j.g. ballard: biz ayakdeğirmenine bağlı yaratıklarız: tekdüzelik ve geleneksellik her şeyi yönetiyor. tamamen aklı başında bir toplumda delilik tek özgürlüktür.
susanna tamaro: artık insanın nasıl delirdiğini kolayca anlıyorum; yalnız kalmak ve o sesi kesecek düğmeyi bulamamak yeterli.
turgenyev: hastalıkların nedenlerini aşağı yukarı biliyoruz; ruhsal hastalıklar da yanlış eğitimden, insanların kafalarına çocukluktan beri sokulan saçmalıklardan ileri geliyor; kısacası toplumun bozuk düzeninden. toplumu düzeltelim, bu hastalıklar ortadan kalkar. doğru kurulmuş bir toplumda insan, budala ya da akıllı, iyi ya da kötü olmuş, hiçbir önemi kalmaz.
saul bellow: ihtiyar william james haklıysa, mutluluk enerjinin en üst seviyelerinde yaşamaksa ve dünyaya gelişimizin gayesi mutluluk peşinde koşmaksa, delilik katıksız mutluluktur ve siyasi müeyyidelerle koruma altına alınmalıdır.
hamdi koç: kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.
joyce carol oates: delirmek, bir şeyin inanmak istediğimiz gibi olduğuna inanmaktır, öyle olmadığını bilmemize karşın. delirmemek ise insanın en derin ve derinlikli isteklerinin gerçekte olanla hiçbir ilgisi olmadığını kabullenmektir.
ursula k. le guin: hangi aklı başında insan bu dünyada yaşar da delirmez ki?
susanna tamaro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
susanna tamaro etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1.10.2021
4.10.2017
özlem panayırı
susanna tamaro
bir yonca tohumu canlılığını seksen yıl boyunca koruyabilir. olaylar için de böyle olur; onların üstünü bir kayıtsızlık örtüsüyle örtsek de, uzaklara savurmak için onlara doğru üflesek de onlar dinginlik içinde yerlerini korurlar. bu olaylar, er ya da geç ortaya çıkacak birtakım şeylerin filizleridir.
güneşin altında değişen bir şey yok. insanlar, her zaman aynı hayallerin peşine düşmeyi seviyorlar, hepsi korkuyor; bu yüzden bir hayal uyduruyor, onlara anlam ve ortaklık kazandıracak bir değer arıyorlar, koronun bir üyesi olmak ve hep aynı şeyleri yinelemek iyi geliyor. civcivler kuluçka makinesinin ışığı altında sıcacık oturmaktan hoşlanır; insanlar da ütopyaların olanaksız vaatlerinin sıcaklığından.
hiç kimse, insan yaşamının mutlak ve dehşetli yalnızlığının yüzüne vurulmasından hoşlanmaz. bunu gizlemek için de doğduğumuz günden ölene dek çırpınıp duruyoruz. su yüzüne çıkan cesedi görmemek için ziller, tefler çalıp oynuyoruz; çünkü ceset bizim yalnız olduğumuzu, hepimizin umutsuzca yalnız olduğumuzu haykıracaktır; ama bu yalnızca birazcık toz kaldırmak olacaktır, o kadar.
bir sınırı aşmak isteyen, içinde büyük bir şeyler besler. bu, normal insanların başına gelmez hiç. onların önlerine koydukları sınır, her zaman elde etmeleri gereken maddi bir şeydir. daha güzel bir ev, daha kazançlı bir işyeri, ötekilerden farklı bir aşk. doğumdan ölüme dek bu küçük şeyler için didinirler, asla başlarını yukarı kaldırıp bakmazlar.
dostlukta ne sisler vardır ne de aldatmalar. duyuların hazzı uzaktadır, yalnızca zihinden haz beklenir, o da her zaman yükseğe dikmiştir gözünü. insan bir dostunu kurtarmak için canını verebilir; oysa sevgililer çoğu kez insanın canını alır. senin enerjini, düşüncelerini emer, haz ister, zevk ister, toplumda güvenli bir yer ister; bundan sonra önlenemez bir şekilde bebekler gelir ve işte sen o zaman bitmiş sayılırsın. o artık seni bir insan olarak fark etmez bile; sen yalnızca onu bir yerlere taşıyan merdivensindir, onun günlerinin boşluğunu dolduran alışılmış bir gürültüsündür.
