ahmet ada: ben şiirden; dili, dini, ırkı, ulusu, rengi ne olursa olsun insanı, insanın varoluş bilgisini, hayatın kaynağını, hayatın anlamını araştırmasını beklerim. şiir çünkü, imgenin olanaklarıyla insanı araştırmaya, anlamlandırmaya yatkındır. şiir çünkü kendine ait bir dizgedir. şiir çünkü umar, umutsuz kalmışa umut olabilir. hayatın derin anlamını şiir yoluyla keşfetmek, insanlık değerlerine şiirin kanalıyla ulaşmak var olduğumuzu hissetmek demektir.
roman jakobson: bir sözcük, adlandırılan nesnenin salt bir temsili ya da bir coşku patlaması olarak değil de, bir sözcük olarak duyulduğu, sözcüklerle bunların düzenleyimlerinin, anlamlarının, dış ve iç yapılarının, dışarıdan gerçeği göstermek yerine kendi başlarına birer ağırlık ve değer kazandıkları durumlarda vardır şiirsellik.
melih cevdet anday: şiir, bilinmeyen bir dünyanın söylemidir; ozan bu bilinmeyen dünyayı yaratırken sözcüklerin arasında yeni bağıntılar kurar, başka bir deyişle imgeler yaratır; bu imgelerin karşılıkları yoktur. şiirin bir nesnesi yoktur; ama içeriği vardır; bu içerik, şiir yazıldıktan sonra ortaya çıkar, o da belki ve onu çoğun, okur yakıştırır, bulur.
hasan bülent kahraman: şiir, doğanın ya da bir başka nesnel gerçekliğin temsili değildir. şiir kendi içinde bir gerçekliktir. şiir bir öykü anlatabilir. şiir bir imlemede bulunabilir. bir düşüncenin uzantısı olabilir. fakat bunların hiçbirisi şiirin bir bağımlılık ya da karşılıklılık kısıtlaması içinde bulunduğunu göstermez. şiir bir kurguya dönüştürülerek, bir dil sorunsalı diye görülerek yepyeni bir aşamaya taşınmıştır.
hasan bülent kahraman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasan bülent kahraman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.08.2021
6.03.2015
türk şiiri, modernizm, şiir
hasan bülent kahraman
her klasik evrenseldir; ama her evrensel klasik değildir.
kitaplar bir tür tanıklıktır. hayatı kitaplar aracılığıyla ve daima eksilerek yaşıyoruz. bu, okuma için de böyledir. hiçbir okuma katmaz ve artırmaz. mutlaka ayıklar, dışlar ve eksiltir.
maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.
herbert s. gershman: gerçeküstücüler arayanlar olmaktan çok bulanlardır.
preston davie: gerçeküstücülerin tapındıkları tek tanrı kendi yarattıkları "anlaşılmazlık" imgesidir. insanlık, yeryüzünde bir arada bulunan tüm olguları, "düzen" ölçütlerine göre değerlendirmekte ve "gizemli olan"ı da bu çerçevede tanımlamaktadır. bu "gizemlilik" tanımı doğal bir basitleştirmeyi ve sadeleştirmeyi içerir. bu nedenle, gerçeküstücülere göre, anlaşılmazlık, "düzendışı olmak"tır.
hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.
melih cevdet anday: özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bunu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor.
melih cevdet anday: gelecek beklenen değil, yapılan, yaratılan bir şeydir. bizi mistik'ten ayıracak olan bilinçtir. yarın, bugünün içindedir, dünyamızın bir parçasıdır. tıpkı dün gibi.
martin heidegger: insan varoluşu kökten ozancadır.
manfred halpern, özellikle islam toplumlarında önce tanrı, sultan, daha sonra aile, yerel önderler gibi kimliklerin kişilikleri aştığını, kişilerin kendilerini bu kimliklerle ortadan kaldırdıklarını söylüyor. halpern'in daha da ilginç bir gözlemi şudur: "bu tür toplumlarda, kişilerin değişmesine karşılık dizge sürmekte, kimliklerin değişmesine karşılık tavırlar aynı kalmaktadır." "bu nedenle" diyor halpern, "bu tür toplumlarda en sürekli olan kesim 'köleler'dir."
