29.10.20

normal insan

paulo coelho

nazi almanyasında 6 milyon yahudi'nin yok edilmesinden sorumlu olan adolf eichmann'ın davasıyla ilgili ayrıntılı bir analiz yapmış hannah arendt. onu analiz etmekle görevlendirilen yarım düzine kadar psikiyatristin adamın normal olduğu sonucuna vardıklarını söylüyor. psikolojik profili ve karısına, çocuklarına, anasına babasına karşı tavırları sorumlu bir adamdan bekleneceği gibiymiş.

arendt şöyle devam ediyor: "eichmann'la ilgili sorun, bir sürü insanın aynen onun gibi olmasıydı; yani bu adamlar ne sapıktı ne de sadist; hepsi de korkunç ve ürkütücü derecede normaldi, hâlâ da öyleler. yasal kurumlarımız ve yargıdaki ahlaksal standartlarımız açısından, bu normallik diğer canavarlıkların toplamından çok daha fazla dehşet vericiydi."

27.10.20

öte dünya

giovanni papini

ey rahip, bana başka dünyalarda başka hayatlar, daha güzel, daha huzurlu, daha ışık dolu bir hayat vadetmen nafile. inanmıyorum buna. senin dünyaların hakkında hiçbir şey bilmiyorum, senin mutluluğunu tanımak istemiyorum. ben bu dünyayı, bu yeryüzünü, bu çirkin, sıkıntılı ve karamsar hayatı tanıyorum ve sonsuza dek bunu istiyor, arzuluyor ve talep ediyorum. ben tamı tamına kendi uğursuz, sıkıntılı, melankolik, mutsuz hayatımı, bu acı dolu hayatımı istiyorum. yeter ki pencerenin yarısından gökyüzünü göreyim, yeter ki bir bahar sabahı bir kuşun ötüşünü duyayım, yeter ki bir çocuğun ve bir kadının gülüşünü göreyim, yeter ki beni sevenlere birkaç kelime yazabileyim, yeter ki ağustos ay ışığıyla aydınlanan duvarda bir ağacın huzursuz gölgesini takip edebileyim.

25.10.20

insan

octavio paz

insan düşleyen bir varlıktır ve taşıdığı us bile yalnızca bu sürekli düşleme eyleminin biçimlerinden biridir. aslında düşlemek; kendinin dışına çıkmak, kendini yansıtmak, kendi sınırlarını sürekli aşmak demektir. tutku beslediği için, düşleyen bir varlık olarak insan, bütün dünyayı tutkusunun bir görüntüsüne dönüştürme gücüne sahiptir.

insan, içgüdüleridir ve bizim tanrı diye adlandırdığımız şey, korku ve parça parça edilmiş tutkudur. ahlak düzenimiz, saldırganlığın ve aşağılamanın yasallaştırılmış biçimidir. aklın kendisi, içgüdü olduğunu bilen ve böyle olmaktan korkan salt içgüdüdür.

birbirimize benzediğimiz ortak bir yan varsa eğer, o da hepimizin kendimizi şimdiki zamanda rahat hissetmeyişimizdir. bizler, konfüçyüs'ün yinelenen zamanları da dahil olmak üzere, bütün sonsuzlukların kaçakları olan kişileriz.

23.10.20

kehanet

jean-claude carriere

büyük iskender, bir kez daha sonuçları hesap edilemez bir karar almanın arifesindedir. geleceği kesin olarak haber veren bir kadın var diye anlatmışlardır ona. sanatını kendisine de öğretsin diye kadını çağırtır. kadın büyük bir ateş yakılması ve çıkan dumandan, kitaptan okur gibi geleceği okumak gerektiğini söyler. ancak fatihi uyarır. dumana dikkatle bakarken, ne olursa olsun, bir timsahın sol gözünü aklının ucundan geçirmemelidir. olsa olsa sağ gözünü düşünebilir icabında ama sol gözünü asla. bunun üzerine iskender geleceği öğrenmekten vazgeçer. neden mi? çünkü sizi bir şeyi düşünmekten kaçınmaya zorladıklarında, o şeyden başkasını düşünemez olursunuz. yasak, mecburiyet doğurur. timsahın o sol gözünü düşünmemek mümkün değildir. hayvanın gözü hafızanızı, zihninizi ele geçirmiştir.

21.10.20

savaş

trevanian

alpha: korkunç savaş hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

(gerçekleşti.)

beta: savaş olsa bile kısa sürecek; çünkü insan bedeni ve ruhu, modern bir ölüm ve işkence makinesine tahammül edemez.