insan dünyaya geldiği andan başlayarak kötüdür. bıraktığı parmak izi her zaman kanla ıslanmıştır. zamanla yalnızca tekniğini mükemmelleştirmeyi öğrenmiştir. şimdi artık çok daha az güç sarf ederek daha fazla kişi öldürebilmektedir. bu başarının adı da gelişimdir. gelişim, düşüncenin emrindedir. ya düşünceler nelerdir? en saf halde zehir.
ve sonra özlem panayırı başlar. belli bir yaşa vardık mı hepimiz çağrılıyızdır. orada durursun ve her şeyin daha farklı yaşanmış olabileceği bir nokta ararsın, yönü değiştirebileceğin bir noktayı. böyle bir nokta olmadı mı diye sorarsın kendine. ya da vardı da ben görmedim, görmek istemedim mi? yolu sen çizmişsindir, başkası değil, bu yoldan çıkmak için bir adım yeterlidir. ama seni tutsak eden görünmeyen çizgidir; başka yüksek duvarlar olduğunu sanırsın; ama aslında bu incecik bir iptir, öte yana geçebilmek için bacağını biraz kaldırman yeterlidir.
bir yonca tohumu canlılığını seksen yıl boyunca koruyabilir. olaylar için de böyle olur; onların üstünü bir kayıtsızlık örtüsüyle örtsek de, uzaklara savurmak için onlara doğru üflesek de onlar dinginlik içinde yerlerini korurlar. bu olaylar, er ya da geç ortaya çıkacak birtakım şeylerin filizleridir.güneşin altında değişen bir şey yok. insanlar, her zaman aynı hayallerin peşine düşmeyi seviyorlar, hepsi korkuyor; bu yüzden bir hayal uyduruyor, onlara anlam ve ortaklık kazandıracak bir değer arıyorlar, koronun bir üyesi olmak ve hep aynı şeyleri yinelemek iyi geliyor. civcivler kuluçka makinesinin ışığı altında sıcacık oturmaktan hoşlanır; insanlar da ütopyaların olanaksız vaatlerinin sıcaklığından.
hiç kimse, insan yaşamının mutlak ve dehşetli yalnızlığının yüzüne vurulmasından hoşlanmaz. bunu gizlemek için de doğduğumuz günden ölene dek çırpınıp duruyoruz. su yüzüne çıkan cesedi görmemek için ziller, tefler çalıp oynuyoruz; çünkü ceset bizim yalnız olduğumuzu, hepimizin umutsuzca yalnız olduğumuzu haykıracaktır; ama bu yalnızca birazcık toz kaldırmak olacaktır, o kadar.
bir sınırı aşmak isteyen, içinde büyük bir şeyler besler. bu, normal insanların başına gelmez hiç. onların önlerine koydukları sınır, her zaman elde etmeleri gereken maddi bir şeydir. daha güzel bir ev, daha kazançlı bir işyeri, ötekilerden farklı bir aşk. doğumdan ölüme dek bu küçük şeyler için didinirler, asla başlarını yukarı kaldırıp bakmazlar.
dostlukta ne sisler vardır ne de aldatmalar. duyuların hazzı uzaktadır, yalnızca zihinden haz beklenir, o da her zaman yükseğe dikmiştir gözünü. insan bir dostunu kurtarmak için canını verebilir; oysa sevgililer çoğu kez insanın canını alır. senin enerjini, düşüncelerini emer, haz ister, zevk ister, toplumda güvenli bir yer ister; bundan sonra önlenemez bir şekilde bebekler gelir ve işte sen o zaman bitmiş sayılırsın. o artık seni bir insan olarak fark etmez bile; sen yalnızca onu bir yerlere taşıyan merdivensindir, onun günlerinin boşluğunu dolduran alışılmış bir gürültüsündür.
insan dünyaya geldiği andan başlayarak kötüdür. bıraktığı parmak izi her zaman kanla ıslanmıştır. zamanla yalnızca tekniğini mükemmelleştirmeyi öğrenmiştir. şimdi artık çok daha az güç sarf ederek daha fazla kişi öldürebilmektedir. bu başarının adı da gelişimdir. gelişim, düşüncenin emrindedir. ya düşünceler nelerdir? en saf halde zehir.
ve sonra özlem panayırı başlar. belli bir yaşa vardık mı hepimiz çağrılıyızdır. orada durursun ve her şeyin daha farklı yaşanmış olabileceği bir nokta ararsın, yönü değiştirebileceğin bir noktayı. böyle bir nokta olmadı mı diye sorarsın kendine. ya da vardı da ben görmedim, görmek istemedim mi? yolu sen çizmişsindir, başkası değil, bu yoldan çıkmak için bir adım yeterlidir. ama seni tutsak eden görünmeyen çizgidir; başka yüksek duvarlar olduğunu sanırsın; ama aslında bu incecik bir iptir, öte yana geçebilmek için bacağını biraz kaldırman yeterlidir.
