanmaktır sabahın ilk ışıklarıyla
yerinden oynatılamayan ufkun karşısına dikilmek
aldırmamak, hoyrat denize ve dalgaların üzerine kaldırmak gemiyi
çevirmek hep geri dönen güneş kıyılarına

12.07.2021

sürgün

ingeborg bachmann


bir ölüyüm ben dolaşıp duran
artık hiçbir yerde kaydım yok
bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde
sayı fazlasıyım altın kentlerde
ve yeşeren taşra yörelerinde

vazgeçilmişim çoktan
ve hiçbir şeyle anımsanmamışım

yalnızca rüzgarla ve zamanla ve sesle
ben insanlar arasında yaşayamayan

ben almanca diliyle
çevremde kendime mesken
edindiğim bu bulutla
bütün dillerde sürüklenmekteyim

nasıl da kararıyor bulut
yağmurun tonları da koyulaşmakta
çok azı yağıyor
o zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor

27.02.2019

uzun lafın kısası

lev troçki: çölde manzara resmi yapılamaz.

esther vilar: erkeklerin profesyonel fahişeyi küçümsemesi bir çelişkidir; çünkü seks konusunda dürüst olan tek kadın odur.

konfüçyüs: insanların yanlışları, üyesi oldukları sınıfın belirgin niteliğidir.

richard sennett: bütün insanlar bir şeyi iyi yapmanın verdiği tatmini yaşamak ve yaptığı şeye inanmak ister.

mayakovski: ve insan sözcüklerde sevince yürek bir yazı takımı olup çıkıyor.

gilles deleuze: çöküşümüz yozlaşmamış her yere acıyı, yalnızlığı, suçluluğu, iletişim dramını, içselliğin olanca trajedisini sokuşturmaya çalışmamızla kanıtlanır. büyük kitaplardan şizoid kahkaha ve devrimci sevinç doğar, o sefil özseverliğimizin acıları ya da suçluluğumuzun dehşeti değil.

sigmund freud: nerede bir yasak varsa, orada buna neden olan bir arzu, itiraf edilmeyen ve bilinç dışında kalan bir tamah vardır.

ingeborg bachmann: ben, babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.

albert caraco: bizim yaşadığımız dünya, kabul olunamaz bir düzene göre kendini düzenleyerek ve bizim nihai amaçlarımıza zarar verecek şekilde sürdürdüğümüz, giderek saçmalaşan bir dünyadır.

paul valery: varoluşun saflığı içinde evren küçük bir kusurdur.

charles bukowski: yazmak uçmaktır benim için. ateşler yakmaktır. yazmak, ölümü sol cebimden çıkarıp duvara atıp tutmaktır.

nilgün marmara: ölürken kahkahamı ona bırakacağım.

15.08.2017

devrim ve özgürlük

liam o'flaherty: soylu ve güzel ne varsa özgür ve katıksız bir hayat sürdürme arayışından doğar.

hans habe: özgürlükten başka mutluluk yoktur.

nikos kazancakis: özgürlük için çarpışan her zaman küçük bir topluluktur, her zaman da büyük yığınları yenilgiye uğratır.

ivo andric: özgürlük içinde doğan, adalete dayanan bir devlet, tanrısal düşüncenin yeryüzünde gerçekleşen bir damlası gibidir.

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

ingeborg bachmann: yasak levhaları, buyruk levhaları olmaksızın düşünmekten korkuyoruz, özgürlükten korkuyoruz. insanlar özgürlüğü sevmiyor. özgürlük nerede boy göstermişse insanlar onunla bozuşmuştur.

erich fromm: bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.

arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

thomas more: servetin ve özgürlüğün olduğu yerde, insanlar katı ve adaletsiz buyruklara sabırla boyun eğmeyi zul sayar. buna karşın yoksulluk ve kıtlık insanları köreltir, uysallaştırır ve isyana hazır cüretkar ruhları eze eze öğütür.

nazım hikmet: hiç kimse esir doğmuş olduğundan dolayı kabahatli değildir. fakat esaretini haklı bulan, onu yaldızlayan esir, yeryüzünün en aşağılık mahlukudur.

ursula k. le guin: insanların nasıl hür olunacağını öğrenmeleri lazım. köle olmak kolaydır. hür bir insan olmak için kafanı kullanman lazım.

liam o'flaherty: pis bir çukurda koyunlar gibi ölmektense göğsünü kurşunlara siper ederek ölmek yeğdir.

