j.g. ballard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
j.g. ballard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.10.2021

delilik

j.g. ballard: biz ayakdeğirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.

susanna tamaro: artık insanın nasıl delirdiğini kolayca anlıyorum; yalnız kalmak ve o sesi kesecek düğmeyi bulamamak yeterli.

turgenyev: hastalıkların nedenlerini aşağı yukarı biliyoruz; ruhsal hastalıklar da yanlış eğitimden, insanların kafalarına çocukluktan beri sokulan saçmalıklardan ileri geliyor; kısacası toplumun bozuk düzeninden. toplumu düzeltelim, bu hastalıklar ortadan kalkar. doğru kurulmuş bir toplumda insan, budala ya da akıllı, iyi ya da kötü olmuş, hiçbir önemi kalmaz.

saul bellow: ihtiyar william james haklıysa, mutluluk enerjinin en üst seviyelerinde yaşamaksa ve dünyaya gelişimizin gayesi mutluluk peşinde koşmaksa, delilik katıksız mutluluktur ve siyasi müeyyidelerle koruma altına alınmalıdır.

hamdi koç: kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.

joyce carol oates: delirmek, bir şeyin inanmak istediğimiz gibi olduğuna inanmaktır, öyle olmadığını bilmemize karşın. delirmemek ise insanın en derin ve derinlikli isteklerinin gerçekte olanla hiçbir ilgisi olmadığını kabullenmektir.

ursula k. le guin: hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?

9.07.2018

j. g. ballard

irem sağlamer

"bilim kurgunun bir yan dal olmaktan çok xx. yüzyılın esas edebi geleneği olduğuna inanıyorum." diyen ballard'a göre "geleneksel roman, toplumların dinamizmini ve insanın evren içindeki yerini ihmal etmektedir. bilim kurgu ise, kaba ya da naif bir şekilde olsa bile, hayatı ve bilinmeyenleri felsefi ve metafizik bir çerçeve içine yerleştirmeye çalışır. günümüzün en önemli özelliği olan 'sınırsız olabilirlik' ve 'şimdideki gelecek' ile en iyi başedebilen edebiyattır."

çağımızda "kitle iletişimi, imajlar, reklamlar ve reklamcılığın bir dalı olan politika gibi sayısız kurgular arasında yaşadığımızı" söyleyen ballard'a göre bilim kurgunun görevi bu kurgular arasında gerçekliği yakalamaktır ve "gelecek bugünü anlamak için geçmişten daha iyi bir anahtardır."

"bütün bu konularda yazarın görevi nedir?" diye sorar ballard. "yazar kişisel ilişkiler ve toplumsal davranışlardaki nüansları incelemekle yetinebilir mi? kendine yeterli ve içine kapalı, kendi egemenliğinde bir dünya yaratabilir mi? bu ahlaki yetkiye sahip mi? günümüzde yazarın herhangi bir ahlaki konumda olduğuna inanmıyorum. sadece okura zihninin içeriklerini sergiler, bir dizi hayali alternatif sunar. bilinmeyen bir bölgede safariye çıkmış ya da laboratuvarda bilinmeyen bir konuyla karşı karşıya gibidir. tüm yapabileceği hipotezler geliştirip olgular karşısında sınamaktır."

1.05.2018

sınırsız rüyalar diyarı

j. g. ballard

şu anda bildirisi olmayan ama günün birinde bu kusurlu resim bilmeceden eşsiz bir kişilik yaratacak mesihtim ben.

ölürken parlak ışıklar görmek çok olağan bir şeydir. son anda beyin canlanmaya, bedenden kurtulmaya çalışır. sanırım ruhlara ilişkin düşüncelerimiz buradan kaynaklanıyor.

bütün bildiğimiz, bu dünyadaki ahlaksızlıkların öbür dünyada erdemlilik simgesi olabileceğidir.

gebe geyiğe el sallayıp hâlâ serin olan ormana girdim. ıslak çimlerin, ışıl ışıl ağaçların arasında diz çöktüm; bir zamanların ölü karaağaçları artık bir yaşam ışığıyla belli belirsiz kıpırdanıyor, can çekişen kabuklarından ilk taze sürgünler çıkıyordu. güneşin, çıplak bedenimi yıkamasını hissederek kendime tapındım.

en sonunda bütün umudumu yitirip ölmeye karar verdim.

yükseklere uçuşumuz, dünyanın yüzeyinde dalgalanıyor; sakin hortumlar evrenin gökkubbesinden sallanıyor; canlının ve cansızın, dirinin ve ölünün son evliliğini kutluyordu.

yaz boyunca londra havaalanı'nda uçak temizlikçisi olarak çalıştım. sürekli gürültüye ve terminal binasına girip çıkan milyonlarca turiste rağmen yapayalnızdım. park etmiş yolcu uçaklarıyla çevrili; boş koridorlarda elektrik süpürgemle yürüdüm; yolculukların döküntülerini, yenmemiş yemeklerin, kullanılmamış sakinleştiricilerin ve doğum kontrol aletlerinin kalıntılarını temizledim, bu gidiş gelişlerin artıkları bana bir yerlere ulaşmadaki kendi başarısızlıklarımı anımsattı hep.

