ilhan berk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilhan berk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.03.2021

düşünmek istemiyorum

ilhan berk

bu dünya kadar eski bir şey yok. gök sayrılı. güneş sıradan. ağaçlar acemi. her sabah devesiyle işe gidiyor bir bedevi. her akşam kuşunu dolaştırıyor iki çinli.

bir yinelemedir dünya. bin yıl sonrayı görüyor bir ağaç. bin yıl sonrayı bir dinozor. gazali, kendini 7'ye benzetirdi. homeros her sabah yürürdü.

göz için yeni bir şey yok.

korkunçluk bunda.

zaman benim tarlamdır mı diyordu goethe? bilmek istemiyorum. oturduğu yerden montevideo'yu görüyor bir ev. sandalye kentsoylu. pencere feodal. su, belleksiz çıktı. tin yalnız. ben çocukken ırmak olmak istedim. ırmaklar hep çağırdı beni. düşünmek istemiyorum. dünya benim yerime düşünüyor.

söz öldü.

tunç: monarşik.

demir: demokratik.

bir akşam durup dururken dünyanın yaşlandığını gördüm. görmek yordu beni.

9.04.2017

aşk

ilhan berk



sen varken kötü bir şey bilmiyorduk
mutsuzluklar, bu karalar yaşamada yoktu
sensiz karanlığın çizgisine koymuşlar umudu
sensiz esenliğimizin üstünü çizmişler
nicedir bir pencereden deniz güzel değil
nicedir ışımayan insanlığımız sensizliğimizden
sen gel bizi yeni vakitlere çıkar

12.01.2017

düşünürken buldum kayayı

ilhan berk

düşünürken buldum kayayı.

otlarla konuşmaktan geliyordum. ölü bir yaprak, adını unutmuş bir sokak, sav dolu bir tümce, suçlu bir ırmak, bir de partal bir kuş yürüyorduk. bir atlıkarıncaydı yaşamak, onu yürüyorduk.

bilirim sözcüklerin ulaştığı yere hiçbir şey erişemez. isa ile karahisari'nin gömlekleri dikişsizdi. sözcükler bunu gördü.

(ey görünmezlik! elimden tut. gecede sözcüklerin ağırlığı daha bir artıyor. ve.. -yazık, tümcemi tamamlayamayacağım.-)

anlamdan hep kuşku duydum. evler, odalardı, unuttum. dünya ki varlığının ayırdında değildir. trenler geçer yüzünden. kendini varsayar.

her şey, her şey konuşur evrende. evler, çocuklar, nehirler, coğrafya. nehirlerin vakti olmadığını okudum.

coğrafya adına sevinmemiştir. anlam sıkıcıdır. günde üç kez aynada kendine bakar. yalnızlık saçar. anlamla ev yapılmaz. anladım ama yalnızlığım sürüyor. düşüncelerim yok benim. kaya bilir kaya olduğunu, ben bilmem. anladığımda yitirdim şiirimi. o gün bugün bir akarsu gibi kocadım.

1.11.2016

şiir

ilhan berk

en yaşlı sudur, der ya thales, en yaşlı şiirdir.

şiirde vurucu olan ilk anda imgenin görsel olanıdır; ama asıl vurucu imge, duyuran, sezdiren imgedir.

resim gibi şiir de bir yapı sanatıdır.

bütün iyi şiirler gösterişsiz, alçak gönüllü yapılara benzerler. bilgiçlik taslamazlar, büyüklüklerini gizlerler sanki. nice yollar tepip gelmişlerdir, alçak gönüllülüğü bunun için elden bırakmazlar.

şiir her zaman iktidardadır.

gecedir şiir.
kapalı odalarda görür işini.
kara kitaplar okur.

şiirin geleceği şimdinin sonsuzluğundadır.

kur'an, onca şiir yüküne karşın, korku kitabıdır sanki. cehennem ikide bir önümüze sürülür. bağışlamaya da pek yer verilmez. ya tenin kayganlığı? o hiç bilinmek istenmez.

şiir morg odalarından çıkmaz.

her şiirde "dünyanın yaşamından bir an'ı" görürüz.

ertelemez şiir.

