halikarnas balıkçısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
halikarnas balıkçısı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.03.2017

sıtma

halikarnas balıkçısı

anofel ya da küleks insanın derisini delince o deliğe tükürür. o tükürüğü sivrisineğin ağzına açılan iki salgı bezi sağlar. tükürük deriyi yakar, tahriş eder. ve bu yakıcı madde iğnenin açtığı deliği genişletir. kanın pıhtılaşmasına da engel olur. kan iyice sulanır. sivrisinek, saman çöpüne benzeyen hortumunu deliğe sokar, birkaç yutkunuş ya da sömürüşte, lastik gibi olan arka kısmı pembe bir balon gibi şişer. ve sivrisinek zümrüt gözlü, yakut kıçlı bir mücevhere döner. kurbağa yavrularını andıran "sporozoa"lar kanın yuvarlarına çırpına çırpına girerler. bunlar o yuvarlar üzerinde ürerler. yuvarları yerler. işte insan o zaman esnemeye, üşütmeye, titremeye başlar. artık hapı yutmuştur o adam.

6.06.2014

şimdi uzaklardasın

mehmet h. doğan

ilk gençlik yıllarında, memleketin ıssız, hareketsiz kasabalarında geçirilen uzun yıllar, yalnız kalmanın hiç de öyle korkulacak bir şey olmadığını öğretir insana, kendi kendini biriktirmeyi öğretir.

edip cansever: bizlere dadanan her yakıcı umutsuzluk, her küstah acı, bir güzelliğe, bir yaşama direncine dönmek zorundadır. anlam da bizde, anlamsızlık da.

küçük kentlerde, tenha kasabalarda yaşamak zordur; sonsuz bir özveri gerektirir, kendine yetme gücü gerektirir. düzayak yaşam kolaydır; ama sıkıcıdır. ya da yaşamdan, dünyadan beklentilerinizin adamakıllı azaldığı bir yaşa ulaşmanız gerekir.

aziz nesin: bir her yana birden koştuk, koşmak zorunda bırakıldık. tarih, ekonomi, politika, edebiyatın her dalı, öykü, roman, tiyatro, sosyoloji, daha neler neler.. olamaz, olmamalı böyle şey. olur demek, hiçbiri tam olarak olamaz demektir.

çok denedim anlatmayı, yazmayı; ama olmuyor, acılar bu kadar sıcak ve tazeyken anlatamıyor insan. bütün yazılanlar, bütün anlatılanlar hafif, çocuksu kalıyor yaşananın yanında, insanı doyurmuyor. yaşananın ağısı yüreğe oturdukça sıkıyor boğazını insanın.

asım bezirci 2 temmuz 1993'te sivas'ta 35 şair, yazar, sanatçı, aydınla birlikte yobazlarca yakıldı.

denizin morluğunu belirtmek için
deniz mordur demek yetmiyor
o morun gerekçesini de belirtmeli
denizle olan ilişiğini de
ondan sonra deniz mor (metin eloğlu)

metin altıok ağır yanıklarla bir hafta daha boğuştuktan sonra 9 temmuz 1993 günü gitti. onları yakan karanlık çağ artıklarının yargılanmasıysa 5 yıl sonra hala sürüyordu. 37 insanın yaşama hakkını ellerinden vahşice alan gözü dönmüş yabanlar, ağır tahrik (!) nedenleri ileri sürülerek kurtarılmaya çalışılıyor.

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla (turgut uyar)

övgü nesine artık yaşamayanların! övgü, olsa olsa biz yaşayanların işine yarayan kalp bir paradır.

halikarnas balıkçısı: her yaşayan insan hayatın askeridir. ölüm var, her zaman. ölüm hayata sığmıyor ama hayat ölümü aşıyor. hayat doğadır.

şakir paşa'nın torunu olan cevat şakir kabaağaçlı, 87 yıllık ömre birkaç kişinin yaşamını sığdırarak kendi bildiği, istediği gibi, kendisine nasıl geliyorsa öyle yaşadı. orta öğrenimini robert kolej'de okuduktan sonra oxford'da yeni çağlar tarihi bölümünü bitirip yurda döndüğünde (1910) kendine pekala yüksek maaşlı bir görev edinebilecekken, gazete ve dergilerde çevirmenlik, yazarlık, ressamlık yaparak sürdürdü yaşamını. daha sonra şöyle diyecektir: "oxford'da dört yılda öğrendiklerimi unutmak için dört yıl harcadım."

rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerin
sevgilim
bana "sen bir şairsin" dediğin zaman (edip cansever)

