~oz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
~oz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.11.2020

napolyon

~oz

aşk en büyük kısmi doğrudur.

hapishanede, dışarıdan gelen her mektup potansiyel bombadır; kapılar üstüne kapanmadan önce hayatın nasıl olduğunu yüzüne patlatır. en kötü gün uyanır ve fark edersin ki bir daha asla posta gelmeyecektir. kısa zamanda, üstünde isminin olduğu bir mektup için her şeyi verirsin; hala var olduğunu hatırlamak için, hala bir önemin olduğunu hatırlamak için. ed mcmahon'dan olsa bile.

napolyon: eğer bir şeyin düzgün yapılmasını istiyorsan, kendin yapmalısın.

napolyon bonapart, büyüyüp fransa imparatoru olmuş fakir bir italyan çocuğudur. nerdeyse tüm dünyanın imparatoru olacaktı. belki "büyümek" yanlış bir ifade olabilir, boyu 1,60'tı sonuçta. ama büyük bir fark yaratmak için büyük cüsseli bir adam olmaya gerek yoktur.

napolyon: muhteşemlikten saçmalığa tek bir adımda geçilir.

napolyon sürgünde öldüğü zaman doktorlar sikini kestiler. sikini süslü bir kutuya koyup rahibine verdiler. nedenini sormayın. yıllar boyunca napolyon'un siki en fazla parayı verene sürekli satıldı. bugün, en az üç kişi napolyon'un sikinin kendisinde olduğunu söylüyor. ama gerçek sikin kimde olduğu mühim değil. asıl soru şu ki: diğer iki sik kimlere ait?

napolyon: insanlar faziletlerinden ziyade ahlaksızlıklarıyla daha kolay yönetilirler.

insanlar üç şeyle tanımlanır: kafaları, nasıl düşündükleriyle; kalpleri, nasıl hissettikleriyle; sikleri, kimi siktikleriyle. günün sonunda, hepimizin bir soruyu yanıtlaması gerekir. tek bir soru, ama kolay değildir: "ben kimim?"

napolyon: savaşta da, aşkta olduğu gibi işlerin olabilmesi için taraflar birbirlerine yaklaşmalıdır.

7.05.2020

oz

anatomi kaderdir.

hepimizin problemleri var, çözümsüz problemleri. sonra birisiyle tanışırız, bizden daha büyük problemleri olan birisi. veya problemleriyle başa çıkamayan birisi. ve bir şekilde zayıflıkları bize güç verir.

birisini cezalandırmak mı istiyorsun? onu ailesinden, kendisinden ayır ve kendi türündekilerle bir yere kapat.

tanrı gün batımını renklerle doldurdu ve tanrı yıldırım gibi koşan atları yarattı. tanrı portakalı, elmayı ve çileği yarattı. ama tanrı'nın yarattığı en muhteşem şey amdı. kaba saba olmak istemiyorum; bütün gün batımlarını, atları ve meyveleri alabilirsiniz; ama bana dünyadaki bütün amları verin. siktir, bütün amlara ihtiyacım yok. her gün bir tane verin.

birisinin gözlerinde hayatın söndüğünü görmek olağanüstü bir deneyimdir.

kimi mahkumlar yüzleşebileceğimiz en kötü şeyin şiddet olduğunu söylerler. bence doğrusu büyük bir esnemedir. sıkıcı, tekdüze günleri nasıl geçirebilirsiniz? hayatımıza anlam ve düzen katması gereken rutinlerimiz vardır. ama bence arkamdan şişlenmek rutinden daha az korkutucudur. çünkü rutin sizi öldürür.

şiddet kendi iyiliği için hiçbir sonuca varamaz.

müebbetler. bir noktada bir daha bir yere gitmeyeceklerini fark ederler. böyle olduğunu gördüm. gözlerine bir sakinlik çöker. sanki geri kalan hiçbirimizin göremediği bir şeyi fark ederler. birden başka türlü özgür kalırlar; ölmeye hazırdırlar ve bu bokun gerçekleşmesi için ellerinden geleni yaparlar.

24.09.2014

oz

soğuk katı gerçek, basit bir gerçek kadar güzel değildir.

insanlar, "o kız kalbimi kırdı." derler. saçmalık adamım. kalp kırılamaz, kastır. kas kanar, kasa kramp girer. evet, kalp kastır. beyin de öyle, sik de öyle.

her evladın, babasının evini terk etme zamanı gelir; çünkü kendi yolunu bulmalıdır.

"cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşenmiştir."

rüyalarımızın amacı, toplumun kabullenemeyeceği belirli içgüdüsel dürtülerimizi tatmin etmektir.

bir insanı eşsiz kılan nedir? savaşlar kazanmak, ödüller elde etmek mi? hayır. bir insanı sıradanlıktan çıkartan şey, kimi sevdiği ve kim tarafından sevildiğidir.

insanın bu dünyada hayatta kalabilmesi için lanet bir milyoner olması gerekiyor.

öfke mutluluğu barındırmaz. öfke ruhu karartır, ta ki onu yok edene kadar.

"kibirle gelen kişi karanlığa gömülecektir ve ismi karanlıkta kaybolacaktır. bir daha ışık göremeyecektir."

bütün tutkularını tatmin ettikten sonra, tutkularının anlamsız olduğunu fark edersin.

9.10.2013

orpheus

~oz


eski yunan uygarlığında orpheus isminde bir adam yaşarmış. karısını severmiş. uzo'yu fazla içmezmiş. gitar benzeri bir alet çalarmış. namuslu birisiymiş. peki tanrılar ne yapmışlar? onunla oynamışlar, hayatını cehenneme çevirmişler. niye? çünkü elinde güç olanların, biz elinde güç olmayanlara yaptıkları budur.

orpheus'un karısı eurydice dolaşırken bir yılan onu sokmuş ve öldürmüş. orpheus çılgına dönmüş ve karısını geri istemek için ölüler diyarına dalmış. sonra bir tanrıça demiş ki "tamam, ama bir şartla. eğer dünyaya çıkana kadar ona bir kez bile bakarsan kaybolacaktır." on adım atmış atmamış, orospu çocuğu arkasına dönmüş ve karısı yeniden cehenneme gitmiş. orpheus'un bunu bilmesi gerekirdi. tanrılarla dalaşamazsın.

böylece orpheus dünyaya döndü, yalnız ve üzgündü; peki ne oldu? hemşerileri onu teselli mi ettiler? siktirsinler. başarısızlığından dolayı onu suçladılar ve onu parçaladılar, gerçekten. organlarını nehre attılar. hepsi ailesini yüzüstü bırakması yüzündendi; çünkü sevdiğine son bir kez bakmıştı. tanrıların vücudunda duygusal bir tek nokta bile yok.

mitlerin bize bir şeyler öğretmesi gerekir. ama orpheus'un acı hayat hikayesindeki ders nedir? iyi davranışlar cezasız kalmaz mı? siktir edin. iyi iş diye bir şey yoktur. aşk her şeyin üstesinden gelir mi? hiç olmamıştır, hiç olmayacaktır da. belki bu hikayenin ana fikri, güçlü olanların da en az güçsüz olanlar kadar berbat olduğudur ve bir insanın yapabileceği en kötü şey, kendisine ait gücü olympos dağında oturan salaklara vermesidir; çünkü eğer bu kadar güçlülerse bütün bu bokluklarımıza rağmen nasıl oluyor da bize göz yumuyorlar? bunun cevabını verin.

15.01.2011

oz

bir adamın çöpü, başka bir adamın zenginliğidir.

gerçek can sıkıntısı nedir biliyor musun? gerçek can sıkıntısı, hem otuzbir çekmek istemek hem de aynı zamanda istememektir.

hayat, zamanın boşa harcanmasıdır.

öfkeyi ve şiddeti sürekli taşımak, kişiyi akıl hastalıklarına, depresyona, endişeye, felçlere, kalp rahatsızlıklarına ve kalp krizi tehlikesine yaklaştırır. kim bilirdi ki? affetmek sağlığınıza yararlıdır. 

bazen en kötü şey, olabilecek en lanet şey, bütün hislerinin son sürat çalışmasıdır.

ölüm, ölenlerden çok hayatta kalanlar için zordur. ölüm sadece arkada kalanları yaralar.

ölüm nedenlerinin beşinci sırasında kazalar var. ama siz de gayet iyi biliyorsunuz ki kaza diye bir şey yoktur. kendimizi suçlamamak için kullandığımız saçma bir kelimedir sadece. kendinize hangi lanet yalanı söylerseniz söyleyin, ölümün en büyük nedeni bizleriz, insanoğlu ve bize karşı bir tedavi yok.

hayat, her nereye gittiğin ve gideceğindir.