"insan bir resmi tıpkı bir cinayet işler gibi işlemeli." der ya degas; bu, şiir için de böyledir.

dize her şeydir.

dünya sözcüklerden başka bir şey değildir.

şiir insanların, kabaran suların, çiçeklerin, soluk evlerin, bırakılmış tarlaların, yorgun buğdayın, çalışkan suların, kederli nehirlerin, kuru duvarın, sevdanın, firavun arabalarının, yahya'nın deve tüyünden esvabının, bağlar üzerinde dolaşan muştucunun, ham ipeğin kucağında doğar. ağzı da dölyatağındadır. orda çöreklenir.

şiir, varlığını sözcüklerin unutulmasıyla kazanır.

bir şiirin tarihi dilin tarihidir.

şiir çocukluğumuzdur.

22.05.2016

seyir defteri

ilhan berk

maurice merleau-ponty'nin baba bir sözü var: "ressam, gövdesini dünyaya vererek dünyayı resme çevirir." bu bütün yaratıcılar için geçerlidir. benim dünyaya bakışım da böyle bir şeydir. varlığımın bütün antenleri açıktır. her şey ona vurur, yansır. kalır. bu yüzden gövdenin yazıcılarıdır sanatçılar. hem ondan daha yüce, daha tükenmez ne vardır? bunun için nietzsche, "şimdilerde bedenden daha sağlam inanılacak ne var?" demez mi? dünyayı depolar gövde. oraya kurulur. her türlü değişimi gövde yaşar. gövdeyi dinlemek yeter hem. her türlü duyum, daha dünyanın yabancısı olduğu, bilmediği duygular, yeni algılar, sesler, renkler onda yansır. geçmiş, gelecek, şimdiki zaman olarak vardır gövdede. imgeleyen tek yaratık, tek yaratıcıdır. bu şeyleşmiş, kokuşmuş yaşamı daraltmak, genişletmek gövdenin elindedir. hem dünya gövdenin tasarımından başka nedir ki? her şeyi dile çeviren de odur. sözsel, yazınsal tarihin seyir defteridir gövde. bilinen, bilinmeyenin kütüğüdür.

4.03.2015

aşk

ilhan berk



gök! bu öpüşümün yaptığı kıyı ordan o kral mezarlarından sesleniyorum
her gece teb'de o ihtiyar denizlerde hala bir şeydir uyanır esmerliğimden
her gün yalnızlığımdır büyüyen sana doğru elleri gibi çocukların sevmekten
öyle mutluyum ki mutsuzluğumda karanlığıma çılgınca daha bir uzanıyorum

hiçbir şey daha güç değil seni sevmekten

1.03.2015

aşka gelince

ilhan berk

aşka gelince: ölümlere gider gibi gittim hep. (ölümle aşk eşdeğerdir diye mi?)

sağ kalışıma hala şaşarım.

her seferinde de dünyada olduğumu nerdeyse yalnız bu yoldan anladım.

yazmak gibi de yalnız aşk sanki ayakta tutar beni.

kimim ben? diye de hep sormuşumdur: bir ilkel ve bir çocuk.

böylece yazarak, severek büyüdüm ben.

cennet ve cehennemi de böyle öğrendim.

aşk, yaşamımın nerdeyse anlamı ve de onanması olmuştur hep.

hem bu yeryüzünde bizim olan başka neyimiz vardır ki?

kadın yüce bir varlıktır. bir devrimdir de.

çok sevdim ben: sonunda bütün kadınlarda bir tek kadını sevdiğimi de anladım. onu aradım çünkü hep.

aşk dediğimiz belki de böyle bir şey olmalı.

hem aşk, olmayan, olmayanı istemektir sanırım.

varlığı usa vurulduğunda -ki vurulmaz- hep kuşku olmuştur.

ama gene de bu dünyada tek tutunacağımız daldır, hiç kuşkusuz.

ancak öyle varız çünkü.

