ayn rand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayn rand etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2022

uzun lafın kısası

ayn rand:
insanın bir baloda entelektüel olması gerekmez. yalnızca neşeli olması yeter.

scott adams: ne kadar hızlı hareket edersen et, asla ufuk çizgisine ulaşamazsın.

sorti/monaldi: rahat özgürlük her şeyi barındırır. az ve iyi değerlidir, çok ve kötü olandan.

hüseyin rahmi gürpınar: bu şifa bulmaz manevi hastalıklar, kederler, ağlayışlar sonuna kadar sürecek mi? çünkü bugünkü uygarlık, övündüğü ve görkemiyle dolu olan sinesinden bu sefaletleri kovup çıkaramadı.

frida kahlo: hayatta bazı şeylerin sizi sorgulaması gereklidir. insan kendini o şeylere göre belirler, sonra bir bakar ki ilerliyor.

jose saramago: belki de mutluluk yalnızca budur: deniz, ışık ve baş dönmesi.

richard bach: en büyük öğretmenleri bulun, en zor soruları sorun. size asla "felsefe oku." veya "üniversiteden mezun ol." demezler. söyleyecekleri şudur: "zaten biliyorsun."

marquis de sade: kalpten gelen her şey yanlıştır. ben sadece duyulara inanırım, cinsel arzu ve alışkanlıklara. aradığım, istediğim sadece budur.

arthur koestler: tarihin bize öğrettiği şeylerden biri de şudur: çoğu kez yalanlar gerçeklerden daha çok işe yarar. çünkü insanoğlu miskindir ve gelişme yolunda bir adım atabilmesi için kırk yıl çölde yürümesi gerekir.

thomas hardy: ah, bir zamanlar, evlendiğim adamdan saygı ve sevginin en yükseğini görmezsem yetinemeyeceğimi sanırdım. şimdiyse taş yüreklilik dışında her şeye razıyım.

epikuros: bilge âşık olmaz; cenaze işleriyle de uğraşmaz. bilge hitabet gösterisi yapmayacaktır. bilge evlenmeyecek ve çocuk yapmayacaktır.

william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.

zygmunt bauman: insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.

goethe: saf adamcağızlar bilmezler insanın okumayı öğrenmesi için ne kadar çok zaman ve emek ister! ben bu işe 80 yıl harcadım ve ereğime ulaştığımı şimdi bile söyleyemem.

18.04.2022

ateizm

voltaire: ateizm birkaç zeki insanın ahlaksızlığıdır.

ayn rand: taviz vermeyen bir ateistim; fakat militan değilim. bunun anlamı benim uzlaşma kabul etmeyen bir mantık savunucusu olduğum ve dine karşı değil, mantık için savaştığımdır.

marian noel sherman: dindar insanlar genellikle ateistleri kibirli olmak ve kendilerini tanrı'nın yerine koymakla suçlarlar; fakat aslında tüm bu kibre sahip olan teistin ta kendisidir. varlığının sona ereceğini düşünmeye tahammül edemez.

mark twain: kiliselerin mülkleri vergilendirilmez ve kafirler, ateistler ve dinsiz insanlar, bu durumun halkın gelirinde yarattığı bütçe açığını kapatmak için vergi öderler.

henny youngman: ateist olmak istedim ama vazgeçtim. onların tatil günleri yok. 

matthew arnold: yaygın dinlerin gelenek ve imgelemler yığını oldukça geçersizdir. gelecekte bunları geride bırakan kişileri ateist olarak yaftalamalarının küstahlığını zorlukla idrak edeceklerdir.

julian baggini: cüce cinler, hobitler.. gerçekten de sonu gelmeyen zırvalar. tanrı, ateistlerin inanmadığı şeylerden sadece biridir. buna rağmen, tarihi sebepler yüzünden, onların adlandırılmaısını sağlayan o olmuştur.

freeman dyson: iki tür ateist vardır: tanrı'ya inanmayan sıradan ateistler ve tanrı'yı kişisel düşmanları olarak gören ateşli ateistler.

ronald j. barrier: ateizmin, etik kuralları dinin ahlak kurallarından daha kaliteli olduğu için ailelerimizin birbirlerine gökyüzündeki görünmez bir ekrana olduğundan daha fazla bağlılık duymalarını teşvik eder. ateizm sayesinde kadınlar ve erkekler sağlıklı bir evliliği yürütmek konusunda eşit sorumluluklara sahiptir. ateistler haklı olarak, birçok dinde yaygın olan evlilikle ilgili ilkel ataerkil tutumları reddederler.

31.12.2021

uzun lafın kısası

alain:
hayatı ne kadar yoğun yaşarsak onu kaybetmekten o kadar az korkarız.

ayn rand: dünyada tek kutsal değer insan aklıdır. insanın ihlal edilmez aklıdır.

balzac: zaman çılgınlıklarımızı sorgulayabilir ama mutluluk bizi hoş görecektir.

elfriede jelinek: insan her zaman en azından ilk üç içinde olmalı; arkadan gelenlerin yeri her zaman çöp tenekesidir.

irvin yalom: hayat birbiri ardına gelen kahrolası kayıplardan oluşur.

jiddu krishnamurti: özgür bir insan kendini belli bir ülkeye, sınıfa ya da düşünce biçimine ait hissetmez asla. özgürlük her seviyede özgürlük demektir ve sadece belli bir çizgide düşünmek özgürlük değildir.

jodi picoult: kanunları yapanlar eşcinsellere ve lezbiyenlere medeni haklar tanırlarsa eyaletteki herkesin bunları isteyeceğinden korkuyor.

john fowles: teknolojideki bütün büyük başarılarımıza karşın bizler, dar profesyonel alanlarımızın dışında, zihinsel olarak şimdiye değin var olmuş en tembel ve en koyunsu kuşaklardan bir tanesiyiz.

kierkegaard: benim özlemim sonsuz bir sabırsızlıktır.

cenap şahabettin: mantık, düşünceye ilişkin konularda pek az değerlidir. yaşam sorunlarında on para etmez.

goethe: her yerde yararlı olmanın yolunu arayın, hiçbir yerde yabancı olmazsınız.

halil cibran: kötü yanımın hiçbir zaman bana zarar vermemiş olması ama içimdeki erdemin bana zarardan başka bir şey getirmemesi ne gariptir!

