alexandre dumas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alexandre dumas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17.09.2018

kelebek ve dalgıç

jean dominique bauby

alexandre dumas okurlarına, yazarın karakterlerinden hangisi olarak yeniden dünyaya gelmek istediklerini sorsanız, oylar d'artagnan'a veya edmond dantes'e gider ve kimsenin aklına monte kristo kontu'ndaki uğursuz noirtier gelmez.

dumas tarafından boş bakışlı bir ceset, dörtte üçü mezara göre biçimlendirilmiş bir adam olarak betimlenen bu özürlü varlık, tüyleri diken diken eder. güç yoksunu ve sırların en korkunçlarını saklayan bu dilsiz emanetçi, hayatını bir tekerlekli sandalyede geçirmektedir ve yalnızca göz kırparak iletişim kurmaktadır: bir kırpış evet, iki kırpış hayır anlamına gelir.

aslında, kız torununun onu sevgiyle çağırdığı adıyla "noirtier dede" edebiyatta yer verilen ilk ve bugüne kadar da tek locked-in sendromu hastasıdır.

genelde rüyalarımı hatırlamam. gün doğduğunda senaryonun ucunu kaçırmış olurum ve görüntüler merhametsizce yok olur. peki, neden bu aralık rüyaları bir lazer ışını netliğinde hafızama kazındı? belki de bu, komaya girmenin bir kuralıdır. gerçekliğe dönemediğimiz için rüyaların buharlaşma lüksü olmuyordur da kesik kesik ilerleyen uzun bir görüntü oyunu oluşturmak için arka arkaya birikiyorlardır. bu akşam da bir kısmı aklıma geldi.

acaba bu evrende beni bu dalgıç hücresinden kurtaracak bir anahtar var mıdır? ya da son durağı olmayan bir metro? peki, özgürlüğümü geri satın alabileceğim bir para? sanırım başka yerde aramam gerekiyor bunları. o zaman, ben gidiyorum.

10.08.2017

aile

frank furedi: aile bir şiddet okuludur.

thomas bernhard: ailemizin önceleri bize duydukları sevgi ne kadar büyükse, yapmaya ant içtiğimiz şeyi gerçekleştirdiğimizde bize karşı nefretleri de o derece büyük olur.

mario vargas llosa: bir çocuğu mahvetmede kadınların üstüne yoktur.

susanna tamaro: evlatlar iyilerse babaya aittirler; ama işler yolunda gitmiyorsa bütün bir yaşam boyunca annenin bir uzantısı olarak kalırlar.

catherine clement: bir erkek ve bir kadından doğarız ve onlardan kurtulamayız.

walter benjamin: bir şey vardır ki, hiçbir zaman telafi edilemez: ana-babasından kaçmayı ihmal etmiş olmak.

clarissa p. estes: insan acılarının çoğunun nedeni, özensiz bir yetiştirilmeden kaynaklanır.

alexandre dumas: bir babanın ya da bir annenin yüreğinin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.

louis-ferdinand celine: bir aileye, akrabaları olsun olmasın, bir insanın alt tarafı sürüncemede kalmış bir kokuşmuşluktan ibaret olduğunu asla anlatamazsınız. çünkü sürüncemede kalmış bir kokuşma için ödeme yapmayı reddederler.

oscar lewis: sadece iyi aileleri ve güzel evleri olan kişileri kıskandım hayatım boyunca.

31.01.2017

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.

anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.

bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.

charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.

epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?

gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.

jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.

kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.

orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.

rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.

wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.