çöplükle hapishanenin bir farkı yok. sadece hapiste, bizim attığımız çöpler, denizde yüzen, kıyıya vuran çöpler, insan hayatları.

neden bütün iyi şeyler yanlarında kötü şeylerle beraber gelmek zorunda?

29.12.2010

oz

bütün sıçanlar batan gemiden ne zaman kaçacaklarını bilirler.

eğer şairleri dinlerseniz başa gelen kötü olayların hayatı değiştirdiğini söylerler. sevdiğiniz kadını ya da bacaklarınızı kaybederseniz, içinizdeki güzelliği birden fark edersiniz. şairler işte bunu söylerler. işin aslı böyle değildir. büyük, kötü bir olaydan sonra, sadece daha fazla kendiniz olursunuz.

ihtiyacımız olan şeyi biliriz. tüm zamanımızı istediğimizi nasıl elde ederiz diye planlayarak geçiririz; kimin yardımı dokunur, yolumuza kim çıkar diye. hamlemizi yaparız ve kimi zaman şanslıyızdır. tam da istediğimizi elde ederiz ve hayat daha berbat hale gelir.

ne dilediğine dikkat et kardeşim. çok ama çok dikkat et.

lisedeki tarih hocanızın, insanlığın gidişatını büyük liderlerin verdiği kararların değiştirdiğini söylediğini hatırlıyor musunuz? sürtük yalan söylüyordu. sezar'ı siktir et, lincoln'u siktir et, gandhi’yi siktir et. dünya sizin ve benim yüzünden dönüyor, bilinmeyen kişiler yüzünden. devrimler olur çünkü yeterince ekmek yok.

"ölüm kesindir, hayat değil."

her gün yeniden doğarsın ve seçimini yaparsın.

daha fazla hapishaneye ihtiyacımız yok, daha büyüğüne, daha iyisine. daha iyi bir adalete ihtiyacımız var. kaybetmenin ya da kazanmanın önemli olmadığını söylerler, önemli olan nasıl oynadığın derler. bence bu saçmalık. önemli olan kazanmaktır kardeşim. oyunun mantığı budur.

25.11.2010

oz

basit bir öpücük bir silahtan daha öldürücü olabilir.

kim olduğum veya ne yaptığım için özür dileyecek değilim. işlerin daha iyi olmasını ister miydim? tabii. görkemli bir malikanede doğmuş olmayı ister miydim? tabii. ama umut etmiyorum ve hayal kurmuyorum. bu dünyanın bokluğuna giriyorum, gerçekleri görüyorum ve en iyisini yapıyorum. bana gerçekleri anlatmana gerek yok.

vince lombardi demiş ki, galibiyet her şey değildir, tek şeydir. ama lombardi'nin galibiyetten daha yüksek tuttuğu tek şey karakterdi. esasında karakter olmadan galibiyet olmaz.

hayat  güllük gülistanlık değildir. ama yine de, hangimiz güllük gülistanlık bir yerde yatmak ister ki? asla dinlenemezsiniz. uykunuzda her döndüğünüzde başka bir diken batar.

kendinizi tek başınıza bulduğunuzda, günün sonunda yatak sizin en iyi arkadaşınız olur. şilte yamru yumru olabilir, yayları bozulmuş olabilir, yatağın kendisi döküntü bir otelde ya da oz'da olabilir. ama yatak sizi çağırır. sizi rahatlatır, siz uyuyana  kadar size beşik olur. ve yanınızda doğru kişiyle yatacak kadar şanslıysanız, ertesi sabah yataktan çıkmanız için hiçbir neden yoktur.

herkes oz'dan kaçmak ister. tabii gerçek şu ki, kaçış yoktur. sıvıştığınızı varsayalım, sonra sürekli ve sürekli kaçmanız gerekir. kaçarak geçen bir yaşam, yaşam değildir. en iyisi kıpırdamadan dur, gerçekle yüzleş, elinde olanlarla uğraş ve en iyisini yap. bir adamın değeri nerede yaşadığı değildir; ama nasıl yaşadığıdır, ne kadar iyi yaptığıdır. elinden gelenin en iyisini yap.

