27.4.20

ayrı yol

andre gide

her şey insanın içindedir.

özgür olmasını bilmek hiçbir şey değil; güç olan, özgür olduğunu bilmek.

ölümün kanadıyla sıyırıp geçtiği bir kimse için, eskiden önemli görünen artık önemli değildir; başka şeyler önemlidir, eskiden önemli görünmeyen ya da var oldukları bilinmeyen şeyler.

edinilen bütün bilgiler, aklımızın üstünde bir boya gibi ufalanır, sonra yer yer etin kendisini, gizlenen gerçek yaratığı gösterir.

insanların en güzel yapıtları acılı yapıtlardır hep. bir mutluluğun öyküsü ne olabilirdi? mutluluğu hazırlayan, sonra da yıkan şeylerden başka hiçbir şey anlatılamaz.

insan her zaman yalnız yaratır.

ilkelere bağlanan bütün insanlardan nefret ederim. - onlar bu dünyanın en nefret uyandırıcı varlıklarıdır, içtenliğin hiçbir türlüsü beklenemez onlardan; çünkü ancak ilkelerinin gerektirdiği şeyleri yaparlar, böyle yapmadılar mı kötü görürler yaptıklarını.

insan yaşamın binlerce biçiminden yalnız birini tanıyabilir. başkasının mutluluğunu kıskanmak çılgınlıktır; insan o mutluluktan yararlanamaz ki.. mutluluk hazır bir şey değildir, ölçü üzerinedir.

insan bir şeye sahip olduğunu sanır; oysa sahip olunan kendisidir.

kaynaşma duygusundan nefret ederim; bütün bulaşmalar onda saklanır; insan ancak güçlülerle kaynaşmalıdır.

yoksulluk tutsaklıktır, karın doyurmak için tatsız bir işi kabul eder. keyifli olmayan her iş nefret vericidir.

yapıtlarını görenlere: "bunun da güzel olduğunu o zamana kadar nasıl anlamadım?" dedirtecek kadar doğal şeylere güzellik hakkı vermeyi göze alanların büyük sanatçı olduklarına her zaman inanmışımdır.

anı, mutsuzluğun uydurmasıdır.

gökyüzünün bu mavi sürekliliği kadar hiçbir şey cesaretini kıramaz düşüncenin.

25.4.20

kalbim

louis aragon

kalbim senin sesinde çırpınıyordu bir yelken gibi

sen olan bir akşamdı kapılar örtüldüğünde

ve bir giysinin dinlenişi gibi sandalye üzerinde

görülen şeylerin bütün çıplak ve uzun geçmişi


akşamdı bütün var olmamış akşamları andıran

dünya kendiliğinden hatırladığında hemen her şeyi

gazete okumak için vakit çok geç değil mi

ancak kendi nabzının atışını duyuyor insan


bir bahçenin hıçkırığı kanıyor bir yerlerde

belki de bir tedirginlik köpeğiydi bu

kulak uzun uzun inceler suskunluğu

dinlerim dirseğime dayanarak ve birdenbire

düş görmektesin işte

23.4.20

mutluluk

pascal

bizi dışarı fırlatan şeylerle dolu içimiz.

içgüdülerimiz bize mutluluğu dışımızda aramamız gerektiğini duyuruyor. tutkularımız bizi dışarıya itiyor, dışarıda onları harekete geçirecek hiçbir şey olmasa bile. dışımızdakiler bizi kendiliğinden cezbedip çağırıyor, onları hiç düşünmüyor olsak bile. bu yüzden felsefecilerin, "kendi içinize çekilin, iyiliği orada bulacaksınız." demeleri boşunadır, inanmayız onlara. ve inananlar da en boş ve en aptal olanlardır.

stoacılar şöyle diyor: "kendi içinize çekilin, huzuru bulacağınız yer orasıdır." fakat bu doğru değildir.

başkaları şöyle diyor: "dışarı çıkan ve mutluluğu bir eğlencede arayın." ki bu da doğru değildir. hastalıklar baş gösterir.

mutluluk ne dışımızda ne içimizdedir; tanrı'dadır, hem dışımızda hem içimizdedir.