31.12.2016

uzun lafın kısası

charles bukowski: her yerde dünyanın duvarlarına tutunmaya çalışırız.

amin maalouf: kimsenin içmediği suya ne mutlu! yollardan uzaklarda çiçek açan ağaca ne mutlu!

benjamin constant: aşk, tüm duyguların en bencilce olanıdır ve bu nedenle bir kez zedelenirse de en soysuzu.

erik orsenna: farklılıkların yok olması, dünya üzerindeki en büyük tehlikedir.

james joyce: içgüdülerdir dünyaya hükmeden. yaşamda. ölümde.

william faulkner: bir adam bir fırsatını bulmayagörsün, istemeyegörsün her şeyi yapabilir ve yapacaktır.

kierkegaard: bilinç ne kadar artarsa umutsuzluk o kadar şiddetlidir.

alexandre dumas: belirsizlik tüm işkencelerin en kötüsüdür.

maureen freely: gerçekle yüzleşemeyen insanlar bir günah keçisine ihtiyaç duyarlar. en iyi günah keçileri de şahsen tanımadığın kişilerdir.

oğuz atay: milliyetçilik, modası geçmiş bir gericiliktir.

rollo may: cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

wilhelm stekel: olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.

22.12.2016

genç bir romancının itirafları

umberto eco

iki türlü şair vardır: şiirlerini on sekiz yaşındayken yakan iyi şairler ve ömür boyu şiir yazmaya devam eden kötü şairler.

ilham, sanatsal açıdan saygın görünebilmek için hilebaz yazarların başvurduğu kötü bir kelimedir. eski bir söz vardır, "dehanın yüzde onu ilham, yüzde doksanı terdir." der. fransız şair lamartine'in en iyi şiirlerinden birini nasıl yazdığından sıkça söz ettiği söylenir: bir gece ormanda gezinirken şiirin ani bir ilhamla, aklına eksiksiz geldiğini öne sürermiş. ölümünden sonra çalışma odasında o şiirin pek çok versiyonunu bulmuşlar, yıllar boyu yazıp yazıp düzeltmiş şiirini.

birçok üniversite profesörünün çalışma masasının çekmecesi yayımlanmamış berbat romanlarla doludur.

iyi bir listenin tek gerçek amacı, sonsuzluk fikrini ve vesairenin baş döndürücülüğünü iletmesidir.

sadece kendileri için yazdıklarını söyleyen kötü yazarlar ordusuna dahil değilim. yazarların kendileri için yazdıkları tek şey, ne alacaklarını hatırlamalarına yardım eden, işi bitince de atılan alışveriş listesidir. çamaşırhane listesi de dahil, geri kalan her şey bir başkasına yazılmış mesajlardır.

eğer ortada çok sayıda yaratıcı fikir varsa bu onların yaratıcı olmadığını gösterir.

1860'ta, garibaldi'nin sicilya'ya yaptığı keşif yolculuğunun peşinden gitmek için akdeniz'den geçmek üzereyken, alexandre dumas sr. marsilya'da mola vermiş ve kahramanı edmond dantes'nin monte cristo kontu olmadan önce 14 yıl hapis yattığı ve hapishane arkadaşı papaz faria'dan hücresinde ders aldığı if şatosu'nu ziyaret etmiş. dumas oradayken, ziyaretçilere hep monte cristo'nun "gerçek" hücresi denilen yerin gösterildiğini ve rehberlerin, dantes, faria ve romandaki diğer karakterlerden sahiden yaşamış kişilermiş gibi söz ettiklerini keşfetmiş. oysa aynı rehberler, if şatosu'nda mirabeau kontu gibi önemli tarihi kişiliklerin gerçekten hapis yattığını asla ağızlarına almıyorlarmış. dumas anılarında şöyle der: "romancıların bir ayrıcalığı vardır, tarihçilerin karakterlerini öldürecek karakterler yaratırlar. bunun nedeni, tarihçilerin anlattıkları kişilerin hayalet, romancıların yarattıklarının ise kanlı canlı insanlar olmasıdır."

29.11.2016

uzun lafın kısası

epikuros: haksız kazanılan parayı sevmek dine aykırıdır; haklı kazanılan para bile insanı utandırmalı.

alexandre dumas: ağaç hiçbir zaman çiçeğini bırakıp gitmez; ağacı bırakıp giden her zaman çiçektir.

we ling kung: yetkin kişinin arayışı hep benliğindedir. küçük adam hep başkalarından alır.

maureen freely: bir yalanın gerçek olmasını sağlamanın en iyi yolu, onu sonsuz kere tekrarlamaktır.