30.11.2021

uzun lafın kısası

alain:
yeryüzünde can sıkıntısı çeken bir adamdan daha korkunç bir varlık yoktur.

andre gide: herkesin hile yaptığı bir dünyada gerçek insan bir şarlatan gibi görünür.

ayn rand: insani içgüdülerin eksikliği hep yoksullarda ortaya çıkıyor. insanın hayırseverlik inceliklerini bilmek için paralı doğmuş olması şart.

doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

jodi picoult: bir insanın sizin için doğru olduğunu, söylemek zorunda olmadıkları söylediklerinden daha da önemli olduğu zaman anlıyorsunuz.

john fowles: insan sürekli bir eksikliktir, sonsuz bir yoksunluktur, bireysel şeylere görünüşte sonsuz bir kayıtsızlık içinde bulunan görünüşte sonsuz bir okyanusta sürüklenmektedir.

kierkegaard: insan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı.

mario puzo: kadınlar erkekler gibi gelmezler; onlarınki erkeğinki yanında vızıltı kalır. erkek torbasını patlatırken beyni de gümler. erkek gerçekten yapar bu işi, kadın yapamaz.

mesa selimovic: her şeyin başlangıcı ve sonu olan zaman üzerine yemin ederim ki, herkes her zaman zarar içindedir.

cenap şahabettin: meşe gölgesinde filizlenen yosunlardan çoğu, kendilerini meşe fidanı sanırlar.

goethe: hiç kimse sanmasın ki gençliğin ilk izlenimlerini aşabilecektir.

halil cibran: meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümezler.

21.10.2021

proje

ayn rand

büyük projeler böyle doğar, arkadaşlarla içilen bir içkiyle.

bilgelik, ne zaman hatırlayıp ne zaman unutmak gerektiğini bilmektir. tutarlılık ve süreklilik, insan neslinden beklenen akıllıca bir uygulama değildir.

insanın bir baloda entelektüel olması gerekmez. yalnızca neşeli olması yeter.

hizmetini kaba kuvvete sunan fizikçi, herhalde dünyadaki en uzun menzilli katil sayılır.

sanatçıların içinde, beğenilme arzusundan daha güçlü bir tek ihtiras vardır, o da, gelen beğeninin yapısını anlama korkusudur.

dünyada tekelden daha zararlı bir şey yoktur.

eğer işadamı, kendinin insanoğlundaki en yüce yaratma ruhunun tezahürü olduğunu bilmediği için dünyanın en aptal insanı sayılacaksa, işadamını kendi düşmanı sayan sanatçı kesinlikle ondan daha ahmaktır.

bilimadamının tek silahı mantıktır. onun da insanlar üzerinde hiç gücü yoktur.

insani içgüdülerin eksikliği hep yoksullarda ortaya çıkıyor. insanın hayırseverlik inceliklerini bilmek için paralı doğmuş olması şart.

dünyada tek kutsal değer insan aklıdır. insanın ihlal edilmez aklıdır.

dünyada kendi hayatına sahip olmak ve onu büyümek için harcayabilmek gibi bir servet var mı? yaşayan her şey büyümeli. olduğu gibi duramaz. ya büyürüm ya da yok olurum.

31.05.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
insanlar gün gelir gemilerini yakar ve geri dönmezler.

emil cioran: sadece bir kere bile sebepsiz yere hüzünlendiysen bütün hayatın boyunca bilmeden öyle olmuşsundur.

goethe: çiçekler bal doludur; ama tatlıyı bulup seçen yalnızca arıdır.

halil cibran: eğer insanlara boş elimi uzatır ve bir şey alamazsam çok üzücü; ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp kabul edecek kimseyi bulamamamdır.

konfüçyüs: yanlışlarını anlamış ve kendisinin hatalı olduğunu kabul etmiş bir kişiye henüz rastlamadım.

murathan mungan: kendilerine yalan söylemeyi beceremeyenlerin, bildikleri doğruları sonuna kadar götürmekten başka çıkarları yoktur.

nietzsche: nasıl olursa olsun, cinsel yaşamı küçümseme, onu ayıp kavramlarla lekeleme, yaşamın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur.

paulo coelho: ne zaman ne de bilgelik insanı dönüştürebilir. bir varlığı değişmeye itebilecek tek şey aşktır.

tom robbins: yaşadığın çağın seni kurban etmesine izin verme.

cenap şahabettin: gerçek büyük adamlar, güzel ağaçlara benzerler. dallarında kuşlar yuva yapar, gölgesinde insanlar serinler, çiçeklerine sürünen hava koku alır, meyvesi ile açlar doyar ve yaprakları arasından dökülen güneş damlaları, altındaki toprağı yeniden canlandırır.

charles bukowski: insanların sevgiye ihtiyacı yoktur. başarıya ihtiyaçları vardır, ne şekilde olursa olsun. sevgi de olabilir ama olmayabilir de.

ayn rand: büyük projeler böyle doğar, arkadaşlarla içilen bir içkiyle.

6.11.2018

mimarlık

ayn rand

mimarlık iki kozmik ilkeye dayalı büyük bir sanattır: güzellik ve yararlılık. bunlar da daha geniş bir anlamda, üç ebedi varlığın parçalarıdır. o üç varlık gerçek, sevgi ve güzelliktir. gerçek, sanatımızın geleneklerine bağlılık demektir. sevgi, hizmet edeceğimiz insanlara duyduğumuzdur. ah, güzellik de, tüm sanatçıların tutkusuna odak olan bir tanrıçadır. ister güzel bir kadın, ister güzel bir bina biçiminde olsun.

dogmatik disiplin, gerçek orijinalliği mümkün kılan tek şeydir.

eski bir anıtın görkemini seyrederken o başarıyı bir tek kişiye yorumluyorsak ruhsal bir zimmet suçu işliyoruz demektir. çünkü bilinmeyen ve anılmayan sayısız sanatçının o kişiden önce gelip geçtiğini, geçmiş çağların karanlığına gömülüp gittiğini, sanatlarını tevazu içinde çalışarak ortaya koyduklarını -çünkü kahramanlık her zaman tevazu doludur- her birinin kendi çağına ait ortak hazineye kendince katkıda bulunduğunu unutuyoruz. büyük bir bina, şu ya da bu dahi tarafından bireysel olarak yaratılmış değildir. yalnızca tüm insanların ruhunun bir yoğunlaşmasıdır.