21.4.20

ateist

antonio lopez campillo / juan ignacio ferreras

ateistler için dogmalar ve vahyedilmiş hakikatler diye bir şey yoktur. onların yerine ateizmde, insanoğluna ve insanoğlunun evrenin kalanıyla ilişkisine dayalı bir ahlaka ulaşan bir dizi düşünce ve akıl yürütme vardır.

ateist için inancın kıymeti yoktur. tanrı var mı, yok mu sorusuna akılcı, eleştirel veya insani ateistin cevabı öncelikle şu olur: "bilmiyorum, ama ben olmadığına inanıyorum."

ateist ne dinsizden ne de kafirden ibarettir; aksine düşünmeyi sürdürmek isteyen adamdır.

ben insan aklının varlığını savunuyorum; anlamamızı, yaşamamızı sağlayacak yegane şey odur. aklına ters düşen her inanç, her duygu insanın lehine değil, aksine aleyhinedir.

ateist için dinden doğmuş bir ahlak her zaman için tartışmalıdır; zira kötülük üretmesi daima ihtimal dahilindedir.

sırf tanrısal ceza korkusuyla mümin daima iyi davranışlarda bulunur. olabilir; ama ateist de sırf ortak, sivil, laik ahlaka saygı göstermek için hep iyi davranışlarda bulunur. ben ateisti yeğlerim; çünkü saygılı davrandığı halde hiçbir ödül beklemez. insanlığa inanmakla, başkasına saygı duymakla, kabul etmediği bir şey uğruna değil sırf insan adına yaraşır bir insan olmakla sınırlar kendini.

19.4.20

bahis

pascal

bir tanrı varsa kavrayış gücümüzü sonsuz aşmaktadır; çünkü ne parçaya ne sınıra sahip olduğundan bizimle hiçbir ilişkisi olamaz. dolayısıyla ne varlığını ne var olup olmadığını bilmeye kabiliz. böyle olduğuna göre kim bu soruyu çözmeye cüret edebilir? onunla hiçbir ilişkiye sahip olmayan bizler değil elbette.

şu halde, akılla açıklayamadıkları bir dini ikrar eden hristiyanları, inançlarını akla dayandıramadıkları için kim suçlayabilir?

tanrı ya vardır ya yoktur, hangi tarafa meyledeceğiz? aklın bu hususta tayin edebileceği bir şey yoktur. onunla bizi ayıran sonsuz bir kaos vardır. bu sonsuz uzaklığın ucunda bir yazı tura oyunu oynanır. hangisi için bahse gireceksiniz? akla göre ikisinden birini seçmek veya reddetmek için sebebiniz yok.

dolayısıyla, bir tercih yapmış olanları yanılgıyla suçlamayın; çünkü bu konuda bir şey bilmiyorsunuz.

hayır, ben onları şunu ya da bunu tercih etmelerinden ötürü değil, bir tercih yapmalarından ötürü suçluyorum. çünkü yazıyı tercih eden oyuncu turayı tercih edenden daha hatalı değil, ikisi de aynı derecede hatalı. doğru olan, hiç bahse girmemektir.

evet, ama bahse girmek mecburidir. bu, isteğe bağlı bir şey değil; oyuna dahil olmuş durumdasınız. öyleyse hangi tarafı seçeceksiniz?

bir bakalım. mademki seçmek mecburi, hangi seçeneğin daha az kazançlı olduğuna bakalım. kaybedecek iki şeyiniz var: gerçek ve iyi. ortaya süreceğiniz iki şey var: aklınız ve iradeniz, bilginiz ve saadetiniz. doğanız gereği kaçınacağınız iki şey var: hata ve sefillik.

seçmeye mecbur olduğunuza göre, aklınız birini değil de öbürünü seçmekten ötürü daha çok rencide olmayacak. bu, işin bir boyutunu hallediyor. peki ya saadete ne olacak? tura diyerek tanrı'nın varlığı için bahse girdiğimizde kaybedip kazanacaklarımızı bir düşünelim. şu iki durumu değerlendirelim: kazanacak olursanız her şeyi kazanmış olursunuz, kaybedecek olursanız hiçbir şey kaybetmezsiniz. öyleyse hiç tereddütsüz tanrı'nın varlığına bahse girin.

itiraz: kurtulmayı umut edenler bu umut sayesinde mutludurlar; fakat bunu dengeleyen bir cehennem korkusu da duyarlar.

cevap: cehennemden korkmak için kimin daha çok sebebi vardır? bir cehennem olduğunu bilmeyen ve varsa eğer lanetleneceği kesin olan mı yoksa bir cehennem olduğuna kesin olarak inanan ve varsa eğer ondan esirgenmeyi umut eden mi?