william faulkner: her erkek ve kadın, o anda evli olsunlar olmasınlar, o zaman ya da daha sonra evlensinler ya da evlenmesinler, ikisinin birlikte olduğu o anda tanrıdırlar.

oğuz atay: kötülükten ancak kötülük çıkar. bayağılık insan ruhunu öldürür.

charles bukowski: evlilik onaylanmış düzüşme demektir ve onaylanmış düzüşmeler, hiç şaşmaz, sonunda sıkıcı olmaya başlar, bir iş haline gelir.

robin sharma: gerçek anlamda aydınlanmış kişiler, hiçbir zaman başkalarına öykünmez. bunun yerine onlar kendilerinin önceki halini aşmaya çalışırlar.

james baldwin: insana yalnızca bir kadının verebileceği bazı şeyler vardır.

sun tzu: askerlerini kaçışın olanaksız olduğu noktalara sür ki, ölesiye savaşsınlar. ölümle karşı karşıya olan bir askerin beceremeyeceği iş yoktur.

gerard de nerval: bir çeyrek saatlik merhamet, yetmiş saat dua etmekten daha iyidir.

voltaire: insanlara uymaktansa tanrı'ya uymayı yeğlediğini söyleyen, bunun sonucu olarak da sizi boğazlayınca dosdoğru cennete gideceğine inanan bir adama ne yanıt vereceksiniz?

29.09.2016

uzun lafın kısası

amin maalouf: yalnızsın, yoksulsun, seninkiler tarafından yadsındın ve evreni fethe gidiyorsun. gerçek başlangıçlar böyle belli olur.

sylvia plath: basılmamış bir yazı yığını kadar kokuşmuş bir şey olamaz.

charles chaplin: kötü günleri görmezseniz mutlu günlerin değerini anlayamazsınız.

benjamin franklin: ufak bir ihmal büyük zararlar doğurabilir. çividen yoksunsa nal elden gider, naldan yoksunsa at elden gider, attan yoksunsa binici elden gider.

epikuros: mutlu ve ölümsüz yaratığın hiçbir işi yoktur, hiç kimseye de bir iş çıkarmaz.

gustave flaubert: her şeyi tanrıya bırakmak faziletlerin en kötüsüdür.

jane austen: akıl soranlar ancak yanlış karar verecekleri zaman, vicdanlarının sesini susturmakta yardımcı aradıkları için sorarlar.

kierkegaard: bir kız ilk bakışta ideali uyandıracak kadar derin bir izlenim bırakmıyorsa onun gerçeği de pek arzulanacak bir şey değil demektir.

alexandre dumas: bir babanın ya da bir annenin yüreğinin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.

maurice duverger: ezilen sınıflara, ölümden sonraki sonsuz yaşamda, hak edenlerin eşit olacağını vaat ederek, bu dünyadaki kaderlerine razı olmalarını telkin eden din, aslında egemen sınıfın hizmetindedir.

orhan pamuk: bütün katiller, sanıldığının aksine, inançsızlardan değil, fazla inananlardan çıkar.

rollo may: insan, en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.

31.08.2016

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bazı insanlarda aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.

amin maalouf: gerçek, çok şey isteyen bir sevgilidir. hiçbir ihaneti kabul etmez, bütün inancın ona yönelik, yaşamının bütün anları ona aittir.

choderlos de laclos: insan ciltler dolusu yazar da bir çeyrek saatlik konuşmanın aydınlatıvereceği bir şeyi bir türlü anlatamaz.

epikuros: insanın ruhuyla ilgilenmesi için hiçbir zaman çok erken ya da çok geç değildir.

william s. burroughs: başarı kazanacağın bir yaşam biçimi hakkında yazılacak bir şey varsa şudur: bavulunu daima hazır tut ve yolculuğa hazır ol.

gustave flaubert: büyük yaradılışlar her şeyden önce müsrif insanlardır; kendilerini kolay harcarlar.

james baldwin: kadınlar erkekleri, erkeklerin görülmek istedikleri gibi görmezler. bütün zayıf noktaları, kanayabilecek yerleri bilirler.