4.12.2014

sözcükler

ilhan berk


sözcükleri hep karıştırdım. hep kendini anlatır sözcükler. gök, geç kaldığından söz açar. su, yataylığından. sözcüklerin dünyayı yansıttığı çok su götürür. ağaçlara baktımdı seni öpmeden. gördün mü gördüğünü ağaçların? böyle konuşuruz konuşunca. bahçeden bahçeye geçer çocukluk. ölüdür anlatının alanına giren. geçelim onu. dünya döndüğünü bilmez. tin habersiz dolaşır. güneş, adını unutur batarken.

4.11.2014

kül aşklar

yılmaz odabaşı

"düşlerini sakla
bu denli deli, güzel düşler
bulunmaz uslularda"
(charles baudelaire)

aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler; aşkın özgürlüğünü yaşamayan ve yaşatmayanlar ise hiçbir özgürlüğü hak edemezler.

her şeyi hak etmek gerekir.

"bana anlattığın masalım ben." (alain bosquet)

ilhan berk: sıfırın altında uygarlık olmaz.

soru sormak cüret isteyen, yürek ve emek isteyen çok riskli bir şeydir. soru sormayı bilenler için bütün yanıtlar orta yerdedir; yeter ki soru sormak gerektiğini kavrasınlar.

23.10.2014

inferno

ilhan berk

şiir sürgünlüktür.

dokunma bitimsiz, uçsuz bucaksız fırtınalı bir yolculuktur.

d.h. lawrence: insan bedeni utançla saklama yerine saygıyla yüceltilecek bir tapınaktır.

epikuros: et için hazların sınırı yoktur.

umberto eco: asıl gizem varoluş değildir, varolmayıştır. erotizm de aşk gibi gerçekleşmemektir. aşkın kendisi gibi de olanaksızlıklar yuvasıdır.

fernando pessoa: asıl çöl "ben"dir.

andre breton: erotizm insana yaraşan tek sanattır.

sigmund freud: düş, bir isteğin gerçekleşmesidir.

andre breton: şiir usun bir bozgunluğu olmalıdır.

anlam, bir bakıma güzelliğin yaratılmasından başka bir şey değildir. bir şiir, bir köğük güzelse anlamlıdır.

stendhal: benim işim yaşamak değil yazmaktır.

t.s. eliot: büyük bir şiir bir başka büyük şiiri anımsatmadıkça büyük olamaz.

şiir gerisinde gizli bir tarih bırakır.

akılla yazılan şiir on para etmez.

jose ortega y gasset: günümüzde şiir, eğretilemelerin yüksek cebiridir.

jacques derrida: uzaklık kadının etkinliğinin ögesidir.

duvarcılar dünyanın en sessiz, en güzel insanlarıdır. taşlara benzerler; taşlar gibi yalın, sade, güzel. bir de şairlere. şairler gibi çilekeş, sabırlı; gene şairler gibi güzel işlerin adamıdırlar. 

andre breton: şiir yatakta yapılır.

emmanuel levinas: en iyi karşılaşma biçimi gözlerin rengini bile fark etmemektir.

gustave flaubert: her olağan nesnede tansıklı öyküler gizlidir.

şiir dilin belini getirmektir.

"nasıl resim yapıyorsunuz?" sorusuna, "erkeklik organımla!" yanıtını verir renoir.

francis ponge: sessiz dünya bizim asıl dünyamızdır.

ludwig wittgenstein: ancak nesneler varsa dünyanın belirgin bir biçimi vardır.

gerçeklik tutunabileceğimiz tek daldır.

24.07.2014

dün dağlarda dolaştım evde yoktum

ilhan berk

güneş cebimde bir bulut peydahladı. taş, kördür diye yazdım. ölüm, geleceksiz. şeylerin yalnız adı var. ve: 'ad evdir.' -kim söyledi bunu?- dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda. buydu bizim kendinde sonsuz olanı duyduğumuz. nesneler ki zamanda vardır. terziler çıracısı hermüsül heramise'nin pöstekisi her bahar ayaklanırdı. yağmur yağmamazlık edemez. taş, düşmemezlik.

ne diyordum, dünyanın düşünceleri yoktur. otların canı sıkılmaz. kurşun kalem kendini ağaç sanır. ufuk, hüthüt kuşu. seni bilmem, bir söylene dönüşmek içindir dünya. onun için başka bir son yok. bir söylene dönüşmek, bir söylen olmak! sonsuzluk dediğimiz budur.

nerden başlasam yine oraya geliyorum. ben gidiyorum. ölüme, o büyük tümceye, çalışacağım.