28.07.2017

hayat

ingeborg bachmann: ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.

hildegard knef: hayat bazen yabancı bir kentte geçirilen pazar günlerine benzer. insan kime danışacağını, kime sığınacağını bilemez.

irene nemirovsky: beni teselli eden ne kitap ne de bir sanat eseridir, bu yaşlı ve kusurlu evreni seyre dalmaktır.

juli zeh: hayat, ne yapalım ki gücünün zirvesinde başlar ve bu noktadan itibaren sürekli aşağı inerek sonuna ulaşır. kötü bir dramaturji hatası.

jean rhys: kuşkusuz, yaşam haktan yana değildir. gerçekten lanet olası haksızlıklarla doludur. herkes bilir bunu.

gabriela adameşteanu: hayatta gerçekten kendini inanılmaz mutlu hissettiğin anlar kalıyor aklında, bunu sonra hatırlıyorsun. sonradan da aslında o mutluluk ve sükunet anlarının kısa bir süre sonra gelecek olan büyük sorunların habercisi olduğunu anlıyorsun; yine de o anlardan güzel bir hatıra kalıyor aklında.

katherine mansfield: kimi anlar vardır, korkunç anlar vardır hayatta; insanın sığınağından çıkıp dışarı baktığı anlar ve berbattır bu. insan bu anlara boyun eğmemelidir.

madam du deffand: melekten istiridyeye kadar tüm türler, tüm varoluş koşulları bana aynı derecede talihsiz görünüyor. can sıkıcı olan, doğmuş olmaktır.

clarissa p. estes: bir hayat çok fazla kontrollü olduğu zaman, kontrol edilemeyecek kadar az hayat kalır.

jhumpa lahiri: daha gençsin. özgürsün. kendine bir iyilik yap. çok geç olmadan, çok fazla durup düşünmeden, sırtına yastığınla yorganını yükleyip dünyanın görebildiğin kadar çok yerini gör. pişman olmazsın. bir gün bunu yapman için çok geç olacak.

26.04.2017

aşk: karanlık kıtası dünyanın

ingeborg bachmann


kara hükümdar gösteriyor yırtıcı hayvan tırnaklarını
on solgun mehtabı yörüngeye kovalıyor
ve buyruklar yağdırıyor büyük tropik yağmurlara
dünya, sana öteki kutbundan bakıyor

denizleri aşıp, altın ve fildişi sahillerine
varıyorsun, kara hükümdarın ağzına kadar
ama orada, hep diz çökmüş kalıyorsun
bir nedeni yok seni bırakmasının da, seçmesinin de

ve buyruklar yağdırıyor büyük öğlen dönencesine
hava, yeşilin rengi ve mavi camlar parçalanıyor
güneş haşlıyor balığı sığ sularda
ve manda sürüsünün etrafında otlar tutuşuyor

öteki aleme gidiyor körleşmiş kervanlar
ve hükümdar, çölde kamçısıyla kum fırtınaları estiriyor
istediği, seni görmek, ayaklarında yalazlarla
tenindeki kırbaç izlerinden kırmızı kum akıyor

o ise postuyla ve alacasıyla, senin yanında
yakalayıp, ağını üzerine atıyor
beline sarmaşıklar dolanıyor
yağlı eğreltiotları ise boynunun çevresinde

inlemeler ve haykırışlar yükseliyor ormanın her yanından
hükümdar fetişi kaldırıyor. sözü yitiriyorsun
kapkara davullara vuruyor yumuşak tahtalar
sen, büyülenmişçesine kendi ölüm yerine bakıyorsun

bak, ceylanlar uçmakta havalarda
hurma sürüsü yarı yolda kalıyor
her şey tabu: topraklar, yemişler, akarsular
krom kaplı bir yılan dolanmış koluna

hükümdar bırakıyor elinden alametlerini
takın mercanları, bırak kendini ışıklı bir çılgınlığa
sen alabilirsin krallığın elinden kralını
sen, kendin de bir esrar, bak onun esrarına

bütün sınırlar çöküyor ekvator boyunca
panter, aşk odasında yalnız başına kalıyor
ölümün vadisini aşarak geliyor bu yana
ve pençesi, göğün eteklerine değiyor