wittgenstein: şu aşkın zırıltıları keselim; zira her şey insanın çenesine atılmış bir yumruk kadar açık.

klaus schröter: sanatsal üretimin anlamı ve değeri konusunda şüphe duymak entelektüel bir dürüstlüktür.

mehmet eroğlu: bir keresinde kendimi değerli hissetmiştim, yazabildiğimi sandığım gece. ama sabah beş para etmez birisi olarak uyandım.

oscar lewis: hayat bir güldürü, dünya bir tiyatro, bizler de oyuncuyuz.

sabahattin ali: şu dünyayı adamakıllı görmeden, dünyanın ne olduğunu adamakıllı anlamadan buradan gidecek olduktan sonra ne diye buraya geldik sanki? yaşadığımızın farkına varmayacak olduktan sonra ne diye yaşıyoruz?

31.07.2016

uzun lafın kısası

epikuros: ölümsüz iyilikler arasında yaşayan bir insanın ölümlü bir canlıya benzer bir yanı yoktur.

anatole france: anavatan için öldüğünüze inanıyorsunuz; oysa bazı sanayiciler için ölüyorsunuz.

g.b. shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.

charlotte bronte: dünya tarihinin en iyi insanlarından birçoğu parasız, evsiz yaşamışlardır.

wilhelm reich: asıl açıklanması gereken, neden aç insanın çaldığı ya da sömürülen adamın grev yaptığı değil, neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir.

gustave flaubert: insan, yeteneğinin doruğuna ancak kendinden soyunarak erişebilir.

wittgenstein: ölüm korkusu yanlış, yani kötü yaşamın en belirgin işaretidir.

max horkheimer: zamanımızın gerçek bireyleri, kitle kültürünün kof, şişkin kişilikleri değil, ele geçmemek ve ezilmemek için direnirken acının ve alçalışın cehennemlerinden geçmiş fedailerdir.

alexandre dumas: büyük bir umutsuzlukla dolu yüreklerde artık başka heyecana yer yoktur.

orhan pamuk: içinizde kalbinize nakşettiğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hala sizin evinizdir.

william faulkner: zeki insanlar her türlü insan adaletsizliğine, budalalığına ya da acısına karamsar ve alaycı bir akli acıma duyarlar.

rollo may: sizi kabul edecek bir baba olmadan yaşayabilirsiniz; ama sizce anlam taşıyan bir dünya olmadan yaşayamazsınız.

29.06.2016

uzun lafın kısası

kierkegaard: doğru her zaman azınlıktadır.

anatole france: aptalca bir şeye elli milyon kişi inansa bile, o aptalca bir şey olmayı sürdürür.

maya angelou: asıl coşku, arayışın kendisindedir.

zygmunt bauman: insanlar "her şey her zamanki gibi", "herkes her zamanki gibi" dedikleri sürece sorulacak soru ve neredeyse yapılacak hiçbir şey yoktur.

charlotte bronte: insanların aradıklarını dinlenişte bulmaları gerektiğini söylemek boştur; eylemdir onlara gereken; bunu onlara yaşam sağlamazsa, kendileri yaratacaklardır.

epikuros: yaşamımızı bekleyişten bekleyişe tüketiyor ve hepimiz acı içinde ölüyoruz.

gustave flaubert: parasız ve zorunlu eğitim bir işe yaramayacak; ancak budala sayısını artıracaktır.

jane austen: normalde karşılaşılan şeyleri fersah fersah aşmamış hiç kimse gerçekten hünerli sayılamaz.

alexandre dumas: coşkuyla istenen bir şeyin, onu elinden almak ya da koparmak istedikleriniz tarafından coşkuyla savunulmamasına ender rastlanır.

romain gary: umarım hiçbir zaman normal olmam; bir tek namussuzlar normal olur hep.

orhan pamuk: insanın kendisi olmasına bir türlü izin vermezler, insanı bırakmazlar kendisi olsun diye, hiçbir zaman bırakmazlar.

sylvia plath: bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..

