#tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.04.2022

derviş

sabahattin eyüboğlu

derviş, inandığı bir insanın ardından, sevgi ateşiyle içini temizleyip gerçek varlıkla, doğrulukla arasındaki perdeleri kaldırmaya çalışır. kendini bilmek ve yenmek isteyen dervişin yolu hacının hocanın yolu değildir; cennetten umudu, cehennemden korkusu yoktur.

peygamber, tanrı'nın sevgili kulları olan dervişleri görmek istemiş, toplandıkları eve gitmiş, kapıyı çalmış, açmışlar, kimsin diye sormuşlar kendisine; o da, peygamberim, demiş. koca peygamber bu kapıdan sığmaz, güle güle deyip kapıyı yüzüne kapamışlar. uzaklaşırken, gökten bir ses, ya muhammed, vazgeçme, dön bir kez daha çal kapılarını, demiş. peygamber bir daha gitmiş. kimsin diye sormuş dervişler. bu sefer de ben tanrı'nın elçisiyim, demiş. öyle ulu kişi buralara sığmaz; hem bizim elçilerle işimiz yok demişler, kapamışlar yine kapıyı. çaresiz uzaklaşırken, yine bir ses göklerden, ya muhammed, dön bir daha dene, demiş. dönmüş muhammed, bir daha çalmış kapıyı, açıp sormuşlar yine kimsin diye. bu sefer muhammed, yoksulların hizmetçisi, diye karşılık verince kapı sonuna kadar açılmış: merhaba, hoş geldin, buyur, baş üzre yerin var, deyip içeri almışlar. 

muhammed aralarına oturmuş ve sormuş dervişlere: sizler kimsiniz, nesiniz? bizler kırklarız, birimiz neysek hepimiz oyuz, demiş dervişler. öyle olduğunuz ne malum? diye sormuş peygamber. birimizden kan aksa, hepimizden kan akar demişler. bunu gösterebilmeniz gerek, demiş muhammed. bunun üzerine bir derviş bıçağıyla kolunu yarınca hepsinin kollarından kanlar akmaya başlamış. bu sefer peygamberi imtihan etme sırası dervişlere gelmiş. önüne bir üzüm tanesi getirip "ey yoksulların hizmetçisi, bunu bize bölüştür" demişler. peygamber şaşırmış kalmış, hey allahım, bir üzüm tanesini kırk yoksula nasıl dağıtırım diye düşünürken, tanrı cebrail'e, tez yetiş, demiş, nurdan bir çanak al cennetten, sevgili muhammed'ime götür; üzüm tanesini o tabak içinde ezip şerbet yapsın. muhammed nurdan çanakta üzüm tanesini ezip üstüne su katmış ve dervişlere sunmuş. dervişler bu şerbetten içip sarhoş olmuşlar ve muhammed'i de aralarına alıp dönmeye başlamışlar. dönerken muhammed'in başından sarığı düşüp dağılmış. dervişler bu sarığı almış, kırka bölüp bellerine sarmışlar.

derviş hiçbir sınır dinlemeden, kuralları, kalıpları, korkuları yenerek yoluna gider. hiçbir yerde durmaz, hiçbir halde kalmaz; bir göklere çıkar, bir yere iner; bir çamura batar, bir tertemiz olur; bir ağlar bir güler; ama hep yürür ve bilgisini geliştirir. yaşanan bir bilgidir onunki; ezberlenip tekrarlanan bilgi değil.

derviş, başlıca dört kapıdan geçer. her birinin içinde küçük küçük kırkar kapı olan bu dört kapının birincisi şeriat kapısıdır. burada derviş, hocanın dediğine uyar, ezber bilgiler edinir, anlamadan öğrenir. ikincisi tarikat kapısıdır; orada inandığı bir insanı seçip onun ardından sevgiyle, merakla yolunu arar, kendi kişiliğini geliştirir: ateşli, coşkun bir kapıdır bu. üçüncüsü marifet kapısıdır. burada derviş gerçek bilimi tadar; kendini ve dünyayı anlamaya başlar ve burada bulduğu anahtarla dördüncü kapıyı açar; bu kapı artık son kapı, hakikat kapısıdır. orada artık insan varlıkla, yaradılış ve yaradanla, doğa ile bir olmuş gibidir.