3.10.2010

oz

anlamsız bir hayat hayat değildir.

minnettarlığı etkilenmekle karıştırmak çok kolaydır.

birisini sikmek istememize neden olan nedir? gözlerinin rengi mi? bacaklarının şekli mi? ince topuklu giymesi mi? ya da şiirde dediği gibi, daha derinde bir şeyler mi var, paylaşılan bir kayıp. kederimizin derinliğini bilen birisini bulmaya duyulan özlem. kimileri ömürleri boyunca bu kişiyi ararlar. kimisi bulur, kimisi bulamaz. kimisi kendisini aşık olduğuna inandırır. ve oz'da, çoğunlukla, hayal gerçeğinden daha güzeldir.

iğneyi bulmanın en kolay yolu, samanlığı yakmaktır.

ailelerimiz kim olduğumuza karar verirler, kim olmadığımıza. bütün ömrümüzde tanıştığımız herkesle olan ilişkilerimiz, aile bireylerimizle olan ilişkimizden köken alır. dünyanın neden göt olduğuna şaşmamak lazım.

aşk bize tuhaf şeyler yaptırır.

seks bir yanılsamadır. bir tomar döl yumurtaya çarpar ve bam, tüm bu insanlara bağlanırsın. bu yabancılar, belki senin gözlerini alır ya da burnu seninkine benzer. ya da sana kimi hücreler verir, istemesen bile içki içersin veya uyuşturucu alırsın. hatta seni öldürür. bu gen işleri bize bu hayatta taktıkları prangalar gibidir, özgürce kımıldamamıza engel olan zincirler gibi. kurtulman için houdini olman gerekir. lanet houdini olman gerekir.

ölüme karşı daima hayatı seçmeliyiz.

hapiste yatan bir mahkumun en büyük tesellisi, dışarıda olanların %90'ının hayallerinin gerçekleşmemesidir.

21.09.2010

oz

temiz, sinekkaydı bir tıraş gibisi yoktur.

oz'dan kurnaz yöntemlerle kaçabilirsiniz: eroin, alkol. beynini kimyasallarla sikersin ve neredeyse özgür kalmak kadar güzeldir. sorun şu ki, çok fazla uyuşturucu kullanırsın ve başka bir şekilde mahkum olursun. ve bunu takip eden boşluktan kurtulmak daha da zordur.

büyük, berbat bir olaydan sonra kim olduğunuzu keşfedersiniz, içinizdekini.

arada bir küçükken yaptığım bir şeyi hatırlıyorum ya da babam tarafından bana yapılmış bir şeyi. veya abim veya kuzenim; bir incinme, aşağılanma. ve şimdi sanki, bir iki yüzyıl önce başka birisine yapılmış gibi geliyor. hatırladığım şeyin gerçekten olup olmadığını bile bilmiyorum. bütün hayatınızı küçük bir çocuğun kavrayışına bağlayamazsınız, bazı hatıraların yansımalarına. hayır, bütün bu boklukları bir kenara bırakmalısınız. yeni bir başlangıç yapmalısınız. her yeni günde yeni baştan başlamalısınız.

bazen kalmak da gitmek kadar cesaret ister.

insanlar kim olduklarını düşünerek hayatlarını yaşıyorlar. koca, anne, evlat; avukat, doktor, pizzacı; baptist, yahudi, müslüman; italyan, irlandalı, ırkçı; siyah, beyaz, sarı; erkek, kadın. sonra bir şeyler oluyor, bütün bu hayaller boka bulanıyor ve gerçekle baş başa kalıyorsunuz. ürkütücü, yalın gerçekle.

seksle ilgili sorun şu ki asla ilkindeki kadar güzel olmaz ve seks bir kez sıktı mı, onunla ortak hiçbir noktan kalmadığını anlarsın.

kimileri der ki, incil şimdiye kadar anlatılmış en muhteşem hikayedir. hayır. en iyi hikaye: oğlan kızla tanışır, oğlan kızı kaybeder, oğlan kızı alır. evet. oğlan kızla tanışır. sikinizin kanla dolduğu o ilk an.