(kısa sürmedi. beden işkenceye ve ölüme dayandı, ruh dayanamadı.)

gamma: beni askere çağırırlarsa, bu çılgınlığı protesto etmek için isviçre'ye kaçacağım.

(kaçmadım. vız geliyordu artık bana.)

delta: savaşın vahşeti içinde bile, şiire dönük, derinliği olan bir insan, hayvanlaşmaksızın dayanabilmeli, katliamın üzerine çıkabilmeli ve ruhsal onurunu korumalı.

(başaramadım.)

19.10.20

ölü zamanın ritmi

raoul vaneigem

kendimi ararken hangi sapa yollarda yolumu yitiririm? beni koruma numarasıyla, beni kendimden ayıran perde ne? beni oluşturan bu ufalanmış parçaların içinde kendimi nasıl yeniden keşfedebilirim? kendimi kavrama konusunda asla bilmediğim bir belirsizliğe doğru ilerliyorum. sanki önümdeki yol önceden belirlenmiş. sanki iç dünyam, kendi yarattığını sandığı; ama gerçekte onu biçimlendiren zihinsel bir manzaranın çizgilerinin bir parçası. saçma -dünyanın rasyonelliğini onayladığı ve tartışmasız kabul edildiği için saçmalar saçması- bir güç beni durmaksızın sıçramaya zorluyor; ama asla terk edemediğim sert bir zeminde ayaklarım. ve kendime doğru yaptığım bu yararsız atlayışımla, sadece bugünle olan bağımı yitirme başarısını gösteriyorum: çoğu kez, kendimden uzakta, ölü zamanın ritmiyle yaşarım.

17.10.20

deha

halil cibran

büyük insan, ne efendi ne de uşak olandır.

tanıdığım her büyük adamın kişiliğinde, onun büyüklüğünü açıklayan küçük şeyler olduğunu fark ettim; bütün o büyüklükleri uyuşukluktan, delilikten ve intihardan alıkoyan işte bu küçük şeylerdi.

büyük adamın iki kalbi vardır: birisi acı çeker ve diğeri ümit eder.

insanın koyduğu yasalara insanın ruhu değil, aklı tabi olur. sadece iki kişi insanlık yasalarını tanımaz: deli ve dahi. onlar, insanlar arasında tanrı'ya en yakın olanlardır.

dahilik, geç gelen baharın başında bir kuşun söylediği şarkılardır.

15.10.20

özgürlük

octavio paz

özgürlük, evreni ve insanı açıklamaya yönelik genel bir sistem değildir. bir felsefe de değildir. aynı zamanda, hem kaçırıldığında bir daha ele geçirilemeyecek hem de anlık bir eylemdir. özgürlüğün ne genel bir kuramı vardır ne de böyle bir kuram herhangi bir zamanda olabilir. çünkü özgürlük, her birimizin iç dünyasında biriciklik niteliğiyle var olan ve hiçbir genelleştirmenin kalıbına sokulamayacak bir şeyin onaylanmasıdır. başkalarına zorla benimsetilmeye kalkışılan bir özgürlük, o anda tiranizme dönüşür. birincil olarak benim biricikliğimin onaylanması anlamına gelen özgürlük, benden başkasının da tanınmasıyla özgürlük olur. öteki, benim özgürlüğümün aynı zamanda hem sınırı hem de kaynağıdır. özgürlük, bir yönüyle biriciklik ve kural dışılık, öteki yönüyle de çoğulculuk ve birlikte yaşamak anlamını taşır. özgürlük ve demokrasi, eş anlamlı olmamakla birlikte, birbirlerinin tamamlayıcısı olan kavramlardır:

özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir, demokrasiden yoksun bir özgürlük ise bir hayalden başka bir şey değildir.

13.10.20

devrim

georg büchner

devrimcilerde başka insanlarda bulunmayan bir duyu vardır ve bu duyu onları asla yanıltmaz.

yalnızca bir korkak devrim için ölür, bir jakoben devrim için öldürür.

her devrimin yalnızca yarısı tamamlanırsa kendi mezarını kendisi kazar. erdem terör yoluyla hüküm sürmelidir.

cumhuriyetin silahı terördür, cumhuriyetin gücü erdemdir. erdem olmadan terör yozlaşabilir, terör olmadan erdem güçsüzdür. terör, erdemin bir sonucudur; hızlı, kesin ve boyun eğmez adaletten başka bir şey değildir.

ulusal pervasızlık tüm erdemlerin en yararlısıdır.