11.09.2016

din adamı

voltaire: ilk din adamı, ilk aptalla tanışan ilk dolandırıcıdır.

william blake: tırtılın yumurtlamak için en güzel yaprakları seçmesi gibi, din adamı da lanetlemek için en güzel eğlenceleri seçer.

ayn rand: yüzyıllardır, ruhani mistikler bir koruma sahtekarlığı sayesinde varlıklarını sürdürdüler. dünyadaki yaşamı katlanılmaz hale getirip onlara danışmadan rahatladığınız için sizden para aldılar. üretkenlik ve neşeyi günah ilan edip günahkarlardan para kopardılar.

victor hugo: her köyde yanan bir ateş vardır: öğretmen. ve yine her köyde bu ateşi söndüren biri vardır: din adamı.

liam gallagher: eğer ölürsem ve ahiret gerçekse, cennete değil cehenneme gideceğim. yani, her şeyin en iyisi şeytanın elinde. tanrı'nın elinde ne var? rahip ve rahibeler. siktir et.

benjamin disraeli: insan tapınması ve itaat etmesi için yaratılmıştır. fakat eğer ona emir vermezseniz, ona tapınacak bir şey vermezseniz kendi tanrısallığına bürünecektir.

diderot: sık ağaçlarla kaplı bir ormanın karanlığında, bana sadece ufak, titrek bir ışık rehberlik ediyor. sonra bir din adamı geliyor ve onu da söndürüyor.

2.07.2016

atlas silkindi

ayn rand

bir tek tür insan yozlaşmışlığı vardır, o da amaçsız insandır.

felsefenin amacı bilgiyi aramak değil, bilgiye ulaşmanın insanlar için imkansız olduğunu kanıtlamaktır.

ahlak; doğruyu yanlıştan ayırt etme, gerçeği görme yeteneği, bunların gösterdiğini yapma cesareti, iyi olana adanma, ne pahasına olursa olsun iyinin yanında yer alma dürüstlüğüdür.

dünyada ne kurmaya kalkarsanız kalkın, kas gücü gerekir.

herkes sunabildiği şeyin değeriyle ayakta kalır.

nesnel gerçek diye bir şey yoktur. gerçeklerle ilgili her haber, birinin fikridir. bu nedenle, gerçekleri yazmak yararsızdır.

özel mülkiyet, toplumun tümüne ait olan malın emanet edilmesinden başka bir şey değildir. özel mülkiyeti haklı gösteren tek şey kamu hizmetidir.

gurur günahların en kötüsüdür.

ilkeler hiç kimsenin süt güğümünü dolduramaz. hayatta tek önemli şey sağlam, maddi varlıklardır. çevremizde her şey parça parça olurken teorilerden bahsetmeye zaman yoktur.

mantık, tüm batıl inançların en naif olanıdır.

her aydın bilir ki insanı oluşturan, geçmişinde yatan maddi etkenlerdir; zihnini de üretim araçları biçimlendirmiştir.

kılıcı eline alan, kılıçla ölür.

kent dediğin, insan ruhunun donmuş halidir. kenti meydana getiren her cıvatayı, somunu, dişli çarkı, jeneratörü ilk düşünen insanların cesareti oradadır. "bana kalırsa" değil de "böyledir" cesareti.

düşünürlerin görevi açıklamalar yapmak değil, hiçbir şeyin açıklanamaz olduğunu göstermektir.

11.05.2016

hayatın kaynağı

ayn rand

en kötü halk şarkısı, en iyi senfoniden üstündür.

insanoğlundan asıl nefret eden kişi, herkesi seven, her yerde kendisini evinde hissedebilen insandır. çünkü insanlardan hiçbir şey beklemez o. bu nedenle de hiçbir kötülük, hiçbir bayağılık onu kızdıramaz.

insanları mutsuz eden şey, çok az seçenekleri olması değil, çok fazla seçenekleri olmasıdır.

en kanlı savaşlar, ya aynı dinin farklı mezhepleri arasında ya da aynı ırktan gelme kardeşler arasında çıkan savaşlardır.

en kötü olanımızın içinde bile biraz iyilik vardır.

insanoğlunun kendine sahip olma izni verebileceği tek arzu özgürlüktür.

bütün anıtları yıkmaya kalkma. o zaman insanları ürkütürsün. sen vasatı, sıradanı, değersizi öv; o zaman büyük anıtlar zaten kalmaz.

insanoğlu her zaman kendini salak durumuna düşürmekte direnmiştir.

kendinden büyük bir amaca adanmadıkça olsa olsa entelektüelliğin çırağı durumunda kalırsın.

dünyadaki kavramların en soylusu, insanların salt eşitliğidir.

her yalnızlık bir fildişi kuledir.

hiçbir bağışın değeri yoktur; ancak sizin için de kutsal olan bir şeyi bağışlarsanız değeri vardır. ruhunuzu verin.

18.11.2015

siyah süt

elif şafak

her ayna anahtarını kaybetmiş bir kapıdır. açılır diyar-ı esrar'a. olur da fazla bakarsan aynaya, aralanıverir kapı, kaybolursun sonsuzlukta.

çizginin öbür yanı intihardır. öyleyse yaşamak, intiharın kenarında kıyısında, belki de tam eşiğinde zıplayıp durup, zaman zaman ayaklarını boşluğa sarkıtmak pahasına oynamak, oynamak, hiç yanmayacakmış gibi oynamaktır.

erkek yazarlar evvela "yazar" olarak algılanırlar, sonra "erkek." kadın yazarlar ise evvela "kadın", sonra "yazar."

insan duymak istediğini duyar.

eninde sonunda varoluş demek tatminsiz ve tamahkar olmak demektir. insan yetinmeyi bilmez. cioran'ın dediği gibi hepimiz kendi içimize düşüp bedbaht olmaya mahkumuz.

olmaya çalışmak yerine, oluşu ve varoluşu bitimsiz, sürekli yenilenen bir süreç gibi algılamalıyız. bu yüzden senin annelik/yazarlık ikilemi üzerine geçenlerde sorduğun soru asla cevaplanmamalı. bilakis, daima yeni sorularla derinleştirilmelidir.

istanbul kendi çocuklarını hırpalayan bir şehir.

anais nin: sıradan bir hayat beni cezbetmez.

yaşadığımız hayatın ne denli geniş ya da dar olduğu bizim taşıdığımız cesarete bağlı.

faşizm kötülerin değil, normallerin eseridir.

sürüye ayak uyduran, verilen her emri sorgusuz sualsiz yerine getiren sıradan insanlar her türlü totaliterliğe açıktır.

kadın doğulmaz, olunur.

courtney love: gün boyu son derece normal bir insan gibi hareket etmeye bayılırım. her ne kadar, o esnada zihnimden şiddet, terör, seks ve ölümle ilgili bir sürü manyak düşünce geçiyor olsa da..

erkek: 1.etken, 2.kültür, 3.gündüz, 4.akılcı, 5.rasyonel, 6.beyin, 7.dikey, 8.hız, 9.yapan, 10.özne, 11.logos; kadın: 1.edilgen, 2.doğa, 3.gece, 4.duygusal, 5.irrasyonel, 6.beden, 7.yatay, 8.durgunluk/oturmuşluk, 9.yapılan, 10.nesne, 11.pathos

her birinde vasat olmaya razıysan eğer, on ayrı iş bile yapabilirsin.

aşktan önce. aşktan sonra. çünkü aşk bir milat. takvimlerin kendini sıfırladığı, saatlerin yeniden ayarlandığı an. aşktan önce olan biten her şey -miş'li geçmiş. adeta yaşanmamış. bir şekilde hafızaya sonradan alınmış. aşktan sonra olan her şey şimdiki zaman. öncesi ve sonrası olmayan.

oscar wilde: erkekler yorulunca evlenirler. kadınlar ise sırf meraktan evlenirler. sonunda her iki taraf da hayal kırıklığına uğrar.