31.05.2016

uzun lafın kısası

chateaubriand: insanlar vardır, imparatorluklar çökerken çeşmeleri ve bahçeleri ziyaret ederler.

gustave flaubert: şekilce güzel olmayan güzel düşünce olamayacağı gibi, ifade ettiği düşünce güzel olmayan güzel şekil de olamaz.

anatoli ribakov: gerçek devrim neyi yıktığıyla değil, kimi yarattığıyla büyüktür.

jane austen: neden bekledik sanki? neden aklımıza gelir gelmez yapmadık? karşımıza çıkan mutluluk anlarını hemen yakalamak gerek. uzun uzun hazırlanıp beklemek her şeyi bozuyor çok zaman.

alexandre dumas: çoğu zaman mutluluğun yanından onu görmeden, ona bakmadan geçeriz; onu gördüysek ya da ona baktıysak bile onu tanımayız.

william faulkner: insanlar sorunlara muhtaçtır. ruhu keskinleştirip kuvvetlendirmek için biraz yenilgi ve umutsuzluk gerekir. mutluluk sadece sebzelere özgüdür.

maya angelou: asla sızlanma. sızlanmak, bir zalime etrafta bir kurban olduğunu haber verir.

orhan pamuk: okulda ilk öğrendiğim şey bazılarının aptal olduğu, ikinci öğrendiğim şey ise bazılarının daha da aptal olduğuydu.

romain gary: sirkler kapanır, müzikholler iflas eder; ama soytarılar ezeli gösterilerine devam ederler.

sylvia plath: nefret ettiğim bir şey varsa, o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup "iyiyim" demenizi beklemeleridir.

epikuros: yeterli olanı çok az bulan kişinin gözünde hiçbir şey yeterli değildir.

wilhelm reich: önemli olan bir tek şey vardır: sakıngan ve korkak kimselerin ayak basamayacağı bir yolu önerse, seni sürüden ayırsa bile, yüreğinden gelen sesi dinle.

29.04.2016

uzun lafın kısası

maya angelou: bilgeliğin esası sadeliktedir.

bertolt brecht: demokratik ülkelerde ekonominin şiddet özelliği fark edilmez; otoriter ülkelerde fark edilmeyen, şiddetin ekonomik özelliğidir.

anatoli ribakov: iktidarı elde tutmak, onu ele geçirmekten daha zordur.

erich fromm: bir insan için en büyük seçim, elindekiyle kendini aşmak için, yaratacağı mı yoksa yok mu edeceği, seveceği mi yoksa nefret mi edeceğidir.

voltaire: sizi saçmalıklara inandırabilenler, size katliam da yaptırabilirler.

jaroslav hasek: bu dünyada herkes dürüst davransaydı çok geçmeden millet birbirinin gırtlağına sarılırdı.

chateaubriand: yalnızca biçem aracılığıyla yaşarız. 

kierkegaard: hiçbirine inanma dostum; anladıkları hiçbir şey yok; anlasalardı yaşamları bunu gösterirdi ve eylemleri bilgilerini yansıtırdı.

alexandre dumas: her zengin adamın yolu üzerinde yanından sürünerek geçtiği yoksullar vardır.

romain gary: sonuç olarak, tüm söyleyebileceğim, her allahın günü insan olmadığım için kendi kendimi kutladığım. yüreğim yok benim. tanrıya şükürler olsun.

orhan pamuk: yeni bir hayat, her zaman daha güzel bir manzaradır.

sylvia plath: sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür.

31.03.2016

uzun lafın kısası

harper lee: her zaman daha küçük bir ev istemişimdir, daha büyük bir bahçem olsun diye.

erich fromm: bizim yaşamımız kardeşçe, mutlu, erinçli bir yaşam değil; çılgınlık durumuna tehlikeli bir biçimde yaklaşan manevi karmaşanın ve aymazlığın damgasını taşıyan bir yaşamdır.

jaroslav hasek: insanoğlu en korkunç yıkımların bile üstesinden gelebilir; yeter ki doğruluk ve erdem yüreğinden eksik olmasın.

william faulkner: dört gündür bir tabutun içinde yatan ölü bir kadına saygı göstermenin tek yolu, tez elden toprağa vermektir onu.

