katherine mansfield etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
katherine mansfield etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26.04.2020

gece

katherine mansfield

insan geceleri niçin değişik duyumsar kendini? herkes uyurken uyanık olmak niçin böylesine heyecan vericidir? geçtir, vakit çok geçtir. ama gene de her an kendinizi daha uyanık duyumsarsınız; sanki yavaş yavaş, neredeyse her soluğunuzla yeni, olağanüstü, gün ışığı dünyasından çok daha ürpertici, heyecan verici bir dünyaya uyanıyormuşsunuz gibi. sonra bu suç ortaklığı duygusu nedir? usulca, sinsice dolaşırsınız odanızda. tuvalet masasından bir şey alıp sonra onu hiç ses çıkarmadan yerine koyarsınız. her şey, karyolanızın sütunları bile sizi tanır, size karşılık verir, gizinizi paylaşır.

ah, insanın bir şeylere sahip olması ne sevindirici bir şey!

16.12.2018

ölü albayın kızları

katherine mansfield

babalarının ölümünden sonraki hafta hayatlarının en hareketli haftalarından biri olmuştu. yatağa girdikleri zaman bile yatan, dinlenen sadece vücutlarıydı; beyinleri çalışmaya devam ediyordu. bazı şeyler düşünüyor, bazı şeyler konuşuyor, merak ediyor, karar veriyor, hatırlamaya çalışıyorlardı.

constantia bir heykel gibi yatıyordu; elleri iki yanında, ayakları birbirinin üstünde, çarşaf da çenesinde. tavana bakıyordu.

"silindir şapkasını kapıcıya versek babam kızar mı dersin?"

"kapıcıya mı?" josephine şaşırmıştı. "niye kapıcıya? ne olağanüstü bir düşünce!"

"çünkü," dedi constantia yavaşça, "sık sık cenazelere gitmek zorunda kalıyor. baktım da, mezarlıkta sadece onun kafasında melon şapka vardı." durdu. "“o zaman düşünmüştüm, bir silindir şapkası olsa kim bilir ne kadar sevinir diye. hem ona nasıl olsa bir armağan vermemiz gerekiyor. babama karşı çok saygılıydı."

"ama," diye bağırdı josephine, yastığının üstünde dönüp karanlıkta constantia'ya baktı, "babamın başı!" sonra birden korkunç bir an geçirdi, az kaldı kıkır kıkır gülecekti. hani içinden gülmek geldiğinden değil. alışkanlık olmalı.

yıllarca önce, geceleri uyumayıp konuştukları zamanlar, yatakları kahkahalardan sarsılır dururdu. kapıcının başı birden yok olmuş, babasının şapkasının altında bir mum alevi gibi sönüvermişti. kıkırdayacak, gülecekti; parmaklarını kenetledi, kendini tuttu, kaşlarını çatıp karanlığa baktı, bütün sertliğini takınarak, "hatırla," diye mırıldandı.

28.07.2017

hayat

ingeborg bachmann: ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.

hildegard knef: hayat bazen yabancı bir kentte geçirilen pazar günlerine benzer. insan kime danışacağını, kime sığınacağını bilemez.

irene nemirovsky: beni teselli eden ne kitap ne de bir sanat eseridir, bu yaşlı ve kusurlu evreni seyre dalmaktır.

juli zeh: hayat, ne yapalım ki gücünün zirvesinde başlar ve bu noktadan itibaren sürekli aşağı inerek sonuna ulaşır. kötü bir dramaturji hatası.

jean rhys: kuşkusuz, yaşam haktan yana değildir. gerçekten lanet olası haksızlıklarla doludur. herkes bilir bunu.

gabriela adameşteanu: hayatta gerçekten kendini inanılmaz mutlu hissettiğin anlar kalıyor aklında, bunu sonra hatırlıyorsun. sonradan da aslında o mutluluk ve sükunet anlarının kısa bir süre sonra gelecek olan büyük sorunların habercisi olduğunu anlıyorsun; yine de o anlardan güzel bir hatıra kalıyor aklında.

katherine mansfield: kimi anlar vardır, korkunç anlar vardır hayatta; insanın sığınağından çıkıp dışarı baktığı anlar ve berbattır bu. insan bu anlara boyun eğmemelidir.

madam du deffand: melekten istiridyeye kadar tüm türler, tüm varoluş koşulları bana aynı derecede talihsiz görünüyor. can sıkıcı olan, doğmuş olmaktır.

clarissa p. estes: bir hayat çok fazla kontrollü olduğu zaman, kontrol edilemeyecek kadar az hayat kalır.

jhumpa lahiri: daha gençsin. özgürsün. kendine bir iyilik yap. çok geç olmadan, çok fazla durup düşünmeden, sırtına yastığınla yorganını yükleyip dünyanın görebildiğin kadar çok yerini gör. pişman olmazsın. bir gün bunu yapman için çok geç olacak.