7.12.2016

otuzuncu yaş

ingeborg bachmann

hiçbir yerde düşleri parayla satın alamazsınız. zaman ile belirlenir düşlerin fiyatı. bizde bir düş vardır, karşılığında bir ömür isteriz müşteriden.

hep bu görgü kuralları! niçin kimse çıkıp ne olduğunu söylemez bunların? ne diye kendimizin ve başkalarının uydurduğu zebanilerle dünyayı doldurup dururuz?

bir şeyin başıyla sonu arasında fark yok: yaşam ve ölüm.

telefonda çok vakit şöyle söylüyordu: sevgili dostlarım, bugün ne yazık ki gelemeyeceğim. belki bir dahaki hafta. bir dahaki hafta telefonun fişini çekiyordu.

benim cennetim, güzelliğin olduğu yerdedir.

bıraktığı yerden devam etme ayrıcalığı kimseye bağışlanmamıştı.

ne sıradan bir kimse, ne de seçkin biri gibi yaşamayı, zamana ayak uydurabilmeyi ve ona karşı durmayı isterdi.

yasak levhaları, buyruk levhaları olmaksızın düşünmekten korkuyoruz, özgürlükten korkuyoruz. insanlar özgürlüğü sevmiyor. özgürlük nerede boy göstermişse, insanlar onunla bozuşmuştur.

yeni bir dil olmadan yeni bir dünya yaratılamaz.

insan geçmişin derinliklerine ne kadar inerse, o kadar yitiriyor yolunu. bazen şu tarih denen şeye bir türlü akıl erdiremiyor, nereye gönül vereceğimi, hangi partileri, hangi grupları, hangi güçleri tutacağımı bilemiyorum. çünkü insan utanç duyulacak bir yasanın varlığını görüyor ortada, bütün kötülüklerin bu yasa uyarınca yapıldığını anlıyor. hep kurbanların tarafını tutabilirsin; ama kaç para eder, kurbanlar insana bir yol göstermiyorlar.

nasıl bazıları için tanrı, bazıları için para pul, bazıları için şan ve şöhret, bazıları için de ruhlarının ebedi huzuru önemliyse, benim için de doğru önemlidir.

mucize her zaman olduğu gibi güvenin, gözü kara bir güvenin ürünüdür.

bulanık ve çarpık görme, körlükten daha fenadır.

2.06.2016

arzu

ingeborg bachmann


rastlantılar değildir bizleri götüren kaçtıklarımızın yakınına
tıpkı kaçıp saklanışımız gibi çocuklara
sığınırız söylemeye korktuğumuz arzulara
ve onca acizken kendimizi koruyabilmekten
dikiliriz koruyucu olarak başkalarının kapılarına

adımlarımız, bize kadar
varabilen birkaç ezginin yetersiz
tınılarıdır yalnızca

12.11.2015

yorgun

ingeborg bachmann

yaşayacak bir niçin'i bulunan, hemen tüm nasıllara dayanabilir.

tek bir cümle, artık kendisine olan olmuş insana güvence vermeye yeter mi ki? bu dünyadan olmayan bir güvence gerek.

çünkü başkalarının buna amanı yok, onlar ülkelerinde oturuyorlar, çalıştıkları, planlar yaptıkları, eyleme giriştikleri ülkelerinde, onlar, yani gerçek anlamda zamanın dışında olanlar; çünkü onlar dilsiz, tüm zamanlarda egemenliklerini sürdürenler, yalnızca dilsiz olanlardır. size korkunç bir sır vereceğim: dil ceza demektir. her şey dile geçmek zorundadır ve her şey suçuna ve bu suçun kapsamına göre, yine dil içinde yitip gitmek zorundadır.

ben, babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.

düşünmemi öngördükleri şeyleri de düşünebilmekten tümüyle acizim, bir tarihi, bir işi, bir randevuyu, sabahın altısında mutsuzluğumun sınırsızlığından daha açık ve seçik algıladığım bir şey yok; çünkü asla kesilmek bilmeyen bir acı, hak edilmiş, tüm benliğimi saran bir acı, tüm sinir uçlarına eşit oranda dağıtılmakta, her zaman. çok yorgunum, evet, size söyleyebilirim, çok yorgunum.

