oğuz atay: bütün büyük bireyler yalnızdır.
alper canıgüz: insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
jack london: sopa kimdeyse yasa odur. gönlü hoş edilmese bile, boyun eğilmesi gereken bir efendidir.
kerime nadir: geçmişe bakarken her şeye rağmen, içimde derin bir hüzün duymaktayım. değişen dünya ile beraber kaybolan yıllarda yalnız gençliğimiz değil, sevdiğimiz hemen her şey yok olup gitti. bu dünya bizim dünyamız bile değil artık.
epikuros: azla mutlu olmayan insan hiçbir şeyle mutlu olamaz.
bayezid-i bistami: ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. çünkü münkirin inkarı açıktır. ama ya mürit ikiyüzlüyse? işte ona yanarım.
hakan günday: dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktır.
robert owen: yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
alexander pope: çoğu kadın kişilikten tümüyle yoksundur.
stephen spender: genellikle göz kamaştırıcı şeyler yapan insanlar sıradan insanların yaşamını oluşturan sıradan şeyleri yapmakta tamamıyla başarısızdırlar.
charles bukowski: bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz.
mary wollstonecraft: servet sahibi bir insan erdemli bir insandan daha fazla saygı görüyorsa insanlar erdemden önce servet peşinde koşacaktır. akıllarına değil, güzelliklerine ilgi gösteriliyorsa kadınların zihinleri ekilmemiş topraklar olarak kalacaktır.
robert owen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
robert owen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.07.2017
30.06.2017
uzun lafın kısası
epiktetos: insan isterse karga bile mutluluk getirir.
alice munro: insanlar ne zaman, "söylemek istemezdim" deseler, aslında söylemeye can atıyorlardır.
jack london: acı en iyi öğretmendir.
balzac: yasalar; büyüklerin, zenginlerin işlerine engel olmaz; tam tersine, korunması gereken küçüklerin yakasına yapışır.
gerard de nerval: en akıllı ve sakıngan insan bile, görünüşe kapılarak aldanır.
mary wollstonecraft: dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.
karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.
alessandro manzoni: bu dünyanın sunmuş olduğu nimetlerden biri de, insanların birbirini tanımadan karşılıklı kin güdebilmeleridir.
octavio paz: okumak, insanın kendine giden, aklının ucundan geçmeyen yollar bulmasıdır.
stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.
robert owen: en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.
charles baudelaire: her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır.
alice munro: insanlar ne zaman, "söylemek istemezdim" deseler, aslında söylemeye can atıyorlardır.
jack london: acı en iyi öğretmendir.
balzac: yasalar; büyüklerin, zenginlerin işlerine engel olmaz; tam tersine, korunması gereken küçüklerin yakasına yapışır.
gerard de nerval: en akıllı ve sakıngan insan bile, görünüşe kapılarak aldanır.
mary wollstonecraft: dünyada yoksunluğunu çektiğimiz şey hayırseverlik değil, adalettir.
karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.
alessandro manzoni: bu dünyanın sunmuş olduğu nimetlerden biri de, insanların birbirini tanımadan karşılıklı kin güdebilmeleridir.
octavio paz: okumak, insanın kendine giden, aklının ucundan geçmeyen yollar bulmasıdır.
stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.
robert owen: en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.
charles baudelaire: her hastanın yatak değiştirme tutkusuna kapıldığı bir hastanedir bu yaşam. kimi soba karşısında çekmek ister acısını, kimi pencere kıyısında iyileşeceğini sanır.
31.03.2017
uzun lafın kısası
robert owen: insan koşulların yarattığı bir varlıktır.