38. hafta: bu hafta anladım ve kabullendim ki hamile bir kadının bedeni kendine değil, topluma aittir. daha doğrusu toplumdaki tüm kadınlara. ne zaman sokağa çıksam tanımadığım kadınlar gelip karnıma dokunuyor. ben istediğim kadar geri çekeyim kendimi, onlar elleriyle pat pat yokluyorlar. hamileliğin olduğu yerde resmiyet olmuyor. ne resmiyet, ne mahremiyet.

ölmeden önce ölmek lazım.

her canlı bir mucize, hayatta her şey olasıdır.

ayn rand: hiç kimse kendi beynini, bir başkasının yerine düşünmek için kullanamaz. vücudun ve ruhun bütün işlevleri bireysel ve özeldir. paylaşılamazlar ve devredilemezler.

belki de pekala farkındaydı anne-çocuk ilişkisinde hep ama hep çocuğun kazanacağının. ve bu yüzden istemedi anne olmayı.

sen istediğin kadar özgürlükçü ol, toplum aynı fikirde değilse nasıl dengeleyeceksin ideallerinle hayatın hakikatlerini?

unutma, zorluğun olduğu yerde kolaylık vardır.

meğer insanın kendi kendini kandırmasıyla derinleşirmiş her depresyon.

çünkü ne kadar girift olursa olsun her dehlizin bir çıkışı var. ummadığın kadar yakında bir yerde seni bekleyen. oraya doğru yürümek tek yapman gereken.

19.11.2014

yaratıcılık

ayn rand

yaratıcı, kendi işi için yaşar. başka insanlara ihtiyacı yoktur. en önemli amacı, kendi içindedir. asalak elden düşme yaşar. başkalarına ihtiyacı vardır. başkaları onun baş amacı haline gelir.

yaratıcının temel ihtiyacı bağımsızlıktır. mantık yürüten zihin, herhangi bir tür zorlama altında çalışamaz. kısıtlanamaz, feda edilemez, başka amaç ve düşüncelere boyun eğemez. gerek işlerlikte, gerekse amaçta tam bir bağımsızlık ister. bir yaratıcı için, insanlarla olan ilişkilerin tümü ikinci plandadır.

yaratıcı, farklı görüşteki adamdır. insanlara akıntıyla birlikte yüzmenin iyi olduğu söylenir. yaratıcı ise akıntıya karşı yüzen adamdır. insanlara bir arada durmanın bir sevap olduğu öğretilir. ama yaratıcı tek başına duran adamdır.

insanlara egonun kötülük demek olduğu öğretilir. sevabın ideali benliksizliktir. oysa yaratıcı salt anlamda bencil kişidir. benliksiz kişi, düşünmeyen, hissetmeyen, yargılamayan, eyleme geçmeyen kişidir. bunların hepsi benliğin fonksiyonlarıdır.

seçenekler kendini feda etmekle tahakküm etmek arasında değildir. seçenekler bağımsızlıkla bağımlılık arasındadır. yaratıcının kuralı ya da elden düşmecinin kuralıdır. bu temel bir sorundur. bir ölüm kalım sorunudur. yaratıcının kuralı, insanlığın var olmasını sağlayan mantıklı zihnin ihtiyaçları üzerine kurulmuştur. elden düşmecinin kuralıysa, sağ kalmayı beceremeyecek insanların ihtiyaçlarına dayalıdır.

insanın bağımsız egosundan doğan her şey iyidir. insanın insana bağımlılığından doğan her şey kötüdür.

dünya yüzündeki ilk hak, egonun hakkıdır. insanın ilk görevi kendine karşıdır. ahlaki yasası, birinci amacını asla başka kimselere bağlamamaktır. ahlaki sorumluluğu da istediğini yapmaktır; yeter ki istediği diğer insanlara birinci derecede bağımlı bir şey olmasın.

bencil kişi, salt anlamda bakıldığında başkalarını feda eden kişi değildir. başkalarını herhangi bir şekilde kullanma ihtiyacının üstüne çıkmış kişidir. onun işlerliği, diğer insanların kanalıyla değildir. birincil anlamda onlarla ilgilenmemektedir. amacı da, düşüncesi de, arzuları da, enerjisinin kaynağı da hep onların dışındadır. bir başka kişi için var olmakta değildir, kimseden de kendisi için var olmasını istememektedir. insanlar arasında oluşabilecek tek kardeşlik, tek karşılıklı saygı bu yolla olabilir. eşitler arasında ancak bu tür ilişki olabilir. bunun dışındaki ilişkiler, efendi-köle ilişkisidir, kurban-cellat ilişkisidir.

bir insanın diğer bir insana yapabileceği tek iyi şey, o kişiyle doğru dürüst bir ilişki kurabilmesi için tek yol, ondan elini çekmektir.

kişi tek başına düşünür, tek başına çalışır. kişi tek başına hırsızlık edemez, sömüremez, yönetemez. soygun, sömürü ve yönetme için ona kurbanlar gerekir. bunlar bağımlılığa işaret eden şeylerdir ve elden düşmecinin alanına girer.

uygarlık, özel hayat toplumuna doğru ilerlemektir. vahşinin tüm hayatı halka açıktır, aşiretinin kuralları tarafından yönetilir. uygarlık, insanı insanlardan kurtarma sürecidir.

