sadi şirazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sadi şirazi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.10.2022

hürriyet

hegel: hürriyet, zaruretin şuuruna varmaktır.

william blake: hakikati söyle, bırak alçak senden uzaklaşsın.

vico: halkın sırtına bindiği için büyük görünür başbuğlar.

blanqui: kılıcı olanın ekmeği olur.

durkheim: eğer insanlığın ıstırabını dindirmeyecek, toplumun işine yaramayacaksa, sosyoloji bir saatlik zahmete değmez.

michelet: tarih kaderle hürriyet, maddeyle zekâ, insanla tabiat arasındaki savaştır.

andre gide: büyük dediğimiz kitaplar, klasik dediğimiz kitaplar, herkesin kendini okumuş farz ettiği, fakat kapağını dahi açmadığı kitaplardır.

montesquieu: tımarhanedekiler, dışardakiler kendilerini akıllı sansın diye içeri tıkılmış bedbahtlardır.

sighele: hapishaneler dışardakiler kendini namuslu sansın diye yapılmıştır.

napoleon: bir memlekette hem fakir hem zengin varsa o ülkede mutlaka bir din de olmalıdır."

jonathan swift: meyhane, çılgınlığın şişe ile satıldığı yerdir.

emerson: eğer kainat mahvolsa yalnız eflatun'un 'devlet'iyle yeni bir medeniyet kurabilirdik.

cenap şahabettin: yerinde sayanlar, yürüyenlerden çok patırtı eder.

sadi şirazi: dünyanın bütün toprakları bir damla kan dökülmesine değmez.

rabelais: tanıdığım en dürüst hakim, zar atarak idam veya beraata karar verirdi.

via cemil meriç

8.03.2022

adamın biri

sadi şirazi


adamın biri rüyasında şeytanı görür. bakar ki; servi gibi boyu, huri gibi siması var. yüzü güneş gibi ışık saçıyor. adam bu güzellik karşısında şaşakalır, yanına gider ve ona: "aman allahım, bu ne güzellik böyle! yüzün ay parçası kadar güzelken, insanlar seni neden kötü, çirkin bilir; herkes seni korkunç sanır. hamam kapılarına resmedilen suretin çirkin, saray nakışlarına işleyen görüntün bedbin. bu, neden böyledir?" diye sorunca şeytan feryat edip inler: "ey ademoğlu! bu resimlerdeki sima ben değilim. gerçekte ben, tıpkı senin gördüğün gibi güzellikte eşsiz biriyim. gör ki; kalem düşman elindedir. sırf adem'i cennetten attırdım diye beni böyle çirkin ve kötü çizerler."

birisi, tablanın üzerinde şeker kamışı satıyor, müşteri bulmak için o yer senin, bu yer benim şehri dolanıyordu. derken şehrin kenar mahallerinden birinde gönül dostlarından birine rastgeldi ve ona: "efendi; şimdi al, paran olduğu zaman ödersin." dedi. bunun üzerine o mübarek zat, satıcıya şu yanıtı verdi: "ben şeker kamışına sabrederim de; belki sen bana sabredemezsin."

bir köylünün eşeği ölmüştü. adam tuttu, hayvanın kafasını bahçedeki asmaya nazarlık niyetine astı. güngörmüş bir ihtiyar oradan geçiyordu. bunu görünce gülerek bahçe sahibine seslendi: "a kuzum! yoksa bu eşeğin, tarlandan kem gözleri def edeceğini mi sanıyorsun? şaka mı yapıyorsun? ömrü sıkıntı içinde geçen ve yaralı bereli bir halde ölen, üstelik ölünceye kadar başından, kıçından değneği def edemeyen bu eşeğin sana ne faydası dokunacak?"

