31.12.17

uzun lafın kısası

sadık hidayet: sapık din, sapık bilim doğurur.

nazım hikmet: en kötü şey, en kötü haberi bile bilmemektir.

miguel de unamuno: gülmek trajediye hazırlanmaktan başka bir şey değildir.

mualla gülnaz: modern hayat, bütün içeriklerinden sıyırdığı kadına geriye cinselliğinden başka şey bırakmamıştır.

necib mahfuz: acı çekmek kadar insanları bir araya getiren başka hiçbir şey yoktur.

john fowles: bağırsak boşaltma ve mesane boşaltma eylemlerine gönderme yapan terimlerin kullanılmasının anlamı, kültürel bir tetikleyici sonucu ortaya çıkan cinsel suçluluk ve bastırılmış duygulardır.

robert frost: ormanda iki yol belirdi önümde ve ben, daha az yürünmüş olanı seçtim.

kay redfield jamison: hayatta önemli olan insanın eline düşen kartlar değil, onları nasıl oynadığıdır.

john greenleaf whittier: herhalde insanoğlunun yazdığı ve söylediği acı sözlerin en acısı şu olmalı: "olabilirdi!"

pauline melville: yaşam iki tarih arasında değil, iki imge arasında asılıdır.

29.12.17

sıcak ülkelerden dönen vahşi sakatlar

tom robbins

acıma, şehvetin en azılı düşmanıdır.

her türlü depresyonun kaynağında kendine acıma vardır. insanlardaki her türlü kendine acıma da kendilerini fazlasıyla ciddiye almaktan kaynaklanır.

bilgisayar ve televizyon eğer onlara ufacık bir şans verirsen yaşamını elinden çekip alırlar.

aşk acısı kalpleri kırmaz, onları sadece olgunlaştırır. hüsrana uğrayan kalp kendini yeniler, ete döner ve acılaşır. keder kalbi genişletir ve kuvvetlendirir. öte yandan ruh kemik gibi kırılabilir ve asla tam olarak kaynamaz.

laf ü güzaf, dünyanın dönmesini sağlıyor.

tarafsız olmak adına ödleklik etmek akademisyenlerin tipik bir özelliğidir.

insanoğlunu sözde daha aşağı olan hayvanlardan ayıran şey nedir? tamı tamına altı tane önemli şey var: içgüdüsel olarak çiftleşen akılsız ateşböcekleri ve rakunlara karşılık olarak "mizah", "hayal gücü" ve "erotizm", sonra "maneviyat", "isyankarlık" ve güzelliği kendi yararı için takdir eden "estetik".

tanrıya yalan söyleyebilirsin ama şeytana asla!

her zaman her yerde var olan sömürüyü ustaca yönetmek isteyen ve üyelerini onun sembollerini, kurumlarını ve tüketim maddelerini ciddiye ve aslında daha ciddiye almalarında ısrar ederek kontrol etmeye -ve kazıklamaya- çabalayan bir toplumda hayatını kurtarmak isteyen biri için "mizahi bir hassasiyet" kesinlikle elzemdir.

fiziksel yakınlık gerçekten önemli olan şeyleri serbest bırakmak için bir araçtır: sözcükleri.

kadınlar sıcak iklimlerden dönen vahşi sakatları severler.

23.12.17

derviş ve ölüm

meša selimović

yalnız kendine sadıktır insan.

her türlü kuraldan daha geniştir yaşam. ahlak yalnızca bir imgelem, yaşam ise olup biten şeylerdir. insan yaşamına günahtan çok, günah işlememek için alınan önlemler zarar getirmiştir.

düşünen değil, eyleme geçen insandır.

aylak insan, her zaman iyi insanlar ve sevimli yerler arayabilir; onun duru ruhu, geniş gökyüzüne, özgür yollara açıktır; bu yollar insanı hem hiçbir yere götürmez hem de her yere götürür.

gerçek yaşlılığın başlangıcı yerleşmektir.

felaket ve kötülükleri her zaman herkes bilir, gizli kalan yalnız iyiliklerdir.

insan denen yaratık korktuğu için güçlü olmak ister, onun eski bir özelliğidir bu. gerçek şu ki büyük bir zorbadır insan. gerçeğe en uzak kalanlar ise zorbalardır. 

mum bitmek üzereyken daha iyi yanar. 

adaletsizliklerin hepsi aynıdır; oysa insan kendisine yapılan adaletsizliğin en büyük olduğunu sanır.

suçsuz bir insanı öldüren, bütün insanları öldürmüş gibi olur.

ölüme aracılık eden umut, nefretten daha büyük bir can alıcıdır. o, arzuladığı şeyleri kulağına fısıldayarak insanı yatıştırır, inandırır ve bıçağın altına gönderir.

21.12.17

bölünen ruhun öyküsü

henry miller

bazen yaşam iksiri öyle bir dolup taşar ki görkemle, ruh dört bir yana saçılır böyle anlarda. ruhun canı sel gibi kapladığı görülür madonna'ların meleksi gülümseyişlerinde. dolgunlaşır yüzün ayı, denklem kusursuzdur. bir dakika, yarım dakika, bir saniye sonra geçmiştir mucize. anlaşılamayan, açıklanamayan bir şey verilmiştir dışa ve bir şey alınmıştır.

bir insanın yaşamında ay hiç dolun olmayabilir. bazı insanların yaşamlarında da gözlemlenebilen tek gizemsel doğa olayı, sürekli bir ay tutulmasıdır. dehaya tutulanlarda görülür bu durum, ne biçime girerse girsin, ayın sürekli olarak parlatılıp sararmasından başka bir şey olmadığını görmek ürkütür bizi. sayıları daha da az olanlar kural dışında kalanlardır, dolgunlaştıktan sonra bu mucizeden dehşete kapılarak, kendilerini doğurup can veren şeyi söndürmeye çalışırlar artık yaşadıkları sürece.

bölünen ruhun öyküsüdür usun savaşı. ay dolunayken, küçülerek solup gitmeyi, küçültülerek anlayışsız bir ölümle ölmeyi kabul edemeyenler vardı; kendi cennetlerinin doruğunda pırıl pırıl asılı kalmaya uğraşıyorlardı. yaşamın işleyişini tutuklamaya uğraşıyorlardı.