5.11.2013

insanın ruhu

ayn rand

insanın ruhunu boşalttın mı yerini sen doldurabilirsin. dön de tarihe bak bir kere. bütün büyük ahlak sistemlerine bak. hepsi de kişisel zevki feda etmeyi öğütlemiyor mu? o laf kalabalığının altında hep aynı amaç yok mu? feda et, kapılma, kendini inkar et. yalan mı? hep tekrarladıkları nakaratı bilmiyor musun? "vazgeç, vazgeç, razı ol, razı ol." günümüzün manevi atmosferine bir bak. keyifli olan ne varsa sigaradan tut da sekse, ihtirasa, kar etmeye kadar, hepsi günah sayılıyor. bir şeyin seni mutlu ettiğini kanıtladığın anda o şeyi lanetlemiş sayılıyorsun. bu aşamalara vardık artık. mutluluğu suçluluğa bağladık. ve tabii insanoğlunu da gırtlağından yakaladık. ilk doğan çocuğunu kurban et. çivilerle dolu bir tahtanın üstüne yat. çöle yürü, bedenine eziyet et. dans etme. pazar günleri sinemaya gitme. zengin olmaya çalışma. sigara içme. içki içme. hep aynı terane. aynı öğüt.

budalalar bu tür tabuları yalnızca bir saçmalık sanıyor. geçmişten kalma, demode şeyler, diyorlar. ama saçmalıkların hep bir amacı vardır. bir çılgınlığı incelemeye gerek yok, yalnızca kendine, neye yaradığını, neyi sağladığını sor, yeter. hangi ahlak sistemi fedakarlık öğütlüyorsa sonunda bir süper güç haline gelmiş, milyonları yönetmiştir. tabii üstünü biraz süslemek gerek. insanlara, kendilerini mutlu eden her şeyi feda ettikleri zaman, daha yüce bir mutluluğa ulaşacaklarını söylemek zorundasın. bu konuda fazla açık seçik olman da gerekmez. koca koca, anlamı belirsiz kelimeler kullan. "evrensel uyum", "ebedi ruh", "ilahi amaç", "nirvana", "cennet", "ırksal üstünlük", "proletarya diktatörlüğü".

mesele içerden çöküş. yöntemlerin en eskisi bu. bu fars yüzyıllardır oynanıyor, insanlar da hala yutuyor. oysa sınaması öyle kolay ki! kendine peygamber diyenlerin ne söylediğine kulak kabart. eğer fedakarlıktan söz ediyorsa hemen kaç oradan. vebadan kaçar gibi, olanca hızınla kaç. ortada bir fedakarlık oldu mu, mantıksal olarak, feda edilen o şeyleri toplayacak birilerinin de olacağı kesin zaten. hizmet varsa hizmet edilen birileri var demektir. sana fedakarlıktan söz eden adam, aslında kölelerle efendilerden söz ediyor demektir. kendisi efendi olmak niyetindedir. ama eğer sana mutlu ol diyen, bu senin doğal hakkındır diyen, ilk görevin kendine karşıdır diyen birini bulursan, o adam senin ruhunun peşinde değil demektir. o adamın senden kazanacağı hiçbir şey yoktur. ama öyle biri ortaya çıktığı anda, hepiniz o boş kafalarınızla avaz avaz haykırmaya başlarsınız. bencil bir canavar bu adam, dersiniz. böyle olunca da soygun daha yüzyıllarca devam edecek demektir, korkulacak bir şey yok demektir.

insanların kendilerini senden korumak için bir silahı var: mantık. bu yüzden, onu onların elinden mutlaka alman şart. mantık kötüdür deme sakın. bazıları onu da yapacak kadar ileri gitmiş, beklenmedik başarılara da ulaşmışlardır gerçi. ama sen mantık sınırlıdır de, yeter. onun daha üstünde başka şeyler var, de. nedir? o konuda pek açık seçik olmasan da olur. alan nasılsa geniş. bir yığın şey bulabilirsin. içgüdü dersin, duygu dersin, vahiy dersin, ilahi sezgi dersin, diyalektik materyalizm dersin. eğer bir yerde yakayı ele verirsen, birisi sana, doktrinin mantıksız derse, ona da hazırsın demektir böylelikle. mantığın ötesinde başka şeyler var, dersin ona. düşünmeye çalışma, hisset, dersin. inanman gerek dersin. mantığı bir kere kenara ittirdin mi, artık meydan senindir. ne zaman, neye ihtiyacın olsa elinde sayılır. o adamı elde etmişsin demektir. düşünen adamı yönetebilir misin? biz düşünen adamlar istemiyoruz.

25.07.2012

medya, devlet ve ulus

philip schlesinger

ayn rand: sosyalizm kederlidir.

edward peters: engin bir devlet gücünün, kaynakları seferber etme yeteneğinin ve fiilen sonsuz çeşitlilikte olan zor kullanma araçlarına sahip olmanın geçerli olduğu bir çağda, paradoksal bir şekilde, devlet siyasetlerinin birçoğu devletin iç ya da dış düşmanları karşısında aşırı dayanıksız olduğu anlayışına dayandırılmıştır.

paul wilkinson: hiçbir baskıcı devlet, üyeleri özellikle adam öldürme, işkence, zorla itiraf ettirme, açıklama yaptırma vb. metotlar konusunda eğitilen bir gizli polis aygıtından vazgeçemez.

pierre bourdieu: kültür yalnızca ortak bir kod ya da hatta sürekli yeniden ortaya çıkan sorunlar için hazırlanmış ortak bir yanıtlar kataloğu değildir; müziğin yazılmasında söz konusu olan şeyi andıran bir "icat etme sanatı" sayesinde özgül durumlara doğrudan doğruya uygulanabilir sonsuz sayıda tekil örüntülerin yaratıldığı, daha önce özümsenmiş ortak bir ana örüntüler dizisidir.

paul wilkinson: herhangi bir süre boyunca askeri yönetime başvuran, adına demokratik denilen hiçbir hükümet sürekli bir kamu desteğini hak etmez.

alberto melucci: kolektik kimlik, kendi eylemlerinin yönlendirilmesinin yanı sıra eylemlerinin cereyan ettiği fırsatlar ve kısıtlamalar alanıyla da ilgili olan, etkileşim içindeki birden fazla birey tarafından üretilmiş etkileşimsel ve müşterek bir tanımdır. kolektif kimlik oluşumu hassas bir süreçtir ve ardı arkası kesilmeyen bir yatırım gerektirir. kolektif kimlik, daha kurumsallaşmış toplumsal eylem biçimlerine benzer hale geldikçe örgütsel biçimler, bir formel kurallar sistemi ve önderlik örüntüleri halinde billurlaşabilir.

paul wilkinson: komplo teorileri toplumsal gerçekliğin hakkını çok nadiren verir.

claudio magris: kimlik, ucu daima açık olan bir arayışken, bir kimsenin kendi kökenlerini saplantılı bir şekilde savunması zaman zaman, başka koşullarda yerinden edilmeye isteyerek boyun eğmek kadar geriletici bir kölelik biçimi olabilir.

mary douglas: kamusal bellek toplumsal düzenin depolama sistemidir. kamusal bellek hakkında düşünmek, düşüncemizin koşulları hakkında düşünmek kadar bize yakın bir şeydir.