17.4.20

serüven

bertrand russell

kültür bakımından modern dünya umut kırıcı bir tekdüzelik içinde. lüks bir otelde, hangi kıtada olduğunuzu size gösterecek tek işaret bulamazsınız. her tarafta aynı şeyler çıkıyor karşınıza, hoş değil. bu yüzden de zenginler için düzenlenen gezilerde girişilen zahmete değmez. yabancı ülkeleri tanımak için insan yoksul gezmeli. bu bakımdan ulusçuluk yararına söylenecek çok şey var; çünkü sanatta, edebiyatta, dilde vb. çeşitleri koruyor. ama politikada milliyetçilik kötünün kötüsüdür. aksi savunulamaz.

serüven peşinde koşanlara serüven olanağı vermek çok önemlidir. çok para harcamadan dağlara tırmanmanın, kuzey ya da güney kutbuna gidebilmenin yollarını bulmalı. az para ve az zaman ile insanlara gerektiğinde tehlikeli, gençlerin düşlediği türden serüven olanakları sağlanmalı. kutuplara giderler, dağlara tırmanırlar ya da bir gün, olursa, uzayda gezerler. bütün bunlar çok kez savaşlarda harcanan enerjiye kullanım olanağı sağlar.

15.4.20

sığınak

pascal: ben yalnızca kendi hiçliğimi öğrenmeye çabalıyorum.

samuel beckett: alışkanlık öldürücü bir şeydir.

carlo collodi: ölüler ağladıkları zaman iyileşmeye başlamışlar demektir.

wallace stevens: olağan dışı gerçeğin karşısında, düş gücünün yerini bilinç alır.

augustinus: belleğin gücü çok büyüktür. çok geniş, ölçülemeyecek kadar büyük bir sığınaktır o.

herakleitos: doğruyu ararken beklenmedik şeylere hazır ol; çünkü onu bulmak zordur, bulunca da şaşırtıcıdır.

leibniz: her yaşayan madde, evrenin sürekli yaşayan bir aynasıdır.

vincent van gogh: herkes gibi ben de aile ve arkadaşlık, sevgi ve dostça ilişki gereksinimi duyuyorum. bir yangın musluğu ya da lamba direği gibi taş ya da demirden yapılmadım ki!

samuel beckett: iyi bir belleği olan kişi hiçbir şeyi anımsamaz; çünkü hiçbir şeyi unutmaz.

pascal: insanın tüm umutsuzluğu yalnızca bir tek şeyden kaynaklanır: odasında sessizce kalmayı başaramamasından.

13.4.20

arzu

giovanni papini

kimsenin duymadığı bir arzuya sahip olan kişi, diğer insanlara nazaran, olduğu gibi olmamaya giden en iyi yoldadır.

insanlar gözleriyle gördüklerinden fazlasını görmeyi bilmezler ve o neredeyse sıradan bedenin içinde, evren tarihinde yeni bir sayfa açacak bir fikrin barındığını düşünmezler.

mutluluk beni budalaca gülüşleriyle sardığı zamanlarda kendi kendini öldüren ama yaşamaya devam eden tek insan olduğumu düşünürüm.

dünyada idollerin durumundan daha rahatsızlık verici ve gülünç bir durum yoktur.

kalbinizin yavaş hareketiyle ve varlığınızın amansız tiktakıyla yetinen siz mutlu, sağlıklı ve düzene konmuş insanlar.. siz yaşadığınızdan eminsiniz ve hareketsizliğinizin daimi uyumundan hoşnutsunuz.

her şeyi içinde barındırır ruh; geçmişin hatırasını da başkalarından en çok saklananları da.

karşılığında başka bir iyilik elde edeceğini bile bile yapılan iyiliğin bir anlamı yoktur; bu sadece bir değiş tokuş, bir pazarlıktır. gerçek iyilik, kötülük umarak yapılandır.