yaşamın işleyişini tutuklamaya çalıştılar, kendilerini, kendi doğum ve ölümlerini, başarılarını ve değişimlerini etkileyen, varlığını böylece saptayan işleyişi. gelgite yakalanıp parçalandılar. gövdeden ayrıldı ruh, bunun savaşını zihinde sürdürmeyi, bölünmüş bir benliğin gerçeğe benzemeyen görüntüsüne bırakarak. kendi saçtıkları ışıkla kavrulmuş, hiç bitmeyen boş bir arayışla güzeli, doğruyu, uyumu arayarak yaşarlar. kendi parlaklıkları ellerinden gitmiş; onları kendilerine çekenlerin ruhlarını ele geçirmeye uğraşırlar. yakalarlar her bir ışını, yansıtırlar aç varlıklarının her bir yüzeyiyle. ışırlar hemen, ışık onlara yöneltildiğinde, aynı hızla da sönerler. üstlerine vuran ışık ne kadar yoğun olursa o kadar parlak -ve göz kamaştırıcı- olurlar. özellikle ışık saçanlar için tehlikelidirler; bu parlak ve tükenmez ışık kaynaklarının çekimine kapılırlar en çok, tutkulu bir kaptırışla.

fransız teğmenin kadını

john fowles

insan tarihi boyunca seçkin kitle seçilmiş olma özrüne sığınmıştır hep. ama zaman tek bir özür tanır.

planlanmış bir dünya ölü bir dünyadır.

hepimiz gerçeklikten kaçarız. bu, homo sapiens'in temel tanımıdır.

ölüm nesnelerin doğasında değildir, onların doğasıdır. ama ölen biçimdir. madde ölümsüzdür. varoluş dediğimiz birbirinin yerine geçen bu biçimler silsilesinin içinden bir tür yeniden doğuş geçer.

kapısındaki mutlu hizmetçi mutlu bir evin en iyi göstergesidir.

yabancı biri, hem de karşı cinstense, genellikle en az önyargılı olan yargıçtır.

hepimiz şiir yazarız; ama şairler bunu kelimelere dökerler.

insanları, daha onlara yürümeyi öğretmeden koşturmakla mutlu edemezsiniz.

tekvin büyük bir yalan; ama aynı zamanda muazzam bir şiir; ve altı bin yıllık bir rahim milyonlarca yıllık bir rahimden çok daha sıcaktır.

tıbbın yarısı hastanın doktora olan güvenidir.

fakirleri hiçbir şey havadan gelen para kadar sarsmaz.

vermek yapılabilecek en iyi şeydir.

zamirler insanların uydurduğu korkunç maskelerdir.

unvan taşıyan cüzdan taşımaz.

bebek bekleyen annelerin o ağır, telaşsız yürüyüşünde bir şeyler vardır; dünyanın en yumuşak kibri olsa bile bir kibir.

talih zorlu bir işverendir; hayal gücüne, iyiliğiyle bağlantılı olarak neler kaybedeceğini gösterir.

19.12.17

deha

marcel proust

deha, hatta büyük bir yetenek, zihinsel ögeler ve sosyal gelişme bakımından başkalarına üstünlükten ziyade bunları dönüştürme, aktarma melekesinden kaynaklanır. bir sıvıyı bir elektrik lambasıyla ısıtabilmek için gereken şey en güçlü lamba değil, akımı değiştirilip ışık yerine ısı verebilen bir lambadır. havalarda gezebilmek için en güçlü otomobile sahip olmak gerekmez; yerde ilerlemesini durdurup izlediği hatta dik bir çizgide, yatay hızını dikey kuvvete dönüştürebilecek bir otomobile ihtiyaç vardır. aynı şekilde, dahice eserler üreten kişiler, en seçkin çevrede yaşayan, en parlak konuşma biçimine, en geniş kültüre sahip kişiler değil, birdenbire kendileri için yaşamayı keserek kişiliklerini bir aynaya, sosyal ve hatta bir bakıma zihinsel açıdan sıradan bir hayat da olsa, hayatlarını yansıtacak bir aynaya dönüştürecek güce sahip olanlardır; çünkü deha yansıtılan görünümün özündeki değere değil, yansıtma gücüne bağlıdır.

18.12.17

felsefenin görevi

max horkheimer

zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken, acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir. bu şarkısı söylenmemiş kahramanlar, başkalarının toplumsal süreç içinde bilinçsiz olarak hedef olduğu terörist imhaya bilinçli olarak hedef kılmışlardır kendi varlıklarını. toplama kamplarının adsız kurbanları, doğmaya çabalayan insanlığın simgeleridir. bu insanların kendi sesleri zorbalığın darbeleriyle susturulmuş da olsa, felsefenin görevi, onların yaptıklarını işitilebilecek sözlere dönüştürmektir.

15.12.17

şükrü yarbay

ülkü tamer

"sınıf arkadaşımız"* şükrü yarbay, 27 mayıs'tan sonra emekliye ayrılmıştı. 28 nisan olayları sırasında istanbul'da görevli olduğunu söylüyor, şimdi sınıfta sıraları paylaştığı bizlere o güç dönemde nasıl yardım ettiğini anlatıyordu.

işkenceci polislerden yakınıyordu:

"sırtımda yarbay üniformasıyla odaya girince bir de baktım ki polisler almışlar bir öğrenciyi ortalarına, hababam vuruyorlar! ama nasıl bir dayak! ben olsam oracıkta ölmüş gitmiştim. cop, tekme, tokat, yumruk.. dayanamadım."

acaba ne yaptı diye yüzüne bakıyoruz.

"dayanamadım. çıkıp gittim."

* istanbul üni. iktisat fak. gazetecilik enstitüsü, 1961.