1.08.2011

yaratıcılık

ayn rand

yüzyıllar boyunca ortaya çıkan bazı adamlar, yepyeni yollara doğru ilk adımları atmışlar, bunu yaparken de kendi vizyonlarından başka bir silaha sahip olmamışlardır. amaçlar farklıdır; ama hepsinin bir ortak noktası vardır. atılan adım ilk adımdır, yol yeni bir yoldur, vizyon kimseden ödünç alınmış değildir ve bu kişilere tepki olarak da her zaman nefret yöneltilmiştir.

büyük yaratıcılar; düşünürler, sanatçılar, bilim adamları, mucitler hep çağlarının insanlarına karşı tek başlarına durmuşlardır. yeni çıkan her büyük fikre karşı gelinmiştir. her yeni büyük icat kınanmış, lanetlenmiştir. motor saçma bir şey olarak karşılanmış, uçak imkansız diye düşünülmüştür. otomatik tezgah kötü bir icat sayılmıştır. anestezi günah sayılmıştır. ama ödünç almadıkları vizyonlara sahip olan insanlar yine de yollarına devam etmişlerdir. mücadele etmiş, acı çekmiş, bedel ödemişlerdir. ama sonunda kazanmışlardır.

hiçbir yaratıcı, kardeşlerine hizmet etmek düşüncesiyle harekete geçmiş değildir; çünkü kardeşleri, onun sunduğu hediyeyi reddetmişlerdir ve o hediye, bu kişinin güçlükle sürdürdüğü mücadele dolu hayatını mahvetmiştir. bu kişinin tek gerçeği kendi amacı olmuştur. kendi gerçeği, onu kendi usulünce yapabilmesi, başarabilmesi.. bir senfoni, bir kitap, bir motor, bir felsefe, bir uçak ya da bir bina.. odur onun hayattaki amacı. hayatı da odur. yarattığı şeyi duyanlar, okuyanlar, işleyenler, inananlar, ona binip uçanlar ya da içinde yaşayanlar değildir onun için önemli olan. mesele yaratılan şeydedir, onu kullananlarda değil. yaratılan şeydir önemli olan; ondan yarar sağlayanlar değil. yaratılan şey, o kişinin gerçeğine biçim vermiştir. o da kendi gerçeğini her şeyden ve herkesten üstün tutmuştur.

o kişinin vizyonu, gücü ve cesareti, kendi ruhundan gelmektedir. ama bir insanın ruhu, kendi benliğidir. bilinci dediğimiz kimliğidir. düşünmesi, hissetmesi, yargılaması, eyleme geçmesi, hep egonun fonksiyonlarıdır.

yaratıcılar benliksiz değildir. güçlerinin bütün sırrı budur. o gücün kendine yeterli olması, kendiliğinden motive olup harekete geçmesi, kendi kendini yaratması bundandır. bir ilk amaç, bir enerji, bir hayat gücü, bir başlatıcı. yaratıcılar hiçbir şeye ve hiç kimseye hizmet etmemişlerdir. kendileri için yaşamışlardır. ve insanlığın şeref tacı olan şeyleri ancak kendileri için yaşamakla başarmışlardır. başarının yapısı, doğası böyledir.

17.07.2011

erkeğin seçimi

ayn rand

kendinden tiksinen bir adam, özsaygısını cinsel serüvenlerden kazanmaya çalışır. bu da yapılamaz; çünkü seks bir sebep değildir, insanın kendi değeriyle ilgili kanaatinin bir sonucu ve ifadesidir.

paranın maddesel kaynaklardan geldiğini, zihinsel bir kökü ve anlamı olmadığını düşünen insanlar, aynı zamanda ve yine aynı nedenle, seksin de fiziksel bir kapasite olduğunu, zihinle, seçenekle ve değer sistemleriyle ilgili olmadığını düşünürler. bedeninizin bir arzu yarattığına ve seçimi sizin yerinize yaptığına inanırlar. demir cevheri kendiliğinden tren rayı haline geliyormuş gibi. aşkın gözü kördür, derler. seks mantığa bağışıktır ve tüm filozoflarla alay eder, derler.

oysa aslında bir erkeğin cinsel seçimi, kendi temel inançlarının sonucu ve toplamıdır. bana bir erkeğin neyi çekici bulduğunu söyleyin, ben de size o adamın hayat felsefesini anlatayım. bana onun hangi kadınla yattığını gösterin, size o kişinin kendini nasıl değerlendirdiğini bir bir sayayım. 

ona kendi benliğini silmenin bir sevap olduğuna dair ne saçmalıklar öğretilmiş olursa olsun, seks tüm eylemler içinde en derin bencillik içerenidir. o eylemi ancak ve yalnızca kendi zevki için yapacaktır. bunu kendini silerek, bir iyilik, bir ihsan olarak yapmayı düşünebiliyor musunuz? kendini alçaltarak yapılamaz; ancak kendi zevkiyle, arzulandığını ve arzulanmaya layık olduğunu bilerek yapılabilir. ruhu çırılçıplaktır o anda. tıpkı vücudu gibi. kendi gerçek egosunu, değer standardı olarak kabul etmektedir. ona çekici gelecek kadın, kendi en derin arzusunu yansıtan kadın olacaktır. o kadının teslim olması, ona bir kendine saygı duygusu yaşatacaktır ya da böyle olduğuna inanacaktır.

kendi değerinden emin olan ve bundan gurur duyan adam, bulabildiği en yüksek tip kadını isteyecektir. beğeneceği kadın güçlü olacak, fethetmesi zor bir kadın olacaktır; çünkü ancak bir roman kahramanını fethettiği zaman bunu bir başarı sayabilecektir, beyinsiz bir sürtüğü değil.

onun aradığı, kendi değerini bulmak değil, kendi değerini ifade etmektir. zihninin standartlarıyla bedeninin arzuları arasında hiçbir çelişki yoktur. ama kendi değersizliğine inanan adam da en nefret ettiği kadın tipini cazip bulur; çünkü o kadın onun gizli benliğinin yansımasıdır. kendisinin sahtekar olduğu yolundaki objektif gerçeklikten o kadın sayesinde kurtulur. kadın ona bir aylığına hayali bir değer kazandırır, o da kendi benliğini lanetleyen ahlak sisteminden bir süre için kurtulmuş olur.