5.03.2013

toplu şiirler *

ilhan berk



bazı şeyler yaşadıklarımızı aşmadıkça
bilinmiyor

adlandırmak ölümdür

anımsa, anımsamak için vardır bu dünya
zamana bizden bir ses gelir düşer

akşamın ağzı yaprak doludur

sözcükleri hep karıştırdım. hep kendini anlatır sözcükler. gök, geç kaldığından söz açar. su, yataylığından. sözcüklerin dünyayı yansıttığı çok su götürür. ağaçlara baktımdı seni öpmeden. gördün mü gördüğünü ağaçların? böyle konuşuruz konuşunca. bahçeden bahçeye geçer çocukluk. ölüdür anlatının alanına giren. geçelim onu. dünya döndüğünü bilmez. tin habersiz dolaşır. güneş, adını unutur batarken.

ben ki yatağından tedirgin bir suyum
besbelli ki aşka ve ölüme çalışıyorum

eğretilemeler şiirin kral yoludur

nerde olursan ol orayı anlatır bana
güzel
gövdenin durgun, derin ırmağı

çocuktum
çocukluk donuk bir göçebeliktir

gerçek, benzetmelerde yatar
hiçbir şey bundan kurtulamaz

benzetmelerin sonu, dünyanın sonudur

kimse yaşamamıştır
yaşadığını sözcüklerin

ey bellek, senden kurtuluş yok

iki gözü iki çeşmedir serseriler için istanbul
dört yanında allah'a söve söve yaşanır

insan sevmemek allah'a mahsustur

bir başına yaşamak, yaşamak değildir
bilsek nehirler bizden habersiz yaşarlar
bilsinler ki hiç yaşamamışlardır

ben size diyorum ki
dünyada sabahlar görülecek şeydir

ama bu dünya böyle gitmez
zulümle yapılan çabuk yıkılır

gök! bu öpüşümün yaptığı kıyı ordan o kral mezarlarından sesleniyorum
her gece teb'de o ihtiyar denizlerde hala bir şeydir uyanır esmerliğimden
her gün yalnızlığımdır büyüyen sana doğru elleri gibi çocukların sevmekten
öyle mutluyum ki mutsuzluğumda karanlığıma çılgınca daha bir uzanıyorum

hiçbir şey daha güç değil seni sevmekten

* "eşik" ve "akşama doğru" ile birlikte.

25.12.2012

fransız şiir antolojisi

ilhan berk



ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet
ey, sadece sevincin, aşkın ürperdiği yer
ey her ruhun içinde boğulduğu saf şehvet
ey bir ömür boyunca gönül verilen şeyler
ne kadar uzaktasın ey mis kokulu cennet
(charles baudelaire)

o sevdalar çağı dönmeli
dönmeli, geri gelmeli
(arthur rimbaud)

göçüp gittiğimiz gün biz de bu dünyadan
unutulur sevdiğiniz, sevildiğiniz
sevmeye bakın geçmeden güzelliğiniz
(pierre de ronsard)

zaman kötüymüş.. gün iyi de olur, fena da
hiç acısı olmayan hangi bal var dünyada
hangi denizde fırtına olmaz
(andre chenier)

sevişmek! hep sevişmek! akıp giden saatin
kadrini bilmeliyiz
insan için liman yok, sahil yok zaman için
o geçer, biz göçeriz
(alphonse de lamartine)

ama işte hakikat ebedidir
yaşarsa bir kimse ondan bihaber
alemde ömrünce gafil kişidir
(alfred de musset)

ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların
o koşuşlar, demetler, o şarkılar, buseler
inildeyen kemanlar üzerinde dağların
akşam, korkuluklarda şarap dolu kaseler
ah o yeşil cenneti, çocuksu sevdaların
(charles baudelaire)

ama ılık bir nehirdir işte saçların
ürküsüz boğmak orda bize musallat ruhu
ve bulmak o yokluğu senin tanımadığın
(stephane mallarme)

hep musiki, biraz daha musiki
havalanan bir şey olmalı mısra
deli bir gönülden kalkıp gitmeli
başka göklere, başka sevdalara
(paul verlaine)

yazık! diye düşündüm; büyük ama adımız
utanıyorum bizden biz ne kadar zayıfız
nasıl bırakılır hayat ve bütün acıları
bunu bilen sizsiniz, tanrının hayvanları
ne bir şeye erilir dünyada, ne bir şey bırakılır
yalnız sessizlik büyük, gerisi zayıflıktır
(alphonse de lamartine)

rüzgar uyandı.. artık yaşama zamanıdır
kitabımı bir geniş meltem açıp kapatır
su kayadan toz olup görünür kıyı kıyı
pırıl pırıl sayfalar uçuşarak gidiniz
yık dalga! yık keyifli sularında ey deniz
yelkenin yem yediği şu asude çatıyı
(paul valery)

uzaklarda bir başka ülkede şimdi sevdalım
madem hiçbir şeyde gözüm yok ko öleyim
öyle bitkinim ki beni bir ölüm paklar ancak
anladım ne yapsam boşuna iflah olmam artık
(guillaume apollinaire)

13.10.2012

şair

ilhan berk

şair zamanlar tanığıdır.

her şiir bir yolculuktur. bunun için ilk coğrafyacılardır şairler.

nice küçük, bir kıyıya atılmış, adsız sansız şeylerin adamlarıdır şairler. kim onlardan başka nice horlanmış şeylerin elinden tutmuştur?

dil şairin kimliğidir. şairin kanıdır çünkü.

şairler -ki dünyayı evleri bilmişlerdir- ölçüsüzlüğe kurarlar otağlarını. oklarını ordan atarlar.

yeraltı dilleriyle yazar şairler.

bir çeşit dervişlik, keşişliktir şairlik. yıllarca küçük bir yeraltı suyu gibi yaşayacaksın; bir gün yeryüzüne çıkma özlemini de hiç yitirmeyeceksin; sonra da bunu büyük bir alçak gönüllülükle kabul edeceksin. günün birinde bir gün ışığını gördüğünde de, bir kıyıya çekilip ordan bakmayı bileceksin.

bir çilehane adamıdır şair.
hayatı yoktur.

ilk dizededir bütün iş; şiirin yapısını, yani içeriğini, biçimini -ki ikisi de ayrılmaz, ikiz kardeşlerdir- boyunu bosunu o saptar, şiirin gizli tarihini o çizer.

şair sözcükleri sonradan görür. sis dağıldıktan sonra.

eski bir dağlıdır şair. dili bundan yabandır.

karadır şairin kitabı.

"benim tümcelerim şu yolla açımlayıcıdırlar ki, beni anlayan, sonunda bunların saçma olduklarını görür -onlarla, onlara tırmanarak- onların üstüne çıktığında. (sanki üstüne tırmandıktan sonra merdiveni devirip yıkması gerekir.)" (ludwig wittgenstein)

bazı şairler gece şairleridir.
geceleri okunur.

şairin toprağı, erozyonu bol olan topraktır.

sürgündür şair.

şairler -bu çamur melekleri- doğduklarında, yaşamları boyunca yanlarından eksik etmedikleri iki başucu kitabıyla yüz yüze gelirler: aşk ve ölüm.

şair cehennemde yaşar.

yalnız şairlerin öğretmeni yoktur.

şairin toprağı: insanlar, sıradan bitkiler, hayvanlar, dur durak bilmeyen gökyüzleri, çığrından çıkmış güneşler, sevgilinin yüzü, demirin, tiftiğin işlenişi, yüreğin derin ırmağı, bir yaprağın hayatı, denizler, süleyman'ın ezgileri, muhammed'in çocukluğu, kuş sürüleri, gettonun göbeği olan delancy, labirentler, kargaşa, emeğin ve cinselliğin tarihi ve yosunlar ve akşamüstleri ve ormanlar ve homeros ve terör ve gün batımları ve acının ve ölümün ve karasevdanın yatağıdır. nuh'un, gemisine aldıklarıdır.

dar boğazlar adamlarıdır şairler.
uçurumlardır yurtlukları, ordan bakarlar.

bazen bir yaprak gürültüyle düşer ya, öyle.
gök, usun geçici yokluğundan yararlanmayı bilir.