6.08.2014

acının antropolojisi

david le breton

acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı deneyimdir: hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi birinden daha iyi bilmekle övünemez. insanın içinde doğmuş bir şiddettir acı.

rene leriche: katlanılması kolay tek bir acı vardır: başkalarının acısı.

"acı hisleri, öteki hoş olmayan hisler gibi cinsel tahrik alanını aşarlar ve bir zevk durumu yaratırlar." diyor freud. acının erotikleşmesinin başkasına yapılan işkencelerle özdeşleşerek zevk duyma yoluyla sadik bir karşılığı vardır. ama mazoşist kendi fantazma alanları dışında öteki insanlar gibi acı çeker.

katherine mansfield: boyun eğmek gerekir. direnme. kabul et! acını hayatının bir parçası yap. yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

teşhis edilmiş, nedeni belirlenmiş bir ağrı ya da acı belirsiz, teşhis edilmemiş, anlamsızlık içinde kalmış, aktör tarafından anlaşılmamış bir acıya göre daha katlanılabilirdir.

j. sarano: acı, bir işlev değildir; bir işlevin hasar görmesidir.

şiddetle direnen insana boyun eğdirebilecek bir güç yoktur.

acı katıksız, biyolojik bir olgu değildir; her zaman insanın yüklediği anlamın damgasını taşır; asla ulaşılmaz ve egemenlik altına alınamaz değildir.

j.b. pontalis: bunalım dile getirilebilir, belirtiler oluşturabilir, birtakım işaretlere ve fantazmalara dönüşebilir ya da eylemle giderilebilir hatta bulaştırılabilir; acı ise sadece insanın kendisine aittir.

gururla ve hoşnutluk içinde kendini acıya gark etmek, acıyı yok etmek ya da azaltmak için hiçbir çaba göstermemek bilincin sorunlu olduğunun işaretidir.

acının sözle ifade edilmesinde örtük bir sevgi beklentisi, duygusal bağların sıklaştırılması isteği vardır.

bir yerin havası, ortamı da hastanın, koşullarını üstlenme tarzında rol oynar. safra kesesi ameliyatı geçiren 69 hasta üstüne yapılan araştırmalardan çıkan sonuca göre odaları ağaçlıklı bir alana bakan hastalar, odaları tuğladan örülmüş bir duvara bakan hastalara göre 2 kat daha az ağrı kesici tüketirler. aynı şekilde son grupta yer alan hastalar ortalama bir gün daha fazla kalırlar hastanede.

albert camus: çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar reddedeceğim.

"acıdan kaçabileceğimizi düşünerek ve bu kaçış olanaklarından yararlanarak ama aynı zamanda etkilerinin olası sınırlarını da kabul ederek "acısız yaşama" sanatına sahip olamayız; daha iyi acı çekerek daha az acı çekeriz."

25.03.2014

granit ve gökkuşağı

virginia woolf

yaşam, onu ifade etmeye çalışan bizlerden her zaman ve kaçınılmaz olarak daha zengindir.

katherine mansfield: bölünmüş bir benlikten değerli bir şey ortaya çıkamaz.

yokuş dik olsa da, tepenin üstünde durduğumuzda ödül bizimdir.

gerçek okuyucu aslında gençtir. oldukça meraklı, fikir sahibi, açık görüşlü ve iletişim becerisi olan bir kişidir; bu kişi için okumak, kuytu köşelerde çalışmak yerine açık havada yapılan canlı bir egzersizdir. anayolda yorgun argın yürür; atmosferin nefes alınamayacak kadar inceldiği noktaya kadar tepeler üzerinde daha da yükseklere tırmanır; onun için okumak hiç de sabit bir eylem değildir.