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
9.03.2017
yeni toplum görüşü
robert owen
en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.
yönetenler de yönetilenler de içinde olmak üzere, en fazla sayıda kişiye pratikte en büyük mutluluğu veren hükümet, en iyi hükümettir.
insan koşulların yarattığı bir varlıktır.
suçu önlemek, onu cezalandırmaktan, karşılaştırılamayacak ölçüde daha iyidir. dolayısıyla, cehaleti ve bunun sonucunda suçu önleyecek bir hükümet sistemi, cehaleti teşvik ederek suç için bir zorunluluk yaratıp sonra da bunların her ikisini cezalandıran bir sistemden sonsuz derecede daha üstündür.
insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
en iyisinden en kötüsüne, en cahilinden en aydınlanmışına kadar her türlü genel karakter, beşeri olaylar üzerinde etkisi olanların büyük ölçüde ellerinde tuttukları ve kontrol altında bulundurdukları uygun araçların kullanılmasıyla, herhangi bir topluluğa, hatta bütün dünyaya kazandırılabilir.
yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
gerçek, sonunda yanlışı yenecektir.
herhangi bir ülkede yanlış adetler hüküm sürerken, herhangi bir bireyin bunların yanlışlığı konusunda topluluğu ikna etmeden önce söz konusu adetlere karşı saldırıya geçmesi, insan doğası hakkındaki bilgisizliğinin kanıtıdır.
gerçekten, şimdiye kadar, bütün çağlarda ve bütün ülkelerde, insanoğlu körcesine kendi mutluluğuna ihanet etmiş ve kopernik ile galile'den önce güneş sistemi hakkında ne kadar cahilse, kendi hakkında da o kadar cahil kalmış gibidir.
bugüne kadar öğretilen bütün sistemlerin temel ilkelerinden biri şu olmuştur: "o sistemin doktrinlerine inananlar erdem kazanacak ve ebediyen ödüllendirileceklerdir; bunlara inanmayanlarsa ebediyen cezalandırılacaklardır; yaşadıkları zaman ve koşullar dolayısıyla o sistemin ilkelerini öğrenmemiş sayısız insan, ebediyen mutsuzluğa mahkumdur."
devlet piyangosunun dayandığı kanun kumarı meşrulaştırmakta, gafilleri tuzağa düşürmekte, cahilleri soymaktadır.
insanın iradesinin kendi kanıları üzerinde hiçbir gücü yoktur; insan her zaman ve kaçınılmaz olarak, önceki nesillerin ve kendisini çevreleyen koşulların zihnine soktuğu şeylere inanmıştır ve inanacaktır.
bütün insanlar, doğumlarından itibaren, onları çevreleyen koşullar tarafından akıl dışı ve bulundukları yerle sınırlı canlılar olmaya zorlanmış ve bunun sonucunda, gerçeklerle taban tabana zıt verilerle düşünüp davranmaya ve tabii ki hem kendi mutluluklarına hem de insanlığın mutluluğuna zarar veren yolları izlemeye mecbur olmuşlardır.
uygarlıkta ilerleme ve genel bir iyileşme, ancak insan doğasını etkileyen koşulların bilimi ve bu koşulları kolayca kontrol edebilmeyi sağlayacak araçların bilgisi sayesinde başarılabilecek bir şeydir.
insanlar, işlerini savaş olmadan yürütmelerini sağlayacak ilkeleri keşfedip uygulamaya koymadıkça, akılcı varlıklar olarak adlandırılamazlar.
her zaman koyu bir karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde aniden güçlü bir ışığın parlaması, gelişmemiş görme gücünü mahvedebilir. en yararlı gerçekler bile, yüzyıllık ön yargılara karşı durdukları zaman, akılları doğumlarından beri bir hatalar labirentinde dolanıp duran insanlara yeterli ihtimamla sunulmadığı takdirde, akılcılığın zayıf tohumlarını aynı şekilde mahvedecek ve cehalet ile ıstırap bilgi ve mutluluğa baskın gelmeyi sürdürecektir.
dünyanın geçmiş çağları bize sadece insanın akıl dışılığının tarihini sunmaktadır; oysa artık biz aklın şafağına ve insan zihninin yeniden doğacağı bir döneme doğru ilerliyoruz.