13.07.2012

poetika

ilhan berk


her şiir bir yolculuktur
bunun için ilk coğrafyacılardır şairler

bir çilehane adamıdır şair
hayatı yoktur

şair sözcükleri sonradan görür
sis dağıldıktan sonra

bir çeşit dervişlik, keşişliktir şairlik. yıllarca küçük bir yeraltı suyu gibi yaşayacaksın; bir gün yeryüzüne çıkma özlemini de hiç yitirmeyeceksin, bunu büyük bir alçak gönüllülükle kabul edeceksin ve bir gün, bir gün ışığını gördüğünde de, bir kıyıya çekilip oradan bakmasını bileceksin.

gecedir şiir
kapalı odalarda görür işini
kara kitaplar okur

şiir her zaman iktidardadır
şair cehennemde yaşar

5.03.2012

ölü bir ozanın sevgili karısını görmeye gitmek

ilhan berk


"kağıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam
kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir kiminde
hem her şey şiirlerde değil miydi
bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde gider gelirdi
böyle yaşayıp gidiyorduk."

sesi, sanki çok ötelerden gelirmiş gibi
ezik, suskun odaları dolaştı durdu
masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra
ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı

"burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu
elinden kitabın düştüğünü gördük sonra
hepsi bu."

böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini
alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden

3.02.2012

ilhan berk

salah birsel

ilhan berk iplik gibi ipince bir şeydir. ayak ayak üstüne attığı vakit ayakları kadınların saç örgüsü gibi birbirine dolanır. upuzun boyu üstünde küçük bir kavunu andıran bir başı vardır. cennet bahçesi'nin o lime lime hasır koltuklarına oturur oturmaz da ilk "harika!" sözünü bağışlar. ilhan, "harika"larını kendine takılanlar olduğu zaman da bol bol kullanmaktan kaçınmaz. salah birsel'den, bir kez virginia woolf'un "deniz fenerine yolculuk" adlı kitabını almıştır. iki gün sonra kitabı getirince birsel sorar:

"nasıl buldun?"

- beğenmedim.

"sen okumamışsındır onu."

- benim için önemli değil.

birsel kitabın sayfalarını karıştırır gibi yapar:

"sen bu kitabı okumadın. içinde yaprakları açılmamış 8 sayfa vardı. olduğu gibi duruyor."

ilhan çılgınca gülmeye başlar:

- harika! harika!

birsel hınzırlığını biraz daha ileri götürür:

"yahu sen bu kitabı eline bile almamışsın. çünkü sana söylediğim de doğru değil. kitabın sayfaları açık."

ilhan, voleybol topu gibi yerinde zıplar:

- harika! harika!

ilhan budur. her güzel şeye tutulur, onun ardından gitmeye kalkışır. hayranlık onun sözlüğünde yaşamak anlamına gelir. soyadı yasasından sonra nurullah berk'in soyadını kullanmaya başlamıştır. bu değiştirme bir kez ilhan'ın işine yarar ve tan gazetesi'ne götürdüğü bir yazı nurullah berk'in sanılıp yayımlanır. ama ilhan yazısının parasını almak için gazeteye gittiği vakit durum anlaşılır. ilhan'ın yazısı da bir daha o gazeteye giremez. bu yanılgıya yol açan, ilhan'ın o sıralar -bu tutumu 1953'lere değin sürmüştür- adının başına bir de büyük "n" harfi oturtmasıdır. yoo.. n'nin bu kez nurullah berk'le bir ilgisi yoktur. bu, ilhan'ın eski adı niyazi'den kalma bir şeydir.

ilhan'ın harikalarına en çok fahir onger biter. zamanla o da hoşuna giden şeyler karşısında kıkıh kıh kıkıh gülüp, "harika!" demeye başlamıştır. fahir, ilhan'ın şiirlerini de çok sever. 1946 yılının nisanında "bugünkü şiirimiz" adlı güldestesini yayımladığı vakit, orada onun için "büyük şiirin kapısını zorluyor." diyecektir. ama birsel bu yargı karşısında "büyük şiirin kapısını zorluyorsa, içeri giremediği içindir." demek acımasızlığını gösterecek, fahir de buna yine "harika! harika!" diyerek katıla katıla gülecektir.