13.08.2010

oz

sevgi ve nefret arasında ince bir çizgi vardır.

evlendiğimde karımın ismini koluma dövme yaptırmıştım. bayağı aptalca, değil mi? sanki bir evlilik, lanet bir dövme kadar uzun kalabilirmiş gibi.

bir aile babası için sevdiklerinin acı çektiğini görmekten daha zor bir şey yoktur.

maratonlar saçmadır. abartılıdır. bir yetkili rastgele bir gün seçer; yağmurlu ya da karlı da olsa, yanında 50 bin salakla beraber kaldırımı aşındırırsın. hayır, kendi başına yapmanın daha güzel olduğu bazı şeyler vardır.

gerçek güçlü bir şeydir. bir doğruyu yanlışa çevirebilir veya kötüyü berbata. ama oz'da, gerçek şudur ki eğer olgular gerçeğe uymuyorlarsa siktir edilir.

evlilikte işlemediğiniz suçların bedelini ödersiniz.

booker t. washington: sırtını gerçeklere dayamayan bir şeyin devamlılığı nadirdir.

kötü adamların da etkileri olmuştur. ama bunun için gerçekten çok kötü olman gerekir: korkunç ivan, karındeşen jack, adolf hitler. evet, ihtiyar adolf tam bir şeytandı; ama kabul etmek lazım, son 1000 yılda bütünlüğünü koruyabilmiş tek varlık da şeytandı. 

aristoteles: umut etmek, rüyadan uyanmaktır.

biz bu dünyaya ailelerimizin kayıtsız şartsız sevgisi için geliyoruz ve bunu alamadığımızda da birisini buluyoruz, herhangi birisini ve onunla evleniyoruz. ilk başta kayıtsız şartsız sevgiyi hak etmediğimizi kanıtlamak için birbirimizi delirterek ömrümüzün geri kalanını beraber geçiriyoruz.

17.07.2010

oz

bazen sikini emdirmeye ihtiyaç duyarsın.

bütün hayatında tek bir yanlışa düşen adama merhamet etmek gerekir.

merhamet başka birisinin başına gelen talihsizliğe acımamıza denir. merhamet, bizi bu talihsizliği hafifletmeye zorlar. merhamet hayırseverliğin çocuğuysa adaletin de kardeşidir; çünkü her ikisi de insanların arasındaki görünmeyen bağlardır. merhamet hazırlıksız olur; çünkü sefalet isteğe bağlı değildir.

herkes bir bahane arıyor. "o herifi öldürdüm çünkü: a) çocukken tacize uğradım. b) berbat ebeveynlerim vardı. c) sefalet içerisinde büyüdüm. d) yukarıdakilerin hepsi." eğer beşikten başlayarak öğrendiğin tek şey şiddetse başka ne seçeneğin olabilir?

gerçek gölgede kalamaz; çünkü güneşi bir sünger gibi emer, dipsiz bir atlayış yapar. gerçeği yumruğunuzda sıkıca tutun.

kumar heyecanı gibisi yoktur. hiçbir şey tahmin etmenin verdiği gibi müthiş bir haz vermez. soluksuz biçimde zarların yuvarlanmasını beklersin, çarkın dönmesini, kartın düşmesini. şansın sana nasıl bir yazgı sunacağını beklersin. herkes kumar oynar, atlantik city'deki bir profesyonelden kazı kazan kazıyan yaşlı bir kadına kadar. şansını denemek, riske atmak, bunlar  da yiyecek, giyecek, sığınak kadar insani ihtiyaçlardır. bu, genetik yapımızın temelinde vardır, aynı komşumuzu öldürmek gibi.

kaderini mühürlemek. yıllar önce, ölüm emrinin altında, yargıcın resmi mührü basılmadan, ölüm cezası infaz edilemezdi. düşünün, sizinle ölümünüzün arasında duran tek şey az bir parça erimiş mum. ama hayat da böyledir. büyük değişimlerin olmasına sebep hep az bir parça mumdur.

9.06.2010

oz

eğer bir adamı kahpeniz yaparsanız, artık ömrü boyunca sizin kahpenizdir.

seks ve ölüm. hem farklılar hem de aynılar. son ana ulaşmak için, orgazma, vücudunuzun kontrolünü bırakmalısınız, ruhunuzun da. ya aşk? eh, seks tatlı ve ölüm acıysa, aşk ikisinin karışımıdır. aşk daima ve sonsuza dek kalbinizi kırar.

herkesin hayatında uğraşması gereken boktan olaylar vardır; ama hayalinize ulaşmaya çalışırsanız, mutlaka başarırsınız.

ya en büyük eşek şakası tanrı'nın kendisiyse?