ece ayhan'ın şiiri adeta içine sokulan çubuğun eğri göründüğü su kütlesi gibidir. su, aynı sudur; çubuk, aynı çubuk; fakat her şeye karşın suyun içindeki çubuk kırık, eğri görünmektedir.
maurice merleau-ponty: insan algısı dünyaya dönüktür; oysa hayvanlar yalnızca bir çevreyi algılarlar.
her kurumsal yapı bir iktidara, her iktidar bir somutluğa tekabül eder. bu, dille ilişkilendirildiğinde daha çok böyledir. dil, hem kendisi doğrudan iktidar olan hem de iktidarın en önemli kurucu aracıdır. söze, dolayısıyla da dile dayanmayan iktidar olamayacağı gibi, günlük dil sıradan erkin büyük destekçisidir.
jacques lacan: i like to leave the reader no other way than the way, in which i prefer to be difficult.
s. lotringer: to write a book is an certain way to abolish the preceeding one.
her klasik evrenseldir; ama her evrensel klasik değildir.kitaplar bir tür tanıklıktır. hayatı kitaplar aracılığıyla ve daima eksilerek yaşıyoruz. bu, okuma için de böyledir. hiçbir okuma katmaz ve artırmaz. mutlaka ayıklar, dışlar ve eksiltir.
maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.
herbert s. gershman: gerçeküstücüler arayanlar olmaktan çok bulanlardır.
preston davie: gerçeküstücülerin tapındıkları tek tanrı kendi yarattıkları "anlaşılmazlık" imgesidir. insanlık, yeryüzünde bir arada bulunan tüm olguları, "düzen" ölçütlerine göre değerlendirmekte ve "gizemli olan"ı da bu çerçevede tanımlamaktadır. bu "gizemlilik" tanımı doğal bir basitleştirmeyi ve sadeleştirmeyi içerir. bu nedenle, gerçeküstücülere göre, anlaşılmazlık, "düzendışı olmak"tır.
hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.
melih cevdet anday: özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bunu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor.
melih cevdet anday: gelecek beklenen değil, yapılan, yaratılan bir şeydir. bizi mistik'ten ayıracak olan bilinçtir. yarın, bugünün içindedir, dünyamızın bir parçasıdır. tıpkı dün gibi.
martin heidegger: insan varoluşu kökten ozancadır.
manfred halpern, özellikle islam toplumlarında önce tanrı, sultan, daha sonra aile, yerel önderler gibi kimliklerin kişilikleri aştığını, kişilerin kendilerini bu kimliklerle ortadan kaldırdıklarını söylüyor. halpern'in daha da ilginç bir gözlemi şudur: "bu tür toplumlarda, kişilerin değişmesine karşılık dizge sürmekte, kimliklerin değişmesine karşılık tavırlar aynı kalmaktadır." "bu nedenle" diyor halpern, "bu tür toplumlarda en sürekli olan kesim 'köleler'dir."
ece ayhan'ın şiiri adeta içine sokulan çubuğun eğri göründüğü su kütlesi gibidir. su, aynı sudur; çubuk, aynı çubuk; fakat her şeye karşın suyun içindeki çubuk kırık, eğri görünmektedir.
maurice merleau-ponty: insan algısı dünyaya dönüktür; oysa hayvanlar yalnızca bir çevreyi algılarlar.
her kurumsal yapı bir iktidara, her iktidar bir somutluğa tekabül eder. bu, dille ilişkilendirildiğinde daha çok böyledir. dil, hem kendisi doğrudan iktidar olan hem de iktidarın en önemli kurucu aracıdır. söze, dolayısıyla da dile dayanmayan iktidar olamayacağı gibi, günlük dil sıradan erkin büyük destekçisidir.
jacques lacan: i like to leave the reader no other way than the way, in which i prefer to be difficult.
s. lotringer: to write a book is an certain way to abolish the preceeding one.