14.12.17

yaşam sanatı

zygmunt bauman

"eğer bir lamba ya da ev sanat yapıtı olabiliyorsa insan yaşamı neden olmasın?" (michel foucault)

belirsizlik, ahlaklı insanın asıl zemini ve ahlakın filizlenip serpilebileceği tek topraktır.

lawrence grossberg: bir şeye yeterince özen göstermenin, önemseyecek kadar inanmanın mümkün olduğu ve böylece de kişinin bu şeye bağlanıp bütün benliğini hasredeceği yerleri tespit etmek gitgide zorlaşıyor.

eldeki bir şeyin nicelik olarak artışı hiçbir şekilde başka bir nitelikteki ve değerdeki şeyin yokluğunu tam anlamıyla telafi etmez.

seneca: yaygın kabul gören şeyin en iyi olduğunu düşünerek söylentiye boyun eğmemiz ve birçoğumuzun izinden gidebileceği pek çok iyi şey bulunmasından ötürü akıldan ziyade öykünme ilkesiyle yaşamamız kadar başımıza bela getiren başka bir şey yoktur.

umutları çökeldikleri gerçeklikler içerisinde fark etmek çoğu zaman zordur.

insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.

akışkan modern dünyada hiçbir değerli etkinlik değerini çok uzun süre koruyamaz.

hepimiz kendi yaşamlarımızın sanatçılarıyız. sanatçı olmak, aksi halde biçimsiz ve şekilsiz olacak şeye biçim ve şekil vermek demektir. ihtimalleri manipüle etmek demektir. aksi halde "kaos" olacak şeye bir "düzen" dayatmak demektir: belirli olayları diğerlerinden daha olası hale getirerek, aksi halde kaotik -gelişigüzel, rastgele ve dolayısıyla önceden kestirilemez- olacak bir grup şeyi "organize etmek" demektir.

marcus aurelius'un nasihati, gündelik koşuşturmacadan, aşağılık her şeyden uzak durmaktır; çünkü bunlar geçici, ucuz ve adidir: "dünyevi şeyleri çok yüksek bir noktadan aşağı bakıyormuşçasına görün."

13.12.17

esrar üzerine

walter benjamin

esrar etkisindeyken eskisi gibi, yine aynı düşünce patikalarını izlersiniz; ama bu kez bu patikalara güller saçılmıştır.

lunaparklar, sanatoryumların bir ön biçimidir.

sarhoşluk halinde, yeniye, el sürülmemişe ulaşmak için büyük bir umudun, hevesin, arzunun kanatlandığı pek görülmez; bunun yerine, bunlara sadece bitkin, dalgın, miskin, atıl bir yokuş aşağı gezintide ulaşılır.

canlı olan, yok oluşun cinnetini sadece üremenin coşkun sarhoşluğunda yener.

insanlığın körleşmiş ve hayvani yanından kaynaklanan şeylere sahip olmaları bir yana, en derin gerçekler, körleşmiş ve bayağı olana uyum sağlayabilmek, ve hatta, kendilerini kendi tarzlarıyla sorumsuz düşçülerde yansıtmak gibi büyük bir güce sahiplerdir.

karl kraus: bir sözcüğe ne kadar yakından bakarsanız o da size o kadar uzaktan bakar.

önemli düşünceler uzun süre uykuya yatırılmalıdır.

keder, kımıldamadan sarkan peçedir ve kendisini kaldıracak hafif bir rüzgarın özlemiyle yanıp tutuşur.

yaramazlık, sihirbazlık yapamayan çocuğun can sıkıntısı demektir. onun dünyaya ilişkin ilk deneyimi, yetişkinlerin daha güçlü olmaları değil, kendisinin sihirbazlık yapamamasıdır.

yalnızken aldığımız en korkunç uyuşturucu kendi benliğimizdir.

yalnızca çocukluk hüznün kaynaklarını arayıp bulabilir ve neşe saçan ünlü şehirlerin kederli yüzünü anlayabilmek için, içinde bir çocuk olarak yaşamış olmak gerekir.

dünyanın örgüsü içinde, düş, bireyselliği çürük bir diş gibi yerinden oynatır.

11.12.17

mucize

osho

arzular her zaman vaat eder ama hiçbir zaman vermez. arzular her zaman mutluluk, coşku vadeder ama son asla gelmez ve her arzu sadece daha fazla arzu ile sonuçlanır. her arzu kendi yerine daha fazla, daha büyük arzular yaratır ve tabii ki sonunda da daha fazla hayal kırıklığı gelir.

mucize budur: dünyanın hüsran olduğunu, dünyanın ıstırap olduğunu bir kere anladığında artık hüsrana uğramazsın. düş kırıklığı, dünyanın düş kırıklıklarıyla dolu olduğunu görmezsen gelir. umutsuz olduğunu bilsen bile umut ettiğin için ıstırap gelir. bu umut saçmadır. bunu anladığında artık hiç de umutsuz hissetmezsin. o zaman böyle hissetmeye gerek kalmaz.

bekleyiş sadece karamsarlık yaratır. bekleyiş olmadığında ıstırap içinde olmaya gerek de yoktur. bir kere hayatın ıstırap olduğunu anladığında, hiçbir zaman ıstırap içinde olmazsın, onun dışında olursun.

bu dönen tekerleğin -bu dünyanın, bu sözümona hayatın, tekrarlayan bu bozuk döngünün- doğasını bir kez anladığında, sessiz ve mutlu bir insan haline gelirsin.

artık umut etmediğin için umutsuzluk duygusu yoktur. rahatsındır, sakinsindir. ne kadar rahat olursan o kadar sakin olursun. ne kadar anın içinde olursan o kadar durgun, o kadar hareketsizsindir.