bir erkeğin elinden pek çok şeyi alabilirsin. sigara, spor. özgürlüğünü, bacaklarını ama duygularını alamazsın. duyguları olmaz. adam kadını sever. nasıl birisi olduğu önemli değil, eğer severse onu ister. bedenini ister. kendisini istemesini ister. ona dersin ki, bir daha sevişemeyeceksin. ona bir daha o şekilde dokunamayacaksın. bu son sefer. en son sefer. eğer bu alışılmadık ve zalim bir ceza değilse, nedir bilmem.

bizi biz yapan hareketlerimizdir.

bir adam ya da kadın, tüm hayatını yaşar. çalışır, sever, hayal kurar, güler ve ağlar. sonra da ölür. ama sonra hiç tanımadığı birisi, bir kez olsun görmediği birisi, tüm hayatını yerel gazetede bir ya da iki paragrafa sığdırır. ve bu da bir şeyler bulurlarsa olur, editörün önemli gördüğü bir şey. eğer gerçekten önemli bir şeyler yapmışsa, belki iki sütun yer bile bulabilir. belki 1974'ten kalan bir fotoğraf bulurlar. eğer hiçbir şey bulamazlarsa, sayfanın sonuna gömülür ya da tamamen görmezden gelinir.

27.04.2010

oz

tanrı en büyük hayduttur.

kimi zaman dokunamayacağınız şeyler dokunabileceklerinizden daha gerçektir. örneğin korku, nefret ve yalnızlık bence bir bacaktan daha gerçek. ve ruh, her gün neredeyse tutabileceğiniz kadar büyür.

hapishanede şartlı tahliye ümidi olmadan bir ömür geçirmek ölümden beterdir. ölüm şartlı tahliyedir. ölüm gerçek bağışlamadır.

insanlar insanlara kötü şeyler yaparlar. bu yüzden dünyada bu kadar çok tutuklu var. insanlar insanlara tecavüz eder, soyar, döver ve aldatırlar. ama en kötü suç ihanettir. ve bunun için hapishane koşulları yoktur.

bir adam kendi oğlunun ölümünü görecek kadar yaşamamalı.

birisini öldürmek mi istiyorsun? göğsüne bir şiş sapla. birisine işkence mi etmek istiyorsun, yalnızlığını büyüt. arkadaşlık ve barış için düşkünleştikçe bunu her yerde arayacaktır. ve bunu bulamayacağını fark edince, kendi kendisini yok eder.

uyuşturucular cevap değildir; sadece soruları zorlaştırırlar.

bütün o küçük acılar ve sancılar nihayetinde bir şeye bağlanır: vücut, zihin; vücut, zihin. ya beraber çalışabilirler ya da ikisi de çalışamaz. bedeninize iyi bakmalısınız. zihninize iyi bakmalısınız. vücudunuzu sevmelisiniz, çoğu kişi sevmez. çoğu kişi bedenlerinden nefret eder. vücudunuzu sevmesi için zihninizi ikna etmelisiniz. şişman bile olsanız ya da çalışması gerektiği gibi çalışmıyor bile olsalar, vücudunuzu sevmelisiniz; çünkü tutunabileceğiniz bir tek bu var. tek sahip olduğunuz bu.

5.03.2010

oz

duvara yumruk attığında genellikle duvar kazanır.

belki ölürken söylediklerimiz ardımızdan söylenenler kadar önemli değildir. öldüğünüzde birisinin sizin arkanızdan söyleyeceği en güzel şey nedir? peki ya en kötüsü nedir? kim olduğunuz ikisinin arasındadır. veya belki kelimeler bir hayatı tanımlamak için kifayetsizdir. belki de yaptıklarınız tanımlar.

kazanmak her zaman en iyisi değildir. düşünün bir. bir anda bir sürü paranız oluyor. nasıl harcayacağınızı düşünerek endişeleniyorsunuz, nasıl saklayacağınızı, yatırımlarınızı. ihtiyacınız olmayan bir sürü eşya alırsınız ve sonra da bunalıma girersiniz. diğer taraftan kaybetmeninse arındırıcı bir etkisi vardır. hiçbir şeyiniz yoksa ve hayatınızdaki tüm gereksizliklerden sıyrılırsanız özgür kalırsınız.

gezegenin üzerindeki herkes bir çeşit gerçeğe inanmak üzere büyütülür: tanrı'ya, ahlaka, ölümlülüğe, hayatın amacına. bu tür inanışlara genellikle "din" diyoruz. ve eğer hayat sırasında bu inanışlar çökerse, gerçek olmadıkları kanıtlanırsa, takip edeceğimiz ve inanacağımız başka bir din buluruz. bu dönüşüm sarsıcı olabilir; sadece bizim için, ruhumuz için değil; ama etrafımızdakiler için de.