"düzyazı, esas olarak akla; şiir ise duygulara ve hayal gücüne seslenme aracıdır."

george meredith: katıksız realizm en iyi ihtimalle gübre sineği yetiştiricisidir.

eğer yazarlar değerli kişilerse asla tavsiye almazlar. her zaman riske girerler.

zarif ve görgülü ruhlar bu dünyaya ait değillerdir.

kadınların yazdığı romanların hâlâ en zayıf olduğu nokta şiirsellikleridir.

11.07.2013

acı nedir?

david le breton

acı hiç kuşkusuz insanın ölümle birlikte en güçlü biçimde paylaştığı deneyimdir: hiçbir ayrıcalıklı onu bilmezlikten gelemez ya da herhangi birinden daha iyi bilmekle övünemez. insanın içinde doğmuş bir şiddettir acı.

rene leriche: katlanılması kolay tek bir acı vardır: başkalarının acısı.

"acı hisleri, öteki hoş olmayan hisler gibi cinsel tahrik alanını aşarlar ve bir zevk durumu yaratırlar." diyor freud. acının erotikleşmesinin başkasına yapılan işkencelerle özdeşleşerek zevk duyma yoluyla sadik bir karşılığı vardır. ama mazoşist kendi fantazma alanları dışında öteki insanlar gibi acı çeker.

katherine mansfield: boyun eğmek gerekir. direnme. kabul et! acını hayatının bir parçası yap. yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

teşhis edilmiş, nedeni belirlenmiş bir ağrı ya da acı belirsiz, teşhis edilmemiş, anlamsızlık içinde kalmış, aktör tarafından anlaşılmamış bir acıya göre daha katlanılabilirdir.

j. sarano: acı, bir işlev değildir; bir işlevin hasar görmesidir.

acı katıksız, biyolojik bir olgu değildir; her zaman insanın yüklediği anlamın damgasını taşır; asla ulaşılmaz ve egemenlik altına alınamaz değildir.

j.b. pontalis: bunalım dile getirilebilir, belirtiler oluşturabilir, birtakım işaretlere ve fantazmalara dönüşebilir ya da eylemle giderilebilir hatta bulaştırılabilir; acı ise sadece insanın kendisine aittir.

gururla ve hoşnutluk içinde kendini acıya gark etmek, acıyı yok etmek ya da azaltmak için hiçbir çaba göstermemek bilincin sorunlu olduğunun işaretidir.

acının sözle ifade edilmesinde örtük bir sevgi beklentisi, duygusal bağların sıklaştırılması isteği vardır.

bir yerin havası, ortamı da hastanın, koşullarını üstlenme tarzında rol oynar. safra kesesi ameliyatı geçiren 69 hasta üstüne yapılan araştırmalardan çıkan sonuca göre odaları ağaçlıklı bir alana bakan hastalar, odaları tuğladan örülmüş bir duvara bakan hastalara göre 2 kat daha az ağrı kesici tüketirler. aynı şekilde son grupta yer alan hastalar ortalama bir gün daha fazla kalırlar hastanede.

"acıdan kaçabileceğimizi düşünerek ve bu kaçış olanaklarından yararlanarak ama aynı zamanda etkilerinin olası sınırlarını da kabul ederek "acısız yaşama" sanatına sahip olamayız; daha iyi acı çekerek daha az acı çekeriz."

2.07.2012

katıksız mutluluk

katherine mansfield

insan her şeye alışır.

pazartesi günü işe gitmek zorunda olmak aptalca, cehennemi bir şey gibi görünüyor bana. her zaman böyle göründü, her zaman da böyle görünecek. insanın, yaşamının en iyi yıllarını saat dokuzdan beşe dek bir taburenin üstüne oturarak, birinin hesap defterine rakamlar çiziktirerek geçirmesi! insanın biricik yaşamından tuhaf bir yararlanma biçimi bu, değil mi?

bu hayatta öğrenilecek büyük ders, dış görünüşlerle yetinip bakkalın ve felsefecinin bayağılıklarından uzak durmaktır.

erkekler çene çalmaktan pek de hoşlanmazlar. insanın ne söylediğinin pek de önemi olmadığını anlamazlar sanki; önemli olan şey, karşılıklı konuşmanın sönmesine izin vermemektir. erkeklerin en iyisi bile bu kuralı gözardı eder.