4.09.2013
modern şiir üzerine yazılar
ahmet ada
ön yargılı olmadığınız sürece her öznel değerlendirme nesnelliği de içerir.
roman jakobson: bir sözcük, adlandırılan nesnenin salt bir temsili ya da bir coşku patlaması olarak değil de, bir sözcük olarak duyulduğu, sözcüklerle bunların düzenleyimlerinin, anlamlarının, dış ve iç yapılarının, dışarıdan gerçeği göstermek yerine kendi başlarına birer ağırlık ve değer kazandıkları durumlarda vardır şiirsellik.
cemal süreya, evliliğin aşkı yok ettiği kanısındaydı: "aşk, meşru bir şey olamaz. o da şiir gibi, meşrulaşınca ölür. aşk da şiir de uzlaşıcı olunca ölür. genel olarak sanat öyledir."
melih cevdet anday: şiir, bilinmeyen bir dünyanın söylemidir; ozan bu bilinmeyen dünyayı yaratırken sözcüklerin arasında yeni bağıntılar kurar, başka bir deyişle imgeler yaratır; bu imgelerin karşılıkları yoktur. şiirin bir nesnesi yoktur; ama içeriği vardır; bu içerik, şiir yazıldıktan sonra ortaya çıkar, o da belki ve onu çoğun, okur yakıştırır, bulur.
hasan bülent kahraman: şiir, doğanın ya da bir başka nesnel gerçekliğin temsili değildir. şiir kendi içinde bir gerçekliktir. şiir bir öykü anlatabilir. şiir bir imlemede bulunabilir. bir düşüncenin uzantısı olabilir. fakat bunların hiçbirisi şiirin bir bağımlılık ya da karşılıklılık kısıtlaması içinde bulunduğunu göstermez. şiir bir kurguya dönüştürülerek, bir dil sorunsalı diye görülerek yepyeni bir aşamaya taşınmıştır.
ben şiirden; dili, dini, ırkı, ulusu, rengi ne olursa olsun insanı, insanın varoluş bilgisini, hayatın kaynağını, hayatın anlamını araştırmasını beklerim. şiir çünkü, imgenin olanaklarıyla insanı araştırmaya, anlamlandırmaya yatkındır. şiir çünkü kendine ait bir dizgedir. şiir çünkü umar, umutsuz kalmışa umut olabilir. hayatın derin anlamını şiir yoluyla keşfetmek, insanlık değerlerine şiirin kanalıyla ulaşmak var olduğumuzu hissetmek demektir.
insan evren içinde yalnızdır. bazen kalabalıklar içinde de yalnızdır. yabancılaşma olgusu yalnızlığı koyulaştırır. entelektüel birikimi, donanımı olan insan daha da yalnızdır. dünyaya fırlatılmış oluşu, varoluşu sıkıntılıdır. kısaca, bunun doğruluğu yanlışlığı tartışılmaz. biz nesnel gerçeklikleri yaşarız. resmi, şiiri, yontuyu, romanı çoğu sanatçı büyük yalnızlıklar içinde yaratmıştır. kısaca, verimli topraktır büyük yalnızlık.
ön yargılı olmadığınız sürece her öznel değerlendirme nesnelliği de içerir.roman jakobson: bir sözcük, adlandırılan nesnenin salt bir temsili ya da bir coşku patlaması olarak değil de, bir sözcük olarak duyulduğu, sözcüklerle bunların düzenleyimlerinin, anlamlarının, dış ve iç yapılarının, dışarıdan gerçeği göstermek yerine kendi başlarına birer ağırlık ve değer kazandıkları durumlarda vardır şiirsellik.
cemal süreya, evliliğin aşkı yok ettiği kanısındaydı: "aşk, meşru bir şey olamaz. o da şiir gibi, meşrulaşınca ölür. aşk da şiir de uzlaşıcı olunca ölür. genel olarak sanat öyledir."
melih cevdet anday: şiir, bilinmeyen bir dünyanın söylemidir; ozan bu bilinmeyen dünyayı yaratırken sözcüklerin arasında yeni bağıntılar kurar, başka bir deyişle imgeler yaratır; bu imgelerin karşılıkları yoktur. şiirin bir nesnesi yoktur; ama içeriği vardır; bu içerik, şiir yazıldıktan sonra ortaya çıkar, o da belki ve onu çoğun, okur yakıştırır, bulur.
hasan bülent kahraman: şiir, doğanın ya da bir başka nesnel gerçekliğin temsili değildir. şiir kendi içinde bir gerçekliktir. şiir bir öykü anlatabilir. şiir bir imlemede bulunabilir. bir düşüncenin uzantısı olabilir. fakat bunların hiçbirisi şiirin bir bağımlılık ya da karşılıklılık kısıtlaması içinde bulunduğunu göstermez. şiir bir kurguya dönüştürülerek, bir dil sorunsalı diye görülerek yepyeni bir aşamaya taşınmıştır.
