gandhi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gandhi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.06.2022

jurnal

cemil meriç

hayat yaşanmaya değmez.

yaşamak yaralanmaktır.

ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.

yaratanın her şeyi güzel yarattığına kurbağalar bile güler.

avam için din, kendi gibi düşünmeyeni yok etmek hürriyetidir. ateizm, allah'a inanmamak değil, avamın inançlarını paylaşmamaktır.

vücudumuzu aşmak, ben'in dar ve sevimsiz geometrisinin ötesine geçmek, sonsuza yönelmek, bir insana sarılmak, hatıralarda yaşamak: işte aşkın, dinin ve kahramanlığın kaynakları. bir kısım insanlarsa kendilerini aşarlar ve kendilerini feda etmesini bilirler, bir fikre, bir davaya adarlar kendilerini, anıta, olaya, kitaba dönüşürler; ruhları ışık ve sevgi kaynağıdır; ruhları doğa gibi devamlı verimlidir ve doğa gibi ölümsüzdür.

insan, iltifata susuzdur.

spinoza'nın bir sözü beni sık sık düşündürür: "havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, mutlaka kendi arzusuyla yolculuğa çıktığını söylerdi."

kin sevgiden daha vefalıdır.

aryalı akıncıların zincire vurduğu siyah derililer fatihlerinden çok daha medeni idiler. kuzeyli barbarlar, yırtıcı sürüler halinde, sulhçu ve ilerici kavimlerin mezarcısı olmuşlardır. yani kaba kuvvet, mızrak veya kılıç munisleşen, incelen, olgunlaşan insanı yenmiştir. tarih, galiplerin yazdığı bir kitaptır. zafer, arkasından bıçaklanan masum düşmanların cesetleri üzerine atılan yapma çiçeklerden bir çelenktir.

medeniyetler ancak intihar etmek suretiyle ölürler.

kızıl şal görmüş ispanyol boğası gibi, her düşünceye ve her düşünene saldırmak. bu canım memleket, bu yüzden bir cüzzamlılar ülkesidir. fikir hürriyeti ya bütün olarak müdafaa edilir, ya edilmez. zındık olun, dindar olun ama düşünün, insanı öldüren kanser kayıtsızlıktır.

hayatımıza salgı bezlerimiz hükmediyor. şuurun karanlık bölgelerinden yükselen çığlıkları susturamıyoruz. çığlık homurtu oluyor nihayet. homurtu uğultuya inkılap ediyor.

ıstırap ya kelimede ebedileşir ya sükûtta.

saint-augustin kendini kırkından sonra tanrıya vakfedebildi. muhammet haticet-ül kübra ile geçirdiği yılların acısını torunu yerindeki ayşe'nin kollarında çıkardı. balzac kendisine aşkı ve hayatı öğreten mme de bernier'nin içli ve fedakar sevgisinden "amour strangulatoire" diye bahseder.

tanzimat neslinin en büyük hizmeti, türk nesrini yaratmasıdır.

şuurun kaderi, biyolojiğin umurunda değildir. külçe gibi, leş gibi yaşamak da yaşamaktır.

insansız has bahçe engizisyon zindanlarından daha kasvetlidir.

hürriyet rahatsız ediyor insanı. bir güvensizlik duygusu çöküyor içine. kendi başına karar vermek, yeni yeni durumlar karşısında davranışını tayin edebilmek, çok sıkıntılı bir iş. hür bir dünya tehlikelerle dolu. ancak tehlikeli bir hayata göğüs gerebilecek insanlar demokrasiye sevgi duyabilirler.

hürriyetler armut gibi kucağımıza düşmez.

"eğer pek yakınlarındaysan, birbirleriyle çekiştiklerini görürsün. bakarsın kimi şu partiden, kimi bu partiden. ama hele biraz uzaklaş, bir tepeye çık, tozu dumana katan bu süvarilerin topu birden sana bir tek toz bulutu, aynı toz bulutu halinde aynı olacaktır."

her büyük adam kucağında yaşadığı cemiyetin üvey evladıdır.

kitapların dışında yok insan, daha doğrusu kitaplarla kaynaştığı ölçüde insan, dışardaki. ben putperest değilim. kitaba tapmıyorum. içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki gözyaşı, içindeki aşk, içindeki tecrübe, içindeki tanrı çekiyor beni.

şehirler de, kadınlar gibi, fatihlerini beklerler.

karışıklık, mağara adamının insiyakları için tam bir kültür ortamıdır.

einstein'a "gravitation" hakkındaki formülünüz newton'unki kadar zarif ve sade değil diye takılmışlar. "hakikati belirtmek istiyorsanız zerafeti terzilere bırakın." demiş.

voltaire, "insan katır yükü ile ebediyete gidemez." diyor. saint-simon, "tımarhaneden kaçacaksın." diyor. ebediyetin yolu tımarhaneden geçer.

bir romancı çağını kucaklamak zorundadır.

büyük adamların yazdığı otobiyografiler şu üç tipten birine uyarmış eskiden (brandes böyle diyor): "bakın doğru yoldan nasıl uzaklaştım ve tekrar nasıl döndüm doğru yola" (saint augustin). "anlayın ne berbat adammışım ben, ama benden daha iyi olduğunu vehmedecek kabadayı nerde?" (rousseau). "şartlarda yardım edince bir deha nasıl gelişip serpiliyor, okuyun da görün." (goethe)

hiç kimse maziyi değiştirmeden anlatamaz, renan'a göre.

insanın keneden farkı, bir dava uğrunda fedakarlığı göze alabilmesindedir.

"ab uno disce omnes." yarası olmayan yaşar, yaratmaz. insan bazen kılıçla yontar hayalindeki dünyayı, bazen kalemle. gerçek aşklar da sessizdir. doyan, konuşmaz. yattığı kadınlarla övünen, o kadınlarla yatamayandır.

spinoza, "her hüzün bir parça fakirleşme, bir parça küçülmedir." diyor.

aşk dehanın büründüğü şekillerden biri. insanın dörtte üçü âşıkken belirir.

bizde kadın hâlâ esir pazarlarında satılan dişinin bütün ruh komplekslerini yaşamaktadır. hiçbir zaman kendisi değildir. erkeği eşya sanır, erkeği de kendini de.

türkiye'de fikir her zaman bir anakronizmdir.

rusya'da bir gazete çıkarma teşebbüsü suya düşünce, lenin çoluğunu çocuğunu memleketinde bırakarak almanya'ya kaçmıştır. yanına iki vagon halinde kütüphanesini almış, yer darlığından edebiyat kitaplarını bırakmış, yalnız bütün tecrübelerin toplu olduğunu söylediği "faust"u aldırmıştır. en sevdiği yer: "her nazariye soluktur aziz dost, canlı olan, taze olan hayatın ağacıdır."

bakışlarını iç dünyasına çeviren insan, şuurun mağarasında kendi gölgesiyle karşılaşır.

tarih mahkemesinin verdiği kararları çok defa hiciv infaz eder.

neyzen'deki tezatların psikopatolojik köklerini merak edenler "l'homme de genie'yi okusunlar. biz, coşkun zekasını alkol kadehlerinde boğan bu hasta ve kardeş şairin hatırasını daima şefkat ve sevgiyle anmakta devam edeceğiz.

saygı frak giymiş bir sevgiden başka nedir ki?

yazarın tek bir düşmanı vardır: bağnazlık. düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam!

stendhal'ın meşhur kristalizasyon-billurlaşma teorisinin kaynağı bu. billurlaştırmak, hayalin sevgiliye kendisinde olmayan vasıflar eklemesi ve onu süslemesi, güzelleştirmesidir.  "hangi güzellik akla gelse hemen sevgilimize kondururuz."

inanmayan insanın, sevemeyen insanın, acıyamayan, kızamayan insanın köpek leşinden farkı yok.

machiavelli ile gandi, batıyla doğu. biri politikadan ahlakı kovar, öteki politikayı ahlaka kalbeder. muhammet, harp hiledir diyor. muhammet de realisttir. silahlı bir peygamber. şiddeti ortadan kaldırmak için şiddet. tarih bu yalanın insanlığa ne kadar pahalıya mal olduğunu bar bar bağırıyor. kan kanı, şiddet şiddeti doğurur. gayeyle vasıtalar bir bütündür. hiçbir gaye kötü vasıtaları meşrulaştırmaz.

buffon adında kayıtsız ve kaygusuz biri "deha uzun bir sabırdır." demiş.

faşizm, yani tehlikeli bir hayat, yani bir avuç insanın bütün kalabalığı uçurumdan zirveye kanatlandırması, yani bu uyuşuk, bu pelteleşmiş, bu erkekliğini kaybetmiş insanları kan ve ateş içinde eritip yeniden granitleştirmek. kafayı yerine oturtmak.

sosyalizmin en rezil tarafı, zaten kindar, zaten yırtıcı olan türk insanını türk insanına düşman etmesidir. sosyalizm iktisadi bir düzen olarak tartışılabilir belki. fakat bugünkü talepleri, bugünkü ifadesi, bugünkü kopukluğu içinde bir ihanet-i vataniyedir.

aşkın çiçekleri çabuk solar sevgilim.

yazarın tek düşmanı vardır: bağnazlık. düşüncenin bütün huysuzluklarına, bütün hoyratlıklarına, bütün çılgınlıklarına selam.

düşünmek, caddelerden keçi yollarına; çiğnenmemiş, sarp, dikenli keçi yollarına sapmaktır.

türk toplumunun sıfat-ı kaşifesi kadirşinaslıktır, türk toplumunun ve ölüme mahkum bütün kavimlerin.

hayat, girdapları ve zirveleriyle yaşanmaya layıktır.

5.05.2022

aforizmalar

~criminal minds

albert einstein: kendini hakikat ve ilme hakim olarak gören herkes tanrıların kahkahasıyla alabora olur.

george orwell: tüm dünyada yalan söylendiği bir zamanda, doğruyu söylemek devrimci bir harekettir.

norman mcclain: birlikte yaşadığımız ve sevdiğimiz kişilerin bizi yaralayacağını bilmeliyiz.

elbert hubbard: hiç kimsenin, zaten tatilde olan biri kadar tatile ihtiyacı yoktur.

rose kennedy: zaman bütün yaraları iyileştirir derler. katılmıyorum. yaralar kalır. zamanla, akıl kendini korumak için yaranın üstüne kabuk bağlar ve acı azalır ama asla tamamen kapanmaz.

george bernard shaw: bir amerikalının gizlilik duygusu yoktur. ne anlama geldiğini bilmez. ülkede böyle bir şey yoktur.

mahatma gandhi: eğer kalbimizde şiddet varsa; acizliğimizi gizlemek için sessizliğin örtüsüne bürünmek yerine şiddet uygulamak daha iyidir.

w.h. auden: şeytan her zaman gösterişsizdir ve genelde insandır. yatağımızı paylaşır ve masamızda yemek yer.

28.04.2022

gandhi

richard attenborough

cesur ve darbe almaya hazır olursan, saldırıyla cevap vermez ama pes de etmezsin. bunu yaparsan, insanın doğasında ortaya çıkan bir şey sana olan nefretini azaltıp saygısını artırır.

insanı şaşırtan hep basit şeylerdir.

hiçbir halk iyi bir yabancı gücü kendi kötü hükümetine yeğlemez.

bu davada, ben de ölmeye hazırım. ama dostum öldürmeye hazır olduğum hiçbir dava yok.

mücadele etmenizi istiyorum. öfkelerine karşı mücadele, kışkırtmak için değil. tek bir darbe vurmayacağız. ama darbeleri alacağız. acımız sayesinde adaletsizliklerini görecekler. acı verecek. her mücadele gibi. ama kaybedemeyiz. kaybedemeyiz. bedenime işkence edebilir, kemiklerimi kırabilir; hatta öldürebilirler. o zaman cesedime sahip olurlar, itaatime değil.

haksızlığın olduğu yerde, savaşa daima inanırım.

açlığa ve mutsuzluğa yol açıyorsa en iyi elbisede bile hiçbir güzellik yoktur.

"göze göz" tüm dünyayı kör bırakır.

sivil direnişçinin işlevi tepki yaratmaktır.

hapsedilince hiçbir yer iyi değil.

yoksulluk en kötü şiddet biçimidir.

burada hindulara ve oradaki müslümanlara dünyadaki tek şeytanın kalbimizde dolaştığını kanıtlayacağım. ve tüm savaşlarımızın orada yapılması gerektiğini.

umudumu yitirdiğimde, doğruluk ve sevgi yolunun tarih boyunca daima kazandığını hatırlarım. zorbalar ve katiller hep vardır ve bir süre için yenilmez görünebilirler. ama sonunda daima yenilirler. daima.

albert einstein: gelecek nesiller, etten kemikten böyle birinin bu dünya üzerinde yürüdüğüne inanamayacak.

16.12.2021

how i met your mother

bir sihirbaz en iyi numarasının sırrını asla açıklamaz.

kızlar kutu süt gibidir. hepsinin bir seksilik son tarihi vardır. sıradan bir adam gelip dolabı açar, seni alır, koklar ve önemsemeyip bir yudum almaz demiyorum. ama ondan sonraki gidişat kötü.

hayatta, nelerin yıkılmasına dayanabileceğinize ve neleri, her ne olursa olsun muhafaza etmeniz gerektiğine karar vermeniz gereken bazı anlar vardır.

otobüste manyak bir insan göremiyorsanız o sizsiniz demektir.

gelecek insanı korkutur. ama sırf aşina olduğun için geçmişine geri dönemezsin. insanı cezbettiği doğru. ama hata yapmış olursun.

satrancın kilit noktası, mümkün olan tüm sonuçları görmeye çalışmaktır.

her iyi ilişkinin bir elde edeni bir de razı olanı vardır. biri kendi liginin dışında birini elde eder; diğeri de kendinden aşağı seviyedekine razı olur.

hayatta hiçbir şey hamlenizi yaparkenki o hoş, korku dolu heyecanla kıyaslanamaz. her şeyi kafanızda kurup gözünüzü kararttığınız o an kadar.

"görmek istediğiniz değişimin bir parçası olun." (gandhi)

arkadaşlarınız güzel bir haber verdiğinde onlar adına bir milisaniye süresince sevinirsiniz. sonra hemen kendinizi düşünmeye başlarsınız.

eski her zaman daha iyidir. yaşlanmak için sabırsızlanıyorum. esnek şeyler giyebilirsin. rujunu taşırmama gibi bir zorunluluğun olmaz. mağazadan bir şey çalıp kafan karışmış gibi yapabilirsin. her yerde uyuyabilirsin. araba kullanırken bile. harika bir şey. bitkin, yıpranmış ve kırış kırış olmak için sabırsızlanıyorum.

26.07.2021

aforizmalar

~criminal minds

platon: karanlıktan korkan bir çocuğu kolayca affedebiliriz. asıl trajedi, yetişkinlerin ışıktan korkmasıdır.

milan kundera: utancın kaynağı bizdeki bir eksiklik değil, o eksikliğin başkaları tarafından görülmesidir.

gandhi: tarihin, yenilmez görünen tiranlarla ve katillerle dolu olduğunu unutmayın. ama sonunda daima yenilirler. daima.

rose kennedy: zaman bütün yaraları iyileştirir derler. katılmıyorum. yaralar kalır. zamanla, akıl kendini korumak için yaranın üstüne kabuk bağlar ve acı azalır; ama asla tamamen kapanmaz.

la rochefoucauld: zihinsel hata ve kusurlar vücuttaki yaralara benzer. hayal edilebilecek en iyi tedaviden sonra bile yara tamamen kapanmaz.

dietrich bonhoeffer: bir toplumun ahlakı, çocukları için ne yaptığıyla ölçülür.

mark twain: bütün hayvanlar içinde acımasız olan yalnızca insandır. zevk için acıya sebep olan sadece odur.

halil cibran: ıstırap, en güçlü ruhları ortaya çıkarır. en büyük karakterler kurumuş yaralarla doludur.

29.07.2017

albüm

adam fawer: edison puştun tekiydi.

v.s. naipaul: gandhi düşünceyle sezginin karışımıydı. her şeyin ötesinde, düşünce. o gerçek bir devrimciydi.

felicien challaye: konfüçyüs'ün öğretisi insandaki akla hitap eder. bu öğretide hiçbir gizemcilik, doğaüstü güçlere hiçbir çağrı yoktur. ölümünden az önce müritlerinden biri dua etme önerisinde bulunur. üstat, şu yanıtı verir: "benim duam, yaşamımdır."

memet fuat: derler ki yaşar kemal ince memed'i bir gazete patronuna götürmüş, para kazanmak amacıyla, kolay okunacak bir roman yazdığını, takma adla tefrika etmek istediğini söylemiş. sonucu öğrenmeye gittiğinde ise gazete patronu ona romanının çok güzel olduğunu bildirerek akılsızlık etmeyip kendi adıyla yayımlamasını öğütlemiş.

paul auster: james joyce 1920'lerde paris'teyken bir partiye katılmış, yanına bir kadın yaklaşıp "ulysses'i yazmış olan elinizi sıkabilir miyim?" diye rica etmiş. joyce sağ elini kadına uzatmak yerine havaya kaldırmış, birkaç saniye inceledikten sonra, "size şunu hatırlatayım madam; bu el başka işlere de yaramıştır." demiş.

saul bellow: tolstoy, "krallar tarihin köleleridir." demişti. insan güç merdiveninde ne kadar yüksekteyse eylemleri de o kadar dış koşulların kontrolündedir. tolstoy'a göre özgürlük tamamen kişiseldir. yalın ve dürüst -yani gerçek- bir yaşantısı olan insan özgürdür. özgür olmak, tarihsel sınırlamadan kurtulmak demektir.

oğuz atay: derler ki meşhur fizikçi einstein, bir toplantıda şarlo'ya "siz büyük bir adamsınız." demiş, "herkes sizi anlıyor, herkes size hayran." şarlo, " siz daha büyüksünüz." diye itiraz etmiş, "size herkes, hiç anlamadığı halde hayran."

3.04.2017

aforizmalar

~criminal minds

orson welles: bizim cinsimizden olan kuşların tüyleri dişilerden albenilidir; çünkü erkekler varlıklarını kanıtlamak zorundadırlar. zamanımızın çoğunu "bana bak, bana bak!" diye bağırarak geçiririz.

euripides: iyi bir adamın canı yandığında iyi olarak bilinenlerin hepsi onunla birlikte acı çekmelidir.

robert oxton bolton: inanç, yalnızca aklın egemen olduğu bir fikir değil, akla egemen olan bir fikirdir.

robespierre: suç, hakimiyetini korumak için masumiyeti katleder ve masumiyet suça karşı her şeyiyle mücadele eder.

elbert hubbard: eğer erkekler yalnızca birbirlerini tanısaydı, ne sevebilir ne de nefret edebilirlerdi.

dale turner mused: en iyi dersleri geçmişteki hatalarımızdan alırız. geçmişteki hatalar, geleceğin bilgeliğidir.

helen keller: dünya ıstırap dolu olsa da yaşama sevinci çoğu zaman ağır basar.

gandhi: şiddete karşıyım. çünkü iyiliğe ulaşmak için şiddet kullanıldığında ulaşılan iyilik geçicidir. yol açtığı kötülük ise daimi olur.

6.09.2016

karşı anılar

andre malraux

büyük adam diye bir şey yoktur.

gandhi: özgürlüğün çoğunlukla cezaevlerinin duvarları arasında, bazen de idam sehpasında aranması gerekir; asla meclislerde, mahkemelerde ya da okullarda değil.

şeytan, meclislerden çok, cemaatlerden hoşlanır.

insan dediğin nedir? küçük, acınacak bir gizler yığını.

sıradan bir insanda ilgimi çeken, insanlık durumudur; büyük bir adamda, büyüklüğünün doğası ve araçları, bir azizde ise, kutsallığının niteliğidir. ve dünyayla özel bir ilişkiden çok şahsi bir karakteri ifade eden birkaç çizgi.

lenin: sonunda devlet gücünü artırmamış bir devrim örneği yoktur.

en büyük giz, maddenin ve yıldızların ummanına rastlantıyla fırlatılmış olmamız değil; bu hapishanede, bizatihi kendimizden hiçliğimizi yadsımamıza yetecek kadar güçlü imgeler çıkarıyor olmamızdır.

insan gizlediği şeydir.

"aradığım ne zafer, ne hükümdarlık ne de yeryüzü hazları
ve neye yarar ki iktidar, neye yarar ki haz, neye yarar ki yaşam?" (bhagavad gita)

kitaplık, yaşamdan daha soylu ve daha az gevezedir.

"dünyanın yeniden fethinin üç büyük romanından birinin bir köle -cervantes-, öbürünün eski bir kürek mahkumu -dostoyevski-, üçüncüsünün de direğe bağlanıp teşhir edilmek cezasına çarptırılmış eski bir hükümlü -daniel defoe- olduğuna dikkatlerinizi çekerim."

13.01.2016

osho

anthony storr

bhagwan shree rajneesh (osho), 93 tane rolls-royce'a sahip olması kadar, cinselliği aydınlanmaya giden yol olarak göklere çıkaran bir guru olması ile de oldukça ünlüdür. diğer gurulardan farkı, öğretisinin tamamen eklektik olması ve neyin ona ait olduğunu belirlemenin zorluğudur.

11 aralık 1931'de, madhya pradesh eyaletinin küçük bir kasabası olan kuchwada'da, çocukluğunun büyük bir kısmını geçirdiği, annesinin ailesinin oturduğu evde dünyaya gelmiştir.

çocukken yalnız, içe dönük ve çok zekiydi. guruların tipik özelliklerinden biri olan "arkadaş edinmektense yandaş toplama" özelliği onda epey küçük yaşlarda ortaya çıkmıştı. diğer çocukları kandırmış ve sürekli otoriteye kafa tutmuştu. astımlı ve hastalıklı bir çocuktu. birçok defa ölümle burun buruna gelmişti. ölümle oyun oynar ve korkusunu yenme adına riskli hareketler yapardı. örneğin shakkar nehrindeki girdaba atlar, burgaç tarafından dışarı itilene kadar dibe dalardı.

diğer sağlığı bozuk, zeki ve yalnız kişiler gibi o da çok okumaya başladı ve bu alışkanlığı uzun yıllar sürdürdü. bu sayede doğu'nun kutsal yazılarını, batı'nın önemli filozoflarını yakından tanır hale geldi. dini inanç arayışları, her zaman başkaldırma ve dalga geçme ile son buldu. otoriteye itaat etmesi gereken hiçbir ideolojiyi kabul edemiyordu. kavgacı, saldırgan ve küstahtı.

rajneesh, gandhi'nin oruç tutmasının mazoşizm, cinsellikten uzak durmasınınsa bir çeşit sapıklık olduğunu ileri sürmüştür. rahibe teresa'nın da bir şarlatan olduğunu söylemiştir.

"fakir bir toplumda din anlamlı olamaz; çünkü onlar henüz başarısızlığı tatmamışlardır. yani ev sahibi olmanın, zengin olmanın ya da gönüllerinde hangi maddi çıkar yatıyorsa onun mutluluk getirmeyeceğini henüz anlamamışlardır."

rajneesh; dinin, maddi ihtiyaçlarını gerçekleştirmiş ve bu nedenle de yaşamın anlamını sorgulamaya gücü yeten kişilerin lüksü olduğunu belirtir. "ne kadar fazla şey toplarsanız yaşamınız o kadar boşa gider; çünkü bunların bedeli yaşamın kendisidir." der. bu açıdan, çarpıcı biçimde, kendi öğretisine ters düşmektedir.

rajneesh'e göre insanlar üçe ayrılır: nesne toplayan ve dışa dönük olanlar, bilgi toplayan ve daha az dışa dönük olanlar ile farkındalığa ulaşmaya çalışan içe dönükler. son gruptakilerin amacı, gittikçe daha fazla bilinçlenmektir.

rajneesh'e göre cinsellik, kutsallığa ulaşmanın yollarından biridir. bekareti yücelten ve cinselliği bastırmaya çalışan dinler, engellenmişlik duygusu ve nevroz yaratmaktadır. bir keresinde, insanların ona getirdiği sorunların %99'unun cinsellikle ilgili olduğunu söylemiştir.

rajneesh'e göre gerçeğe ulaşmanın üç ana yolu vardır: deneye dayalı bilimsel yol, akla dayalı mantık yolu ve kendisini şiir ile dinde ortaya koyan eğretileme yolu.

"şiir, nesnelle özneli birbirine bağlayan bir köprüdür. din de esasen şiirdir. tantrik öğretide yaşama her zaman 'evet' denir. gerçek ateist, yaşama 'hayır' demeyi sürdürendir."

"insan, doğal olmayan tek hayvandır. bu nedenle de dine ihtiyaç duyar."

rajneesh'e göre, çoğu insan çocuk sahibi olmaya uygun değildir ve zaten dünyada da gereğinden fazla çocuk vardır. tüm dünyada yirmi yıl boyunca doğumlar yasaklansa, çoğu sorunun çözüleceğine inanır.

rajneesh, lord acton'ın düsturunun canlı bir örneğidir: "güç yozlaştırır. mutlak güç mutlaka yozlaştırır." rajneesh de bir hırs canavarı olana kadar yozlaşmıştır.

o, her zaman bir liderdi; küstah, otoriteye karşı hoşgörüsüz, kendi kendini yetiştirmiş, hiçbir üstada borcu olmadığını iddia eden biriydi. olağanüstü bir bilgi birikimi ve hayatın nasıl yaşanması gerektiği hakkında bir düsturu vardı. ancak maalesef, kendi görüşünü izlemede başarısız oldu.

10.11.2015

devrim yolunda

arthur koestler

yığınlar yeterince olgun olmadıklarında insancıl zaaflar ve liberal demokrasi devrim için intihar demektir.

vicdanlı olmak denilen şey bir devrimci için dünyanın en uygunsuz özelliğidir. vicdan denilen şey insanın beynini kanser gibi kemirir, sonunda gri hücreler bütünüyle yenilip yutulur.

insan dünyayı duygularının keyfini sonuna dek çıkaracağı metafizik bir genelev gibi görmeli. duygusallık paylaşımı, vicdan, tiksinme, umutsuzluk, pişmanlık ve bedele katlanma gibi şeyler bizim için serkeşlik kadar iticidir.

tarihin hiçbir döneminde insanoğlunun geleceğini etkileme gücü bizdeki kadar az sayıda kişinin ellerine yoğunlaşmamıştır.

tarihin bize öğrettiği şeylerden biri de şudur: çoğu kez yalanlar gerçeklerden daha çok işe yarar. çünkü insanoğlu miskindir ve gelişme yolunda bir adım atabilmesi için kırk yıl çölde yürümesi gerekir. bunun için zorlanması gerekir üstelik. çölde ilerlediği sürece tehditler ve vaatlerle, hayali korkular ve hayali tesellilerle motive edilmesi gerekir. yoksa yarı yolda dinlenmek için oturup altın buzağıyla tapınmaya başlar.

tarihin en korkunç canileri neron ya da fouche tipinde kişiler değil, gandhi ve tolstoy tipindekilerdir. gandhi'nin içinden gelen ses, ingiliz top ve tüfeklerinden daha etkili olmuştur hintlilerin kurtuluşunu engellemek açısından. gandhi'nin hindistan'ı felakete sürüklediğini, temiz ve insancıl yolları yeğlemenin politik iktidarsızlığa sebep olduğunu kabul edelim.

kendini otuz altına satan bir adam dürüst bir alışveriş yapmıştır; ama kendini kendi vicdanına satmak tüm insanlığa ihanet demektir. tarih, a priori ahlak dışıdır, vicdanı micdanı yoktur.

doğru sonuca varmak için her yolun geçerli olduğu ilkesi politik ahlakın tek kuralı olmuştur her zaman ve olacaktır; başka her şey boş laftır, dokunduğun anda elinden kaçacak saçmalıklardır.

öznel iyi niyet bizi hiçbir şekilde ilgilendirmez. yanılgı içinde olan bunun bedelini ödemeli, haklı olan sonunda aklanmalıdır.

her cümleyi tekrarlayarak ve basitleştirerek yığınların kafasına tokmak tokmak sokmak gerek. doğru olarak gösterilen şey altın gibi parlamalı, yanlış olarak gösterilen ise zifiri karanlık olmalı. yığınların politik süreçleri anlayabilmeleri için panayırlardaki palyaçolar gibi renklendirilmeleri gerekir.

bu hayatta kurnaz olmak zorundadır insan; yoksa ahir ömründe hapislere düşer ya da soğukta köprü altlarında yatmak zorunda kalırsın. işin kısası budur: ya akıllı olacaksın ya namuslu davranacaksın, ikisi bir arada olmuyor.

20.09.2015

arzu

andre malraux

arzu, pek çok dinde şeytandır.

balık için içinde yüzdüğü akvaryum neyse gerçekçilik de insan için odur. zihinden doğmamıştır. gerçeğin araştırılmasıyla hiçbir ilgisi yoktur. o insanı kavrar ve içine işler; insan ona hiçbir zaman bütünüyle sahip olamaz.

insan bir rastlantıdır ve temelinde, dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

sanat dünyası ölümsüzlüğün değil, başkalaşmanın dünyasıdır. günümüzde sanat yapıtının yaşamı, başkalaşmadır.

napoleon: bir devlet adamı her zaman bir köşede yalnızdır; karşı köşede ise bütün dünya vardır.

bir gün gelecek, insanların birbirlerinden kişiliklerinin biçimleri kadar anılarının biçimleriyle de ayrıldıklarının farkına varılacak.

"düşmanın sana hakaret ederse git kapının önüne otur. cesedinin geçtiğini göreceksin." (arap atasözü)

gandhi: üç düşmana karşı mücadele ediyorum: ingiltere'ye, hintlilere ve kendime karşı.

"dünyanın anlamı insana, kral arabalarının, ezdiği akreplere olduğu kadar erişilmezdir."

15.05.2015

edebiyat mutluluktur

zülfü livaneli

kanayan vicdanlar karşısında hiçbir rejim ayakta kalamaz.

çağın hakkını vermek, çağa uyum sağlamakla değil, ona direnmekle mümkün olabilir.

kurnazlık küçük insanlara özgü bir yaşam özelliğidir, büyük ruhlar buna tenezzül etmez. zeka, rüyaları olan büyük insanlara; kurnazlık ise "köşeyi dönmeye çalışan" küçük insanlara özgüdür.

gandhi: bir ulusun büyüklüğü ve ahlaki gelişimi, hayvanlara nasıl davrandıklarına bakılarak anlaşılabilir.

süssüzlük büyük bir süstür. edebiyatta en büyük marifet, süsleme başarısını veya yazarın yeteneğini değil, hikayenin duygusunu hissettirmektir.

hans fallada: marksizm halkın kültür düzeyini yükseltir, entelektüellerinkini ise düşürür.

bir eserin nitelikli ve derin olması, onun geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesine engel değildir.

lenin: en doğru fikir bile abartılırsa saçmaya varır.

jorge luis borges: eğer bir kitabı okumaktan hoşlanıyorsanız, harika. hoşlanmadıysanız okumayın. edebiyat, size dikkatinizi çekecek başka yazarlar sunacak kadar zengindir.

kapitalizmin kafa karıştırıcı ürün pazarlama tekniklerinden kurtulmanın tek yolu, kendi okuma zevkinize güvenmektir. 

william faulkner: bir yazarın başarısı, göze aldığı başarısızlıkla ölçülür. 

hepimiz bir parça böyleyiz: geceleri idealizmle ve yüce duygularla dolup taşarız; ama sabah, hayatın gerçekleri bizi birer sanço panza haline getirir.

jose ortega y gasset: tarih, insan gerçeğini anlamanın tek yoludur.

bir gerçeğin farkına varan insan, bir daha onun farkında olmadığı zamana dönemez.

insan soyunun en korkunç eylemi öldürmek, en kötü huyu ise alışmaktır.

kültür, kendi başına bir barış eylemidir. 

friedrich dürrenmatt: iyi bir istanbul entelektüeli paris'tekilerden daha üstündür.

"çok düşman, çok şeref demektir." (alman atasözü)

insan yaşamı ancak kültürle derinleşir, boyutlanır, tatlanır. biyolojik yaşam süreçlerine ve kısacık insan ömürlerine bir anlam katan boyut kültürdür.

woodrow wilson: eğer bir köpek yüzünüze bakıp da yanınıza gelmiyorsa vicdanınızı kontrol edin.

entelektüel olmak, dünyaya zihni olarak, düşünce süzgecinden geçirerek bakma refleksidir. entelektüel, yaşadığı ve yaşamakta olduğu her şey üstüne düşünür. dünyaya farklı bir disiplinle bakar. bir şeyler yazmış olmak, insanı entelektüel yapmaz.

jorge luis borges: dünyada okunmayı bekleyen o kadar iyi kitap var ki!

28.04.2015

the life of david gale

alan parker

doğru diye bir şey yoktur. sadece bakış açıları vardır.

starbucks'tan daha fazla kilise olduğunda dindar bir bölgede olduğunu anlarsın. ve starbucks'tan daha fazla hapishane olduğunda.

bu dünyada bir sürü hasta ruhlu insan var.

asla menüde yiyeceklerin resmi olan bir yerde yemek yeme.

aktif dinleyicilerden nefret ederim. dinliyormuş gibi yapmakla o kadar meşguldürler ki ne dediğini duymazlar.

eğlenceli olan tek gerçek, birinin saklamaya çalıştığı gerçektir.

winston churchill: 30 yaşındayken bir liberal değilseniz kalpsiz birisiniz demektir. eğer 40 yaşında hala liberalseniz beyinsiz birisiniz demektir.

eğer kendine saklarsan nefretin bir anlamı kalmaz.

şu kaybedenlere bakın! köylüler, fahişeler, uyuşturucu bağımlıları, şizofrenler! onlar katil! ölmeleri kimin umurunda? çark sürekli dönmeye devam ediyorsa bu kimin umurunda?

bütün hayatımızı ölümü durdurmaya çalışarak geçiriyoruz. yemek yiyerek, icat ederek, severek, dua ederek, savaşarak öldürerek. ama ölüm hakkında gerçekten ne biliyoruz ki? sadece hiç kimsenin geri gelmediğini. ama hayatta öyle bir nokta geliyor ki o an zihin bütün arzuları ve tutkuları yeniyor. alışkanlıklar hayallerden ağır basıyor. ve kayıplar.. belki de ölüm bir armağandır. 

gandhi: eski göze göz yasası hepimizi kör eder. 

hayata saygı her şeydir. birini öldürdüğünüz zaman onun ailesinden çalarsınız. sadece sevdikleri birini değil, aynı zamanda insanlıklarını da. kalplerini nefretle katılaştırırsınız. tarafsız olabilme kapasitelerini onlardan almış olursunuz. onları kana susamaya mahkum edersiniz. bu zalimce ve dehşet verici bir şeydir. bu nefret asla yapıcı olamaz. zarar verilmiştir artık. istediğimiz eti aldıktan sonra hala doymak bilmeyiz. infaz evinden öldürücü enjeksiyonun onlara fazla olduğunu mırıldanarak çıkarız. medeni bir toplum eninde sonunda katı gerçekle yüzleşecektir. intikam almak isteyen kişi iki mezar birden kazar.

2.11.2014

bir dünyanın eşiğinde

cemil meriç

marx: düşüncenin doruklarına ancak patikalardan çıkılır.

yazarın gerçekten değeri varsa, düşüncesini bir hamlede kavrayamazsınız, söylemek istediklerini bütünüyle söylemez yazar, söylemek de istemez, gizler, istiarelere başvurur. güzel sabahları kucaklayan sis gibi, güzel eserleri saran bu sis de doğal.

derin bir düşünceyi anlamak, o düşünceyi kavradığımız anda derin bir düşünceye sahip olmaktır. kendi içine, kendi kalbine inmektir. nesneleri bulutlar arkasından görürüz. düşünmek bu sisleri yırtarak aydınlığa varmaktır.

kafan aydınlıksa, gerçekten aydınlıksa her ülke aydınlıktır senin için, yoksa kendi karanlığından kaçmak boşuna.

dörtte üçünü kirlettiğin, köleleştirdiğin, yakıp yıktığın bir dünyaya hükmetmek marifet mi?

bütün gıdam ekmek, süt ve su. hiçbir kış evimde ateş yanmadı, yatak yorgan nedir bilmem. ne gelirim var, ne maaşım. yaşlandım; ama dincim, alnımın teriyle kazanıyorum hayatımı, dünyanın hiçbir nimetinde gözüm yok, yalnızım ve hürüm, gönlüm insan sevgisi ile dolu.

tennyson: büyük ağaçların dalları vardı ellerinde, meyvelerle, çiçeklerle yüklü dallar. birbirlerine sunuyorlardı meyveleri; ama her tadan başkalaşıyordu, birden uzaklaşıyordu dalgalar, uzaklarda, inliyordu. mezarların ötesinden geliyordu yanıbaşındakilerin sesi. altın kumlara oturdular. kucak kucağaydı güneşle ay kıyıda. ne güzel şeydi düşünmek yurdu! yalnız düşünmek: karısını, çocuğunu, kölesini. deniz öylesine yorucuydu ki, dalgalar öylesine yorucu. içlerinden biri, bir daha dönmeyiz dedi ve hep bir ağızdan tekrarladılar: yeter dolaştığımız, mutluluk sükundadır, fırlat kalbini dalgalara. bütün varlıklar ölür, bırakın bizi uyuyalım.

insan, şartların yaratıcısı değil, mahkumu haline geliyordu.

aziz augustinus: ne kadar geç tanıyabildim seni, ey kadimler kadimi, ey tazeler tazesi güzellik, ne kadar geç sevdim. yazık senden ayrı geçen yıllarıma, yazık.

ülkeler de kitaplara benzer. onlarda aradığımızı buluruz.

louis jacolliot: yaşamak düşünmektir.

"ben besteyim, sen güfte. ben göğüm, sen toprak. denizde nasıl kaynaşmışsa tuzla su, biz de öyle kaynaşsak."

hazdan doğar çocuk, haz verir. çocuk bir gemidir.

"insan ölünce sesi ateşe, soluğu rüzgara, aklı aya, atmanı (özü) etere, saçı otlara karışır."

hayır da, şer de zincir. biri hafif, öteki ağır. amaç, bütün zincirleri kırmak. "susuz bir kuyuya düşen kurbağa gibi kıvranmak istemiyorsak, yeniden doğuş zincirlerini kırmalıyız. korkunç olan ölüm değil, sürekli doğuşlarımız. zerre bütüne karışmalı ki hasret dinsin. bizi hayat denen cehennemden yalnız bilgi kurtarabilir."

brihaspati: ne cennet var, ne ölümden sonra kurtuluş.. ruh yok, ahiret yok, kastlar palavra.. üç veda, bilgeliğin üç yolu, tövbe, istiğfar.. hepsi de tek işe yarar bunların: eblehlerin, iğdişlerin karnını doyurmaya. toprak olan vücut nasıl dünyaya gelir tekrar? bir gölge mi öbür dünyaya giden? neler de uydurmuş rahipler: törenler yapacakmışız ölüler için, kurbanlar kesecekmişiz! ne yapsınlar onlar da geçinecek! keyfine bak! kendini hiçbir zevkten mahrum etme.

şarvakas: gerçeği ancak duyularımızla tanıyabiliriz. tabiat olaylarını tanrılarla, şeytanlarla açıklayanlar aptal. vücut bir atomlar yığını, beyin düşünen bir madde. gören, işiten, duyan: vücut. ruh, kuruntu; atman, hayal. din ya bir sapıtış, ya bir dalavere. onsuz yapamazmışız! kötü bir alışkanlık bu sadece. ahlakın kaynağı tabiat ve toplumdaki anlaşmalar. ne iyilik umrunda tabiatın, ne kötülük. güneş, evliyaları da, eşkıyaları da aydınlatır.

"ruh bir mezarlıktan farksız olan bu hayat ormanında binbir güçlükle ilerler."

"okyanuslar dolusu gözyaşı dökmüş insan ve döküyor. yaşamak, acı çekmektir. acıların kaynağı doğuş. evlenmesek yeni nesiller gelmezdi dünyaya. sevmesek evlenmezdik. acıların kaynağı arzu, arzununki duyular. duyular aldatıyor bizi. güzellik yalan, biçimler boş. tanrı varolmuş, yok olmuş.. kime ne? bilinmeyene, bilinmeyecek olana dualar mırıldanmak niye?"

"bilgeyi övsen de bir, yersen de bir. fırtına kayaları sarsar mı?"

avcı, dişi bir karaca gördü ormanda
gözleri arzudan alev alevdi
birden hatırına cananı geldi
avcının oku düştü elinden

kalpleri birlikte çarpan yıllarca
yıllarca birlikte ağlayıp gülen
iki sevgiliden biri can verse
hayatta kalandır gerçekte ölen

bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.

"kutsal meşalesi bilgeliğin, doğruların yolunu aydınlatır. bir ceylan gözlü gördün mü, ne meşale, ne bilgelik kalır. o titrek ışığı soldurur, gözlerinin alevi."

geceler daha güzel diyorsun
gündüzler daha muhteşem bence
geceye de, gündüze de lanet olsun
vuslat ile halelenmeyince

"fil zincirle bağlanır, at gemle. kadını ise ancak gönlünden yakalayabilirsin."

yüzün lotusa benzer, gözlerin lotusa
şahane bir meyve dudakların
vücudun taze bir çiçek
kalbin neden taştan

gandhi: yaratma gücüne sahip olmayan, yıkma hakkına da sahip değildir.

savaş her zaman cinayet değildir. ihtiras bürümeyecek gözlerini, çıkarını düşünmeyeceksin. böyle olunca, savaş faziletlerin en büyüğü olur. şimşekler gökleri aydınlatır, sağanak yıkar, ateş temizler dikenleri, başaklar fışkırır küllerden.

tagore: acıların anahtarı ile açmalıyız sevincin kapılarını, kendimizi başkalarına adamalıyız, bir şiir yaratmalıyız hayatımızdan, bu şiir sonsuzu dile getirmeli, sonsuzu, yani ruhumuzu. bir ney'e benzesin ömrün, onu nağmelerle doldur.

tagore'un kurduğu huzur evi'nin kapısında şu söz vardı: burada hiçbir puta tapılmaz, her inanca saygı gösterilir.

hind'in son peygamberi ramakrişna, sefil bir paryanın kulübesini saçlarıyla süpürecek kadar insandı. müslüman oldu, hıristiyan oldu, nihayet anladı ki, tanrı ne camidedir, ne kilisede, tanrı kalbimizdedir.

"uyurken kucağımdadır, uyanınca gönlümde."

"naz tuza benzer, çoğu zarar, azı karar."

"başkasının kusuru kadar kendimizinkini de görsek, dünyada kusur kalır mıydı?"

"göz bilginde olur, cahilinki budak deliği."

tatlı hurma şarabının acısını ayyaş bilir
martıya sor denizdeki fırtınayı
yokluğun ne olduğunu, çok karısı olan bilir
çaldığını saklamanın zorluğunu, hırsız

"bilge sefalete de düşse bilge. sefalet nadanı sefilleştirir."

"altın bir vazo kırılsa da altın. toprak saksı kırılınca ne kalır?"

ne arzunun pençesinden kurtulabildim
ne hazzın zincirlerinden
yarı uykudayım, yarı uyanık
sen açtın gözlerimi
bağlarım kırıldı artık

dağların kanadı: eskiden kanatlıydı dağlar. istedikleri zaman uçar, diledikleri yere konarlardı. toprak, onların gidiş gelişlerinden öylesine sarsılıyor, öylesine inliyordu ki, tanrı sudra onun haline acıdı ve dağların kanatlarını kesti; kanatlar bulut oldu. bulutların dağlara koşması bundandır.

mahabharata: tevekkülden zevk alanlar, kaybettikleri mutluluğu ele geçirmekten aciz korkaklardır.

mahabharata: topraktan daha değerli ne? gökten daha yüce olan ne? rüzgardan daha hızlı olan ne? nedir çimenden daha bol olan? topraktan daha değerli: anne. gökten daha yüce: baba. rüzgardan daha hızlı olan: zeka. çimenden daha bol olan: düşünce.

mahabharata: bilgi gerçeği anlamaktır. barış, ruhun sükun bulması.

bhartrihari: fecrin soldurduğu ay, çağı geçen sevgili, lotussuz göl, konuşmayı bilmeyen güzel dudaklar, para canlısı hükümdar, gün görmeyen iyi ikbal içinde yüzen kötü.. kalbime saplanan yedi zehirli ok.

bhartrihari: hazların kucağında hastalanırsam diye için burkulur. hükümdarsan düşmanlardan korkarsın. bey isen hükümdardan. ikbaldekileri idbar korkutur. bilginler hatadan, doğrular yanlışlardan korkar. yalnız dünyadan el etek çekenler korkudan kurtulur.

bhartrihari: boş bir evde yanan lamba gibi kimseye hayrı dokunmadan geçti ömrümüz.

gururumun kapısını utançla sürgülemiştim
aşkın baltası ne kapı bıraktı, ne sürgü (trivalluar'dan)

ayağı çamura saplanmayagörsün
koca bir orduya karşı koyan fili
uyuz bir çakal öldürür (trivalluar'dan)

29.12.2011

şiddet

james gilligan

şiddet evrensel değildir. insan ırkına simetrik olarak bölünmemiştir. farklı toplumlarda şiddetin miktarı çok büyük değişiklik göstermektedir. hemen hemen hiç şiddetin olmadığı toplumlar da vardır, kendi kendilerini yok eden toplumlar da. mesela anabaptistlerde, çok katı pasifist olan amishler, mennonitler, hutteriteler gibi mezhepler vardır. bu gruplardan hutteritelerde kayıtlara geçen cinayet yoktur. insanların askere alındığı 2. dünya savaşı gibi büyük savaşlar süresince orduya hizmette bulunmayı reddetmişlerdi. orduya hizmet etmektense hapse girmeyi tercih ederlerdi.

israil'de, kibbutz'larda şiddet oranı o kadar düşüktür ki ceza mahkemeleri suç işleyen şiddet faillerini sıklıkla şiddet içermeyen bir hayat yaşamayı öğrenmeleri için kibbutz'larda yaşamaya gönderirler. çünkü oradaki insanların yaşam tarzı budur.

yeni zelanda'nın dunedin adlı kasabasında da bir çalışma yapıldı. bu çalışmada birkaç bin şahıs doğumlarından yirmili yaşlarına kadar incelendi. buldukları, şiddet uygulamaya meyilli olmakla bir bakıma ilgisi bulunan bir genetik mutasyon yani anormal bir gendi; fakat bu genin taşıyıcısının aynı zamanda çocukken ağır istismara maruz kalmış olması gerekiyordu. diğer bir deyişle, bu geni taşıyan biri çocukken istismar edilmediği sürece diğer insanlara göre daha fazla şiddet yanlısı olmayacak, bilakis normal genli insanlara göre daha az şiddet yanlısı olacaktır.

insanların şiddete eğilimini ahlaki değerlerle yargılamak gerçek bir zaman kaybıdır. şiddetin ne sebeplerini anlamamıza ne de onu engellememize hiç yardımcı olmaz. insanlar bazen suçluları "affetmeye" inanıp inanmadığımı sorar. buna cevabım şöyle: "mahkum etmeye ne kadar inanıyorsam affetmeye de o kadar inanıyorum." biz toplum olarak, ne zaman şiddeti çözümleme konusunu ahlaki bir "günah" gibi değil de kamu sağlığını veya önleyici tıp alanını tehdit eden bir sorun gibi görmeye başlarsak, ne zaman kendi bakış açılarımızı ve değerlerimizi değiştirirsek işte o zaman, şu anda yaptığımızın aksine şiddet seviyesini artırmak yerine azaltma konusunda başarılı oluruz.

hayatımın kabaca son 40 senesini toplumumuzun ürettiği en vahşi insanlar üzerinde çalışarak geçirdim: katiller, tecavüzcüler ve bunun gibileri. bu vahşete neyin sebep olduğunu anlamaya çalışırken fark ettim ki, hapishanelerimizdeki en azılı suçluların kendileri öyle büyük ölçüde istismara maruz kalmışlardı ki, çocuk istismarı terimini böyle vakalarda kullanacağım aklımın ucundan geçmezdi. toplumumuzdaki çocukların sıkça gördükleri ahlaksız muamelenin boyutlarından hiç haberim yoktu. gördüğüm en vahşi insanların kendileri geçmişte çoğu zaman kendi ebeveynleri veya sosyal ortamlarındaki diğer insanlar tarafında öldürülmeye çalışılmıştı ya da en yakın akrabaları başka insanlar tarafından öldürülmüş olan bir ailenin sağ kalan üyeleriydiler.

eğer şiddeti önlemek için vurgulayabileceğim bir prensip varsa işte bu ancak "eşitlik" olurdu. şiddet oranını etkileyen en belirleyici faktör toplumdaki eşitlik ve eşitsizlik değerleri arasındaki farktır.

şiddetin biyolojik olarak açıklanmasının nedenlerinden biri, bu hipotezin potansiyel bir tehlike olmasının sebebi, sadece insanları yanlış yönlendirmesi değil, gerçekten zarar verebilecek olmasıdır. çünkü buna inandığınız takdirde kolaylıkla "bu konuda bizim yapabileceğimiz bir şey yok" diyebilirsiniz. bu durumda insanları şiddete yönelten yatkınlığı değiştirebilmek için yapabileceğimiz tek şey; onları cezalandırmaktır; kilit altında tutmak veya idam etmek. ama insanları şiddete yöneltebilecek olan sosyal çevreyi veya sosyal şartları değiştirmek adına endişelenmemize gerek yok; çünkü "bu son derece anlamsız".

gandhi, "şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur." der. bu kesinlikle doğrudur. yoksulluk, tarihteki bütün savaşlarda ölenlerden çok daha fazla insan öldürmüştür; tarihteki bütün cinayetlerden daha fazla, bütün intiharlardan daha fazla.

16.08.2010

çiçek dürbünü

talat sait halman

"insanın kendi meşru ihtiyaçlarının çok ötesinde servet sahibi olması hırsızlıktır." (gandhi)

francis bacon: zengin olmanın birçok yolları vardır ve bunların hepsi iğrençtir.

epikuros: haksız kazanılan parayı sevmek dine aykırıdır; haklı kazanılan para bile insanı utandırmalı.

müziği baştacı etmeyen toplumlar, yaygaraya mahkum kalır.

goethe: yabancı dil bilmeyen kendi dilini de bilmiyordur.

schopenhauer: romancının işi büyük olayları anlatmak değil, küçük olayları ilginç yapmaktır.

ezra pound: imge, bir zaman parçası içinde bir düşünce ve duygu bileşimi sunan nesnedir.

"zengine gurbet vatandır; fakir vatanda gariptir." (nişancı mustafa paşa)

aziz nesin: her 3 türkten 4'ü şairdir.

paul eluard: bir gün gelecek, şiir sadece kafa ile okunacak; edebiyat da böylelikle yeni bir yaşama kavuşacak.

gitti beyler mürveti
binmişler birer atı
yediği yoksul eti
içtiği kan olusar (yunus emre)

şimdi siyasal iktidara el atmış olan dinciler, ümmetçiler yeni bir taklitçilik dönemi açıyorlar ülkemizde. orta çağ'daki islami devlet modeline özenti, arap diline ve kültürüne özlem, çağımızın yüzyıllarca gerisinde kalmış olan şeriata öykünme. biz özgün kültür toplumu olamayız bu anlayışla. eğitimde kaliteyi yükseltmezsek, yaratıcı kültür ve eğitim anlayışına yönelmezsek, üniversitelerimizi diploma imalathaneleri olmaktan çıkaramazsak, fende ve kültürde, genel olarak bilimde yaratıcılığa ulaşamayacağız. batının kötü bir kopyası olmaktan öteye geçemeyeceğiz; belki er geç -biraz da bu yüzden- şeriat istibdadının berbat bir örneği olacağız. bu, türkiye için acıklı ve muhtemel bir gelecek olarak düşünülmeli, bundan korkulmalıdır.

andre malraux: kültür hayali bir müzedir.

"ben güzel sevmeye geldim, değil ekmek yemeye." (neyzen tevfik)

kime sordumsa seni, doğru cevap vermediler
kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler
künyeni almak için partiye ettim telefon
bizdeki kayda göre şimdi o mebus dediler (neyzen tevfik)

cicero: iftira kadar hızlı çıkan, kolayca ortalığa atılan, çarçabuk kabul edilen, alabildiğine yayılan hiçbir şey yoktur.

epikuros: yeterli olanı çok az bulan kişinin gözünde hiçbir şey yeterli değildir.

"aşk gelicek cümle eksikler biter." (yunus emre)

ideoloji, düşünce olarak başlar, ideale dönüşür, ilahlaşır, illallah dedirtir, illet olup çöker.

"kamu esenliği en büyük yasadır." (cicero)

31.01.2010

uzun lafın kısası

elfriede jelinek: herkes bir gün karısının kıçıyla yetinmek zorunda kalacaktır.

gandhi: haksızlığa sapıp bütün insanlar tarafından takip edileceğine, adaletle hareket edip tek başına kal, daha iyi.

juvenalis: insanların delik pelerinleriyle söylemeye cesaret edemeyeceği pek çok şey vardır.

margaret mead: kendini adamış, bilinçli, küçük bir grup insanın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyiniz. aslına bakarsanız, şimdiye kadar bunu başarmış olan yalnızca onlardır.

napolyon: insanlar faziletlerinden ziyade ahlaksızlıklarıyla daha kolay yönetilirler.

ingeborg bachmann: yasak levhaları, buyruk levhaları olmaksızın düşünmekten ve özgürlükten korkuyoruz; insanlar özgürlüğü sevmiyor. özgürlük nerede boy göstermişse insanlar onunla bozuşmuştur.

augustinus: yaratılan her şey akıp gider; onlarda ruhun dinleneceği bir sığınak yoktur.

luigi pirandello: yaşantıların mutlu düzenliliği içinde yaşayanlar, tüm kuralların dışında yaşayan biri için hangi şeylerin gerçek ya da gerçeğe benzer olabileceğini tasarlayamazlar.

platon: devletler ancak krallar filozof ya da filozoflar kral olunca mutlu olabilirler.

madam du deffand: melekten istiridyeye kadar tüm türler, tüm varoluş koşulları bana aynı derecede talihsiz görünüyor. can sıkıcı olan, doğmuş olmaktır.

karl wrichs: doğaya aykırı aşk diye bir şey yoktur. gerçek aşk neredeyse doğa da oradadır.

j.g. ballard: biz, ayak değirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.