kadın, armağandan başka bir şey değildir.

pişmanlık korkunç bir enerji kaybı ve yazar olmaya niyetlenen hiç kimse onun içine batmayı göze alamaz. ona biçim veremezsin, onun üzerine bir şey kuramazsın; yalnızca içine dalıp debelenmeye yarar. arkana bakmak ölümcüldür sanat için. kendini yoksullaştırmaktır. sanat asla yoksulluğa katlanamaz.

kimi anlar vardır, korkunç anlar vardır hayatta; insanın sığınağından çıkıp dışarı baktığı anlar ve berbattır bu. insan bunlara boyun eğmemelidir.

insan her şeyin üstesinden gelebilir zamanla.

insan ruhuna inanmam. hiç inanmadım. insanların elbise sandığına benzediğine inanırım; içine belli şeyler tıkılmış, yola çıkarılmış, ortalığa savrulup atılmış, fırlatılmış, saçılmış, yitirilmiş, bulunmuş, ansızın yarısı boşaltılmış ya da şimdiye kadar olmadığınca tepeleme doldurulup şişirilmiş, en sonunda en son görevli onları kollarından tuttuğu gibi en son trene savuruncaya ve onlar takır takır uzaklaşıncaya kadar..

en kısa deniz yolculuklarında bile zaman duygusu yok olur.

yüreklilik, söz dinlemeyen köpeğe benzer; bir kez kaçmaya koyuldu mu ne kadar çağırmaya kalkışsanız o kadar hızla koşar.

görkemli şeyler geceleri hıçkırarak ağlamaz. kütük gibi uyurlar, yeniden gün doğuncaya kadar akıllarına hiçbir şey gelmez.

hiçbir şey ansızın ortaya çıkmaz.

bir şeyleri beklemek çok tehlikelidir; bir şeyleri beklersen, yalnızca senden daha çok uzaklaşır beklediklerin.

aşk bol bol verebilme sorunu değildir. insanın bağrında taşıdığı, bütün yüksekliklere ve derinliklere dingin ışın dilimleriyle dokunan lambadır.

31.10.2009

uzun lafın kısası

gandhi: 
şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur.

hildegard knef: hayat bazen yabancı bir kentte geçirilen pazar günlerine benzer. insan kime danışacağını, kime sığınacağını bilemez.

ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.

gaston bachelard: gecenin gizeminde, karanlık bir mağaranın yalnızlığında, gerçeği özünde, ağırlığıyla, tözsel yaşamıyla tutuyorken insan, gelip geçici görünüşleri ne yapsın!

elias canetti: bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

georges politzer: bir bilgine bilgin diyebilmemiz için tutarlı olması, tutarlı olması için de dinsel inancından vazgeçmesi kaçınılmazdır. çünkü bilim ve inanç birbirine karşıdır.

julian barnes: en kötü olanlar, her zaman ailelerine bağlı adamlardır.

margaret atwood: insanlar mutlu sonlara neden ağlarsa düğünlerde de aynı nedenle ağlar: aslında gerçekleşmeyeceğini bildikleri bir şeye umutsuzca inanmak istedikleri için.

howard fast: tanrının verdiği beyni kullanmaya başlar başlamaz günahkar oluyor insan.

immanuel kant: aydınlanma, insanın, kendi eliyle yarattığı reşit olmama halinden kurtulmasıdır.

katherine mansfield: yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

iris murdoch: din denen şeyi içimizden iyice temizleyip atana kadar, şu içinde yaşadığımız "tanrıların alacakaranlığı" gibisinden hava, bir dolu insanın delirmesine yol açacaktır.

16.03.2008

bahçe partisi

katherine mansfield

şu hayat acı
umut bir gün ölür
bir düş -bir uyanış

insanın tek başına yaşaması yalnızlıktır. elbette akrabalar, dostlar vardır yığınla; ama demek istediğim bu değil.

cennette bütün günler pazartesidir, başka gün yoktur. 

kadın, armağandan başka bir şey değildir.

montaigne: insanlar gelecekte olacaklara şaşırıyorlar; bense geçmiştekilere.

donuk ağaçlarız biz gecenin içinde uzanan, ne olduğunu bilmediğimiz bir şey için yakaran.