28.10.2011

bakmak aşktır

ilhan berk


kal böyle aşkım, kal böyle
ve yalnız
bana bak
bakmak aşktır

"soyundum işte sana yol olsun diye
böyle çırılçıplak böyle et ete
bırak gezinsin üstünde soluğum

saydamdır aşk, o naif şeytan
gözlerin, çıplak memelerin, dudakların
böyle işte böyle gel gir yatağıma
ve öp sonra da
durmadan bir daha, bir daha öp beni
böyle uzun bir yolculuk ister aşk
ve çek sonra da, daha bir kendine beni
çek ki
bileyim benim olduğunu
böyle işte böyle kasık kasığa

22.09.2011

imkansız poetika

ahmet oktay

orhan veli: teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü artık doyurmuştur.

ilhan berk: sözcükler, suç işlemeden, aç kalmadan, acı çekmeden, sevişmeden kendilerine gelemezler. bunun için bizim gelip ellerinden tutmamızı beklerler.

heidegger: dil insanın evidir.

necip fazıl: şiirin üstün gayesi, alemlerin namütenahi kesret ifadesi içinde büyük ve merkeze doğru, iç içe remz ve sır helezonlarından kayacak, harikulade çevik ve ince bünyenin heykeltıraşlığıdır.

ahmet oktay: yazmak, bir sorunu çözümleme ya da bir sorun yaratma girişimidir.

iris murdoch: yozlaşmış, yalan söyleyen bir sanat, despotik bir toplumun temel görüntüsüdür. sanat, özellikle de edebiyat, hepimizin buluşabileceği ve güneşin altındaki her şeyin incelenip gözden geçirilebileceği bir düşünme salonudur. bu yüzden diktatörler ve platon gibi otorite yanlısı ahlakçılar tarafından korkulur ve saldırılır.

jean cocteau: şiir başka bir dile çevrilemez, yazıldığı dile bile.

"acılarımı anlatayım diye
bir dil verildi bana" (goethe)

hölderlin: dil, mülklerin en tehlikelisi verilmiştir insana; yaratarak, yok ederek ve batarak ve hep yaşayana, sevgiliye ve anaya dönerek kendisinin ne olduğuna tanıklık etsin diye.

heidegger: şiir, varoluşun ve bütün nesnelerin özünün kurucu adlandırılışıdır ve şiir tarihsel bir halkın ilkel dilidir.

herbert marcuse: sanat ve devrim, dünyayı değiştirmede -özgürleştirmede- birleşirler. ancak sanat kendi pratiğinde kendine ait gereklilikleri bırakmaz, kendi boyutunu terk etmez: işlemsel olmayan olarak kalır. sanatta politik hedef sadece estetik biçimde ortaya çıkar. hatta sanatçı kendini adamış bir devrimci olsa bile devrim pekala yapıtın içinde olmayabilir.

"erdem dolu, yine de şairce barınır
insan bu yeryüzünde" (hölderlin)

marx: insan gelişmesinin alanı zamandır. hiçbir boş zamanı olmayan, bütün hayatı kapitalist hesabına çalışması tarafından yutulan bir insan, bir yük hayvanından daha aşağıdır. o, başkaları hesabına zenginlik üreten, fizik bakımından ezilmiş ve entelektüel bakımdan alıklaştırılmış basit bir makinedir.

"ben yağmurun kum saatiyim
nice göğün düşüp öldüğü yerde
taşın ilk çağıdır yüreğim" (melih cevdet anday)

heidegger: dil, yani şiir yeryüzünden kaçmak ve üzerinde dönüp durmak için yükselip üstüne çıkmış değildir yeryüzünün. şiir, insanı ilk kez yeryüzüne getiren, onu yeryüzüne ait kılan, böylelikle ona yaşayacak bir yer sağlayan şeydir.

melih cevdet anday: şiir bilgiden doğmaz. bilim adamı bildiklerinden başka bir bilgi çıkarmak için çalışır; ozan ise meraklarından 'ben'i çıkarmak ister. bu 'ben' kendisi değildir, yaratılacak insandır.