1.08.2015

aşk

ingeborg bachmann

yaşamın bütünü, o yaşamı elde tutabilme çabasından başka bir şey değildir; güzellik ise, ölümü arayışı nedeniyle, yaşamla çelişki demektir.

neye inandığımı bilmek ister misiniz? ben, herkes için ve bütün günler için geçerli olan, tek tek her günün yaşanabildiği bir düzene inanıyorum. içinde bütün duyguların ve düşüncelerin yer bulabildiği bir büyük geleneğe ve onun gücüne inanıyorum. bu geleneğin düşmanlarının ölümüne inanıyorum. ben, aşkın dünyanın karanlık yarısında bulunduğuna, her suçtan, her kafirlikten daha yıkıcı olduğuna inanıyorum. ben, aşkın ortaya çıktığı her yerde, tıpkı yaradılışın ilk günündeki gibi bir kargaşanın doğduğuna inanıyorum. aşkın masum olduğuna ve yıkıma sürüklediğine inanıyorum.

aşk, yoluna ancak suçla birlikte ve insanı sonunda dünyanın bütün yargıçlarının önüne sürükleyerek devam edebilir. ben, âşıkların adil bir sonuç olarak havaya uçtuklarına ve hep uçmuş olduklarına inanıyorum. belki de orada burçlara yerleştirilmişlerdir.

22.08.2014

gelecek

ingeborg bachmann

bir gün gelecek, insanların siyah; ama altın gibi parlayan gözleri olacak; onlar güzelliği görecekler, pisliklerden arınmış ve tüm yüklerden kurtulmuş olacaklar, havalara yükselecekler, suların dibine inecekler, sıkıntılarını ve ellerinin nasır bağlamış olduğunu unutacaklar. bir gün gelecek insanlar özgür olacaklar, bütün insanlar özgür olacaklar, kendi özgürlük kavramları karşısında da özgür olacaklar. bu, daha büyük bir özgürlük olacak, ölçüsüz ve bütün bir yaşam boyunca sürecek. 

bir gün gelecek, insanlar savanları ve bozkırları yeniden keşfedecekler, uçsuz bucaksıza açılıp köleliklerine bir son verecekler, hayvanlar yükseklerdeki güneşin altında insanlara, artık özgür olan insanlara yaklaşacaklar ve dev kaplumbağalar, filler, bizonlar birlik içerisinde yaşayacaklar, ormanların ve çöllerin kralları, özgürlüklerine kavuşmuş insanlarla birleşecekler, aynı kaynaktan su içecekler, arınmış havayı soluyacaklar, birbirlerini parçalamayacaklar, bu, başlangıç olacak, bütün bir yaşamın başlangıcı. 

bir gün gelecek, kadınların altın kırmızısı gözleri, altın kırmızısı saçları olacak ve kadınlıklarının şiiri yeniden yazılacak. 

bir gün gelecek, insanların altın kırmızısı gözleri ve şaşırtıcı sesleri olacak; o gün insanların elleri yeniden sevme yeteneğini kazanacak ve insanlığın şiiri yeniden yazılmış olacak ve elleri, iyilik yapabilecek, masum ellerini varlıkların en yücesine uzatacaklar; çünkü insanlar sonsuza değin beklemek zorunda kalmamalılar, beklemek zorunda kalmayacaklar.