ben şiirden; dili, dini, ırkı, ulusu, rengi ne olursa olsun insanı, insanın varoluş bilgisini, hayatın kaynağını, hayatın anlamını araştırmasını beklerim. şiir çünkü, imgenin olanaklarıyla insanı araştırmaya, anlamlandırmaya yatkındır. şiir çünkü kendine ait bir dizgedir. şiir çünkü umar, umutsuz kalmışa umut olabilir. hayatın derin anlamını şiir yoluyla keşfetmek, insanlık değerlerine şiirin kanalıyla ulaşmak var olduğumuzu hissetmek demektir.
insan evren içinde yalnızdır. bazen kalabalıklar içinde de yalnızdır. yabancılaşma olgusu yalnızlığı koyulaştırır. entelektüel birikimi, donanımı olan insan daha da yalnızdır. dünyaya fırlatılmış oluşu, varoluşu sıkıntılıdır. kısaca, bunun doğruluğu yanlışlığı tartışılmaz. biz nesnel gerçeklikleri yaşarız. resmi, şiiri, yontuyu, romanı çoğu sanatçı büyük yalnızlıklar içinde yaratmıştır. kısaca, verimli topraktır büyük yalnızlık.
Kategori:
.kitap,
.xyz,
ahmet ada,
cemal süreya,
hasan bülent kahraman,
melih cevdet anday,
roman jakobson
8.05.2013
kültür tarihi affetmez
hasan bülent kahraman
doğu kültüründe önemli olan farklı bir şey söylemek değil, aynı şeyi söylemektir.
aydın, gerçeğin ve doğrunun kendisinde saklı bulunduğu kişidir.
dünyanın her yerinde bilgi popülerleştirilir. türk basının bilgiyle olan ilişkisi, bilginin popülerleştirilmesini değil, bilginin yozlaştırılmasını, dışlanmasını ve hepsinden kötüsü bilginin sıradanlaştırılmasını içeriyor.
bazı şeyleri hoşgörmemeyi öğrendiğimiz zaman, tarihi suçlamayı ve affetmemeyi öğrendiğimiz zaman yepyeni bir bilinç doğacak, o da yepyeni bir edebiyat üretecektir. o edebiyat, öncelikle onur duygusunun içinden yazılacak ve onurun edebiyatı olacaktır. unutmayalım ki, tarih unutabilir; çünkü sonunda ideolojiktir. fakat, gerçek edebiyat huzursuzluğun çocuğudur ve daima hatırlamak, hiç unutmamaktır.
birikim, bir toplumun bütün geçmişinden getirdiği, belli bir çağda yaşayan insanların farkında olmasalar da üstlerinde, bilinçlerinde, bilinçaltlarında hissettikleri kültürel tarihtir.
kültürel hayatın demokratikleşmediği, kütüphanelere hangi kitapların alınacağına, hangi kitapların basılacağına, hangi filmlerin destekleneceğine devletin karar verdiği, kısacası bürokrasinin kültürü "tayin ve tanzim" ettiği bir dünyanın, bırakın ötesini, uygar olduğunu bile kimse söyleyemez. çünkü uygarlık, önce ve öncelikle özgürlük demektir.
insan hakları, insanın doğal bir yaratık olarak toplumsallaşmasından sonra geçirdiği evrimin en önemli halkasıdır. insanı insan yapan en temel meziyet bilinciyle kendini sınırlaması, gene bilinciyle hem kendisindeki hem de soyut iktidarda bulunan otoriteye gem vurmasıdır. bu, ancak insan haklarıyla elde edilebilecek bir unsurdur.
arkeolojinin belli bir düzeye geldiği toplumlarda kültür de belli bir düzeyin üstüne çıkmış demektir.
bertolt brecht: iki nokta arasındaki en kısa yol, eğer engeller varsa, kırık bir çizgi olabilir.