11.08.2017
sevgi
susanna tamaro: sevgi özendir.andrey platonov: sevgi, yokluk ve kederden oluşur. insan hiçbir şeyin yokluğunu çekmese ve kederlenmese başka bir insanı sevmezdi hiç.
alain de botton: sevgi, bir kişinin başka bir kişinin varlığına gösterdiği saygı ve hassasiyettir.
gustave flaubert: insanın sevdikleriyle yaşayamamasından sonra en büyük işkence, sevmedikleriyle yaşamasıdır.
nick cave: sevgi yapıştırıcıların kralıdır. dünyanın kalbinin atmasını sağlar.
juli zeh: hayatta en önemli şey sevgidir. sevgi doğadır, özgürlüktür; kadınlar, balık tutmak, düzeni bozmaktır. farklı olmaktır. düzeni daha da bozmaktır.
viktor emil frankl: insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.
philipp vandenberg: sevgi her zaman bir yolunu bulur.
charles dickens: bütün gözler buz gibi bakışlarla başka yöne çevriliyken sevgi ve şefkat yüklü sessiz bir bakış -herkes bizi yüzüstü bıraktığı sırada tek bir kişinin duygudaşlığına, sevgisine mazhar olduğumuzu bilmemiz- en derin elem kuyusunda hiçbir servetin satın alamayacağı, hiçbir iktidarın başedemeyeceği bir tutamaktır, bir destek, bir tesellidir.
"sevgi, özgürlüğün çocuğudur, hiçbir zaman tahakkümün değil." (via erich fromm)
hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.
10.08.2017
aile
thomas bernhard: ailemizin önceleri bize duydukları sevgi ne kadar büyükse, yapmaya ant içtiğimiz şeyi gerçekleştirdiğimizde bize karşı nefretleri de o derece büyük olur.
mario vargas llosa: bir çocuğu mahvetmede kadınların üstüne yoktur.
susanna tamaro: evlatlar iyilerse babaya aittirler; ama işler yolunda gitmiyorsa bütün bir yaşam boyunca annenin bir uzantısı olarak kalırlar.
catherine clement: bir erkek ve bir kadından doğarız ve onlardan kurtulamayız.
walter benjamin: bir şey vardır ki, hiçbir zaman telafi edilemez: ana-babasından kaçmayı ihmal etmiş olmak.
clarissa p. estes: insan acılarının çoğunun nedeni, özensiz bir yetiştirilmeden kaynaklanır.
alexandre dumas: bir babanın ya da bir annenin yüreğinin hiçbir zaman anlayamayacağı şeyler vardır.
louis-ferdinand celine: bir aileye, akrabaları olsun olmasın, bir insanın alt tarafı sürüncemede kalmış bir kokuşmuşluktan ibaret olduğunu asla anlatamazsınız. çünkü sürüncemede kalmış bir kokuşma için ödeme yapmayı reddederler.
oscar lewis: sadece iyi aileleri ve güzel evleri olan kişileri kıskandım hayatım boyunca.
5.08.2017
din
ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.
catherine clement: düşünmek, kutsal olana saygısızlıktır.
leyla erbil: yasaklar, günahlar ve emirler silsilesiyle karşımıza dikilen din, bizden, allah'a yaranmadan başlayarak iktidara, devlete yaranma söyleminden başka bir dil geliştirmemizi bekleyemez.
ece temelkuran: tanrı'nın orta doğu'da icat edilmiş olması tesadüf olamaz. çünkü orası günahlardan kurulu. kimse günahını hatırlamıyor, kimse alacağı intikamı unutmuyor.
şerif mardin: insan, dinsel fikirlerinin kendi iç hayatının bir projeksiyonu olduğunu anladığı anda, artık kendi tabiatının dışında bir miyar aramayacak, kendi kişiliğini idrak etmeye çalışacaktır.
joyce carol oates: eğer tanrının gözünde bütün insanlar eşitse, o zaman bütün bu karın ağrısı niye?
oscar lewis: dinimi anamla babamdan öğrendim; ama biliyorsunuz, iyi öğrenim gören bir kişinin din hakkındaki görüşleri çok daha başkadır.
susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.
erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.