23.04.2013

antep fıstığı

halikarnas balıkçısı

bodrum'da dişi melengeçlere ve yabani sakızlara antep fıstığı aşılandı. güzel oldu. fakat döllendirici erkek ağaçlar bulunmadığı için ürün dane yapmadı. gaziantep teknik ziraat müdürlüğü'ne mektup yazarak erkek fıstık aşısı istedik. oradan "erkeği yok" diye cevap geldi. bu ağacın diyoyik olduğu tamamen anlaşıldıktan sonra teknik ziraat müdürlüğü'nün bunu bilmemesine imkan yoktu. anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi, halk bulunduğu yerin ürününü başkasına kaptırmak istemez. o ürünü yalnızca kendisi yetiştirip satsın ister. buna büyük bir kıskançlıkla dikkat eder. işte aldığımız cevap da bu kabildendi. oysa anadolu'nun sadece bir ya da birkaç bölgesi değil, bütün bölgeleri bu fıstığı yetiştirse fiyatlarına pek etki etmez. çünkü yeryüzünde antep fıstığı yetiştirilebilen yerler pek sınırlıdır.

8.10.2009

merhaba anadolu

halikarnas balıkçısı

ispanyolların dans ederken "ole" diye bağırmaları, eski ispanya araplarının "allah" nidası idi.

latincede "diana tapınağı" da denilen efes'teki artemis tapınağı, hem dünyanın yedi harikasından biri, hem iyoniyen mimari üslubunun başlangıç ve prototipi hem de dünyanın ilk bankası olmakla ünlüdür.

eski dünyanın en garip bankaları iskenderiye bankalarıdır. oralarda hava sıcak ve gündüzleri rüzgarlı olduğu için bankalar gündüzleri açılmıyordu. güneş batınca bankalar açılıyor, ışıklar yanıp işe koyulunuyordu. çoğu kez geceleri rüzgar kesildiği için limanın dışında volta vurup duran gemiler limana girerek demir atabiliyorlardı. işte gelen gemiler ve gemilerin getirdiği ticari eşya dolayısıyla bankalar da işlem yapıyordu. şafak sökerken bankaların ışıkları söndürülür, kapıları kapanırdı.

günümüzün 300 sayfalık kitabı papirüs üzerine yazıldı mıydı, meşin kova ya da çantaların içindeki papirüsleri taşımak için hiç olmazsa altı kişi gerekirdi. oysa şimdi 300 sayfalık kitabı cebimizde taşıyabiliriz.

bodrum'da dişi melengeçlere ve yabani sakızlara antep fıstığı aşılandı. güzel oldu. fakat döllendirici erkek ağaçlar bulunmadığı için ürün dane yapmadı. gaziantep teknik ziraat müdürlüğü'ne mektup yazarak erkek fıstık aşısı istedik. oradan "erkeği yok" diye cevap geldi. bu ağacın diyoyik olduğu tamamen anlaşıldıktan sonra teknik ziraat müdürlüğü'nün bunu bilmemesine imkan yoktu. anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi, halk bulunduğu yerin ürününü başkasına kaptırmak istemez. o ürünü yalnızca kendisi yetiştirip satsın ister. buna büyük bir kıskançlıkla dikkat eder. işte aldığımız cevap da bu kabildendi. oysa anadolu'nun sadece bir ya da birkaç bölgesi değil, bütün bölgeleri bu fıstığı yetiştirse fiyatlarına pek etki etmez. çünkü yeryüzünde antep fıstığı yetiştirilebilen yerler pek sınırlıdır.

anofel ya da küleks insanın derisini delince o deliğe tükürür. o tükürüğü sivrisineğin ağzına açılan iki salgı bezi sağlar. tükürük deriyi yakar, tahriş eder. ve bu yakıcı madde iğnenin açtığı deliği genişletir. kanın pıhtılaşmasına da engel olur. kan iyice sulanır. sivrisinek, saman çöpüne benzeyen hortumunu deliğe sokar, birkaç yutkunuş ya da sömürüşte, lastik gibi olan arka kısmı pembe bir balon gibi şişer. ve sivrisinek zümrüt gözlü, yakut kıçlı bir mücevhere döner. kurbağa yavrularını andıran "sporozoa"lar kanın yuvarlarına çırpına çırpına girerler. bunlar o yuvarlar üzerinde ürerler. yuvarları yerler. işte insan o zaman esnemeye, üşütmeye, titremeye başlar. artık hapı yutmuştur o adam.