andersen: dedikodu küçük bir tüyü beş tavuk yapabilir.

william m. thackeray: bir kadın için en büyük kompliman kendi cinsi tarafından hor görülmesidir.

kierkegaard: kendimizi kandırmaktan ancak hayatlarımızı seçme yeteneğimiz üzerine inşa etmekle kurtulabiliriz.

alexandre dumas: ilkel halkların yasası, kısasa kısas yasasıdır.

choderlos de laclos: bir gönülde uyandırılan mutluluk, bağların en güçlüsüdür; gerçekten bağlayabilen bir o vardır.

orson welles: aklınız fikriniz çok para kazanmakta olduktan sonra çok para kazanmak marifet değildir.

sabahattin ali: dünyada en tahammül edilemeyecek şey, artık aşık olmadığımız birisiyle beraber yaşamak mecburiyetidir. şu halde aşık olduğumuz birisiyle hayatımızı birleştirmek, en hafif tabiriyle, düşüncesizliktir.

şevket rado: her şey geçer, her şey gider. insan her şeyi unutur. bu dünya öyle çatık kaşla dolaşmaya, şunun bunun kalbini kırmaya değer bir dünya değildir.

29.02.2016

uzun lafın kısası

bertolt brecht: dünyayı kurtarmaya bir tek iyi insan yeter.

erich fromm: bir özgürlük eğilimi olarak başkaldırma eylemi mantığın başlangıcıdır.

hakan günday: dengesizlik, gerçek duygusunun ve gerçeğin tek kapısıdır. dengeyle hiçbir yere varılmaz. ancak düşmeyi bilenler köprüden karşıya yüzülerek de geçilebileceğini öğrenir.

jaroslav hasek: büyük dönemler, büyük insanlar yaratır.

alexandre dumas: idam sehpasının ilk basamağında ölüm tüm yaşam boyunca taşıdığınız maskeyi atar ve gerçek yüzünüz ortaya çıkar.

kierkegaard: kadın doğası kendini direniş biçiminde gösteren bir teslimiyettir.

andre malraux: şeytan, meclislerden çok, cemaatlerden hoşlanır.

choderlos de laclos: açılıp bilinmesini istemediği bir sırrı olmayan tek bir insan yoktur.

maya angelou: insanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur; ama onlara neler hissettirdiğinizi asla unutmaz.

orson welles: bazı insanlar yaralarını saklamaya çalışır, bazıları da göstermeye meraklıdır.

sabahattin ali: bu ölü toprakların üstünde hiçbir şey ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir.

voltairine de cleyre: ifade özgürlüğü, başkalarının duymak istemediklerini söyleme özgürlüğü anlamına gelmiyorsa hiçbir şey ifade etmez.

31.01.2016

uzun lafın kısası

alexandre dumas: iyi nedenler kadar hiçbir şey insana cesaret veremez.

andre breton: en yalın gerçeküstü edim, elde tabanca sokağa fırlamak ve kalabalığa, gücünün yettiğince, gelişigüzel ateş etmektir.

bertolt brecht: ihtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum olmalı.

choderlos de laclos: erkekler böyledir işte; hepsi de alçakça şeyler kurar, kurduklarını yapmakta bir beceriksizlik, bir korku gösterdiler mi adına ahlak temizliği, namus derler.

william blake: hapishaneler kanunun taşlarıyla yapılır, genelevler dinin tuğlalarıyla.

erich fromm: esenlik, insanın insana ve doğruya duyguyla bağlı olması demektir; ayrılıktan, bölüklükten, kopukluktan, yabancılaşmadan kendini kurtarıp var olan her şeyle bir olduğunu bir yaşantı durumuna getirmek demektir.

jaroslav hasek: insanları boğazlamanın ilk hazırlıkları, her zaman, ya tanrı adına ya da insanoğlunun kendi kafasında yarattığı yüce bir varlık adına yapılmıştır.

kierkegaard: tüm ruhunla umutsuzluğa kapıl; umutsuzluğa kapılan, sonsuz insanı bulur.

mehmed uzun: bireyin dilini, dinini ve kimliğini yasaklamak ya da yok etmek için çalışmak bölücülüktür. sadece bölücülük değil bir insanlık suçudur da.

orson welles: kabil'den bu yana binlerce yıl geçti ve cinayet hala genellikle amatörlerin elinde olan bir iş.

sabahattin eyüboğlu: en büyük ahlaksızlık ahlak adına yapılandır.

yasunari kawabata: belki de doğrudur, bir insan o kadar doğru olamaz; öteyi beriyi düşünmek zorundadır çünkü.

