knut hamsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
knut hamsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.09.2014

rosa

knut hamsun

"destek ol, tut beni, destek ol!

bahar öyle yavaş, öyle yavaş, serili gecenin üzerinde. hiçbir şeyi kesinleştiremez bahar; iletir beni yalnız bilinmeze, acıya. ah, bahar, güçlü, kolay anlaşılır değildir etkisi: gelir işte, kalır yanımda ve yenik düşürür beni.

böyledir bahar.

ah, bütün her şey, bu dünyada olanlar!

seni gözyaşlarımla sevindirebilseydim. seni; ki uzaklarda, orada yollardasın hep! sen ki, beni gençliğimde çok kısa bir süre iki kere mutlu kıldın; ömrünün hazinesini üç büyük yaşantıda harcayan, sen! fakat artık gözyaşı kalmadı bende.

hatırlar mısın, gelmiştim, öpmüştüm seni ve gitmek istedim gene. hemen çevirdin başını, baktın uzun uzun; çünkü öyle candan seviyordum.

böyleyim ben.

ah, fakat böyledir hayat:

ebediyen ayrılmak senden. böyledir hayat. ve hiç kimse yaşayamaz çılgınlıkla kutsanmadıkça ve kutsanmayan ancak bilmece olarak anlar hayatı.

ah, haydi gel, bahara; sen ki yüce, sevilen.."

9.08.2011

knut hamsun

zülfü livaneli

yaratıcı insanların sol düşünce çevresinde buluşmalarını anlamak pek zor değil. çünkü kültür, eşitlik ve dayanışma gibi pek çok özelliği kucaklayan ideal bir insanlık ideolojisi olarak ortaya çıkan sol, bütün dünyada heyecanla karşılandı. bir entelektüelin bu heyecandan payını almaması ender rastlanan bir durumdu.

faşizme gönül veren entelektüelleri anlamak ise gerçekten çok zor. mesela knut hamsun gibi büyük bir romancı, nasıl oldu da ülkesi norveç'i işgal eden nazilere sempati besleyebildi? italyan şair d'anunzio nasıl hiç sıkılmadan insan kasabı mussolini'yi öven şiirler yazabildi? ya ezra pound? o harika yazar, louis-ferdinand celine? anlamak kolay değil; çünkü faşizm daha başlangıçta insanları birbirine kırdıran, millet üstünlüğü fikrine dayalı bir ideolojiydi. onda bir entelektüelin rüyalarını süsleyecek hiçbir insani motif yoktu.

norveç kurtulunca, halk kendilerine ihanet eden knut hamsun'a hiçbir şey söylemedi. ne bir protesto, ne bir yazı, ne saldırı.. ama bir gün evinin önüne bir genç kız gelip hamsun'un kitaplarını bıraktı, biraz sonra yaşlı bir adam geldi ve o da kitapları bıraktı. derken insanlar ellerindeki knut hamsun kitaplarıyla akın akın gelmeye başladılar. hamsun bütün bunları penceresinden izliyordu. halk çıt çıkarmadan, en ufak bir tepki göstermeden sakince kitapları bırakıyordu. birinci günün sonunda kitaplar koskoca bir yığın ediyordu artık. ertesi gün aynı durum devam etti. kitap yığını büyüdükçe halkına ihanet etmiş olan yazar küçüldü ve ölümü böyle oldu.

16.07.2011

toprak yeşerince

knut hamsun

aşk akıllıyı aptal yapar.

yabanda her mevsimin adamı afallatan ulu güzellikleri vardır ya, hiç değişmeyen bir şey vardır ki o da yerin göğün o geniş, ağır sesidir. dört bir yanınızdan kuşatılmışsınız gibi gelir size. ormanın karanlığı, ağaçların cana yakınlığı. her şey ağırdır, yumuşaktır; adamın aklına türlü türlü şeyler gelir orada.

biz kadınlar insanlığın ezilmiş, zavallı yarısıyız. yasaları yapanlar erkekler; biz kadınların bu konuda bir tek laf söylemeye hakkımız yok. ama hiçbir erkek kendini doğum yapan bir kadının yerine koyabilir mi? bunun korkusunu hiç duymuş mudur, o korkunç yürek çarpıntılarını tanımış, o saati düşündükçe sıkıntıdan hiç ağlamış mıdır?

2.11.2010

açlık

knut hamsun

gemi leşlerinin yüzdüğü bulanık insanlık denizinde bembeyaz bir fenerdim ben. bir öğün karnımı doyuracağım diye, başkasının malını rehine vermek, bu para ile tıkınmak, kendimi rezil etmek, kendi yüzüme karşı bir dolandırıcı olduğumu söylemek, kendi gözlerimi kendimden kaçırmak zorunda kalmak.. asla! asla! ben buna ciddi olarak karar vermemiştim, bu benim aklımdan bile geçmemişti, kırık kopuk geçip giden düşünce kırıntılarından sorumlu olamazdı insan; hele başı müthiş ağrıyorsa, hele başkasının battaniyesini taşımaktan ölmüş, bitmişse!

talih çok kere dolambaçlı yollardan gelirdi.

bir insanın, en candan, en hararetli bütün girişimlerinin yüzde yüz boşa gitmesinde bir hikmet var mıydı, neydi?

ben hayvanları kafeste görmekten hiç hoşlanmam. kendilerine bakıldığını bilir bu hayvanlar; yüzlerce meraklı gözü hisseder bu hayvanlar; dokunur bu onlara. ben gözetlendiklerini bilmeyen hayvanlar isterim. kendi inlerinde gezinen, uykulu yeşil gözlerle uzanıp pençelerini yalayan, düşünen, ürkek hayvanlar.

öyleleri vardır ki, ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. ben öyleyim işte. sorun şu: yoksulluğun bendeki bazı özellikleri o derece keskinleşmiştir ki, bunlar benim başıma adeta dert açar, evet, ne çare, böyle bu! ama faydaları da vardır bunun, bazı hallerde bunların bana yardımları dokunur. yoksul aydın, zengin aydından çok daha kuvvetli görür. yoksul, her sözcüğü kuşkuyla dinler; attığı her adım, onun düşünce ve duygularına böylece bir görev, bir iş yüklemiş olur. onun kulağı deliktir, duygusu ince; o tecrübelidir, ruhu yanık yaralarıyla doludur.