11.4.20

bu ülke

thomas bernhard

bu ülkedeki politik koşullar şu sırada o kadar bunaltıcı ki, insanın yalnız uykusuz geceler geçirmesine yol açıyor.

ama diğer bütün ülke koşulları da bugün aynı biçimde bunaltıcı. hukukla karşı karşıya gelin hele, o zaman yalnızca rüşvetçi ve hain ve alçak bir hukuk olduğunu göreceksiniz. son yıllarda hukuk hataları diye anılan şeyin ürkütücü boyutta yığıldığını görmenizin dışında, bir hafta geçmiyor ki, çoktan kapanmış bir dava ağır usul hataları yüzünden yeniden ele alınmasın ve ilk karar denilen karar iptal edilmesin. ülke hukukunu son yıllarda, verdiği bu çok sayıdaki, düzenbaz hukuk yüzdesine damgasını vuran kararlar belirliyor.

bu ülkede bizim işimiz artık yalnız tamamen çökmüş ve şeytansı bir devletle değil, aynı zamanda da tamamen çökmüş ve şeytansı bir hukukla. ülke hukuku yıllardan bu yana artık inandırıcı değil, bozuk bir politikayla iş görüyor, olması gerektiği gibi bağımsız değil. ülkede bağımsız bir hukuktan söz etmek, gerçeğin yüzüne karşı alay etmek anlamı taşır. ülkemizde bugünkü hukuk politik bir hukuk, bağımsız değil. bugünkü hukuk gerçekten toplumsal tehlike içeren politik bir hukuk oldu. hukuk bugün politikayla aynı şeyi yapıyor.

bu ülke bugün yalnız avrupa'da değil, dünyada da en çok hukuk hatasının yapıldığı tek ülke, felaket olan da bu. avrupa'da daha karmaşık, daha rüşvetçi, daha toplumsal tehlike içeren, düzenbaz bir hukuk yoktur. budalalık rastlantıları değil, politik hainliğin niyetleri hakimdir dinci nasyonal sosyalist ülke hukukuna bugün.

burada gerçek ve hakikat tersyüz edilir. hukuk yalnız keyfilik değil, düzenbaz bir insan öğütme makinesidir. orada hak, haksızlığın saçma değirmen taşları tarafından öğütülür. hele bu ülkedeki kültür söz konusuysa, o zaman mide yalnız bulanmaya yarar. eski sanata gelince, bu, çoktan aşılmış, çoktan eritilmiş ve çoktan bitirilmiştir ve uzun zamandır artık dikkatimizi çekmeyi hak etmez, siz bunu benim kadar iyi biliyorsunuz. çağdaş sanat ise, hep söylenegeldiği gibi, beş para etmez. çağdaş sanat o kadar ucuzdur ki, utancımızı bile hak etmez.

9.4.20

kadın

nabizade nazım

bir kadının elinden her şey gelir.

kadınların hissiyatı aşk ve rekabet meselelerinde yanılmaz.

kıskanç, hırçın kadınlardaki his gayet nazik olur; onlar en ufak bir hareketten derhal bir hüküm çıkarırlar. bu hüküm genellikle de duruma uygun düşer. kadınların gönlünü hassas bir teraziye benzetmek mümkündür.

yaratılıştan kıskanç olan kadınlar, sevgilerine karşı yapılan hakaretlere mümkün değil sabırla tahammül edemezler. kadın gönlüyle şaka olmaz. kadınların gönlü oyuncak değildir.

hakikaten bazı zorunlu hallerde "boşanma" insaniyet için gerekli bir hareket ise de boşanmanın boşanan kadınlar üzerindeki acı etkilerine her yürek tahammül edemez. sadece boşanan kadınlarda değil, boşayan erkek üzerinde de çeşitli acılara sebep olan bu çareye insaf sahipleri öyle kolay kolay başvuramaz. bir ailenin dağılma sebebi olmak, pek uzun düşünüldükten sonra tercih edilebilecek bir felakettir. bu felsefi değerlendirmeler, senede başından üç nikah geçen vicdansız, hoppa kimselere tabii ki ait değildir.

7.4.20

budala

charles bukowski

insan ruhuna iyi gelen o kadar az şey var ki..

bazen hepimiz bir filme hapsolmuşuz hissine kapılıyorum. repliklerimizi biliyoruz, nereye doğru yürüyeceğimizi biliyoruz, nasıl oynayacağımızı biliyoruz, sadece kamera yok. yine de çıkamıyoruz filmin içinden. ve film kötü.

hastayız, ümit budalalarıyız. eski giysilerimizle, eski arabalarımızla, bütün hayatlar gibi harcanmış hayatlarımızla bir serap peşinde.

bir tanrı olup olmadığı beni ilgilendirmiyor. umurumda bile değil.

kendimize işkence etmek için kullanmak isteyeceğimiz bir şey hep bulunur.

arabamla bir köprüden geçiyorsam aklımdan mutlaka intihar geçer. intiharı düşünmeksizin bir göle ya da okyanusa bakamam.

