#medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29.12.2020

kültürel barbarlık

elfriede jelinek

sürü içgüdüsü vasat olana çok değer verir. yere göğe koyamaz vasatı. vasatlar çoğunluğu oluşturduğu için güçlü olduklarını zanneder. orta tabakanın herhangi bir korkusu, üzüntüsü yoktur. bu tabakanın mensupları, var olduğunu sandıkları sıcaklık uğruna birbirlerine sokulurlar. orta tabaka sizin yalnız kalmanıza izin vermez, hele kendinizle hiç. ve bundan büyük hoşnutluk duyar. onların varoluşlarında hiçbir şey suçlama nedeni değildir ve hiç kimse onlara varlıklarından hareketle bir suçlama yapamaz.

kültürel barbarlığın hüküm sürdüğü bir ülkede tıka basa doymuş barbarlar bunlar. gazetelere bir kez daha göz atın. gazeteler, haber diye verdikleri olay kahramanlarından daha barbarlar. karısını ve çocuklarını özenle parçalara ayırıp daha sonra midesine indirmek için buzdolabında saklayan adam, bunu haber olarak yazan gazeteden daha fazla barbar değil.

insanlar yalnız yürürken de dururken de zorlanır; sanki tek başlarına olunca dünya üzerinde ağır bir yük oluşturuyormuşçasına, insanlar sürüler halinde dolaşır. omurgası olmayan, şekilsiz, kabuksuz sümüklü böcekler ve hiçbir şeyden haberleri yok. hiçbir büyü, hiçbir müzik büyüsü elini sürmez bunlara ve etkisi altına almaz. hiçbir esinti yaratmayan derileriyle birbirlerine yapışmış haldeler çünkü.

28.03.2020

kardak krizi

pierre bourdieu

izleyici sayısını arttırmak uğruna girişilen sınırsız rekabetin yol açtığı tehlikelerin en mükemmel örneğini, hiç şüphesiz, yunanistan ile türkiye arasında yakınlarda patlak veren bir olay oluşturmaktadır: küçücük ıssız bir adacık olan kardak kayalıkları dolayısıyla bir özel televizyon kanalının yükselttiği savaş çığlıkları ve seferberlik çağrıları üzerine, yunanistan'ın özel radyo ve televizyonları, günlük gazetelerin eşliğinde, milliyetçi bir çılgınlık mezatına giriştiler. aynı izlenme oranı rekabetinin mantığıyla sürüklenen türk televizyon ve gazeteleri de kavgaya katıldılar. yunan askerleri adacığa çıkarma yaptı, donanmalar harekete geçti ve savaş kıl payıyla önlendi. türkiye ve yunanistan'da; ama aynı zamanda eski yugoslavya, fransa ya da başka yerlerde gözlenen yabancı düşmanlığı ve milliyetçilik patlamalarındaki yeniliğin özü, belki de modern iletişim araçlarının, bugün, bu ilkel tutkuları sonuna kadar sömürme imkanlarını sağlamalarında yatmaktadır.

3.03.2020

gerçek

jean baudrillard

meslek ilkelerine bağlılığını yakın bir geçmişte ifşa eden bir başka isimse tf1 (kamu televizyon kanalı) genel müdürü patrick le lay'dir. bu şahıs bize: "gerçekçi olalım, tf1 kanalında çalışmak coca cola'nın satış yapmasına yardımcı olmaktır. ticari bir mesajın algılanabilmesi için televizyon izleyicisinin beyninin uygun konumda bulunması gerekir. yaptığımız programların amacı izleyiciyi eğlendirmek, rahatlatmak, yani verilen iki mesaj arasında onu bu konuma getirmektir. biz coca cola'ya ona zaman ayıracak uygun insan beyni satıyoruz. bundan daha zor bir iş olamaz." demektedir.

1970'li yıllarda bnp'nin (banka) ünlü ilan billboard'unu hâlâ unutmadık. bu billboard'da sermayenin iğrençliğini hiçbir eleştirel çözümlemenin yapamayacağı kadar güzel bir şekilde sergileyen bir cümle vardı: "ben paranızla ilgileniyorum!" bunlar herkesin çoktandır bilip duyduğu sözlerdi ama bu ilanın bir olay ve bir skandala dönüşmesine neden olan şey bu sözlerin bizzat bir bankacının ağzından söyleniyor olması, hakikatin bizzat kötülüğün ağzından çıkmış olmasıydı. hakikatin ortaya çıkmasını sağlayan şey tamamen dokunulmaz hale gelen ve herkesin gözü önünde suç işleyebilen egemen güçtü.