18.10.2014
anima mundi
susanna tamaro
kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.
sevgi özendir.
gerçekten bana ait olduğunu hissettiğim tek duygu, yanıtı olmayan sorulara karşı duyduğum öfkedir.
en büyük ve en korkunç karşıtlık şudur ki, insanlar her şeyden çok farklı olmaktan korkarlar ve buna karşın dünyaya çocuk getirmeyi sürdürürler. ama bir evlat her zaman farklı bir şeydir. ve bu da kendi çorbana kattığın zehirdir.
cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
büyük canilerin yaşamlarını okurken şaşırmamaya alıştım: gündüz bir halkın tümünü kıyımdan geçiren katiller, akşam saksıdaki çiçelerini suluyor, yuvasından düşen bir kuş için gözyaşı döküyordu.
üniformasız öldürürsen katil olursun, öldürürken üstünde üniforma varsa bir madalyayı hak edersin.
söylemek ve yapmak arasında kocaman bir deniz vardır.
sözcükler tek başlarına insanı kırmaz. insanı yaralayan, sözcüklerin arkasına saklanan ikiyüzlülüktür.
evlatlar iyilerse babaya aittirler; ama işler yolunda gitmiyorsa bütün bir yaşam boyunca annenin bir uzantısı olarak kalırlar.
aşırı duyarlılık bir pasaport değil, bir tuzaktır. dünya tilkiler, sırtlanlar ve dirsek darbeleriyle doludur. çevreni saran, yalnızca ötekiler gibi olmayışından ötürü oluşan huzursuzluk ve gerginlik olur.
incilerin parıltısı bir yaradan doğar.
vasatlıktan çıkmak için iki yol vardır. bunlardan birincisi sanat, ikincisi eylemdir. ikisi birbirine bağlıdır; ama eylem sanattan üstündür. bunu anlayan tek sanatçı rimbaud'dur. önceleri şiir yazarken sonradan silah satmak üzere afrika'ya gitmiştir.
mutlu olabilmek için farklı bir yolda yürümek yeterlidir.
insan son ebeveynini de yitirince bir anda yapayalnız kalır ve bu yalnızlıkta pek çok şey değişir. artık bir evlat değilsinizdir, kendisine şöyle ya da böyle davranmanız gereken hiç kimse yoktur. doğal düzen içinde ufukta beliren son artık sizin sonunuzdur.
aşk, bütün çıkarcı hesaplardan daha güçlüdür.
yaşam uzun değil, dairevi bir yoldur. istediğin kadar çırpın, sonunda gene aynı noktaya dönersin.
insanoğlu tembeldir, bir yere gidecekse her zaman en kısa yolu seçer. kötülüğe ulaşmak için elini uzatmak yeter; oysa iyilik yapmak için bir çaba gerekir.
nesnelerin değeri pahasıyla değil, yaradıkları işle ölçülür.
yaşam yanlışlıklarla doludur. yalnızca pek az insan ışığı baştan tanır, bütün ötekiler el yordamıyla ilerler, bazıları ruhun sezgisine varsa bile, yine yanılır.
artık insanın nasıl delirdiğini kolayca anlıyorum; yalnız kalmak ve o sesi kesecek düğmeyi bulamamak yeterli.
dünya acının ta kendisi, başka bir şey değil.
kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.sevgi özendir.
gerçekten bana ait olduğunu hissettiğim tek duygu, yanıtı olmayan sorulara karşı duyduğum öfkedir.
en büyük ve en korkunç karşıtlık şudur ki, insanlar her şeyden çok farklı olmaktan korkarlar ve buna karşın dünyaya çocuk getirmeyi sürdürürler. ama bir evlat her zaman farklı bir şeydir. ve bu da kendi çorbana kattığın zehirdir.
cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
büyük canilerin yaşamlarını okurken şaşırmamaya alıştım: gündüz bir halkın tümünü kıyımdan geçiren katiller, akşam saksıdaki çiçelerini suluyor, yuvasından düşen bir kuş için gözyaşı döküyordu.