12.07.2013

süper kent

james graham ballard

yirminci yüzyıl kahramanlıklarla dolu bir girişimdi; ama bizi karanlıkta bıraktı.

bundan hoşlanalım ya da hoşlanmayalım, yirminci yüzyıl, düşlerimizi yıkımlarla sona erdirdi. aydınlanmış vatandaşların gönüllü oluşturduğu topluluk kavramı sonsuza dek sona erdi. insani yönlerimizin, ılımlılığın ve orta yolun ne kadar boğucu olduğunu fark ediyoruz. ruhun banliyölerine bölünmesi tüm gezegenimizi veba gibi sardı.

ruh sağlığı ve akıl, yalan söyleyen aynalardan oluşturulmuş koca birer yanılsama. bugün komşularımızı zar zor tanıyor, çoğu sosyal yaşam formlarından kaçınıyor ve toplumun işleyişini memnuniyetle, politik teknisyenlerden oluşan bir kasta bırakıyoruz. insanlar gereksinim duydukları birlikteliği havalimanı salonlarında ve mağaza asansörlerinde buluyorlar. topluluk hizmetlerine samimiyetsiz hizmetlerde bulunuyor ama tek başlarına olmayı tercih ediyorlar.

biz, ayakdeğirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.

gizli psikopatimiz aslında son doğal rezervimiz ve tehlikedeki bir usun kaçabileceği sığınak işlevini görüyor. isteğe bağlı ve makul oranda bir psikopati, herkesin paylaştığı bir ahlak düzeni kurabilmemizin tek yolu.

nerede boşluk varsa, yanlış türde politikalar sürünerek oraya girer. faşizm, derin bilinç dışı gereksinimlere hizmet eden sanal bir psikopatiydi. yıllarca etkili olan burjuva yaşam koşulları, işte, ticarette boğulan bir avrupa ve konformizm çıkarmıştı ortaya. insanların bağımsız kalmaya, kendilerini özgürleştirecek nefretler icat etmeye gereksinimi vardı.

şiddet, göz alıcı ve heyecan vericidir; ama psikopatinin temel dürtüsü hep seks olmuştur. sapkın bir cinsel eylem en sıkıcı ruhta bile görünür benliği özgürleştirir.

tüketim toplumu, aykırı ve beklenmedik olana aç. eğlence sektöründe sürekli 'satın almamızı' sağlayan o tuhaf akımları başka ne sürükleyebilir? psikopati, hayal gücümüzü aydınlatmaya, sanat, bilim ve sanayileri geliştirmeye yarayan tek güçlü motordur.

31.01.2010

uzun lafın kısası

elfriede jelinek: herkes bir gün karısının kıçıyla yetinmek zorunda kalacaktır.

gandhi: haksızlığa sapıp bütün insanlar tarafından takip edileceğine, adaletle hareket edip tek başına kal, daha iyi.

juvenalis: insanların delik pelerinleriyle söylemeye cesaret edemeyeceği pek çok şey vardır.

margaret mead: kendini adamış, bilinçli, küçük bir grup insanın dünyayı değiştirebileceğinden asla şüphe etmeyiniz. aslına bakarsanız, şimdiye kadar bunu başarmış olan yalnızca onlardır.

napolyon: insanlar faziletlerinden ziyade ahlaksızlıklarıyla daha kolay yönetilirler.

ingeborg bachmann: yasak levhaları, buyruk levhaları olmaksızın düşünmekten ve özgürlükten korkuyoruz; insanlar özgürlüğü sevmiyor. özgürlük nerede boy göstermişse insanlar onunla bozuşmuştur.

augustinus: yaratılan her şey akıp gider; onlarda ruhun dinleneceği bir sığınak yoktur.

luigi pirandello: yaşantıların mutlu düzenliliği içinde yaşayanlar, tüm kuralların dışında yaşayan biri için hangi şeylerin gerçek ya da gerçeğe benzer olabileceğini tasarlayamazlar.

platon: devletler ancak krallar filozof ya da filozoflar kral olunca mutlu olabilirler.

madam du deffand: melekten istiridyeye kadar tüm türler, tüm varoluş koşulları bana aynı derecede talihsiz görünüyor. can sıkıcı olan, doğmuş olmaktır.

karl wrichs: doğaya aykırı aşk diye bir şey yoktur. gerçek aşk neredeyse doğa da oradadır.

j.g. ballard: biz, ayak değirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.