"neye yarar şairler yoksulluk zamanında?" (hölderlin)

mutlu yazar, ölü yazardır. mutlu olmak yasaklanmıştır yazara. mutlu olabilen, yazar olmaz, yazar olmayı istemez. kafka'yı anımsıyorum: felice'ye yazar: sadece yemek saatinden yemek saatine açılan ve önüne bir tepsi sürülen, hücreden hücreye geçilen bir zindanın en dip odasında yaşamayı ister. hiçbir ödülü, güvencesi olmayan yazı için.

son kertede hepimiz kişisel yeteneklerimiz ne olursa olsun, toplumsal koşulların ürünleriyiz.

9.07.2011

harfler

ilhan berk

bir biçimler evrenidir harfler. salt biçimleriyle vardı benim için. özü yoktur ya da görmem onu. bir aristoteles gizemciliği. anlam olarak beni ilgilendirmezler, harfler olarak görmeye alışmışımdır çünkü. böylece de özel ilişkiler kurdum. böyle gördüğüm için de, biçimler, renkler, kokular kazanmıştır; yani benim olmuştur. her harf benim yaşamımda çeşitli kılıklara, renklere, kokulara girip çıktı. bir zamanlar büyük a'yı severdim, şimdi küçük a'yı büyük a'nın hiçbir biçimine değişmem. ama u ile f her zaman sevdiğim baş harflerim oldu. büyük bir aşk duymuşumdur u'ya. bir esriklik simgesidir u: dölyataklarında barınır. bir zamanlar, y de benim için böyleydi: yarıklığını, ayrıklığını severdim. büyük, güzel kokular bağışlamıştır bana. sarı bir renk de bulmuşumdur onda. baygın ve kızgın bir koku da. v ise hep dışımda kalmıştır benim, salt bir anlam yükü bulurum onda ve sevmem. oysa bir yazıyı ne güzel uzatır v: durukluğu sevmez. küçük r de sevgi doludur benim için. fukara bir güzellik ve sevgi. harflerin bunca ayrıntılarına girmemden olacak, hiçbir alfabeyi ezberden sayamam ve bilmem. ayrıntılar yetiyor bana. harflerin biçimleri, kokuları, renkleri daha da başka alanlara götürmüştür beni. imgelem alanı bu. özellikle evler, nehirler, eller, yüzler, ağızlar kuran bir imgelem evreni. o, en güzel imgelem alanı verir bana. bütün bir sayfada tek başına bir

o

görmek gönendirir beni. daha çok da bir yerinden kopmuş görmek isterim onu. beyazla en güzel ilgiyi o'nun kurduğuna inanırım. beyazın biricik yaşadığı içli dışlı olduğu alan. o ile vardır beyaz. başka harfler siler, öldürür beyazı. o'yla nesnelleşir, doruklaşır beyaz. büyük

t

renkler taşır; renklerle görürüm en çok onu. pat diye bir kırmızıdır ya da bir mor. bağıran bir kırmızı ve mor. yatık bir s'yi de korkunç resimsel bulurum. bir resim diye bakarım ona, duvara asılacak bir resim diye. küçük e de u'dan f'den sonra en çok sevdiğim harftir. alçakgönüllü ve uysal.

böylece harfler bende bir harf ailesinden çok, bir bireyler topluluğu olup çıkmıştır. birbaşlarına yaşar olmuşlardır. birer kişidirler: büyük i, ağırbaşlı ve gülmez; c, içine dönük, kapalı bir ekonomi alanıdır; küçük b (sevdiğim dördüncü harf), duruk ve dişidir, bir gizemsellik otağıdır sanki; r canavar sesli; h erotik; j askersi; g utansak; k şövalye yüzlü; ö kalvenci; ş yahudi duruşlu; m sürtük; ı fahişe;

f'yi 

hep kendime benzetmişimdir: esmer, uzun, zayıf ve sabahları erken kalkan.