22.10.2021

sanatta his ve fikir

samipaşazade sezai

ben hisetmediğim şeyi yazamam, daha doğrusu yazmak istemem. halbuki en büyük eserler histen ziyade fikirle yazılır, hissin galip geldiği eserler kadınlaşır.

mesela endülüs'teki arapların mimari sanatlarında his o kadar galip gelmiştir ki taştan duvarlarında kalpleri görülür, saray nakışlarındaki renklerin boyası hayallerinin gözyaşı ve tebessümlerindendir. bu kadar incelik kazanmış bir büyük medeniyetin ve yalnız yüksek ruhların görebileceği, insanın aklını başından alan bir şiir rüyasına dalmış arapların, benim büyük sadi'min "bütün insanlar ademoğludur; ama kurtlar gibi birbirlerinin kanını dökerler." dediği insanların arasında, bilhassa o zamanki haşin ispanyolların içinde varlıklarını sürdüremeyerek endülüs'ü terk etmeye mecbur edileceklerini, kendi büyük sanatları, dilinden anlayanlara söyler.

dünyanın en büyük ve en cani milleti olan romalıların güzel sanatlarında hissin hissesi yok gibidir. gök kubbeyi aşında tutacak gibi görünen mermer direkleri birer fikir, birer düşüncedir. mermer direkleri, mermer merdivenleriyle gün batımında al bir renge bürünen mağrur sarayları ebediyete karşı birer zafer takı gibi durur. namık kemal'in, süleyman nazif'in eserleri gibi..

9.10.2020

din tüccarı

sadi şirazi

bu sessiz akreplerden, bu sof giymiş yırtıcı kaplanlardan illallah. kedi gibi dizlerini karınlarına çekerler; bir av düştü mü de köpek gibi üstüne abanırlar. bunlar hile ve riya tezgahlarını mescitte açmışlardır. bunlar halkın cebine göz dikerek para kazanmış, altın yığmışlardır. buğday gösterip arpa satarlar. dünyayı dolaşan harman çingenesidir bunlar. sen onların ibadet ederken halsiz ve ihtiyar olduklarına bakma. raksa, cezbeye sıra geldi mi birdenbire delikanlı olurlar. görünüşte bu kadar sararıp solmuşlardır, bu kadar zayıflamışlardır ama oburlukta musa'nın asasını andırırlar. ne takvaları vardır ne de bilgileri. dünya karşılığında dini satarlar. kendileri kaplan derisinden parlak abalar giyerler, karılarını pörsümüş habeş kumaşıyla donatırlar. bildikleri tek sünnet vardır; o da, ramazanda erken yatıp yemeğe seher vakti kalkmak. karınlarını tıka basa doldururlar, yetmiş renkli dilenci zembillerine dönerler.

7.05.2019

intibah

namık kemal

kadınlar sahibini, hakimini bilir.

insan vicdanındaki sırları, kalbin en gizli köşelerine ulaşmadıkça bulmak imkansızdır. kalbin sırları bilinmedikçe bir adamı söylenen sözlerle etkilemekse tamamıyla olmayacak bir şeydir. çünkü fikir her ne düşünür ve görürse, zihnindeki hazlarla ve gönlündeki kederlerle karşılaştırır. benzerse kabul eder, benzemezse etmez.

ilkbaharın en büyük güzelliği -çokluğu ve alışılmışlığı bakımından oldukça hor gördüğümüz- çimenlerdir. dünyada renklerin en kararında olanı yeşilden tatlı renk mi vardır? bahar mevsiminde yeryüzünün her zerresi yeşillenir.

insan bir garip hayvandır, her şeye alışır, her alışmadığı şeyden korkar.

hatta kendini insan sanan ve gerçeği söylemek gerekirse bitkiden farkları, iradesiyle yer değiştirme gücünden ibaret birtakım beylerimiz de ötede beride rast geldikleri hanımlara yeşillenmeye çalışırlar.

ne yazık! insan için her gün ortaya çıkan bin türlü isteğin kaçına zafer nasip olur!

insan her adımını mezardan uzaklaştırmak için atar, yine her adımda mezara bir adım daha yaklaşır.

ölüm korkusunun bütün insanlığı kapsaması, ölümün bir kişiye bir kez gelmesi bakımından alışkanlığa olanak vermemesindendir.

fırsat bir kez başlayınca birbirini takip edegelmek çok rastlanan olaylardandır.

ne yararı var, ülkemizde herkes ve özellikle kadınlar için büyüklük, hükümet hizmetinde büyümeye bağlı sanılmaktadır.

sadi şirazi: işe yarayan yalan, ortalığı karıştıran doğrudan yeğdir.

bir güzeli severdi; fakat yılan bir çiçeği nasıl severse bu da öyle severdi, bir adamı nasıl sararsa bu da öyle kucaklamaya çalışırdı, nasıl kucakladığına dünya yüzü göstermezse bu da öyle hissetmek arzusunda bulunurdu.