aşk bizim en yüce değerlerimize bir cevaptır. bir erkek kendi değerini ve varoluş görüşünü yozlaştırırsa, aşkın zevk değil, kendini reddetme olduğunu savunmaya başlarsa, iyilik ve sevap denilen şeyin gurur değil, acıma, acı, zaaf ve fedakarlık olduğunu söyler; en soylu sevginin beğenmekle değil, sadakayla başladığını, değerlere cevap olarak değil, kusurlara cevap olarak doğduğunu söylerse, kendini ikiye bölmüş sayılır. bedenine söz dinletemez. seviyorum dediği kadının karşısında iktidarsızlığa düşer, bulabildiği en bayağı orospuya doğru kayar. bedeni her zaman en derindeki inançlarının nihai mantığını izleyecektir. kusurların sevap olduğuna inanırsa, varoluşu kötü diye damgalamış sayılır, kendisinin ancak yozlaşmışlıklardan zevk almaya layık olduğuna inanır. sevabı acıyla bağlamıştır, zevkin ancak günahlarda bulunabileceğini sanır. bu defa, bedeninin kötü arzuları olduğunu, zihninin bunları etkileyemediğini, seksin bir günah olduğunu, gerçek aşkın katıksız bir ruhsal duygu olduğunu haykırmaya başlar. ondan sonra da aşk neden bana yalnızca can sıkıntısı getiriyor, seks de yalnızca utanç getiriyor diye merak eder.

bir fikrin güdümünde olmayan fiziksel eylem, nasıl sersemlerin kendini kandırma biçimiyse, kişinin değerler sisteminden kopuk bir seks de öyledir.

aşkın saflığını arzudan koparan insan, aşksız arzunun ahlaksızlığına da inebilen insandır. ama çevrenize bakınca, çoğu insanın ikiye bölünmüş yaratıklar olduğunu, bir o yana, bir bu yana savrulup durduğunu görürsünüz. bir kısmı paradan, fabrikalardan, gökdelenlerden, kendi bedeninden nefret eden türde bir adamdır. hayatın anlamı ve iyi bir insan olmanın gereği olarak, akıl almaz konularla ilgili tanımlanamayan duyguları ön plana çıkarır. umutsuzca çığlıklar atar; çünkü saygı duyduğu kadına karşı hiçbir şey hissedemiyorken, çirkefler içindeki yosmaya, karşı konulmaz bir ihtiras duymaktadır. insanların idealist dediği biridir o. öbür yarı ise herkesin pratik insan dediği kişidir. ilkelerden, soyutluklardan, sanattan, felsefeden, hatta kendi aklından tiksinen adamdır. maddesel objeler elde etmeyi kendi varlığının en önemli amacı sayar. bunların sebebini ya da kaynağını düşünme gereğine gülüp geçer. bunların kendisine zevk vermesini bekler. daha çoğunu elde ettikçe daha az zevk almaya başladığını görüp şaşırır.

işte, vaktini kadınları kovalamaya harcayan adam, o adamdır. kendine yönelttiği üç kandırmacaya bir bakalım. bir kere, özsaygı ihtiyacını kabullenmez; çünkü ahlaki değerler gibi kavramları küçümser. ama beri yandan, kendini bir et parçası saymaktan ötürü, kendine büyük bir tiksintiyle bakmaktadır. seksin kişisel değerlere saygının fiziksel ifadesi olduğunu kabullenmese de, aslında bunu bilmektedir. bu nedenle, öyleymiş gibi davranarak, sebep sayılması gereken şeye ulaşma çabasına girer. kendine saygıyı, ona teslim olan kadınlardan kazanmaya çalışır; ama seçtiği kadınların karakteri de, yargısı da, değer standardı da olmayan kimseler oluşunu görmezden gelir. kendine yalnızca fiziksel zevk peşinde olduğunu söyler; oysa bu kadınlardan bir haftada, bazen bir gecede bıkar. profesyonel fahişelerden tiksinir, temiz bakireleri baştan çıkardığına dair hayaller kurar. bu onun hep aradığı ama hiç bulamadığı başarıdır. 

aklı olmayan bir vücudu fethetmekte ne şeref var ki?

15.12.2010

elden düşmeci

ayn rand

elden düşmecinin temel ihtiyacı, beslenebilmek için diğer insanlarla olan bağlarını sağlamlaştırmaktır. ilişkileri birinci sıraya koyar. insanoğlunun başkalarına hizmet etmek için var olduğunu söyler. kendini feda etmekten, hizmet ve yardım etmekten söz eder. bu düşünce, insanın başkaları için yaşamasını, başkalarını kendinden ön plana almasını gerektiren bir doktrindir.

hiç kimse başkaları için yaşayamaz. vücudunu paylaşamadığı gibi ruhunu da paylaşamaz. ama elden düşmeci, yardım etmeyi bir sömürü silahı olarak kullanmakta, insanoğlunun ahlaki ilkelerini değiştirmektedir. insanlara yaratıcı kişiyi mahvetmenin bütün yolları öğretilmektedir. bağımlılığın bir sevap olduğu öğretilmektedir onlara.

başkaları için yaşamaya kalkan kişi bir bağımlıdır. amaçları açısından bir asalaktır, hizmet ettiği kimseleri de asalak haline getirir. bu ilişkiden doğabilecek tek şey, birlikte yozlaşmaktır. kavram olarak imkansız bir şeydir bu. gerçek hayatta buna en yakın olan şey, başkalarına hizmet etmek için yaşayan kişidir ki o da köledir. kendini kendi isteğiyle köle haline getiren, bunu sevgi uğruna yaptığını söyleyen adam, yaratıkların en aşağılığıdır. insanlığın onurunu düşürmekte, sevgi kavramını küçültmektedir. ama hizmet, hayır ve yardım doktrininin altında yatan budur.

insanlara en yüce sevabın başarmak değil vermek olduğu öğretilmiştir. bir yardım, bir hayır olayını överiz. bir başarı karşısında omuz silkip geçeriz. insana başkalarıyla aynı görüşte olmanın da bir sevap olduğu öğretilmiştir.

kişisel lüks kavramı çok sınırlı bir şeydir. onların istediğiyse gösteriş. göstermek, şaşırtmak, eğlendirmek, etkilemek. hep başkalarına dönük. bunlar da elden düşmeci. kültürel girişim dedikleri şeylere bak. adamın biri konferans veriyor, birinden ödünç aldığı, kendisi için hiç önem taşımayan şeyler söylüyor. dinleyenler için de önemsiz şeyler. ama kalkıp gitmiyorlar. dinliyorlar. sonradan dostlarına, ünlü birinin konferansını dinledik diyebilmek için. hepsi elden düşmeci.

gerçekten bencil olan insan, başkalarının onayından etkilenmez. buna hiç ihtiyacı yoktur. kendi egon en sert yargıçtır. onlar bundan kaçıyor. bütün ömürlerini kaçarak geçiriyorlar. kişisel standartlarına, kişisel başarılarına dayanarak özsaygı duymaktansa bir hayır derneğine birkaç bin toslayıp kendini soylu saymak o kadar kolay ki! işini iyi yapmanın yerine başka ikameler aramak basit. kolay ikameler tabii. sevgi, cazibe, iyi yüreklilik, sadakat. ama işini iyi yapmanın yerine, başka bir şeyi ikame edemezsin.