6.08.2014

engindir dünya

ingeborg bachmann


engindir dünya ve ülkelerden ülkelere giden yollar
ve nicedir diyarlar, ben hepsini tanıdım
bütün kulelerden seyrettim kentleri
gelmekte ve gitmekte olanlarıyla, insanları
raylarla yollar, dağlarla göller arasında uzanan
güne ve kar tarlaları engindi
ve engindi dünyanın ağzı, bir dolu sözcükle kulaklarımda
ve bestelemekteydi gece bile alaca ezgileri
beş kadehin şarabını bir dikişte içtim
saçlarım dört rüzgarın değişen barınaklarında kurumakta

bitti yolculuk
ama varabilmiş değilim hiçbir sona
her diyar bir şeyler götürmüş sevgimden
bir gözümü yakmış her ışık
giysilerim parçalanmış her gölgelikte

bitti yolculuk
ama prangasındayım henüz bütün uzaklıkların
hiçbir kuş taşımamış beni sınırların ötesine
denize akan hiçbir nehir
sürüklememiş aşağılara bakan yüzümü
ne de gezinmek istemeyen uykumu kucaklamış
biliyorum, şimdi daha yakında dünya ve sessiz

dünyanın arkasında
bulutlardan yapraklarıyla
ve maviliklerle tepesinde
bir ağaç yükselecek
kızıl güneşten kabuğuna rüzgar
bizim yüreğimizi kazıyor
ve serinletiyor çiğ taneleriyle

dünyanın arkasında
tepesinde bir meyveyle
ve bir kaseyle som altından
bir ağaç yükselecek
gel, seyreyleyelim, o kase
zamanın sonbaharında
kaydığında tanrının ellerine

28.01.2013

git, ey düşünce

ingeborg bachmann


git, ey düşünce, uçmaya yetecek kadar açık bir sözcük
kanatların ise, seni havalandırıp götürebiliyorsa eğer
hafif madenlerin sallandıkları
yeni bir aklın müjdesiyle
havanın keskinleştiği
kendine özgü silahların
konuştuğu yere
orada savun bizi

bir ağacı sürükledikten sonra batıyor dalga
ateş, önce kendine çekmişken, bırakıyor seni
inanç, yalnızca bir dağı yerinden oynatabildi

ne varsa bırakıp git, ey düşünce

acılarımızdan başka bir şey olmasın hamurunda
bütünüyle tercüman ol bize

8.06.2012

duvarın arkasında

ingeborg bachmann


kar olup dallardan sarkarak
uzanıyorum vadinin ilkbaharına
bir damla olup rüzgarın önünde
soğuk bir kaynak gibi
çiçeklere yağıyorum
çürüyorlar çevremde
bir bataklığı kuşatırcasına
ben, hep ölümü düşünmek gibiyim

uçarcasına geçiyorum bütün cennetlerin
emin diye bilinen mekanlarından
bana göre değil çünkü sakin yürümek
sütunları devirip duvar altlarını oyuyorum
denizin uzak hışırtılarıyla uyarıyorum başkalarını
çünkü bana göre değil geceleri uyumak
ta ağzına dalıyorum çağlayanların
ve dağlardan çığları yuvarlıyorum

ben, günü bölen çan sesleri gibi
barışın ve mutluluğun yakasına yapışan
ve olgun tarladaki orakları andıran
o büyük dünya korkusunun çocuğuyum
ben, hep ölümü düşünmek gibiyim

19.01.2012

karanlık şarkılar

ingeborg bachmann


ben de orpheus gibi çalıyorum şimdi
hayatın tellerinde ölümün ezgisini
ve yeryüzünün, bir de cennetin efendisi
gözlerinin güzelliğine söyleyebileceklerim
karanlık şarkılardır yalnızca

unutma, sen de ansızın, hani
o sabah, kurumamışken daha
döşeğin çiy yağmurlarından
karanfil henüz uyurken göğsünde
görmüştün o karanlık nehri
akıp giderken senin kıyılarından

gerip suskunluğun tellerini
akan kanının dalgalarına
ses veren yüreğine sarılmıştım
gecenin saçlarına dönüşüvermişti
bir tutam saçın gölgelerde
karanlığın o kömür rengi taneleri
kar gibi yağarken yüzüne

senin bir parçan değilim ne yazık ki
yakınmaktır şimdi tek yapabildiğimiz

orpheus gibi, ben de biliyorum artık
hayatın asla ayrılmadığını ölümden
şimdi ben, sonsuza kadar kapanmış
gözlerinin maviliklerinde yüzmekteyim