şiddetli etkilere yine şiddetli etkilerle üstünlük sağlanır.

garip bir durumdur, insan ne kadar genç, ne kadar deneyimsiz, ne kadar mahcup olursa olsun kendisine özgü bir sır, bir teşebbüs peyda ettiği gibi derhal çocukluktan erkekliğe geçer. nefsinde hemen her şey için bir yeterlik, bir iktidar görür. her işe karışmak ister, hiçbir türlü tavır içinde olmaktan çekinmez.

insan olana insanca davranmak herkesin görevidir.

mahcubiyet korkusuyla ikiyüzlülüğe razı olmak insan için ne garip eksikliktir! hele bir yalanı düzenleyip karşısındakini ikna etmek için parlak safsatalar, etkili sözler ararken kendi yalanına bazen kendi de inanacak noktaya gelmek ne tuhaf aymazlıktır!

insan tabiatın ne garip oyuncağıdır!

dünyada kim vardır ki ulaştığı zevkin her ne kadar parlak olsa bile artmasını istemesin?

felek meydana bir bela getirmek isteyince nedenlerini çok çabuk sağlar.

göz önünde bulunan bir felaketi kovmaya çare aramak ne kadar zahmetli olsa da kuşku ve tereddüt belalarından elbette daha iyidir.

insana en büyük kararlar en büyük bela zamanlarında gelir.

çareyi hilede görenlerin kârı, kovmaya imkan bulamadıkları fenalığın meydana gelme zamanını uzatmaya çalışmaktır.

intihar tehdidi, sevda işlerinin en büyük yalanı olan fakat arada sırada ve hele hiç beklenmediği durumlarda doğru çıkageldiği için çoğunlukla kesin etkili bulunan bir olaydır.

insanın yılanla uyuşması mümkün olmadığı gibi sadık karakter ile ahlak bozukluğu arasında sürekli bir beraberlik meydana getirmek mümkün değildir.

insan ne kadar namus sahibi olsa bazı kere namussuzlardan daha namussuz görülecek durumlara düşer.

meşhurdur, son pişmanlık fayda vermez.

31.08.2015

uzun lafın kısası

andre malraux: bir insan yaratmak için dokuz ay gerekir; öldürmek içinse bir gün yeter.

bertrand russell: eğer iş adamlarının zenginleşme arzuları başkalarını yoksullaştırma arzularından daha güçlü olsaydı, dünya çarçabuk bir cennete dönerdi.

christine arnothy: ahlaklı olmak fakirlere has bir şeydir. daha tahammüllü olsunlar diye.

erik orsenna: gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

hakan günday: ne yapmak istediğini bilememek kadar acı verici bir şey daha yoktur.

jean baudrillard: insan hiçbir zaman, karın içindeki vahşi bir hayvanın güzelliğine, gri filin yumuşak melankolisine, yeşil karıncaların basiretine ulaşamayacak.

mehmet eroğlu: büyük bir yürek taşımak her zaman başa beladır.

alexandre dumas: politikada insanlar yoktur, düşünceler vardır; duygular yoktur, çıkarlar vardır; politikada bir adam öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.

oscar lewis: ölüler bağışlanır, hayatta olanlar değil.

sadi şirazi: düşünceli insanlar dünyadan götürecekleri her şeyi yanlarına alırlar; alçak adamlarsa mallarını hasretle arkalarında bırakırlar.

klaus schröter: toplum sıradışı insanı ikiyüzlülüğe zorlar.

şükrü erbaş: biz bir kentten gideriz kent boşalır, bir evden koparız ev küçüldükçe küçülür, bir insandan ayrılırız dünyanın en büyük yabancısıdır.