8.12.17

genius.

düşüncesiz davranan adamlar şantaja açık olur.

artık bütün dünya ikiye bölündü. bir yarısında kadın var ve orası hep neşe, umut ve ışık dolu. diğer yarısındaysa kadın yok ve orası kasvet ve karanlık dolu.

kötülüğe karşı barış yanlısı olamazsın.

bir parçacığın hızını ne kadar kesin şekilde ölçerseniz konumunu o kadar az kesin şekilde bilirsiniz. yani belki de fikrimi ne kadar kesin öğrenmeye çalışırsanız duruşumu o kadar az kesin şekilde bilirsiniz.

doğum günleri insana ne kadar az şey başardığını düşündürüyor.

hepimiz kendimiz için mazeretler uydururuz. öyleyse başkaları için de uyduracak kadar iyi olmalıyız. insanlar karmaşıktır. hepimiz aynı düzgün insanlığı, aynı merakı paylaşıyoruz. umutları, hayalleri. aynı tanrı'yı.

doğanın derinliklerine bak. o zaman her şeyi daha iyi anlarsın.

kendi çalışmalarımda gözüpek bir sorunla karşılaştığımda cevabın genellikle gözüpek bir çözüm olduğunu görüyorum.

insanın itibarını oluşturması bir ömür sürer ama onu bozması sadece bir an.

mirasınızı çok fazla umursuyorsunuz. dünyanın sizi nasıl hatırlayacağını. ama dünya kendi ailenizle başlar ve biter.

insanlığın temel varlığına bir tehditle karşı karşıyayız. belki de nihayetinde bizi kurtaracak olan şey, birbirini tamamen yok etme kabiliyeti olan iki süper güçtür. atom bombası kullanımı atomla misillemeye yol açar. o misilleme de daha çok misillemeye yol açar ve karşılıklı yok oluşla sonumuz gelir. o yüzden iki taraf da tek bir silah bile kullanmaya cesaret edemez. delilik olur bu.

ama yanlışlıkla, aptallık sonucu veya bir tiranın isteğiyle de olsa bu silahlar kullanılacak. kullanıldığı zaman bize tanrı bile yardım edemez.

5.12.17

kahraman

vladimir nabokov

okur tarafından sevilen kahraman, kitap kapakları arasında nasıl bir evrim geçirmiş olursa olsun, kader çizgisi zihnimizde belirlenmiştir; aynı biçimde dostlarımızın da kendileri için çizdiğimiz şu ya da bu mantık içinde ya da alışılmış biçimde davranmalarını bekleriz. belli bir kişiyi ne kadar seyrek aralıklarla görürsek onun hakkında oluşturduğumuz kalıba uysallıkla girdiğini görmenin verdiği zevk de o kadar doyurucu olur. öngördüğümüz kader çizgisinden herhangi bir sapma, bize sadece haddini bilmezlik değil, ahlaki düşkünlük olarak da gözükür. yüzyılın görüp göreceği en önemli şiir kitabını kapı komşumuz gezgin sosisçinin yazdığını öğrensek, onu hiç tanımamış olmayı yeğleriz.

ölüm

murathan mungan

doğuda ölüm herkesin gizli mesleğidir, demişti bir şair.

ölümün görüntüleri her zaman kesindir; yanlış anlamalara izin vermeyecek ölçüde kesin. ölümün her an bir olasılık olması, görünmeyenin en büyük iktidarıdır.

bazı insanlar bir kelime darbesiyle ölürler. şimdilerde ise değil ölmek, kimseye tek bir mana bile söylemiyor kelimeler.

bazı insanların hayatında bazı ölümler geri dönülmez değişikliklere yol açar, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı değişikliklere. herkesin hayatında da böyle olduğu sanılır. hayır, herkesin hayatında böyle olmaz. bazıları hayatlarından eksilenlerin yasını tuttuktan sonra, geriye dönüp kaldıkları yerden aynen sürdürürler hayatlarını. daha kalpsiz olduklarından değil, yalnızca böyle olduklarındandır bu. kimileriyse yas tutmayı bilmez. ya hiç yas tutmazlar, ya da bütün ömürlerini tuttukları yasa çevirirler; bu sefer de geriye hayat kalmaz.

2.12.17

öykü

david m. buss

geçmişimiz üzerine anlattığımız öyküler, seçerek eklediğimiz, çıkardığımız, kararttığımız ayrıntılarla, kuşkusuz yansız tanımlamalardan daha başka amaçlara yönelirler. anlattığımız öykülerin toplum içindeki konumumuz ve itibarımıza ilişkin kaygılardan etkilenmemesine olanak yoktur. yine de bu öyküler, biz onları çarpıtsak da, değerli olabilir. benim hayatımın bir izleğini, romancı vladimir nabokov, geride kalan gençliğine bakarken çok güzel bir şekilde dile getirmiştir:

"genç bir yazarın, yıllar sonraki yaşlı yazara duyduğu coşkulu aşk, özenişin en övgüye değer biçimidir. bu aşka, daha büyük kütüphanesindeki yaşlı adam karşılık vermez; çünkü protezsiz damağını ve sulanmayan gözlerini hatırladıkça hayıflansa bile, gençliğinin o acemi çırağına karşı hoşgörüsüz bir aldırmazlıktan başka bir şey hissetmez."

1.12.17

misafir

orhan veli kanık



dün fena sıkıldım akşama kadar
iki paket cigara bana mısın demedi
yazı yazacak oldum, sarmadı
keman çaldım ömrümde ilk defa
dolaştım
tavla oynayanları seyrettim
bir şarkıyı başka makamla söyledim
sinek tuttum, bir kibrit kutusu
allah kahretsin, en sonunda
kalktım, buraya geldim

30.11.17

uzun lafın kısası

gabriel tarde: hayat, yararsızlıktan geçerek imkansızı aramaktır.

judith martin: her içgüdünün peşinden gitsek, şu anda birbirimizi boğazlıyor olurduk.

richard price: güç kadar gözden kaçırılmaması gereken başka bir şey yoktur.

erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

giorgio agamben: düşlerini gerçekleştirmiş birinden daha sıkıcı bir şey yoktur.


hermann hesse: öbür dünya diye bir şey yok. kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da öyle. aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini; ama bu da uzun sürmez.

rıfat ılgaz: eleştiri dost övgüsü, kitap reklamı değildir. o da şiir kadar dürüstlük ister.

harold lamb: yanlışı doğrudan sadece bir saç kılı ayırsa bile, yanlış yine de doğru değildir.

rollo may: yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

françois thual: hiçbir toplum, ister ekonomik olarak ister demokratik olarak kurulmuş olsun, etnik yangının geri dönüşünden muaf değildir.

gertrude stein: yanıt yoktur. yanıt olmayacaktır. yanıt asla olmamıştır. işte yanıt budur.