hayat tuzaklarla doludur ve çoğumuz çoğuna düşeriz. önemli olan bu tuzaklardan elden geldiğince uzak durmaktır. bu da ölüm gelene dek olabildiğince huzurlu yaşamanızı sağlar.

pamuk ipliği ile bağlıyız hayata. olasılıkların arasında talihimizle geçici olarak varız. bu geçicilik unsuru işin en iyi ve en kötü kısmıdır. elden de bir şey gelmez. bir dağın zirvesine çıkıp on yıllarınızı meditasyon yaparak geçirseniz de bu gerçeği değiştiremezsiniz. kabullenmeyi seçebilirsiniz ama bu da ne kadar sağlıklıdır bilemiyorum. fazla düşünüyoruz belki de. daha çok hisset, daha az düşün.

5.4.20

aşk

şemsettin sami

sevişen, ruhlarımızdır.

gönül öyle bir müftüdür ki istemediği şey için kolay kolay fetva vermez.

aşk öyle tabii bir şeydir ki insanoğlunun her kesiminde yani erkeğinde dişisinde, küçüğünde büyüğünde, çocuğunda yetişkininde, gencinde ihtiyarında, fakirinde zengininde, akıllısında ahmağında, aliminde cahilinde, medenisinde bedevisinde ortaya çıkar. herkesin gönlü aşkla yoğrulmuştur.

aşk ve muhabbet herkesin düşüncesinde mevcuttur; ancak bir cazibe merkezi olmadıkça gerçekleşmez. işte bazı kişilerin aşklarının dünyaya yayılması, bazılarının da hiç duyulmamasının nedeni budur.

insanın sevdiği adam tarafından sevilmesi, kendisini seven adamı sevmesi ne büyük şey! ne güzel şey! hem sevmek hem de sevdiğin kişi tarafından sevilmek! dünyada bundan iyi şey yoktur.

âşık olanlar, sevdiğiyle biraz yakınlığı bulunan kişileri bile, velev ki dünyanın en kötü insanları olsunlar, severler.

fakat ah, şu kadın kısmı imansızdır.

3.4.20

yuva

michel houellebecq

kırlangıçlar insanların yaptıkları yuvaları asla kullanmazlar. bir insan yuvalarına dokunduğunda bile, onu bırakıp bir yenisini yaparlar kendilerine.

genel olarak insan yaşamı çok da bir şey değildir, az sayıda olayla özetlenebilir.

insanların sesleri asla değişmez, yüzlerindeki ifade de aynı şekilde. yaşlılığı özetleyebilecek genel bedensel çöküşte, sesle bakış kimliğin, özlemlerin, arzuların, insan kişiliğini oluşturan her şeyin sürüp gittiğine acılı ama söz götürmez biçimde tanıklık eder.

cinsellik hassas bir şeydir, içine girmesi güçtür güç olmasına ama insan kolayca çıkıverir ondan.

insan her zaman notlar alabilir, tümcelerini arka arkaya getirmeyi deneyebilir; ama roman yazmaya başlamak için tüm bunların yoğunlaşmasını, söz götürmez bir duruma gelmesini beklemek, gerçek bir gereksinim çekirdeğinin ortaya çıkmasını beklemek gerekir.

anlamlı olmayan bir şeyde anlam aramamalı.

insan yaşlandığını başkalarıyla olan ilişkileriyle, onların aracılığıyla fark eder; yoksa kendisinin sonsuza dek yaşayacağına inanmak ister içten içe.

1.4.20

dizeler

metin altıok



sevgilim korkutmasın seni gözlerimin
ta içinden bakar uykusuz puhu
çünkü o yaşadığımız bu karanlık günlerin
yarattığı soyut bir direniş ruhu

insan usul usul ölmek için gelir dünyaya
başlar her gün biraz daha insan olmaya
ve ölürken usul usul ne tuhaf
aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya

yüreğinden gelen gizli iniltiye
ne zaman kulak verirse insan
korkmadan deliririm diye
erişir evrenselliğe işte o zaman

kendine ve başkalarına yönelik
yokluk içinde bir varlığı sürdürmek
şimdilerde kaybolmuş müthiş bir incelik
bir paltoyu tersyüz ettirip giymek

bir sahaf kitabındaki nem ve küften
elime geçen inanılmaz sevinci
birilerine geçirememekten
gelişti bende bu bireysellik bilinci

insanın zor zamanda tutunacağı
bir dal umut vardır ya yüreğinde
benim de gönlümde bir isli sacayağı
hâlâ duruyor küller içinde