en iyi yönetilen devlet, en iyi ulusal eğitim sistemine sahip olan devlettir.yönetenler de yönetilenler de içinde olmak üzere, en fazla sayıda kişiye pratikte en büyük mutluluğu veren hükümet, en iyi hükümettir.
insan koşulların yarattığı bir varlıktır.
suçu önlemek, onu cezalandırmaktan, karşılaştırılamayacak ölçüde daha iyidir. dolayısıyla, cehaleti ve bunun sonucunda suçu önleyecek bir hükümet sistemi, cehaleti teşvik ederek suç için bir zorunluluk yaratıp sonra da bunların her ikisini cezalandıran bir sistemden sonsuz derecede daha üstündür.
insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
en iyisinden en kötüsüne, en cahilinden en aydınlanmışına kadar her türlü genel karakter, beşeri olaylar üzerinde etkisi olanların büyük ölçüde ellerinde tuttukları ve kontrol altında bulundurdukları uygun araçların kullanılmasıyla, herhangi bir topluluğa, hatta bütün dünyaya kazandırılabilir.
yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
gerçek, sonunda yanlışı yenecektir.
herhangi bir ülkede yanlış adetler hüküm sürerken, herhangi bir bireyin bunların yanlışlığı konusunda topluluğu ikna etmeden önce söz konusu adetlere karşı saldırıya geçmesi, insan doğası hakkındaki bilgisizliğinin kanıtıdır.
gerçekten, şimdiye kadar, bütün çağlarda ve bütün ülkelerde, insanoğlu körcesine kendi mutluluğuna ihanet etmiş ve kopernik ile galile'den önce güneş sistemi hakkında ne kadar cahilse, kendi hakkında da o kadar cahil kalmış gibidir.
bugüne kadar öğretilen bütün sistemlerin temel ilkelerinden biri şu olmuştur: "o sistemin doktrinlerine inananlar erdem kazanacak ve ebediyen ödüllendirileceklerdir; bunlara inanmayanlarsa ebediyen cezalandırılacaklardır; yaşadıkları zaman ve koşullar dolayısıyla o sistemin ilkelerini öğrenmemiş sayısız insan, ebediyen mutsuzluğa mahkumdur."
devlet piyangosunun dayandığı kanun kumarı meşrulaştırmakta, gafilleri tuzağa düşürmekte, cahilleri soymaktadır.
insanın iradesinin kendi kanıları üzerinde hiçbir gücü yoktur; insan her zaman ve kaçınılmaz olarak, önceki nesillerin ve kendisini çevreleyen koşulların zihnine soktuğu şeylere inanmıştır ve inanacaktır.
bütün insanlar, doğumlarından itibaren, onları çevreleyen koşullar tarafından akıl dışı ve bulundukları yerle sınırlı canlılar olmaya zorlanmış ve bunun sonucunda, gerçeklerle taban tabana zıt verilerle düşünüp davranmaya ve tabii ki hem kendi mutluluklarına hem de insanlığın mutluluğuna zarar veren yolları izlemeye mecbur olmuşlardır.
uygarlıkta ilerleme ve genel bir iyileşme, ancak insan doğasını etkileyen koşulların bilimi ve bu koşulları kolayca kontrol edebilmeyi sağlayacak araçların bilgisi sayesinde başarılabilecek bir şeydir.
insanlar, işlerini savaş olmadan yürütmelerini sağlayacak ilkeleri keşfedip uygulamaya koymadıkça, akılcı varlıklar olarak adlandırılamazlar.
her zaman koyu bir karanlığın hüküm sürdüğü bir yerde aniden güçlü bir ışığın parlaması, gelişmemiş görme gücünü mahvedebilir. en yararlı gerçekler bile, yüzyıllık ön yargılara karşı durdukları zaman, akılları doğumlarından beri bir hatalar labirentinde dolanıp duran insanlara yeterli ihtimamla sunulmadığı takdirde, akılcılığın zayıf tohumlarını aynı şekilde mahvedecek ve cehalet ile ıstırap bilgi ve mutluluğa baskın gelmeyi sürdürecektir.
dünyanın geçmiş çağları bize sadece insanın akıl dışılığının tarihini sunmaktadır; oysa artık biz aklın şafağına ve insan zihninin yeniden doğacağı bir döneme doğru ilerliyoruz.