fikir, analitik düşünmenin aracıdır. fikir, insanın öznelliğini ve "inanmama", dolayısıyla sorgulama etkinliğini kabul eder. oysa bilgi, eğer ideolojik bir bağlama oturmuşsa bunu dışlar. insanların sentez yapmasına olanak vermez. bilimsel bilgiyi işlevsizleştirir, anlamsızlaştırır. gariptir ama, bunu da türkiye'de milli eğitim süreci gerçekleştirir.
rock'ın, altkültür gruplarının, seçenek kültürlerin varlığı tekörnekleşen bir dünyada tek seçenektir.
kültür, bir alandaki davranış kalıbının çoğaltılarak öteki alanlara da aynı anlayışla yansıtılmasıdır. nasıl konuşuyorsanız öyle giyiniyor, otomobilinizi öyle kullanıyorsunuzdur.
bu dünya, fantezilerin, düşselliklerin dünyasıdır; insanların kendileri olarak davranmadıkları bir dünyadır. gerçekle ilgisi yoktur. hayat ise somut ve gerçektir. düşsel bir dünya için davranış ve vücut dili yeterliyken hayatın karmaşıklığı ancak zihinsel olarak algılanabilir. bu da doğrudan dilin kullanılmasına, üretilmesine bağlıdır. üstelik, gerçeklikle iç içe geçmiş bir dil kullanarak düşselliği yakalayabilirsiniz ama; tersi buna olanak vermez. oysa türkiye ötekini yapmaya, düşlerden hareket ederek, kendisi olmayan insanlar yaratarak gerçekleri yakalamaya çalışmaktadır.
eğer devlet, resmi yayın organında bir ideolojinin propagandasını yapıyor ve "rejim" buna kabul gösteriyorsa, o toplumun erginleşemeyeceği açıktır ve orada kadın kadar erkek de tutsak demektir.
doğu kültüründe önemli olan farklı bir şey söylemek değil, aynı şeyi söylemektir.aydın, gerçeğin ve doğrunun kendisinde saklı bulunduğu kişidir.
dünyanın her yerinde bilgi popülerleştirilir. türk basının bilgiyle olan ilişkisi, bilginin popülerleştirilmesini değil, bilginin yozlaştırılmasını, dışlanmasını ve hepsinden kötüsü bilginin sıradanlaştırılmasını içeriyor.
bazı şeyleri hoşgörmemeyi öğrendiğimiz zaman, tarihi suçlamayı ve affetmemeyi öğrendiğimiz zaman yepyeni bir bilinç doğacak, o da yepyeni bir edebiyat üretecektir. o edebiyat, öncelikle onur duygusunun içinden yazılacak ve onurun edebiyatı olacaktır. unutmayalım ki, tarih unutabilir; çünkü sonunda ideolojiktir. fakat, gerçek edebiyat huzursuzluğun çocuğudur ve daima hatırlamak, hiç unutmamaktır.
birikim, bir toplumun bütün geçmişinden getirdiği, belli bir çağda yaşayan insanların farkında olmasalar da üstlerinde, bilinçlerinde, bilinçaltlarında hissettikleri kültürel tarihtir.
kültürel hayatın demokratikleşmediği, kütüphanelere hangi kitapların alınacağına, hangi kitapların basılacağına, hangi filmlerin destekleneceğine devletin karar verdiği, kısacası bürokrasinin kültürü "tayin ve tanzim" ettiği bir dünyanın, bırakın ötesini, uygar olduğunu bile kimse söyleyemez. çünkü uygarlık, önce ve öncelikle özgürlük demektir.
insan hakları, insanın doğal bir yaratık olarak toplumsallaşmasından sonra geçirdiği evrimin en önemli halkasıdır. insanı insan yapan en temel meziyet bilinciyle kendini sınırlaması, gene bilinciyle hem kendisindeki hem de soyut iktidarda bulunan otoriteye gem vurmasıdır. bu, ancak insan haklarıyla elde edilebilecek bir unsurdur.
arkeolojinin belli bir düzeye geldiği toplumlarda kültür de belli bir düzeyin üstüne çıkmış demektir.
bertolt brecht: iki nokta arasındaki en kısa yol, eğer engeller varsa, kırık bir çizgi olabilir.
fikir, analitik düşünmenin aracıdır. fikir, insanın öznelliğini ve "inanmama", dolayısıyla sorgulama etkinliğini kabul eder. oysa bilgi, eğer ideolojik bir bağlama oturmuşsa bunu dışlar. insanların sentez yapmasına olanak vermez. bilimsel bilgiyi işlevsizleştirir, anlamsızlaştırır. gariptir ama, bunu da türkiye'de milli eğitim süreci gerçekleştirir.