31.07.2015

uzun lafın kısası

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

andre malraux: insan dediğin nedir ki? küçük, acınacak bir gizler yığını. insan bir rastlantıdır ve temelinde dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

alexandre dumas: tüm vahşi yapılı insanlar güçlü bir eylemi beğenmeye yatkındırlar.

bertrand russell: olağanüstü bir karar verme yetisine sahip kimseler dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine günün her saatinde ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.

christine arnothy: sağcılar, her türlü iktidarın kıçını yalayan insanlardır.

erik orsenna: tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

lucrezia borgia: sanatları sevmek, düşüncenin yapıtlarını sevmek, sevdiklerimizi sevmek; dünyada budur yalnız büyük olan.

jean jaures: bugünkü devlet büyük bir patrondan başka bir şey değildir; ücret ve rekabet yasalarına bağlanan, onları uygulayan kocaman bir patron.

konfüçyüs: bir insan uzağı düşünmezse, yakın bir zamanda kesinlikle üzüntüyle karşılaşacaktır.

oscar wilde: çocuklar hayata ana babalarını severek başlar, zamanla onları eleştirir ve nadiren affederler.

sadi şirazi: mutlu, yiyen ve eken; mutsuzsa ölüp ardında bırakan kişidir.

mehmet eroğlu: hiç tanrı'ya inandın mı? her şeyden, bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? kutsal kitapların hepsinde "öldürme" diyordu; ama tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse.

29.04.2015

uzun lafın kısası

andre malraux: insani saygınlık dediğimiz şeyin temelinde ıstırap vardır.

bertrand russell: şimdi, dünyada genellikle 100 yıl öncekinden daha az özgürlük bulunmaktadır.

halil cibran: sevgi; ışıktan bir elin, ışıktan bir sayfaya yazdığı, ışıktan bir sözdür.

oscar wilde: erkekler yorulunca evlenirler. kadınlar ise sırf meraktan evlenirler. sonunda her iki taraf da hayal kırıklığına uğrar.

yusuf atılgan: huzurunu yaşadığı günde bulamayan insana kurtuluş yoktur.

alexandre dumas: zavallı insanlığın övünçlerinden biridir bu: herkes kendini yanında inleyen ve ağlayan bir başkasından daha mutsuz sanır.

christine arnothy: kabalık bir çeşit zeka yoksunluğudur.

konfüçyüs: bütün gün kafasını iyi şeyler üzerinde çalıştırmayıp da yalnızca yemeği düşünen bir insanla anlaşmak güçtür.

mehmet eroğlu: hüznün ilacı yok. insanı bir kez ele geçirdi mi, eninde sonunda çürütür.

tennessee williams: kültürlü, zeki ve iyi terbiye görmüş bir kadın, bir adamın hayatını inanılmaz derecede zenginleştirebilir.

zygmunt bauman: hükmedilenlerin akılsallığı daima hükmedenlerin silahıdır. 

sadi şirazi: önceleri, kalpleri mana aleminin gizemleriyle dolu, görünüşleri perişan ama içleri düzgün insanlar vardı. şimdiyse içleri perişan, görünüşleri düzgün insanlar türedi.

6.01.2013

bostan ve gülistan

sadi şirazi

önceleri, kalpleri mana aleminin gizemleriyle dolu, görünüşleri perişan ama içleri düzgün insanlar vardı. şimdiyse içleri perişan, görünüşleri düzgün insanlar türedi.

ancak akılsız ve ahmak insanlar beden güzelliğine değer verir.

on derviş bir kilime sığar da, iki sultan bir cihana sığmaz.

doğrusu, tüm cihanın saltanatı bile, yere düşen bir damla kana değmez.

düşünceli insanlar, dünyadan götürecekleri her şeyi yanlarına alırlarken; alçak adamlar, mallarını hasretle arkalarında bırakırlar.

bir iyilikle gönlü rahat ettirmek, her menzilde bin rekat namaz kılmaktan iyidir.

zalimlere hadlerini bildirmek haktır, adalettir.

hüner sahipleri işte böyle yaşarlar: cefa görseler bile muhabbet gösterirler.

dünyanın cefasından kurtulmuş bir insan varsa bu dünyada; o da, halka karşı kapısını kapamış olandır. ister ikiyüzlü olsun, ister dürüst, halkın dilinden kimse kurtulamaz.

sağlığın kıymetini, bir zaman sıtmayla eriyen kimse bilir.

gecenin uzunluğunu ancak hastalar bilir.

kötülere acımak iyilere, zalimleri bağışlamak mazlumlara zulümdür.

büyüklerle uğraşan, kendine yazık eder.

dili kesilmiş, dilsiz ve sağır olarak bir köşede oturan
dili kendi hükmünde olmayan kimseden daha iyidir

sultanların yolu ümit ile korku arasıdır.

ümitle bekleyen birini mutlu etmek, bin tutsağı özgür bırakmaktan daha iyidir.

dünya padişahı da olsa, zenginden mal aldı mı, artık o padişah değil, olsa olsa dilencidir.

düşmanın biri köylünün eşeğini çalarsa, hükümdar o köylüden ne yüzle vergi alabilir? düşman eşeği, sultan vergiyi aldıktan sonra o ülke nasıl huzura erişir? düşkünlere zorbalık iş midir? karıncanın elinden taneyi kapıp kaçan kuş, alçaktır.

asıl mutlu kişi, şöhretini ilmiyle adaletine borçludur. gelen, gider; eken, biçer. insana iyi ya da kötü ad kalır geride.

önemli olan kalbin safiyetidir. parlak sözlerin ibadette yeri yoktur. eyleme dönüşmeyen söylemler hiçbir zaman kıymet taşımaz.

yükü hafif insanlar rahat yürürler.

kaygı da geçer, sevinç de. yeter ki ölmeyegörsün insan.

bir insan söz söylemedikçe
ayıbı ve hüneri gizli olur
her ormanı boş sanma
içinde uyuyan bir kaplan olur

hayattan ümidini kesenler, güzel sözler ederler.

bu dünyada keder de sevinç de geçicidir. ebedi kalan şeyse yaptıklarının karşılığıyla iyi adındır.

kötülüğü kötülükle cezalandırmak kolaydır. mertsen, kötülük yapana iyi, yumuşak davran.

huzur cennetine ancak yokluk cehenneminden geçildikten sonra varılır.

yengi daima aşk, yenilgi akıl demektir.

seni sevdiğinden alıkoyan neyse asıl sevdiğin o demektir.

nice çare bilenler meşakkatle ölürken; nice çaresizler sağlık topunu çeliyor.

varlığından az görünen, asla mahcup olmaz. eğreti giysiyi üstünden çekiverirlerse sırtındaki eskilerle kalırsın.

kimsenin ölümüne sevinme. sanma ki felek, ondan sonra seni bırakacak.

ne söyleyeyim diye düşünmek, niçin söyledim diye pişman olmaktan çok daha iyidir.

iş bitiren yalan, fitne koparan doğrudan daha iyidir.

eğer rızık bilgiyle artsaydı
cahilden yoksulu kalmazdı
oysa cahillerin öyle rızkı var ki
alimler bu işe şaşıp kalıyor

bir felakete düşmeyen kişi, esenliğin kıymetini bilemez.

muhammed gazali'ye sordular: "ilimde bu dereceye nasıl ulaştın?"
cevap verdi: "bilmediğim bir şeyi sormaya utanmadığım için."

sözünü tartmadan söyleyen, alacağı cevaptan incinir.

isteksiz öğrenci parasız aşığa, hünersiz gezgin kanatsız kuşa, amelsiz bilgin meyvesiz ağaca, ilimsiz derviş kapısız eve benzer.

iyilerin görüşü, açık ve gizli perde arasında bir görünür, bir kapanır.

nefse yemek için ara vermek, kasaba minnet etmekten daha iyidir.

biri konuşurken sözü bitmeden araya giren kişi dışında, hiç kimse kendi cehaletini itiraf etmemiştir.

gönlün sevdiği, göze kötü görünmez.

çarşaf altında çok güzel endamlar görünür
fakat açarsan anneanneni görürsün

mutlu, yiyen ve eken; mutsuzsa ölüp ardında bırakan kişidir.

iki doğan vardır. birinin gözleri dikili, diğerininse açık ve fakat kanatları yanmıştır. karun'un hazinesine girenler bir daha çıkamamıştır. akıllı insan, bu kan denizinden çekinir. çünkü hiç kimse gemisini karaya çıkartamamıştır.

mükemmel eser yazmak takdir edersiniz ki bir hayli zordur. denize bakın lütfen; içinde inci olduğu kadar sedef de vardır. şimdi de bahçeye bir göz atın; nice serviler yanında o denli bodur ağaççıklar bulunur.

olgun ve akıllı insanlar, kusur bulacağım diye kendilerini yormazlar.

17.02.2010

odaya kapatılan gökyüzü

şükrü erbaş

"aşk ile korku, cam ile taşa benzer." (sadi)

geceler bitti. yolculuklar bitti. yeni yerler, yeni sabahlar bitti. her yerde bin yıllık bir aşınma, solgun zaman kokusu. senden önceki haline döndü kalabalık. gamzeli sular yürürdü dünyaya, kirpiğin kaşına her değdiğinde. ben deniz derdim hazla, gökyüzü niyetine bakardı başkaları. kimsenin sesinde bulut yok, kanat yok, rüzgar yok; bir hızar sesiyle konuşuyor artık herkes. kalbinle donattın önce gövdemi, sonra aşkın nasıl bir yoksulluğa dönüştüğünü gösterdin. sevinçler bitti, kapı zilleri bitti. ne bir yere giden var, ne gelenlerin yüzünde bir iyilik. senden başka anısı yok döndüğün yerlerin. tükeniş kendini yokluğunla tanımlıyor. açık yarada bir ayaz şimdi anılar. incelikler bitti; o güzel telaşlar. ne bir yağmur sesi çatılarda, ne camlarda yüzünden bir balkıma ki düş kurabilsin odalar. sen oyunlarından çekildin, birbirine küstü çocuklar. yaşlılar aynaya bakmayı unuttu. ben durdum tüm bunların ortasında, boynumda ağır dilsiz bir çan, ölüme dek seni susmaya yargılı. özgürlük bitti. övünme bitti.

her şey sürekli olsun, dediğin yerlerdesin şimdi. yürek çarpıntısını gövdesine yük sayan, yüz yıl sonrası bugünde bilinenlerin paydasını seçtin. vakti belirsiz sevinçler taşıdım eşiklerine, alışkanlıklardan kurtarmak için seni. ayrılığı bile bir ayrıcalık diye sundum da, sen kapıların hep aynı saatlerde açılıp kapanmasını bekledin. bir lambadan alıyor ışığını artık gövden. gökyüzü bir odada kanat vurur mu? nerden alır rüzgarını bulutlar? bir akarsudan doğurmak istemiştim seni. az az yaşayarak uzatmak ömrünü. sen evcilliği kalıcı sandın. bir adres istedin aşka. komşular, bildik sokaklar, aynı saatlerde aynı konuşmalar, hiçbir şeyi gizlemeyen perdeler, başkalarıyla yağmalanmış düşler. güvenlik duygusunu dünyaya yeğleyen. senin yalnızlık dediğin yerde atıyor ayrıcalığın ve güzelliğin kalbi. gözbebeklerindeki ağrıya inan ne olur. ölümün eşiğindeki pişmanlığı söylüyorum sana.

dün akşam aldım seni yanıma; gücenikliğini aldım, vazgeçişini; ilk karşılaştığımız günkü sesini; benim dönüp dönüp gidişlerimi, senin gittikçe bir kuyuya benzeyen suskunluğunu. yolların kentten koptuğu bir uzaklığa varıp durdum. sonra bir ağacın yalnızlığına oturdum. üşüyen yerlerini aldım kirpiklerimin arasına, sana dünyayı gösterdim uzaktan. güneşin büyüsünü, taşların sesini, nasıl yer değiştirdiğini dağların. onca çokluğuna karşı yıldızların yalnızlığından söz ettim. hiçbir şeyin bize uzak olmadığından. insan sustuğu yerde yenilmez her zaman, dedim. gözleri içine göllenen hapislerin ufkunu anlattım. sanayi çıraklarını, hastaların yaşama gücünü. gözyaşını küçümseyenin acısı da olmaz sevinci de, dedim. oğlundan kalan tek parmağı törenle gömen dersimli annenin büyük suskunluğunu andım saygıyla. azalan bir bütün olmaktansa parçalanarak çoğalmanın ne anlama geldiğinden söz ettim.

kaküllerine düşen çiy tanelerini topladım sabaha karşı. doğan günden kırmızılar sürdüm yanağına. saçının telinden tırnağının ucuna dek öptüm incelikle. sonra alıp yalnızlığımı yanıma, biraz daha tutkun, biraz daha iyimser, döndüm yeniden bıraktığın boşluklara.