27.02.2017
uzun lafın kısası
alper canıgüz: bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
2.06.2016
din
robert owen: dünyanın tüm dinleri, insanlığın tüm temel kurallarının yok sayılması üzerine inşa edilmiştir. bu dinlerin insan ırkına getirdiği perişanlığın tamamen farkındayım. eğer on bin yaşamım olsa ve her birinde acı çekerek ölecek olsam bile, bu moloch'u (fenikelilerin çocuk kurban ettikleri tanrı) yok etmek için hepsini seve seve feda ederdim.
margaret knight: eğer bir çocuk normal bir zekaya sahipse dini söylemlerin bir tuhaflığı olduğu izlenimini edinmeye neredeyse mecburdur. örneğin, tapınağa götürülürse, ölümün sonsuz hayata ulaşan bir geçit olduğunu, çekinilmesi değil kutlanması gerektiğini duyacak, buna rağmen dış dünyada ölümün en büyük kötülük olarak kabul edildiğini ve ondan kaçınmak için her şeyin yapılabileceğini görecektir. çocuk kısa sürede iki tür hakikat olduğu fikrine kapılacaktır: sıradan hakikatler ve diğer, çok fazla soruşturmamanın en iyisi olduğu, biraz kafa karıştırıcı ve utanç verici hakikatler. tüm bunlar kötü bir zihinsel eğitim anlamına gelir.
timothy freke: eğer bunu fark edebilselerdi, hristiyan ve müslüman köktendincilerin birbirlerinden hiçbir farkları olmadığını görebilecek olmaları büyük bir ironidir. hayata bakış açıları ve nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin fikirleri, aynı ihtiyaçlar ve nevrozlar tarafından şekillendirilmiştir. birbirlerinde görüp nefret ettikleri, kendilerinde nefret ettikleri şeylerin bir yansımasıdır. başka gelenekten gelen diğer kitaba bağlı olanlarla din savaşları yapan, kitaba bağlı kişilerin her biri tanrı'nın kendi tarafını tuttuğunu iddia eder.
margaret knight: eğer bir çocuk normal bir zekaya sahipse dini söylemlerin bir tuhaflığı olduğu izlenimini edinmeye neredeyse mecburdur. örneğin, tapınağa götürülürse, ölümün sonsuz hayata ulaşan bir geçit olduğunu, çekinilmesi değil kutlanması gerektiğini duyacak, buna rağmen dış dünyada ölümün en büyük kötülük olarak kabul edildiğini ve ondan kaçınmak için her şeyin yapılabileceğini görecektir. çocuk kısa sürede iki tür hakikat olduğu fikrine kapılacaktır: sıradan hakikatler ve diğer, çok fazla soruşturmamanın en iyisi olduğu, biraz kafa karıştırıcı ve utanç verici hakikatler. tüm bunlar kötü bir zihinsel eğitim anlamına gelir.
timothy freke: eğer bunu fark edebilselerdi, hristiyan ve müslüman köktendincilerin birbirlerinden hiçbir farkları olmadığını görebilecek olmaları büyük bir ironidir. hayata bakış açıları ve nasıl yaşanması gerektiğine ilişkin fikirleri, aynı ihtiyaçlar ve nevrozlar tarafından şekillendirilmiştir. birbirlerinde görüp nefret ettikleri, kendilerinde nefret ettikleri şeylerin bir yansımasıdır. başka gelenekten gelen diğer kitaba bağlı olanlarla din savaşları yapan, kitaba bağlı kişilerin her biri tanrı'nın kendi tarafını tuttuğunu iddia eder.




