alessandro baricco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alessandro baricco etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.10.2015

kent

alessandro baricco

babaların en kötüsünde bile iyi bir şeyler vardır.

gerçek hayat asla konuşmaz. yalnızca bir beceri oyunudur; ya kazanırsın ya da kaybedersin. bu oyunu oyalanman için yaparlar, böylece düşünmezsin.

hiçbir at sonsuza kadar doludizgin gidemez.

insanın kendisinden bir adım uzakta, eşiğin önünde o sonsuza dek oyalanmada son derece onurlu bir şeyler vardı. gerçeğin acımasız rüzgarının başladığı geceler, ertesi sabah yalanlarının çatısını onarmak zorunda kalırsın, tükenmez bir sabırla; ama sevgilim geri döndüğünde her şey yeniden eskisi gibi olacak, renkli su içerek güneşin batışını izleyeceğiz.

yolda kaybolan bir şeyler hep vardır.

daha önce hiç görmediğin biriyle yatmak yolculuk etmek gibidir. ilk önce her şey çok güç, biraz da gülünçtür. düşünecek olursan, sonrası güzeldir. sevişmiş olmak, ertesi gün temiz ve mükemmel dolaşmak güzeldir; ama ne tuhaf, bir gece önce orada o şeyleri yapıyordun ve o şeyleri söylüyordun; özellikle de o şeyleri söylüyordun, hem de bir daha hiç görmeyeceğin birine.

düello yapan iki aydından daha vahşi ve ilkel hiçbir şey bulamazsın.

bazen insan hiç bilmediği şeyler yüzünden kendi kendini cezalandırır.

yolunu bul. kendi yolunda git. belki de bir meydanda ya da bir parkta yaşamak için yaratılmışızdır; orada durup hayatı geçiririz; belki de bir kavşağızdır, dünyanın bizim yerimizde durmamıza ihtiyacı vardır, ansızın çekip kendi yolumuza gitsek çok kötü olur.

12.02.2015

bin dokuz yüz

alessandro baricco

insanlar böyledir, kaybedenleri sevmezler.

bir kenarda güzel bir hikâyen ve onu anlatacak birisi olduğu sürece gerçekten aldatılman zordur.

hayal ve anılarla yaşıyordum, bazen ayakta kalmak için başka yapacak bir şeyin yoktur. umut yoksulun ekmeğidir ve her zaman iyi gelir.

deli değilim ben, kardeşim. kendimizi kurtarmak için bir yöntem bulduğumuz zaman deli değilizdir. aç hayvanlar gibi kurnazızdır. bunun delilikle ilgisi yoktur. dahice bir şeydir o. geometridir. kusursuzluktur. isteklerim ruhumu altüst etmek üzereydi. bu istekleri gerçekleştirebilirdim ama başaramadım.

şu tablo meselesi beni her zaman çok şaşırtmıştır. yıllarca yerlerinde asılı dururlar, sonra hiçbir şey olmaksızın, hiç hiçbir şey diyorum, küt! diye yere düşerler. çiviye asılı dururlar, kimse bir şey yapmaz, yine de ansızın taş gibi küt diye düşerler. en hafif bir ses bile çıkmazken, çevrede hiçbir hareket yokken, sinek bile uçmazken küt düşüverirler. nedensiz. acaba neden tam o anda? bilinmez. küt. bir çivi o tabloya artık dayanamadığına nasıl karar verir? o zavallıcığın da bir ruhu vardır mıdır? karar alır mı? uzun süre bu konuda tabloyla tartışmıştır belki, ikisi de ne yapacaklarını bilememişlerdir. yıllarca her akşam konuşmuşlar, sonra bir tarih, bir saat, bir an belirlemişlerdir, onun için de küt! belki ikisi de bunu baştan bilirlerdi, önceden anlaşırlardı, yedi sene sonra ben bu işi bırakacağım, benim için uygun, tamam o zaman 13 mayıs diyelim, tamam, saat altıya doğru, altıya çeyrek kala olsun, tamam, iyi geceler o zaman, iyi geceler. yedi yıl sonra, 13 mayıs'ta, altıya çeyrek kala: küt. anlaşılmaz. en iyisi düşünmemek, yoksa delirmek işten bile değildir. bir tablo düştüğü zaman. bir sabah uyanıp onu sevmediğini anladığın zaman. gazeteyi açıp savaş çıktığını okuduğun zaman. bir tren görüp ben buradan gitmeliyim dediğin zaman. aynaya bakıp yaşlandığını fark ettiğin zaman. okyanus un ortasında bin dokuz yüz gözlerini tabağından kaldırıp, "üç gün sonra new york'ta bu gemiden ineceğim." dediği zaman.