25.11.17

daniel martin

john fowles

bir sanatçı kendisinin en acımasız yargıcı değilse sanatçı değildir.

önemli olan insanın ruhunun sağlam olmasıdır.

başarıya ulaşmada başarısız olmak ahlakı belirtir; genetik bir hatayı değil, ahlakı gösterir.

"tanrı'ya inanıyorum" demenin genellikle "düşünmemeye inanıyorum" demekle eş anlamlı olması gibi, "seni seviyorum" demek de "senin sahibin olmak istiyorum" demenin örtük halidir.

özel, zihinsel ya da kamusal ve edebi bütün yazılar, koşullu geçmiş ve gelecekten kaçma girişimidir.

imgeler özünde faşisttir. çünkü ne kadar belirsiz ve bulanık olursa olsun, gerçek geçmiş deneyim hakikatin üstüne damgasını vurur; tıpkı harabelerle karşılaştığımızda arkeologlara değil de mimarlara başvurmamız gerektiği gibi. söz, işaretlerin en kesin olmayanlarındandır. yalnız bilimi kafasına takan bir çağ, sözün kesin olmayışının bir eksiklik değil de harika bir meziyet olduğunu anlayamaz.

her birey yalnızca var olan ilişkilerin değil, aynı zamanda bu ilişkilerin tarihinin de sentezidir.

insanları ezen bir dış güç olarak toplumsal yapı, duraklamaları kişiyi kendisine benzeterek edilginleştirir; yeni bir siyasi etik geleneğe ve yeni girişimlere kaynak yaratmak üzere bir araca, özgürlüğün bir aracına dönüştürür.

iradesiz gerçek merhamet, merhametsiz gerçek irade yoktur.

beden ölür, su bulanır
ruh tereddüt eder
ve rüzgâr unutur, hep unutur
ama alev aynı kalır

gözümüz açıldığında gerçek tuzak, aslında hiç yaşamadığımızı fark etmemiz değildir pek. artık yazamayışımızdır. bunu yoksun olduğun şeyden var edersin, elinde olandan değil.

23.11.17

yaşama uğraşı

cesare pavese

gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda.

ah şu kayıtsızlığın gücü! budur taşlara milyonlarca yıl değişmeden dayanabilme olanağı veren.

bir kadın sana koşarsa, o çoktan hesaplarını yapmış demektir.

çok acı çekmiş olmanın karşılığı, sonradan köpekler gibi ölmektir.

davranışlarında ve düşüncelerinde bir başka insanın varlığını hesaba katmadan bir gün geçirebildiğin zaman, kendini yiğit bir insan sayabilirsin.

dünyanın en büyük mutluluğu başlamaktır.

edebiyat, yaşamın saldırılarına karşı bir savunmadır.

insan artık istemediği zaman elde eder bazı şeyleri.

her bakımdan alışkanlıklarımızın kölesi olan yaratıklarız.

cimri savurgan olduğunu sanır; savurgan da cimri olmaktan korkar; ikisi de işkence içindedirler bu yüzden.

sadece yalan söylemen, gerçekleri abartman, biraz süslemen yeter; sonucun şaşırtıcı olduğunu göreceksin. şehvet oyununda yalanlardan kaçmak diye bir şey yoktur.

atalardan kalma hazine sadece şudur: bir şeyi öyle yapılması gerektiği için iyi yapmak.

en güzeli, insanın kendisini parlatması, sessizce ve hiçbir şeye aldırmadan kendisini bir kristale dönüştürmesidir.

22.11.17

amerigo

stefan zweig

her keşif, her buluş sadece onu bulanla değil, daha ziyade bu keşfin etkin güçlerini tanıyanla geçerli sayılır.

yapılan bir şeyi anlatan ve açıklayan kişi, çoğu zaman onu yapandan daha önemlidir ve tarihin önceden kestirilemez güçler dengesi içinde genellikle en küçük bir hareket bile en inanılmaz etkilere neden olabilir.

tarihten adalet bekleyen, onun vermeye yanaştığından çok daha fazlasını istemiş demektir. tarih, ölümsüzlüğü genellikle yalın, ortalama bir insana dağıtırken en cesur ve bilge olanları, isimsiz karanlığa savurur.

itiraz sonradan bir protestan engizisyonunun ilk kurbanı olarak cenevre’de calvin tarafından ateşe itilip trajik bir şöhret kazanacak olan miguel servet adında garip bir adamdan gelir.

miguel servet, sosyal bilimler tarihinin garip bir karakteridir; kısmen bir dahi, kısmen bir deli, huzursuz kişilikli, delidolu tutumu nedeniyle her şeyde yetersizlik gören ve bilim alanında kendi görüşünü mümkün olan en şiddetli biçimde savunması gerektiğine inanan bir delifişektir. fakat verimsiz görünen bu adamın, her yerde doğru sorunlara temas etmek gibi bir yeteneği vardır.

hakikatin söylentiye yetişmesi nadiren mümkün olur. bir kez dünyaya söylenmiş bir söz, buradan güç toplar ve kendisine hayat verenden özgür ve bağımsız yaşamını sürdürür. bu sözün ilk kez dudaklarından döküldüğü genç adamın şimdi utançla onu bastırmaya, susturmaya çalışması boşunadır. söz çoktan havada salınmaya başlamıştır, harften harfe, kitaptan kitaba, ağızdan ağıza dolaşmakta, durdurulamaz ve ölümsüz bir şekilde zamanı ve mekanı aşmaktadır; çünkü aynı anda hem gerçekliğin hem de fikrin ta kendisidir o.