elden düşmecilerde bir gerçekçilik duygusu yoktur. onların gerçeği kendi içlerinde değil, bir insanı diğer insandan ayıran o küçük boşluğun içinde bir yerlerde. kimlik değil, ilişki. hiçbir yere bir çabayla tutturulmamış ilişki. işte insanlarda anlayamadığım boşluk odur. karşıma bir komite çıktığı anda beni durduran şey odur. egosu olmayan adamlar. rasyonel süreci olmayan kanılar. freni ve motoru olmayan hareket. sorumluluğu olmayan güç.

elden düşmeci de eyleme girişir; ama onun eyleminin kaynağı, yeryüzünde yaşayan bütün insanlara dağıtılmıştır. hem her yerde hem de hiçbir yerdedir. onunla karşılıklı akıl yürütemezsin. o mantığa açık değildir. ona laf söyleyemezsin. duyamaz. seni yargılayan, boş bir kürsüdür. başıboş kalmış kör bir kitle, senin peşine düşmüş, akıldan ve amaçtan yoksun biçimde seni ezmeye kalkmıştır. elden düşmeci.

mutluluğun her türü kişiye özeldir. en büyük anlarımız kişiseldir, kendimizden kaynaklanan bir motivasyondan gelir, ona el sürülemez. bizim için kutsal olan, değerli olan şeyler, herkesle paylaşılamayan, orta malı olmayan, çekip kurtardığımız şeylerdir.

çevremizdeki insanlara bir bak. neden acı çektiklerini, neden hep mutluluk arayıp bir türlü bulamadıklarını merak ediyorsun. bir insan şöyle bir durup kendi kendine, benim hiç gerçek anlamda kişisel bir arzum oldu mu, diye sorsa, cevabı hemen bulur. bütün isteklerinin, çabalarının, rüyalarının, ihtiraslarının hep başka insanlardan gelme bir motivasyon olduğunu görür. aslında çabaları maddesel zenginlik uğruna bile değildir, elden düşmecinin hayali sayabileceğimiz saygınlık içindir. bir onay arar. kendinin olmayan bir onay. ne o mücadeleden bir keyif alır ne de başardığı zaman bir sevinç duyar. bir tek şey için bile, "bunu isteyişim, kendim istediğim içindir; yoksa komşularım bana imrensin diye değil" diyemez. ondan sonra da neden mutsuzum diye merak eder.

1.07.2010

robin hood

ayn rand

robin hood'un, hırsız yöneticilerden çaldığı paraları asıl sahipleri olan halka geri verdiği söylenmiştir. ama o hikayenin anlamı bu değildir. o, mülkiyetin şampiyonu olarak değil, ihtiyacın şampiyonu olarak hatırlanmaktadır. soyulanların savunucusu olarak değil, yoksulların besleyicisi olarak bilinmektedir. kendi kazanmadığı servetlerle iyilik yaptığı, kendi üretmediği malları dağıttığı, içindeki acıma lüksünün bedelini başkalarına ödettiği için melekleştirilen ilk insan odur. başarının değil, ihtiyacın bir hak olduğu inancının simgesidir o adam. çalışıp üretmemizin gerekli olmadığı, önemli olanın istemek olduğu, hak edilen şeyin bize ait olmadığı, hak edilmeyenin bize ait olduğu fikrini o yaratmıştır. hayatını kazanma becerisine sahip olmayan her yeteneksizin, kendini daha altta olanlara adadığını, bu yüzden üsttekilerden çalmaya hazır olduğunu söylemekle, eline güç geçirip kendinden üstün olanlara ait olan her şeyi yağmalamasının bir hak olduğu fikrini yaymıştır. işte bu en aşağılık yaratığı, yoksulların yaraları ve zenginlerin paraları sayesinde yaşayan bu çifte paraziti, insanlar bir manevi ideal düzeyine yükseltmişlerdir. bu da bizi öyle bir dünyaya getirmiştir ki, bir insan ne kadar üretirse, tüm haklarını kaybetmeye o kadar yaklaşacak, sonunda da, eğer yeteneği yetiyorsa, ilk elini uzatan kimseye av olarak sunulacak, hiçbir hakkı olmayan bir yaratık haline gelecektir. beri yandan her türlü hakkın, ilkenin, ahlakın üzerinde sayılmak, her şeyi yapabilmek, çalıp yağmalayabilmek için de tek gereken, ihtiyaç içinde olmaktır. dünya neden çöküyor, merak etmiyor musunuz? işte ben bununla savaşıyorum. ta ki insanlar, tüm insanlık sembolleri arasında en ahlaksızının, en nefrete layık olanın robin hood olduğunu öğrenene kadar. o zamana kadar dünyada adalet olamayacağı gibi, insan neslinin sağ kalması da mümkün olamaz.

7.07.2008

kaygı

ayn rand

kaygı, duygusal rezervlerin ziyan edilmesidir.

"hayatını seven onu kaybeder; bu dünyadaki hayatından nefret eden, ona ebediyete kadar sahip olur."

hayatta iki şey vardır ki onlardan erkenden kurtulmak gerekir. biri kişisel üstünlük duygusu, öteki de cinsiyete karşı olan abartılı saygımız.

insanlığın yozlaşmışlığından kaçamazsın.

eğer en büyük kaygın, nasıl düşündüğün, neler hissettiğin, neye sahip olup neye sahip olmadığınsa bencil biri olarak kalmışsın demektir.

insanlar aşağıya kayan birini asla bağışlamaz.

insanlar ancak diğer insanlarla ilişkileri açısından önemlidir. yararlılıkları açısından, sundukları hizmetler açısından. bunu tümüyle anlamadıkça bir mutsuzluktan diğerine kayarsın.

dürüstlük en iyi politikadır.

insanlara soylu görevler yüklerseniz sıkılıp bunalırlar; ama onları eğlendirmeye kalktığınızda da utanırlar. bu ikisini birleştirmeyi başardığınız anda onları ele geçirdiniz demektir.

özsaygı peşinde koşmak onun yokluğuna işaret eder.

ermişlerle dervişler ancak maddesel şeyleri feda eder. ruhun kurtulması için küçük bir fiyattır bu. ruhunu kendine saklar, dünyasal şeyleri feda eder.

bir şeyi gerçekten istemek çok büyük sorumluluktur.

her şeye ihanet edilebilir, herkes bağışlanabilir. ama kendi büyüklüklerinin cesaretine sahip olmayanlar bağışlanmaz.