29.11.2015

uzun lafın kısası

oscar wilde: bizler acının soytarılarıyız.

bertrand russell: günah duygusu, daha iyi, daha temiz bir yaşama değil, bunun tam aksine neden olur. bir adamı hem mutsuz yapar hem de ona aşağılık duygusunu aşılar.

christine arnothy: hayatta her şey satılıktır.

erik orsenna: herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

halil cibran: bugüne kadar yalnızca "sen kimsin?" diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

jean jaures: bir sınıfın tahakkümü, insanlığa karşı yapılmış bir suikasttır.

konfüçyüs: bir insan topluluğunun nasıl yönetildiğini anlamak isterseniz onun müziğine bakın. bir ülkede müzik yozlaşmışsa o ülkeden hayır gelmez.

mehmet eroğlu: hayat, insanlığın içine düştüğü kuyudan kurtulma çabasıdır.

walter benjamin: yıkıcı karakter, yaşamın yaşanmaya değer olduğu duygusundan ötürü değil, intiharın bile uğraşmaya değmez olduğu duygusundan ötürü yaşar.

sadık hidayet: yarın ölebilirim, kendimi tanıyamadan.

alexandre dumas: şaraptan korkanlara yazık; çünkü onlar içlerindeki kimi kötü düşünceleri şarabın ortaya çıkaracağından korkarlar.

şükrü erbaş: ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

31.10.2015

uzun lafın kısası

jean baudrillard: anısı yüreğinizi daraltınca hoş olanın yüceliği anlaşılır.

andre gorz: hiçbir iş adanmayı hak etmez.

erik orsenna: bütün yabani hayvanlardan kaçabilirsin; kaderini taşıyanın dışında.

walter benjamin: bir aşkta çoğu insan ebedi yurdunu arar. ama başkaları, çok azı, ebedi yolculuğu. bu sonuncular aşkta toprak anayla temasa gelmekten korkan melankoliklerdir. sıla hasretini onlardan uzak tutacak kişiyi ararlar. o kişiye sadık kalırlar.

klaus schröter: her yerde yararlı olmaya çalışın, siz her yerde evinizdesiniz.

william blake: eğer algının kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi görünürdü: sonsuz. çünkü insan kendisini kapattı; ta ki tüm şeyleri mağarasındaki dar çatlaklardan görene dek.

alexandre dumas: kendini savunmayı bilmeyenlerin intikamını almak, adaletin görevidir.

hakan günday: medeniyetten daha kötü bir şey varsa o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizliktir.

mehmed uzun: her zaman böyledir; karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır.

choderlos de laclos: her anlamlı kişide en azından üç temel nitelik vardır: önce insanda bir amaç kavramı, sonra buna ulaşma istenci, daha sonra da bu istencin dizgeleştirilmesi.

oscar lewis: bir erkekle yatan orospu için en keyifli an, parayı avucunda hissettiği andır.

william james: çoğu insan fiziksel, entelektüel veya ahlaki açıdan olsun kendi potansiyel varlıklarının çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar. hepimiz içinden hayal bile etmediğimiz şeyleri çekip çıkarabileceğimiz yaşam sarnıçlarına sahibiz.