21.11.17

kurban

jean meslier

aklımı hiçbir zaman kurban etmeyeceğim. çünkü, yalnız bu akıl, bana iyiliği kötülükten, hakkı batıldan ayırt ettirebilir.

eğer sizin iddia ettiğiniz gibi, aklım tanrı'dan geliyorsa, çok cömert olduğunu söylediğiniz tanrı'nın, ancak beni yok etmek ve öldürmek üzere, sırf beni bir tuzağa düşürmek için aklı bana vermiş olduğuna hiçbir zaman ihtimal vermem. ey rahipler! tanrı'nızın bir bağışı, vergisi olduğunu bize temin ettiğiniz aklı tanımlarken, tanrı'nınıza iftira ettiğinizi görmüyor musunuz?

tecrübeden asla vazgeçmeyeceğim. çünkü, tecrübe, hayal gücünden ya da bana kabul ettirilmeye çalışılan rehberlerin otoritesinden daha güvenilir bir yol göstericidir. bu tecrübe bana gösteriyor ki, hırs ve çıkar, o rehberlerin gözlerini görmez hale getirebilir, kendilerini de yanlış yola saptırabilir ve tecrübenin otoritesi, ya aldatmaya çok elverişli, ya da başkalarını aldatmakta çok çıkarcı olarak bildiğim birçok insanın kuşkulu tanıklığından, kesin olarak büsbütün başka bir önem ve değerdedir ve ruhun üzerinde büsbütün başka bir hüküm ve etkiye sahiptir.

duygularıma güvenmeyeceğim. çünkü bilirim ki bazen beni hataya düşürebilir. ancak öte yandan, duygularım beni hep aldatmaz. pekala bilirim ki, göz, güneşi gerçekte olduğundan çok küçük gösterir. ancak duyguların yeniden uygulanmasından başka bir şey olmayan tecrübe gösterir ki, eşya ne kadar uzak olursa o ölçüde küçük görünür. dolayısıyla, güneşin dünyadan çok büyük olduğuna emin olurum.

dolayısıyla, duygularımın, bana alelacele verdirmiş olduğu kararları soruşturmak için, tecrübelerim yeterlidir.

19.11.17

çıkış yolu

joyce carol oates

çıkış yolu. wittgenstein'ın yaşamının tek amacı sineğe şişeden çıkış yolunu göstermekti; ama, gerçek şuydu: insanoğlu şişeden çıkış yolunu öğrenmek istemiyordu; bizler tutsaktık, şişenin içi bizi büyülüyordu; cam yüzeylerin dokunuşu yetiyordu bize; bu cam yüzeyler deneyimlerimizin ve heveslerimizin sınırlarıydı; şişe derimizdi, ruhumuzdu; camın görüşümüzü bulandırmasına alışmıştık; çevremizdekileri arada cam olmadan açıkça görmek istemiyorduk; daha taze bir hava solumak istemiyorduk; şişenin dışında yaşayamazdık. ya da, şişenin camdan yansımalı dilinde, kendimize bunun böyle olduğunu söylüyorduk.

"sineğe şişeden çıkış yolunu göstermek mi istiyorsun? şişeyi kır."

afrikalı leo

amin maalouf

bir toplum en güçsüz bireyini yalnız bıraktığı anda dağılmaya başlar.

"yitik bir ülke, çok yakın bir akrabanın ölüsü gibidir. onu saygıyla göm ve sonsuz yaşama inan."

bir insan ister altın, ister akıl yönünden varsıl olsun, bunlardan yoksun olanlarla konuşurken çok dikkatli olmalıdır.

ıssız bir yerde bir kadın bir aslanla karşılaşırsa eteğini kaldırıp belli yerini göstermesi yetermiş. hayvan kükreyerek arkasını döner gidermiş.

12 yaşındayken hayvanlarla insanları karşılaştırdığımda hayvanların daha zararlı olacaklarına inanırdım.

şunu bil ki genç konuğum, ulu tanrı'nın bir insana verebileceği en büyük armağan, onun kervanların gelip geçtiği dağlarda doğmasını sağlamaktır. kervan yolu bilgi ve varsıllık getirir. dağlarsa koruma ve özgürlük sağlar. siz kent insanları için altın ve kitap kolay ulaşabileceğiniz yerlerdedir ama önlerinde boyun eğdiğiniz sultanlar da vardır.

en değer verdiğim anılarım yalımlar arasında kaldı.

nitelikli bir erkeğin, durumuna uygun düşmeyen bir biçimde hafifleşmeden duygularını açığa vuramayacağını çok iyi biliyordu.

sultanların aptallığı, yazgının akıllılığıdır.

eğer bir insanın ağzında dili varsa, hiçbir zaman umarsız değildir.

bir insan piramitlerin yakınındaki bir kulübede mutluluğu bulabilmişse, niye bir sarayın düşlerini kurar?

16.11.17

mobius dick

andrew crumey

tesadüfler biz ne anlama gelmelerini istersek o anlama gelir.

olaylar bizim lehimize geliştiğinde, bunu şans değil, kader veya yetenek olarak adlandırmayı tercih ederiz. oysa neticede her şey gelip şansa dayanır.

hayat bir anlatıdan ibaret değildir. aksini düşünmek, birilerini eğlendirip hoşnut etmeyi amaçlayan romancıların oynadığı bir oyundur.

düzenli bir ortam, düzenli bir zihin yaratır, yani boş bir zihin.

robert musil'e göre niteliksiz adama en kusursuz örnek, matematikçidir. herkes bir şairin ya da askerin nasıl görünmesi gerektiğini hayal edebilir; ama matematikçiyi hayal edemez. kimse onun ne hissettiğini, nasıl davrandığını bilmez. bir nevi hayalettir o, gerçekliğe teğet geçen biri. yemek yer veya opera izler ya da yürür gibi görünürken, aslında kendi zihninin içinde başka, gizli bir şey yapıyordur; tamamen soyut, sesi, rengi, biçimi, dokusu olmayan bir şey.

"anılar kalemlere benzer: uzun zaman dayanırlar ama onları düzenli olarak yontup keskinleştirmek gerekir."

hiçbir şey boş bir kağıdın görüntüsü kadar moral bozucu olamaz.

ilişkilerimiz etrafa dalgalar yayar ve bu hain salınımların sonunda nereye çarpacağını tahmin etmek epey zordur.

fizikte bütün öznelliği bir kenara koyduğunda elinde doğrular ya da yanlışlar kalır.

edebiyat eleştirmeni olmadığıma memnunum. insan bütün hayatını kötü bir evlilik içinde, beş para etmez bir yazara ayılıp bayılarak geçirebilir.

insanlığın sunabileceği en egzotik ve uç deneyimler bile klinisyenlerin gözünde bir sayfadaki çarpı işaretlerine ya da boşluklara dönüşebilir.

15.11.17

bilim yolunda

richard dawkins: yetişkin bir inek, ahlak açısından, her türlü makul ölçüte göre, doğmamış bir bebekten daha çok sevgi ve yakınlığımızı hak eder. öte yandan, kürtaj doktoruna "cani!" diye haykıran yaşam yanlısı kişi, evine gidip bifteğini afiyetle yer. dr. doolittle ile büyümüş olan bir çocuğun gözünden bu çifte standart kaçmaz. kutsal kitap ile büyütülmüş bir çocuksa elbette bunu göremez.

alison gopnik: bilimde çocuklar gerçekten de bir kadın için en büyük engeldir. bilim kurumları kadınların hem çocuk yetiştirip hem bilim hayatını sürdürmelerini çok güçleştirmektedir. şimdi düşünüyorum da ben ya psikolojiye yatkın bir felsefeci ya da felsefeye yatkın bir psikolog olmaya yazgılıydım. ama koşullar birazcık farklı olsaydı, pekala ya küskün bir kreş öğretmeni ya da bir üniversite hocasının karısı olabilirdim.

lee smolin: einstein'ın bana çekici gelen düşüncelerinden biri, bir bilim adamı olarak insanın gündelik hayatın belirsizliği ve acılarını aşabileceği idi. doğanın yasalarını kavrayarak, insan yaşamının kısa süreli uğraşlarına göre dünyanın çok daha kalıcı ve güzel bir yönüyle bağ kurabilirdiniz.

jaron lanier: doğal ya da somut dünyayı kucaklarken daha eşitlikçi oluruz; çünkü inancımız hiç kimseyi dışlamamızı gerektirmez. ama bunu yaparken, bize birer birey olarak değer kazandıran ve hayatlarımıza çeşni ve anlam katan öznel dünya deneyimimizi önemsizleştiririz. öznelliği öne çıkardığımız zamansa karşıt inanç topluluklarına bölünme tehlikesiyle karşılaşırız. geriye baktığımda, bu ikilemin çocukluğumda boğuştuğum yalnızlığı nasıl artırmış olduğunu görebiliyorum. çocukluğum devam ediyor.

kendilerini sularda hayranlıkla seyreden yaşlı adamlar

william butler yeats



yaşlı, çok yaşlı adamlardan duydum
her şeyin değiştiğini
ve yitip gittiğini birer birer
pençe gibiydi elleri, su boylarındaki
dikenli ağaçlar gibi
bükülmüştü dizleri
yaşlı, çok yaşlı adamlardan duydum
güzel olan ne varsa yitip gidermiş
sular gibi

13.11.17

intihar

zülfü livaneli

amerikalı şair sylvia plath ise bir sabah çocukları henüz uyurken, başını gaz fırınının içine sokarak intihar etti. bu ölüm, yıllar sonra onun üstüne tez yazan şair nilgün marmara'nın da 29 yaşında intihar etmesinde rol oynadı.

fransız yazar gerard de nerval de ruhsal hastalıklarla boğuşmuş, birkaç kez sanatoryuma yatırılmıştı. tedavisi pek bir sonuç vermemiş olmalı ki nerval de kendini asarak hayatını sonlandırmayı seçen yazarlar kervanına katıldı.

avcılığıyla ünlü ernest hemingway'in son avı kendisi oldu. çiftesini ağzına sokarak tetiğe bastı. yaşlılığı kabul etmek istemediği, ölümü bir erkek yiğitliğiyle karşılamak istediği söylendi. ama hemingway'in ailesinde de intihar eğilimi vardı. babası, iki kardeşi ve bir torunu intihar etti.

romancı jerzy kosinski, çocukluğunun polonyasında savaşın büyük acılarını yaşamıştı ve ruhunda açılan yaralar hiçbir zaman kapanmadı. bir banyo küvetinde kendisini plastik bir torbayla boğmadan önce "her zamankinden biraz daha uzun sürecek bir uykuya dalıyorum" diye yazmıştı.

italya'da antifaşist hareketin önemli ismi ve bu dilin en büyük yazarlarından cesare pavese, depresyon ve aşk acısı yüzünden intihar edenler arasında.

yasunari kawabatawalter benjaminjack london derken liste uzayıp gidebilir.

orta doğu ve türk edebiyatında, 1887 yılında damarlarını kesen ve kendi kanıyla ölüm anlarını not eden beşir fuat ve viyana sefiriyken ağzına havagazı hortumunu sokarak intihar eden şair sadullah paşa en bilinen örnekler. sadullah paşa'nın intiharını abdülhamit baskısına bağlayanlar da var, elçilikte âşık olduğu anna schumann'ın gayrı meşru bir çocuk doğurmasına da.

ziya gökalp de kafasına bir kurşun sıkmış ama ölmemişti.

ülkesindeki kötü gidişe dayanamadığı için paris'te intihar eden iranlı yazar sadık hidayet, doğu edebiyatında intihar denilince akla gelen ilk isim.

bizimki gibi ülkelerde entelektüel intiharlarına pek fazla rastlanmamasına karşın öldürülen, hapsedilen, zulüm gören şair-yazar sayısı çok kabarık. belki de bu yüzden intihar etmeye fırsat bulamamışlardır. çünkü onların bu işi gören, yaratıcı insanları yavaş veya hızlı ölümlere iten devletleri ve toplumları vardır.

genius.

düşen bir adam kendi ağırlığını hissetmez.

evrendeki tüm gizemler arasında benim için anlaması en zor olan, insandır.

bilim insanları risk almalıdır. yoksa hiç ilerleme kaydedemezdik.

ateş, bilinç dışının derinliklerini temsil eder. dönüşümün arketipidir.

aşk kimyasal bir tepkimedir. bazen yanıp tükenir. her evlilik sonsuza dek sürecek değildir. sırf eski moda bir toplumsal sözleşme yüzünden neden hislerimizi inkar etmek zorunda kalalım? bilimin tüm kurallarını ve geleneklerini kabul etmiyoruz. geleneksel evliliği niye kabul edelim?

hayattaki en önemli şeyin o olduğu ancak yokluğunda anlaşılıyor.

büyüdüğünde, bu dünyada bir kadın için çok az şey olduğunu anlayacaksın.

tarihteki büyük adamlar hiçbir şey yapmadıklarıyla hatırlanmaz. başka kimse harekete geçmezken harekete geçmeleriyle hatırlanırlar.

dünya tehlikeli bir yer. kötülük yapanlar yüzünden değil, öylece bakıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden.

devrimsel fikirlere karşı daima direnç olacaktır. kimileri güzel bir kanıt görür, kimileri şiddetli bir inkar.

evrenin gizemlerini keşfetme hayalleri kuran genç bir yahudiyken çok sayıda ilham verici öğretmenim olduğu için şanslıydım. şey, açıkçası, öğretmenlerimin çoğu büyüyünce bir baltaya sap olamayacağımı düşünüyordu.

bazıları kendimizi farklı tanımlamamızı tehlikeli buluyor. "araya karışın." diyorlar. "göze çarpmayın." "otoriteyi sorgulamayın." bence şüphe verici şekilde eski sıkıcı öğretmenlerim gibi konuşuyorlar.

siyonizm, komünizm, bunlar endişelenmeniz gereken tehditler değil. sizi titretmesi gereken şey faşizmdir.

6.11.17

çiftleşme

david m. buss

cinsel deneyimi olmayan erkekler aşk bağıyla bağlandıkları bir eşin varsayımsal sadakatsizliği karşısında, cinsel deneyim yaşamış erkekler kadar cinsel kıskançlık itirafında bulunmazlar.

diferansiyel üremede başarı evrimin motorudur; çiftleşme kadar üremeye yakın olan başka bir şey yoktur. darwinci seçilimin çok hassas uyarlamalar yaratacağı bir tek alan olsaydı, bu kesinlikle çiftleşme olurdu. hatta hayatta kalma bile ikincil önemdedir. bugün hayatta kalma şansını azaltan ama çiftleşmede başarı şansını artırdığı için evrimleşmiş uyarlamaların bulunduğunu biliyoruz. cinsel seçilimin yoğunluğunu, hasımlar arasındaki eş-evrimli çiftleşmelerin "silah yarışı" yoluyla evrim sürecinde meydana gelen hızlanmayı, insanların çözmek zorunda oldukları çiftleşme sorunlarının çokluğu ve karmaşıklığını göz önüne aldığımızda, insan çiftleşmesindeki psikolojik uyarlanmalardan daha karmaşığı, daha inceliklisi ve daha gizemlisi yoktur.

3.11.17

din ve kadın

raoul vaneigem

kadın düşmanlığı bütün dinlerin ortak özelliğidir ve yalnızca bu özellik bile patriarkal iktidarın ortaya çıkışını dinlerin kurumsal doğuşuna tarihlemeye yeter.

lilith, havva ve pandora kötücül ruhlarıyla evrene frengi saçmakla suçlanmışlardır. ibrani bilgeliği'nin ve yunan sophia'sının biçimlerinden biri olan hristiyanların meryem'i, hem bakireliği hem anneliği yücelterek, yüzyıllar boyunca kadını haz almamaya ya da ancak utanç ve suçluluk duygusu içinde haz almaya mahkum etti. binlerce kuşak boyunca zihni sünnet etme görevini yerine getirdi.

arap dünyasındaki kadınlar, özgürlük mücadelelerinin hem çoğu erkeğin suç ortağı olduğu patriarkal iktidarın sonunu hem de bu iktidarın hakimiyetini haklı gösteren bir dinin yok edilmesini gerektirdiğinin farkındalar.

bedenden nefret, kadından nefret, çocuktan nefret, hayvandan nefret, bitkiden, topraktan nefret, yaşamı sürünerek hayatta kalmaya, yaratıyı üretime, dişiliği türün yeniden-üretimine ve canlıyı da bir mekanizmaya indirgeyen bir ekonominin sultası altında dinlerin hep yaydıkları öğreti budur.

1.11.17

yıkıcılar geldiler

metin altıok



ve evin yüzü burkuldu
bir kıpırtı vardı şakaklarında
yıkıcılar geldiler, çatıdan başladılar
kiremitleri topladılar birer birer
tahtaları söktüler, kanırtıp çivileri
ellerinde keserler

anımsar mısın denize karşı oturmuştuk
ikimiz de arkamızı dönmek istememiştik kıyıya
susmuştuk uzun bir hesaplaşmayla
iki sevgili vardı yan masada
umurlarında bile değildi deniz
alınları birbirine değecekti az daha

yıkıcılar geldiler
çıkardılar kapı ve pencerelerin pervazlarını
kör gözleri ve açılmış ağzıyla
kaldı temelleri üstünde umarsız ev
sıra balyozlardaydı artık
çelik iskeletini evin ortaya çıkarmak için

benim göğüs kafesimde bir iskete
iskeletimin bekçisi, içten bağlı kemiklerime
sıçrayıp duruyordu oradan oraya
duyuyordum kıpırtısını içimde
bir bulut geçiyordu senin gözlerinden
oturuyorduk; ben kızgın çölüm, sen yıldızsın göğünle

yıkıcılar geldiler
düştü gürültüyle yüzü köhne evin
göründü bazı odaları ve iç duvarları
ayrı renklere boyanmış sofası, isli mutfağı
bir kesit kalmıştı geriye şimdi o evden
eski bir yaşantıyı simgeleyen

çıkıp yürümüştük kıyı boyu
benim sıvası dökük yüzüm, senin çocuk gözlerinle
oysa sen yürümeyi sevmezsin
nasıl da değişmişti görünüşü
yıllardır görmediğimiz kentin
yürümüştük anısıyla eski cumbalı evlerin

yıkıcılar geldiler, yıktılar bütün duvarları
yalnız temel kaldı geriye ve birkaç tuğla kırığı
iş araçlarındı artık
bir canavar ağzıyla deşmek için toprağı
ve temizleyecekler kazılan yerde
bizden kalan balçığı