bir despot hayvanları andıran uyruklarını terörle yönetirse despot olarak haklıdır. cumhuriyetin kurucusu olarak sizler özgürlüğün düşmanlarını ezerken de bir o kadar haklısınız. devrim hükümeti özgürlüğün tiranlığa karşı despotluğudur.

halkın bir ezilme içgüdüsü var, isterse bakışlarla olsun, böyle aşağılayıcı bakışlardan hoşlanıyor. böylesi alınlar bir asalet armasından daha berbattır, insanı hor görmenin su katılmamış aristokrasisi barınır onlarda. herkesi mıhlamalarını kolaylaştırır bu; çünkü tepeden bir bakışa maruz kalmak insanı bezdirir.

bir cumhuriyette yalnızca cumhuriyetçiler yurttaştır, kralcılar ve yabancılar düşmandır. insanlığı ezenleri cezalandırmak merhamettir, onları bağışlamak barbarlıktır.

toplum tarafından korunmayı hak edenler yalnızca barışçıl yurttaşlardır.

11.10.20

öte dünya

carl gustav jung

"inancın en büyük günahı, deneyime izin vermemesidir."

genelde insanların öbür dünyayla ilgili oluşturdukları düşüncelerin büyük bir bölümü umutlardan ve ön yargılardan oluşur ve bunun sonucunda, öbür dünyanın hoş bir yer olduğu düşlenir. ben böyle olduğunu açıkça göremiyorum. ölümden sonra ruhumuzun bir çiçek bahçesine geçeceğini hiç sanmam. öbür dünyada her şey iyi ve hoş olsaydı, bizimle kutsanmış ruhlar arasında dostça bir iletişim olur, doğumumuzdan önceki dönemde iyiliğe ve güzelliğe gark olurduk. oysa böyle bir şey olmuyor. bu dünyadan göçenlerle bu dünyada olanlar arasında neden bu denli aşılmaz engeller var? ölülerle karşılaşma olaylarının en azından yarısı, karanlık ruhlarla ilgili ürkünç olaylardır ve ölüler dünyasının, geride kalanların acılarına hiç aldırmadan buz gibi bir sessizliği sürdürmesi bir kuraldır.

9.10.20

din tüccarı

sadi şirazi

bu sessiz akreplerden, bu sof giymiş yırtıcı kaplanlardan illallah. kedi gibi dizlerini karınlarına çekerler; bir av düştü mü de köpek gibi üstüne abanırlar. bunlar hile ve riya tezgahlarını mescitte açmışlardır. bunlar halkın cebine göz dikerek para kazanmış, altın yığmışlardır. buğday gösterip arpa satarlar. dünyayı dolaşan harman çingenesidir bunlar. sen onların ibadet ederken halsiz ve ihtiyar olduklarına bakma. raksa, cezbeye sıra geldi mi birdenbire delikanlı olurlar. görünüşte bu kadar sararıp solmuşlardır, bu kadar zayıflamışlardır ama oburlukta musa'nın asasını andırırlar. ne takvaları vardır ne de bilgileri. dünya karşılığında dini satarlar. kendileri kaplan derisinden parlak abalar giyerler, karılarını pörsümüş habeş kumaşıyla donatırlar. bildikleri tek sünnet vardır; o da, ramazanda erken yatıp yemeğe seher vakti kalkmak. karınlarını tıka basa doldururlar, yetmiş renkli dilenci zembillerine dönerler.

7.10.20

intihar

alfred adler

güçlükler önünde gerilemenin en belirgin dışavurumu intihar olayıdır.

intiharla, yaşamın güçlükleri karşısında pes edildiği açığa vurulur, durumu düzeltmek için elden hiçbir şey gelmediği inancı dile getirilir.

intiharın her zaman bir suçlama, bir öç alma anlamına geldiğini düşündük mü, bu eylemin temelinde bir üstünlük çaba ve eğiliminin yattığını anlayabiliriz. canına kıyan herkesin, ölümünden sorumlu tutmak istediği biri vardır. intihara kalkışan kişi şöyle söylemek ister adeta: "ben insanlar arasında en ince duygulu, en hassas biriydim; ama sen alabildiğine zalim davrandın bana."

