nezihe meriç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nezihe meriç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.04.2012

bir kara derin kuyu

nezihe meriç

ne boş şeyler konuşuyoruz gün boyu!

acının üstüne varmalıdır. o seni yok edeceğine, sen onu. çalışmak bir umuttur. bir katkı umudu.

kolay değildir, birtakım insanların kendisine baktığını bilen birinin, onlara doğru yürümeye başlaması.

ne kadar güzel bir kız! insan, bir insanın bu kadar güzel oluşuna inanamıyor. gül gibi, menekşe gibi, ne bileyim, zambak gibi. ben o çiçeklerin güzelliğine de şaşarım hep.

yadsıyamayız, yaşamak için edindiğimiz bu şeyler, bu eşyalar bizi egemenliği altına alıyor zamanla. alışıyoruz onlara. elimiz kolumuz oluyorlar.

şunu unutmamalı: çılgın bir devinmedir yaşamak.

ben yapayalnız bir kadın, yürüyüp gidiyorum ovanın ortasında, o toprak yolda. üzgünüm. incinmişim. kırgınım. çevre bomboş. kimseler yok. uzaktan bir kamyon bile geçmiyor.

ne konuşulursa konuşulsun, sonuç, belli kalıpların içinde biçimlenen bir boşluk oluyor. "nasılsın? n'aber? ne var ne yok? ya! öyle mi! tamam. iyi valla. n'apsın! doğru. haklısın canım. n'apacaksın! ne olsun, bildiğin gibi. hadi canım, görüşürüz. telefonlaşalım." deniyor.

önemli olan, insanın kendi kendini evetlemesidir.

hepiniz birbirinizi seversiniz. tanısanız da, tanımasanız da. bu, başka türlü bir sevgidir. bu, sevginin yitirilmemesi isteğinde birleşmenin sevgisidir. özetle, istenen bu değil mi? sevmek değil mi? ancak sevince başlamaz mı, insanla, yaşamla ilgili en küçük birimden, en büyüğüne doğru açılan anlam! incindi bizim kaba ellerimizde.

yıkanmış taşlık, sulanmış bahçe demektir bir bakıma yaşamak.

sana bir öğüt vereyim: karım karım, deyip durma. bilirsin, bir şey ısrarla söyleniyorsa, onda bir eksiklik vardır. bir yalan örtülmeye çalışılıyordur.

tutukluyum, diye düşündüm. ben bir gün, kendi kendime, kendim için, kendi zamanımı yaşamak için, dedim.

21.06.2011

bozgun

nezihe meriç

bozgundasınız. her bakımdan. ayaklarınız bir yere basıyordu bir zamanlar. tanımlamak gerekirse, diyelim o yer, elden geldiğince kabartılmış, taşı toprağı ayıklanıp su verilmiş, güneşi emmiş, tavlanmış bir topraktı. yaşam üzerine düşünüyordunuz. ah! ne gençtiniz. onu, yaşanır kılmak istiyordunuz. güzelliyordunuz. düşünüzde, şiirler, romanlar, yontular, öyküler, oyunlar vardı. büyük toplulukları coşturan, denizleri yenileyen, toprağın bereketini artıran. güneş daha parlak olacaktı o zaman. yağmurlar, yeraltı suları, kaynaklar, özsuyu olup damarlara yürüyecekti. evleriniz, ev sahipleriniz, kiracılarınız vardı. akşamüzerleri ışıkları birdenbire yanan büyük süslü dükkanlarıyla caddeleriniz, bolluk bereket içinde pazar yerleriniz, her zaman gittiğiniz lokantalarınız, alışık olduğunuz, güvendiğiniz eczaneleriniz, kurabiyelerine, simitlerine bayıldığınız fırınlarınız vardı. karanlığına sığınarak, başka dünyalara gitmek, serüvenlere katılmak için, gevşeyip kendinizi koltuklarına bıraktığınız sinemalarınız! yağmurdan kaçarak, ıslak şemsiyelerinizle eve koşmak. ah! evet. elleri yüzleri yıkayıp gündelik giysileri giyip rahatlamak. çocuklar için, makarnalı, köfteli, kızarmış patatesli, kendiniz, arkadaşlarınız için rakılı, balıklı, rokalı sofralar kurmak; limonu iyice sıkarak, yeşillikleri bol sudan geçirerek. arkadaşlar bir arada, oturur, sabahlara dek konuşurdunuz. tartışırdınız. şimdi yer kaydı ayaklarınızın altından.

31.08.2009

uzun lafın kısası

irvin yalom: 
herkes aynı yemeği yemekten bıkar. her güzel kadının olduğu yerde, bir de onu düzmekten bıkmış zavallı bir erkek vardır.

mahabharata: bilgi gerçeği anlamaktır. barış, ruhun sükun bulması.

cevdet kudret: her işte böyledir: insan, diplomasız asistan olamaz fakat profesör olur; kaymakam olamaz fakat vali olur; katip olamaz fakat mebus olur.

george sand: evlilik, toplumun icat ettiği en barbar kurumlardan biridir.

nicholas malebranche: insanların körlüğü ve bilgisizliği bizi şaşırtmamalıdır; çünkü zihinleri, önemli bir zorluğu içeren hiçbir şeye nüfuz edemez.

marguerite yourcenar: insanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.

sophokles: en keyifli hayat, hiçbir bilgelik olmadan sürüp giden hayattır.

platon: iyi bir dost dünyanın en güzel bıldırcınından, en güzel horozundan; hatta en güzel atından ve köpeğinden çok daha değerlidir.

nezihe meriç: yıkanmış taşlık, sulanmış bahçe demektir bir bakıma yaşamak.

veysel atayman: şiddet, modern toplumun hayal kırıklıklarından ve duygusal soğukluğundan doğar.

lord byron: şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler; ama dinleyicileri cahildir.

ahmet ümit: iktidar kanla beslenen bir organizmadır. kendisini yöneten insanları güç kadar kötülükle de ödüllendirir. ister romalı olsun, ister osmanlı, birkaç istisna dışında eline kan bulaşmamış hükümdar yok gibidir.