en iyisini yaptığımız sürece ne yaptığımız önemli değildir.

değişime uğrayan herkes eski inançlarını kötüler. çünkü onun işine yaramadıysa kimsenin işine yaramamalıdır. bakış açısı daralır, ışıktan kör olur. hindu da olsa, adsız alkoliklere de katılsa bir fanatiğe dönüşür. bana sorarsanız dünyanın içine sıçanlar fanatiklerdir. fanatikler, tanrı'nın kendi saflarında olduğuna inanırlar. ya geri kalan bizler? bizim ilahi ışığa ihtiyacımız yok. bize gereken, gecenin karanlığında tuvalete giderken ayağımızı çarpmamıza engel olacak kadar bir ışık sadece.

23.02.2010

oz

aşk etikten daha önemlidir.

"intikam soğuk yenen bir yemektir." intikam planları yapan birisi eğer öfkeli ve hızlı davranırsa eve aç gitmiş gibi olur. ama hedefine sakin ve emin adımlarla ilerlerse kendisine bir ziyafet çeker.

belki biz insanların özü kötüdür. belki kötülük tamamen yerleşmiş, ruhumuza gömülmüştür.

"intikamı seçen kişi iki mezar kazmalıdır."

birisinden intikam aldığınızda, aslında ona olabilecek en büyük iltifatı yapıyorsunuzdur. sanki şey demek gibi: "hayatımı öylesine etkiledin ki karşılık vermem gerekiyor. senin hayatın da benimki kadar derinden etkilenmeli." intikam en büyük tebrik kartı olsa gerek.

"kibir en büyük günahtır."

en kötü bıçak yarası kalpte olandır. çoğu insan bunu atlatır ama kalp asla eskisi gibi olmaz. daima bir yara vardır; bir süre için bile olsa, birisinin kalbinizin daha hızlı atmasını sağladığını size anımsatır. ve bu yara izini ömrünüzün sonuna kadar gururla taşırsınız.

belli bir yaştan sonra insanlar değişmemeli.

her şey evimiz için değil midir? nerede olduğun fark etmeden, kim olduğun fark etmeden bir ev. günün sonunda herkes dinlenmek ister, bacaklarını uzatabileceği bir yer; hatta evin ismi oz olsa bile. "evim gibi yer yok." evim gibi kahrolası bir yer yok.

13.11.2009

oz

iyi bir adam duracağı yeri bilir.

eğer sporcular kızgınlıklarını, öfkelerini kontrol etmeyi öğrenseler, hokey oyuncuları ceza kulübesinde zaman geçirmezlerdi, basketbol oyuncuları teknik faul almazlardı, futbol oyuncuları 15 yard cezası almazlardı. tabii sporcular öfkelerini kontrol edebilselerdi kimse spor müsabakalarıyla ilgilenmezdi. yumruklaşma, boğma, tekmeleme, ısırma, bağırma.. seyirciler bunu görmek isterler.

günümüzde çok sık rastlanıyor, bir gazete alıyorsunuz ve bir sporcunun ismini manşette görüyorsunuz. ama spor sayfasında değil, kanunla başını belaya soktuğu için. hiç şaşırmıyorum. bir yıldız olmak için gereken adrenalinin aynısını suç işlerken de hissedersiniz. oyun bittiği zaman, bunu durdurmak zordur, normal hayata dönmek zordur.

"doğru kişinin ücreti yaşamdır."

bir şeyi merak ediyorum. konuşmayı öğrendiği andan ölene kadar, sıradan bir insan kaç kelime konuşur? yani, konuşup konuşup ozonu dolduruyoruz, gizliden gizliye o hecelerin içinde hatırlanmaya değer bir şey söylemiş olmayı umuyoruz. aslında gerçekleri biliyoruz. söylediğimiz çoğu şey anlamsız.

sürünerek çıkmadan önce dibe sertçe vurman gerekir.

birisi öldüğü zaman, söylediği son sözlere bakarız, hayatın özetini bulmaya çalışırız, hayatta kalan bizleri sadık tutabilecek derin bir anlama. tıpkı romancı daniel defoe gibi: "hangisi daha zor bilmiyorum, iyi yaşamak mı, iyi ölmek mi."