7.04.2012

ilahi sevgili

wolfgang günter lerch

dünya insanını yaratan dünya nesneleridir. yiyecek-içecek, mal-mülk, değerli oldukları söylenen nesneleri elde etme çabası; fakat özellikle de türünün devamı için içimize tohum atarak maddi dünyanın asla yok olmamasını sağlayan phallus hayvanı. bunların yardımıyla dünya sahte ışıltısı ile insanın gözünü kör eder, ruhunu çürütür ve onu tanrısal kaynağından uzaklaştırır.

hallac-ı mansur: ben ilahi sevgiliyi kavradım. ben yaratıcı gerçeğim! enel hak! enel hak! bir kez daha söylüyor ve teyit ediyorum: onun acımasına ortak oldum. tüm aşamalardan geçtikten sonra ruhumun perdesi yırtıldı ve o bana acımasını layık gördü. böylece onun içinde yok oldum ve o beni tümüyle doldurdu. onun varlığı bana kendisini benim içimde gösterdi ve ben de ona kendi varlığımı gösterdim. böylece o benim içimde kendisini tanıdı. fakat insan olmakla allah olmanın bir ve aynı şey olabileceğini düşünenler yanılmaktadır. bu düşünceyi taşıyanı yanlış yöne sürükleyen şeytanın ta kendisidir. buna rağmen ben az önce söylediğimi bir kez daha tekrarlıyorum: ben yaratıcı gerçeğim!

üzerimizdeki gece göğüne bak! göze boş gelmiyor mu? yıldızlar diğer gezegenlere benzeyen parlak kürelerden başka nedir ki? filozoflar bana müneccimlerin batıl inançlarından sakınmayı öğrettiler. venüs'ün şu veya bu şekilde durması, birçoğunun inandığının aksine, hiçbir anlama gelmiyor. kuran da bize uzayda allah'ın işaretlerini aramayı öğretiyor. ben onları görüyor, onlara hayranlık duyuyorum; fakat onların gerçekten de allah'ın işaretleri olduğunu bana kim garanti edebilir? "sonsuz boşluk" adı verilen bir uçurumda yaşamadığımızı bana kim garanti edebilir? ya da sonu asla gelmeyecek bir gecenin içinde olduğumuzu? dahritiler sadece insanın görebildiği, dokunabildiği ve tadabildiği şeyleri gerçek olarak kabul ediyorlar. içinde yaşadığımız dünya bundan ibaret ve insan ruh sağlığını muhafaza etmek istiyorsa batıl inançlardan ve boş hayallerden sakınmalı. dahritiler işte bunu öğretiyorlar. sadece ruh sağlığı bozuk olan insanlar yaşamları ve ölümleri üzerine spekülasyonlar üretir.

4.10.2008

nasruddin

paulo coelho

nasruddin’i, sufi geleneğinin en büyük üstadını davet ettiler. nasruddin, öğleden sonra saat ikide konferansına başlayacağını duyurmuştu. pek başarılı bir gösteri olacağa benziyordu: 1000 kişilik salonda tüm yerler satılmış, dışarıda kalan yedi yüzü aşkın kişi konuşmayı kapalı devre televizyonda izlemeyi göze almıştı.

saat tam ikide, nasruddin’in müritlerinden biri sahneye çıkarak, üstadın elinde olmayan nedenlerle gecikeceğini bildirdi. topluluktan bazıları öfkeyle kalkıp, paralarını geri isteyerek salonu terk ettiler. gene de, konferans salonunun içinde ve dışında bekleyen pek çok kişi kaldı.

saat dördü bulduğunda sufi üstat hala görünürde yoktu. insanlar yavaş yavaş salonu terk etmeye, çıkarken gişeden paralarını geri alarak evlerinin yolunu tutmaya koyuldular. saat altıyı gösterdiğinde, başlangıçtaki bin yedi yüz küsur seyirciden geriye kala kala 100 kişi kadar kalmıştı.

derken nasruddin geldi. zilzurna sarhoş görünüyordu. en ön sırada oturan çok güzel bir genç kadınla flörte koyuldu.

salonda bulunanlar son derece şaşırmış ve öfkelenmişlerdi. kendilerini tam dört saat beklettikten sonra, bir de böyle davranmaya nasıl cüret ediyordu bu adam? homurtular yükseldi; ama sufi üstat, onlara aldırmadı bile. genç kadına yüksek sesle ne kadar seksi olduğunu açıkladıktan sonra birlikte fransa’ya gitmeyi önerdi.

nasruddin, protesto eden seyircilere ağzına geleni söyledikten sonra ayağa kalkmaya çalıştı; ama paldır küldür yere yuvarlandı. seyirciler tiksinti içinde salonu terk etmeye koyuldular. bunun şarlatanlıktan başka bir şey olmadığını, bu aşağılık gösteriyi basına yansıtacaklarını dile getirdiler.

geriye kala kala 9 kişi kalmıştı. öfkeli grupların sonuncusu da salondan ayrılınca nasruddin yerden kalktı. tamamen ayıktı, gözleri parlıyordu. son derece onurlu ve bilgece bir görüntüsü vardı. "beni dinleyecek olanlar sizlersiniz." dedi. "tinsel yolculuğun en zor iki sınavını başarıyla geçtiniz: gereken anı bekleyecek sabra ve karşılaştıklarınızdan hayal kırıklığına uğramayacak cesarete sahipsiniz. sizleri öğrenci olarak kabul edebilirim."

ve nasruddin, kimi sufi yöntemlerini onlarla paylaştı.