rock'ın, altkültür gruplarının, seçenek kültürlerin varlığı tekörnekleşen bir dünyada tek seçenektir.
kültür, bir alandaki davranış kalıbının çoğaltılarak öteki alanlara da aynı anlayışla yansıtılmasıdır. nasıl konuşuyorsanız öyle giyiniyor, otomobilinizi öyle kullanıyorsunuzdur.
bu dünya, fantezilerin, düşselliklerin dünyasıdır; insanların kendileri olarak davranmadıkları bir dünyadır. gerçekle ilgisi yoktur. hayat ise somut ve gerçektir. düşsel bir dünya için davranış ve vücut dili yeterliyken hayatın karmaşıklığı ancak zihinsel olarak algılanabilir. bu da doğrudan dilin kullanılmasına, üretilmesine bağlıdır. üstelik, gerçeklikle iç içe geçmiş bir dil kullanarak düşselliği yakalayabilirsiniz ama; tersi buna olanak vermez. oysa türkiye ötekini yapmaya, düşlerden hareket ederek, kendisi olmayan insanlar yaratarak gerçekleri yakalamaya çalışmaktadır.
eğer devlet, resmi yayın organında bir ideolojinin propagandasını yapıyor ve "rejim" buna kabul gösteriyorsa, o toplumun erginleşemeyeceği açıktır ve orada kadın kadar erkek de tutsak demektir.
17.08.2009
gerçek ve doğru
hasan bülent kahraman
gerçekle doğru arasında uzlaşmaz, aşılmaz bir fark vardır. gerçek doğrunun bittiği yerde başlarken, doğru gerçeğin üstünü örtmek için kullanılan en etkili araçtır.
gerçek çoğuldur, kendiliğindendir. orada durur. istenirse aranmaz, bulunduktan sonra da istenmeyebilir. oysa doğru hem tekildir hem daima bir kurguyu içerir; biçimlendirilmiş bir şeydir doğru. geleneğin bağrında yaşar; cemaat ruhuyla beslenir. bu yüzden tutucu, içine kapalı, değiştirilemezdir. üstelik, doğru daima birisinindir, birisine aittir.
doğrunun barındırdığı diktacı, totaliter güçle karşılaştırılabilecek pek az olgu vardır. ona inanmamak söz konusu olamaz: doğrular inanmak içindir ve zaten zaman içinde de bir inanca dönüşürler. inanan kişinin tekelinde, onun, korkularını bastırmasının aracı olarak, güçlendikçe güçlenir. en çok inananlar en çok korkanlardır ve korku her gün biraz daha inanmayı gerektirir.
doğruyu sorgulayamazsınız. oysa gerçek kendisine karşı da direnir; doğruya dönüşmeye başladığı andan itibaren ölür.
gerçekle doğru arasında uzlaşmaz, aşılmaz bir fark vardır. gerçek doğrunun bittiği yerde başlarken, doğru gerçeğin üstünü örtmek için kullanılan en etkili araçtır.gerçek çoğuldur, kendiliğindendir. orada durur. istenirse aranmaz, bulunduktan sonra da istenmeyebilir. oysa doğru hem tekildir hem daima bir kurguyu içerir; biçimlendirilmiş bir şeydir doğru. geleneğin bağrında yaşar; cemaat ruhuyla beslenir. bu yüzden tutucu, içine kapalı, değiştirilemezdir. üstelik, doğru daima birisinindir, birisine aittir.
doğrunun barındırdığı diktacı, totaliter güçle karşılaştırılabilecek pek az olgu vardır. ona inanmamak söz konusu olamaz: doğrular inanmak içindir ve zaten zaman içinde de bir inanca dönüşürler. inanan kişinin tekelinde, onun, korkularını bastırmasının aracı olarak, güçlendikçe güçlenir. en çok inananlar en çok korkanlardır ve korku her gün biraz daha inanmayı gerektirir.
doğruyu sorgulayamazsınız. oysa gerçek kendisine karşı da direnir; doğruya dönüşmeye başladığı andan itibaren ölür.