2.09.2011

akıntı

ingeborg bachmann


bunca yaşamda ve ölüme bunca yakın
o yüzden hesaplaşamıyorum kimseyle
koparıp alıyorum yeryüzünden kendi payımı

saplıyorum yeşil hançeri yüreğinin ortasına
atlas okyanusu'nun
kendi sularımda boğuluyorum

tarçın kokusu yükseliyor çatılardaki kuşlarla
katilim olan zamanla yalnız başımayım
esrikliklere ve maviliklere sığınıyoruz birlikte

31.05.2011

uzun lafın kısası

sigmund freud: varoluş bir hastalıktır.

george sand: zina, bir kadının sevgilisiyle geçireceği bir saat değil, ondan sonra geceyi kocasının kollarında geçirecek olmasıdır.

arundhati roy: düşlerini yitirirsen aklını da yitirirsin.

ece temelkuran: kadınlar avcılarla birlikte olmak ister. kabul edin ya da etmeyin bu böyledir. hiçbir kadın bir çiftçiye aşık olmaz.

franz kafka: nasıl yaşanırsa öyle ölünür.

ingeborg bachmann: insanın gerçek ölümü hastalıklardan değildir, insanın insana yaptıklarındandır.

adam fawer: insanın her zaman seçenekleri vardır.

herta müller: bir kadınla erkeğin birbirlerine verecek bir şeyleri olduğunda aynı yatağa girerler. insanlığın en iyi icadıdır yatak.

maggie gee: erkekler güçlüymüş gibi davranırlar ama aslında bebekten farkları yoktur.

vasili grossman: dünya üzerinde sadece ve sadece dar kafalı, kendi haklılığını sarsılmaz bir duygu haline getirmiş olan insanlar hüküm sürerler.

peter weiss: demokratik yönetimin anlamı, herkesin fikrinin geçerli olmasıdır.

julian barnes: ben kendi payıma, tohuma kaçmış bir bekar ya da cinsel açıdan soğuk bir eş yerine, zina yapan bir koca ya da aklı hep orasında olan biri tarafından yönetilmeyi yeğlerim.

2.04.2011

radyo oyunları

ingeborg bachmann



birbirimize sarılmış, yatmaktayız
denizin dibinde, suları örtünmüş
tek bir ağız olmuşuz şimdi
unutmayı ve huzuru solumaktayız

ve sessiz tekne üzerimizde
toprağı götürmekte gülümseyerek, eve
söndürmekte sıcacık bir kırmızının dalgası
kendisinden daha serin olan güneşi

uyuyoruz ve farkında değiliz artık
sahilde uçup gitmiş saatlerin
sarılmışız birbirimize istiridyeler gibi
içinde incilerin, düşlerin ve kumların saklandığı

29.03.2011

ingeborg bachmann

ahmet cemal

malina'da toplumu 'en kanlı arena' diye nitelendirmiş olduğu anımsatıldığında, bachmann'ın yanıtı şöyledir: "evet, yoksa kuşku mu duyuyorsunuz bundan? bu sözde uygar dünyada, görünüşte uygar davranan insanlar arasında, gerçekte sürekli bir savaşın egemenliğinden kuşku mu duyuyorsunuz? insanların birbirlerini ağır ağır öldürmekte olduklarına inanmıyor musunuz? kimi zaman herkes açık ve seçik görebiliyor bu gerçeği; ama uzun zaman parçaları boyunca da insanlar yine belli bir dinginlik içerisinde yaşayıp gidiyorlar, küçük yaralarıyla, yaralanmalarıyla birlikte ve aslında yaşanabiliyor da bunlarla."

"insan ancak maddi şeylerin ötesinde bir şeylere sahipse zengindir. ve ben bu materyalizme, bu tüketim toplumuna, bu kapitalizme, burada cereyan eden bu korkunçluğa, sırtımızdan yaşamaya hakları olmayan bu insanların zenginleşmesine inanmıyorum. gerçekte inandığım bir şey var ve ben buna 'bir gün gelecek' diyorum. ve özlemini çektiğim şey, bir gün gelecek. evet, belki de gelmeyecek; çünkü onu hep yıktılar, binlerce yıldır yıktılar. gelmeyecek; ama ben yine de inanıyorum geleceğine. çünkü eğer inanmazsam, artık yazamam."