üniformasız öldürürsen katil olursun, öldürürken üstünde üniforma varsa bir madalyayı hak edersin.
söylemek ve yapmak arasında kocaman bir deniz vardır.
sözcükler tek başlarına insanı kırmaz. insanı yaralayan, sözcüklerin arkasına saklanan ikiyüzlülüktür.
evlatlar iyilerse babaya aittirler; ama işler yolunda gitmiyorsa bütün bir yaşam boyunca annenin bir uzantısı olarak kalırlar.
aşırı duyarlılık bir pasaport değil, bir tuzaktır. dünya tilkiler, sırtlanlar ve dirsek darbeleriyle doludur. çevreni saran, yalnızca ötekiler gibi olmayışından ötürü oluşan huzursuzluk ve gerginlik olur.
incilerin parıltısı bir yaradan doğar.
vasatlıktan çıkmak için iki yol vardır. bunlardan birincisi sanat, ikincisi eylemdir. ikisi birbirine bağlıdır; ama eylem sanattan üstündür. bunu anlayan tek sanatçı rimbaud'dur. önceleri şiir yazarken sonradan silah satmak üzere afrika'ya gitmiştir.
mutlu olabilmek için farklı bir yolda yürümek yeterlidir.
insan son ebeveynini de yitirince bir anda yapayalnız kalır ve bu yalnızlıkta pek çok şey değişir. artık bir evlat değilsinizdir, kendisine şöyle ya da böyle davranmanız gereken hiç kimse yoktur. doğal düzen içinde ufukta beliren son artık sizin sonunuzdur.
aşk, bütün çıkarcı hesaplardan daha güçlüdür.
yaşam uzun değil, dairevi bir yoldur. istediğin kadar çırpın, sonunda gene aynı noktaya dönersin.
insanoğlu tembeldir, bir yere gidecekse her zaman en kısa yolu seçer. kötülüğe ulaşmak için elini uzatmak yeter; oysa iyilik yapmak için bir çaba gerekir.
nesnelerin değeri pahasıyla değil, yaradıkları işle ölçülür.
yaşam yanlışlıklarla doludur. yalnızca pek az insan ışığı baştan tanır, bütün ötekiler el yordamıyla ilerler, bazıları ruhun sezgisine varsa bile, yine yanılır.
artık insanın nasıl delirdiğini kolayca anlıyorum; yalnız kalmak ve o sesi kesecek düğmeyi bulamamak yeterli.
dünya acının ta kendisi, başka bir şey değil.
31.10.2012
uzun lafın kısası
albert camus: insan eninde sonunda her şeye alışır.
john keats: yüreğin sevdalarından ve hayal gücünün hakikatinden başka hiçbir şeyden emin değilim.
aristoteles: içine biraz delilik karışmamış büyük deha yoktur.
stanislaw lem: bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabi; ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.
dave eggers: para, gerçekten de somut olan yegane iletişim aracıdır.
franz kafka: eski taşlar altında yatan bir tespih böceğinden seni daha üstün yapan tek şey, kendine karşı duyduğun tiksintidir.
thomas more: kralların meclisinde felsefenin yeri olmaz.
dany cohn-bendit: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.
mine söğüt: insanoğlunun en büyük gafleti, nereden gelip nereye gittiğini bilmemesidir.
şebnem şenyener: tehlike güvenin içinde büyür; insan en fazla kendini güvende hissettiğinde en büyük tehlike ile karşılaşır, en büyük hasara uğrar.
paul lafargue: ilerlemenin tek yolu, tanrıya savaş açmaktır.
susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.
john keats: yüreğin sevdalarından ve hayal gücünün hakikatinden başka hiçbir şeyden emin değilim.
aristoteles: içine biraz delilik karışmamış büyük deha yoktur.
stanislaw lem: bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabi; ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.
dave eggers: para, gerçekten de somut olan yegane iletişim aracıdır.
franz kafka: eski taşlar altında yatan bir tespih böceğinden seni daha üstün yapan tek şey, kendine karşı duyduğun tiksintidir.
thomas more: kralların meclisinde felsefenin yeri olmaz.
dany cohn-bendit: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.
mine söğüt: insanoğlunun en büyük gafleti, nereden gelip nereye gittiğini bilmemesidir.
şebnem şenyener: tehlike güvenin içinde büyür; insan en fazla kendini güvende hissettiğinde en büyük tehlike ile karşılaşır, en büyük hasara uğrar.
paul lafargue: ilerlemenin tek yolu, tanrıya savaş açmaktır.
susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.