7.09.2009

dizeler

sadi şirazi


iki şey deliliğe işaret eder
biri söyleyeceği yerde susmak
diğeri susacağı yerde konuşmak

bu dünyada çok görülmüştür
nice akılsızların izzetli
nice akıllılarınsa değersiz bilindiği
simyacı kaygı ve keder içinde ölmüş
ahmak, harabede define bulmuş

başkalarının ayıbını sana döken
ayıbını başkalarına da aktaracaktır

halk, tavus kuşunu süs ve tüyüyle sever
ama o, çirkin ayağından çekinir

eğer o saygın dost, beni inleterek cellada teslim etse
üzülürüm elbet ama can telaşına düşerim sanmayın
asla beni öldürtmek istediğinden dolayı değil kederim
acaba ben ne günah işledim de dostum incindi derim

biri bütün gece hastanın başucunda ağlamış
gündüz ağlayan ölmüş, hasta ayağa kalkmış
nice hızlı at yolda kaldı, menzile eşek vardı
sağlam insan toprağa girdi, yaralı yaşadı

benim soframda varsın köfte olmasın
zahmetime katıksız ekmek de köftedir

zengin adam dağda, çölde garip değildir
nereye gitse çadır kurar
dünya muradına ermeyen kişiyse
anayurdunda bile yabancılık duyar

bir düşman görmemek için
bin dosttan ayrılmak gerekir

ya fil sahipleriyle arkadaşlık kurma
ya da file uygun geniş bir ev ara

alçaklar yemeyip saklar ve
ümit etmek, yemekten iyidir derler
fakat bir gün altını düşmana kalmış
ve alçağı da ölmüş görürsün

kızgın demiri elle yoğurup hamur etmek
beyler önünde el bağlamaktan daha iyidir
kıymetli ömür şu iki düşünceyle geçti
yazın ne yiyeyim, kışın ne giyeyim
ey arsız mide! bir ekmekle yetin de
başkalarının önünde artık eğilmeyeyim

aşığın gönlünde sabır, elekte su durmadığı gibi
kalenderin avcunda da para durmaz

denizin faydaları çoktur ama
emniyet denizde değil kıyısındadır

hayatın arzuna göre şekillenmezse üzülme sakın
sabret! zira sabır acı da olsa meyvesi tatlıdır

eğer sultan ahalinin bahçesinden bir elma yerse
uşakları ağacı kökünden alıp götürse yeridir

büyüklerin adlarını çirkince ananlara
bilgeler büyük insan demezler

dilencilik kapısını bir kez açık bırakan
ömrü boyunca o kapıda el açıp durur

kişi musibet gelmedikçe hayatın güzelliğini bilmez

kendi ayıbına utanmadan hamallık eden siz
başkasının ayıbına ne yüzle dil uzatırsınız

dağlara yağmur yağmazsa, seneye kalmaz
dicle kuruyup dere haline gelir

nice elli yıllık iyi adı çirkin bir iş kötüler

seninle cehennemde yanmak, bir başkasıyla
cennette olmaktan daha iyidir

erdem ve iyilik olmadıktan sonra
insanın o boyalı resimden farkı ne
dünyayı elde etmek hüner değildir
elinden geliyorsa bir gönül fethet

yeryüzünde akıl bütünüyle yok olsa bile
kimse ben cahilim diye düşünmez

cam her yerde bulunduğu için değersizdir
yakuta nadir olduğu için kıymet verilir

bir ahmak, eşeğine konuşmayı öğretiyordu
bunun için epey çaba sarfetti
bir bilge onu gördü ve şöyle dedi
"boşuna uğraşma, bu sevdadan vazgeç
hayvan senden bir şey öğrenmez
bari sen, ondan susmayı öğren!"

midesine düşkün insanı
iki gece uyku tutmaz asla
biri midesinin bomboş
diğeri dopdolu olduğu gece

elini allah'a açan isyankar
kibir taşıyan dindardan daha iyidir

ümit tohumunu boşuna zayi etme
zira kötülere iyilik etmek
iyilere kötülük etmek demektir