2.01.2019

şiddet

eric hobsbawm

dolaysız olarak şiddet, trafik kazası biçiminde her yerde mevcuttur; rastgele, niyetlenilmemiş, kurbanlarının çoğu tarafından öngörülemez ve denetlenemez tarzda. dolaylı olarak, kitle iletişim araçlarının ve eğlence programlarının her yerinde mevcuttur. hatta daha uzak bir şekilde, hem içinde yaşadığımız çağın geniş, somut olarak tahayyül edilemez kitlesel afetlerinin hem de fiziksel şiddetin yaygın olduğu ve muhtemelen giderek arttığı toplumsal kesimlerin ve durumların varlığının farkındayızdır. sükun ve şiddet birlikte var olmaktadır.

5.06.2018

televizyon üzerine

pierre bourdieu

"olmak," diyordu berkeley, "algılanmış olmaktır."

insan hiçbir zaman söylediği şeyin öznesi olduğundan emin değildir. sandığımızdan çok daha az sayıda özgün şeyler söyleriz.

hiçbir şey, gerçekliği bütün sıradanlığı içinde hissetirmekten daha zor değildir.

gazetecilerin özel gözlükleri vardır ve bunlarla bazı şeyleri görürlerken bazılarını görmezler ve gördükleri şeyleri de belli bir tarzda görürler. bir ayıklama yapar ve ayıklanmış olan şeyi belli bir tarzda kurarlar.

televizyon, toplumsal ve siyasal varoluşa ulaşmanın arabulucusu haline geliyor. varsayalım ki, bugün ben elli yaşında emeklilik hakkını elde etmek istiyorum. bundan birkaç yıl öncesine kadar, bu amaç için bir gösteri düzenlerdim, elimize pankartlar alırdık, yürüyüşler yapardık. milli eğitim bakanlığı'na giderdik; bugün ise -hiç abartmıyorum- becerikli bir iletişim danışmanı tutmak gerekir. medyaya yönelik, ona çarpıcı gelecek birkaç numara bulunur: kılık değiştirilir, maskeler takılır ve televizyon aracılığıyla, elli bin kişinin katıldığı bir gösterinin sağladığından daha az olması mümkün olmayan bir etki sağlanır.

izlenme oranları boyunca, tecimsel olanın mantığı, kendini kültürel ürünlere dayatmaktadır. oysa, tarihsel yönden, benim -ve umarım, yalnız benim değil-, bir kısım kişilerin, insanlığın en yüce ürünleri olarak düşündüğümüz bütün kültür ürünleri; matematik, şiir, edebiyat, felsefe, bütün bu şeyler, izlenme oranına tekabül eden şeye karşı, tecimin mantığına karşı üretilmişlerdir.

5.02.2018

türk medyası

turhan ılgaz

türkiye, gelişmiş bir demokrasi olmanın çok uzağındadır ama, oyunu gelişmiş batılı ülkelerinin koyduğu kural ve standartlara göre oynayan çok gelişmiş bir medyaya sahiptir. bu medya, tekelleşmiş bir medyadır.

bu medya, sorgulayan entelektüelleri pek az; ama salık veren, yol gösteren, dikte eden aydınları veya yarı aydınları epey çok olan bir ülkede, kültürün esasen son derece küçümen alanını, etkilemenin de ötesinde, işgali altında tutabilmektedir.

bu medya, bilimin daha da küçümen alanını bütünüyle yok sayabilmekte, onu kamudan soyutlayabilmektedir.

nihayet bu medya, siyasetin alabildiğine geniş ve kirli alanını, muhteşem bir iş birliği (hatta suç ortaklığı) bağlamında, ülkenin tek ve değişmez gündem maddesi yapabilmektedir.

böylece tek tek insanları ve giderek bütün bir toplumu kullanabilmekte (manipüle edebilmekte); bir yandan çetelerle savaşan robin hood görüntüsü verip bunun propagandasını yaparken, bir yandan da çeteleri yaratan düzen işlevinde ve onun içinde var olmaktadır.

çünkü -ve bourdieu'nün felsefe kökenli sosyoloji uzmanlığının olanca yetkinliği ve yetkisiyle gösterdiği üzere- medya alanında, başka alanları ve o alanların insanlarını ya da kamuoyunu en çok kullanan (manipüle eden) kişi, program, ya da kurumlar, genel mekanizmanın işleyiş mantığı gereği, aslında en fazla kullanılanlar (manipüle edilenler) olmaktadırlar. tehlike de işte buradadır. medya, liberal batı demokrasisini, yeryüzünde gelmiş geçmiş en tümel ve en mutlak totalitarizm haline getiren bir katalizör olup çıkmıştır.

öyle bir çağda yaşıyoruz ki, insanı insan yapan değerlerin korunması, insanın özgür bir birey olarak var olabilmesi, ancak ve ancak medyanın klişeleştirilmiş şartlandırmalarına başkaldırabilmekle mümkün olabilir.

4.09.2013

medya

ernest gellner

medya, kendisine yedirilmekte olan bir düşünceyi aktarmaz. medyanın neyle beslendiği pek önemli değil: aktarılan belirli mesajlara özellikle neyin konulduğuna bakmaksızın ulusçuluk düşüncesinin nüvesini otomatik olarak doğuran bizzat medyadır; bir merkezden birçok kişiye yönelik soyut, merkezileşmiş iletişimin yaygınlığı ve önemidir. en önemli ve devamlı mesaj bizzat iletişim kanalı tarafından, böylesi medyaların modern hayatta edindikleri rol tarafından yaratılır. asıl mesaj, önemli olanın aktarımların dili ve üslubu olduğudur. gerçekte ne söylendiğinin pek az önemi vardır.

2.08.2012

kehanet

scott adams

medyumlar belirsiz kehanetlerde bulunup sonra da gösterdiklerine yakın olan her şeyden kendilerine pay çıkarabilirler. medya, sürükleyici başarıların hikâyelerini anlatır ve başarısızlıkları, haber değeri olmadığı için yok sayar. halk, medyumların düzenli olarak cesetlerin yerlerini saptayabildikleri izlenimine kapılır. aslında, bu tür vakalar enderdir ve muhtemelen dahice bir kalıp tanıma seviyesinin veya şans ya da basitçe abartmanın sonucudur.

diyelim ki, polis bir çocuğun kaçırıldığına dair bir ihbar aldı. polisler, kalıpları tanımak için eğitilmiştir bu yüzden zanlının muhtemelen erkek ve çocuk tarafından tanınan biri olduğunu bileceklerdir. eğer çocuk kırk sekiz saattir kayıpsa, çocuğun ölü olduğunu, cesedinin dışarıya, muhtemelen suç mahallinin elli mil ötesine bırakılmış olduğunu öngörebilirler.

diyelim ki polis, suçlu kalıplarını bulma konusunda polisten bile daha yetkin olan bir fbi profilcisi çağırır. profilci, benzer suçlardaki deneyim ve istatistiklere dayanarak, zanlının ne tür bir geçmişi, yetiştirilme tarzı ve kişiliği olduğunu öngörebilir. polisler ve fbi profilcisi, basit kalıplara dayandığını bilmiyorsan psişik gibi görünebilecek bilgiler üretebilirler.

25.07.2012

medya, devlet ve ulus

philip schlesinger

ayn rand: sosyalizm kederlidir.

edward peters: engin bir devlet gücünün, kaynakları seferber etme yeteneğinin ve fiilen sonsuz çeşitlilikte olan zor kullanma araçlarına sahip olmanın geçerli olduğu bir çağda, paradoksal bir şekilde, devlet siyasetlerinin birçoğu devletin iç ya da dış düşmanları karşısında aşırı dayanıksız olduğu anlayışına dayandırılmıştır.

paul wilkinson: hiçbir baskıcı devlet, üyeleri özellikle adam öldürme, işkence, zorla itiraf ettirme, açıklama yaptırma vb. metotlar konusunda eğitilen bir gizli polis aygıtından vazgeçemez.

pierre bourdieu: kültür yalnızca ortak bir kod ya da hatta sürekli yeniden ortaya çıkan sorunlar için hazırlanmış ortak bir yanıtlar kataloğu değildir; müziğin yazılmasında söz konusu olan şeyi andıran bir "icat etme sanatı" sayesinde özgül durumlara doğrudan doğruya uygulanabilir sonsuz sayıda tekil örüntülerin yaratıldığı, daha önce özümsenmiş ortak bir ana örüntüler dizisidir.

paul wilkinson: herhangi bir süre boyunca askeri yönetime başvuran, adına demokratik denilen hiçbir hükümet sürekli bir kamu desteğini hak etmez.

alberto melucci: kolektik kimlik, kendi eylemlerinin yönlendirilmesinin yanı sıra eylemlerinin cereyan ettiği fırsatlar ve kısıtlamalar alanıyla da ilgili olan, etkileşim içindeki birden fazla birey tarafından üretilmiş etkileşimsel ve müşterek bir tanımdır. kolektif kimlik oluşumu hassas bir süreçtir ve ardı arkası kesilmeyen bir yatırım gerektirir. kolektif kimlik, daha kurumsallaşmış toplumsal eylem biçimlerine benzer hale geldikçe örgütsel biçimler, bir formel kurallar sistemi ve önderlik örüntüleri halinde billurlaşabilir.

paul wilkinson: komplo teorileri toplumsal gerçekliğin hakkını çok nadiren verir.

claudio magris: kimlik, ucu daima açık olan bir arayışken, bir kimsenin kendi kökenlerini saplantılı bir şekilde savunması zaman zaman, başka koşullarda yerinden edilmeye isteyerek boyun eğmek kadar geriletici bir kölelik biçimi olabilir.

mary douglas: kamusal bellek toplumsal düzenin depolama sistemidir. kamusal bellek hakkında düşünmek, düşüncemizin koşulları hakkında düşünmek kadar bize yakın bir şeydir.