5.10.20

neden yazıyorsunuz?

orhan pamuk

bildiğiniz gibi, biz yazarlara en çok sorulan, en çok sevilen soru şudur: neden yazıyorsunuz? içimden geldiği için yazıyorum! başkaları gibi normal bir iş yapamadığım için yazıyorum. benim yazdığım gibi kitaplar yazılsın da okuyayım diye yazıyorum. hepinize, herkese çok kızdığım için yazıyorum. bir odada bütün gün oturup yazmak çok hoşuma gittiği için yazıyorum. gerçekliğe onu ancak değiştirerek katlanabildiğim için yazıyorum. ben, ötekiler, hepimiz, bizler istanbul'da, türkiye'de nasıl bir hayat yaşadık, yaşıyoruz, bütün dünya bilsin diye yazıyorum. kağıdın, kalemin, mürekkebin kokusunu sevdiğim için yazıyorum. edebiyata, roman sanatına her şeyden çok inandığım için yazıyorum. bir alışkanlık ve tutku olduğu için yazıyorum. unutulmaktan korktuğum için yazıyorum. getirdiği ün ve ilgiden hoşlandığım için yazıyorum. yalnız kalmak için yazıyorum. hepinize, herkese neden o kadar çok çok kızdığımı belki anlarım diye yazıyorum. okunmaktan hoşlandığım için yazıyorum. bir kere başladığım şu romanı, öteki yazıyı, bu sayfayı artık bitireyim diye yazıyorum. herkes benden bunu bekliyor diye yazıyorum. kütüphanelerin ölümsüzlüğüne ve kitaplarımın raflarda duruşuna çocukça inandığım için yazıyorum. hayat, dünya, her şey inanılmayacak kadar güzel ve şaşırtıcı olduğu için yazıyorum. hayatın bütün güzelliğini ve zenginliğini kelimelere geçirmek zevkli olduğu için yazıyorum. hikaye uydurmanın ve kurmanın zevkleri için yazıyorum. tıpkı bir rüyadaki gibi gidilecek başka bir yere bir türlü gidemiyormuşum duygusundan kurtulmak için yazıyorum. bir türlü mutlu olamadığım için yazıyorum. mutlu olmak için yazıyorum.

3.10.20

resmi güzeller

jose ortega y gasset

erkeklerin plastik bakımdan en güzel kadınlara pek aşık olmadıkları her zaman dikkatimi çekmiştir. her toplumda, tiyatrolarda ve toplantılarda, kamusal anıtlarmış gibi parmakla gösterilen birkaç "resmi güzel" vardır; oysa erkeklerin kişisel aşk ateşleri pek bunlara yönelmez. bu tür güzellik öylesine kesin bir biçimde estetiktir ki, kadını bir sanat nesnesine dönüştürür, yalıtlayarak belli bir uzaklığa yerleştirir. o kadın beğenilir -uzaklığı düşündüren bir duygudur bu- ama sevilmez. aşkın öncü gücü olma görevini üstlenen yakınlaşma arzusu, salt bu beğenmenin getirdiği uzaklık nedeniyle olanaksızlaşır. olağanüstü güzellik, ince duyarlılıkları olan erkeklerin bir kadını çekici bulmalarına engel olur. bir yüzün aşırı mükemmellikte olması, o yüzün sahibini nesnelleştirmeye ve bir estetik nesne olarak zevkle seyredebilmek için ondan uzakta durmaya iter bizi. "resmi güzeller"e aşık olanlar yalnızca alıklar ve bakkal çıraklarıdır. resmi güzeller kamusal anıtlardır; insanın kısa bir süre, uzaktan seyredeceği ilginç nesnelerdir. onların yanında insan kendisini aşık gibi değil, turist gibi hisseder.

1.10.20

günahkâr

georg büchner

herkes kendini gerçekleştirebilmeli ve kendi doğasını yaşayabilmelidir. akıllı ya da akılsız, eğitimli ya da eğitimsiz, iyi ya da kötü olsun, devleti hiç ilgilendirmez bu. hepimiz birer deliyiz. hiç kimsenin kendi deliliğini bir başkasına dayatma hakkı yoktur. herkes kendi tarzınca keyif alabilmelidir; ama hiç kimse bir başkasına zarar verecek şekilde ya da onun kendine özgü zevkini bozacak şekilde keyif alamaz.

devletin biçimi halkın bedenini sıkı sıkıya saran saydam bir örtü olmalıdır. damarların her kabarışı, kasların her gerilişi, kirişlerin her seğirişi burada ifadesini bulmalıdır. şekli güzel ya da çirkin olabilir, her şeyden önce olduğu gibi olma hakkı vardır. bizim ona keyfimize göre bir etek biçme hakkımız yok. bir tanecik günahkâr kadınımızın, fransa'nın çıplak omuzlarına bir rahibe örtüsü atmak isteyenlerin parmaklarını kırarız. çıplak tanrıçalar, bakkhalar, olimpik oyunlar ve melodik dudaklar istiyoruz biz.