29.09.2015

uzun lafın kısası

andre gorz: yalnızca bir özne anlam yaratabilir.

bertrand russell: bir suçsuzun cezalandırılmasındansa, doksan dokuz suçlunun cezadan kurtulması daha iyidir.

cicero: iftira kadar hızlı çıkan, kolayca ortalığa atılan, çarçabuk kabul edilen, alabildiğine yayılan hiçbir şey yoktur.

erik orsenna: en güzel hikayeler hep daire biçimindedir; kalbimizin en derin noktasına dokunmak için bizleri en uzağa götürür.

hakan günday: üçüncü dünya ülkelerinde rütbe yoktur. tanrı ve kulları vardır.

jean baudrillard: büyük insan zamanının önündedir; akıllı insan zamanında bir şeyler yapar; aptallar da zamanın önünde dikilirler.

klaus schröter: sağlam bir kahkaha dünyadaki en iyi şeydir.

alexandre dumas: mutluluk, büyülü adalarda kapılarını ejderhaların beklediği saraylar gibidir. onu elde etmek için savaşmak gerekir.

mehmed uzun: dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.

oscar lewis: bir kadının mutlu olabilmesi için kendisini iyi giydiren, iyi doyuran ve iyi okşayan bir erkeğe ihtiyacı vardır.

şevket rado: insanlar dünyadan değil, insanlardan şikayetçidirler.

sadık hidayet: bana göre değil bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuş bu dünya. yeryüzünün, gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar, yaltaklanmayı bilenler için.

31.08.2015

uzun lafın kısası

andre malraux: bir insan yaratmak için dokuz ay gerekir; öldürmek içinse bir gün yeter.

bertrand russell: eğer iş adamlarının zenginleşme arzuları başkalarını yoksullaştırma arzularından daha güçlü olsaydı, dünya çarçabuk bir cennete dönerdi.

christine arnothy: ahlaklı olmak fakirlere has bir şeydir. daha tahammüllü olsunlar diye.

erik orsenna: gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

hakan günday: ne yapmak istediğini bilememek kadar acı verici bir şey daha yoktur.

jean baudrillard: insan hiçbir zaman, karın içindeki vahşi bir hayvanın güzelliğine, gri filin yumuşak melankolisine, yeşil karıncaların basiretine ulaşamayacak.

mehmet eroğlu: büyük bir yürek taşımak her zaman başa beladır.

alexandre dumas: politikada insanlar yoktur, düşünceler vardır; duygular yoktur, çıkarlar vardır; politikada bir adam öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.

oscar lewis: ölüler bağışlanır, hayatta olanlar değil.

sadi şirazi: düşünceli insanlar dünyadan götürecekleri her şeyi yanlarına alırlar; alçak adamlarsa mallarını hasretle arkalarında bırakırlar.

klaus schröter: toplum sıradışı insanı ikiyüzlülüğe zorlar.

şükrü erbaş: biz bir kentten gideriz kent boşalır, bir evden koparız ev küçüldükçe küçülür, bir insandan ayrılırız dünyanın en büyük yabancısıdır.

31.07.2015

uzun lafın kısası

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

andre malraux: insan dediğin nedir ki? küçük, acınacak bir gizler yığını. insan bir rastlantıdır ve temelinde dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

alexandre dumas: tüm vahşi yapılı insanlar güçlü bir eylemi beğenmeye yatkındırlar.

bertrand russell: olağanüstü bir karar verme yetisine sahip kimseler dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine günün her saatinde ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.

christine arnothy: sağcılar, her türlü iktidarın kıçını yalayan insanlardır.

erik orsenna: tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

lucrezia borgia: sanatları sevmek, düşüncenin yapıtlarını sevmek, sevdiklerimizi sevmek; dünyada budur yalnız büyük olan.

jean jaures: bugünkü devlet büyük bir patrondan başka bir şey değildir; ücret ve rekabet yasalarına bağlanan, onları uygulayan kocaman bir patron.

konfüçyüs: bir insan uzağı düşünmezse, yakın bir zamanda kesinlikle üzüntüyle karşılaşacaktır.

oscar wilde: çocuklar hayata ana babalarını severek başlar, zamanla onları eleştirir ve nadiren affederler.

sadi şirazi: mutlu, yiyen ve eken; mutsuzsa ölüp ardında bırakan kişidir.

mehmet eroğlu: hiç tanrı'ya inandın mı? her şeyden, bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? kutsal kitapların hepsinde "öldürme" diyordu; ama tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse.