hannah arendt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hannah arendt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.01.2022

edebiyat adamı

walter benjamin

hannah arendt, illuminations'a yazdığı giriş yazısında edebiyat adamı (homme de lettre) ile entelektüel arasındaki farklılık üzerinde durur:

"hizmetlerini birer uzman ya da memur olarak devlete ya da eğitmek ve eğlendirmek amacıyla topluma sunan entelektüel sınıfından farklı olarak homme de lettre'ler her zaman hem devlet hem de toplumla mesafelerini korumaya çalışmışlardır. maddi varoluşları çalışmadan edinilmiş bir gelire, düşünsel tavırları da siyasi ya da toplumsal yapının parçası olmayı kararlılıkla reddetmelerine dayanıyordu.

la rochefoucauld'nun insan davranışı üzerine nefret dolu gözlemlerine, montaigne'in dünyevi bilgeliğine, pascal'ın düşüncesinin özlü keskinliğine, montesquieu'nün siyasi düşüncelerindeki cüret ve açık fikirliliğe kaynaklık eden kibri işte bu ikili bağımsızlığa borçluydular.

homme de lettre'leri on sekizinci yüzyılda devrimcilere dönüştüren koşulları ya da on dokuzuncu ve yirminci yüzyıldaki ardıllarının bir yanda "kültür adamları" öbür yanda profesyonel devrimciler olarak nasıl ikiye bölündüklerini tartışmak bu yazının işi değil. bu tarihsel arka plandan, benjamin'de kültür ögesinin devrim ve isyan ögesiyle nasıl eşsiz biçimde birleşmiş olduğuna dikkat çekmek için söz ediyorum. sanki homme de lettre tipi, onu çekici kılan saf zihinsel tutku kendini en etkileyici biçimiyle ortaya koyabilsin diye, yok oluşundan kısa bir süre önce, maddi temelini geri dönüşsüz bir biçimde kaybetmesine rağmen ya da belki tam da bu yüzden, bütün imkanlarıyla kendini son bir kez göstermeye yazgılıdır."

29.10.2020

normal insan

paulo coelho

nazi almanyasında 6 milyon yahudi'nin yok edilmesinden sorumlu olan adolf eichmann'ın davasıyla ilgili ayrıntılı bir analiz yapmış hannah arendt. onu analiz etmekle görevlendirilen yarım düzine kadar psikiyatristin adamın normal olduğu sonucuna vardıklarını söylüyor. psikolojik profili ve karısına, çocuklarına, anasına babasına karşı tavırları sorumlu bir adamdan bekleneceği gibiymiş.

arendt şöyle devam ediyor: "eichmann'la ilgili sorun, bir sürü insanın aynen onun gibi olmasıydı; yani bu adamlar ne sapıktı ne de sadist; hepsi de korkunç ve ürkütücü derecede normaldi, hâlâ da öyleler. yasal kurumlarımız ve yargıdaki ahlaksal standartlarımız açısından, bu normallik diğer canavarlıkların toplamından çok daha fazla dehşet vericiydi."

10.08.2016

kötülüğün sıradanlığı

hannah arendt

çağımızdaki totaliter hükümetlerin en çok geliştirdikleri özelliklerden biri, muhaliflerinin, kanaatlerinden dolayı bir şehit gibi, onurlu ve etkileyici bir biçimde ölmesine izin vermemeleridir. totaliter devlet, muhalifinin adsız sansız, sessiz sedasız ortadan kaybolmasını sağlar. ama her zaman geriye hikâyeyi anlatacak biri kalacaktır.

belli bir şey yapmadığı halde kendini suçlu hisseden biri, ahlaki açıdan, gerçekten yaptığı bir şey yüzünden suçlu olan ama kendisini hiç suçlu hissetmeyen birisinden daha az hatalı değildir.

adolf eichmann: pişmanlık küçük çocuklara mahsustur.

almanya'nın resmen yenilgiye uğradığı 8 mayıs 1945 tarihinin eichmann için önemli olmasının başlıca nedeni, artık şuraya veya buraya üye olmadan yaşamak zorunda olduğunun kafasına dank etmesiydi: "zorlu bir hayatı lidersiz, tek başıma sürdürmek zorunda olduğumu anladım; kimseden direktif almayacaktım, artık kimse bana emir vermeyecekti, gerektiğinde başvurabileceğim bir yönetmelik olmayacaktı; uzun lafın kısası, hiç bilmediğim bir hayat bekliyordu beni."

"insan her türlü yasanın idaresinde yaşayabilir. gelgelelim, neye izin verildiğini ve neyin yasaklandığını bilmeden yaşayamaz. faydalı ve saygıdeğer bir vatandaş bile, büyük bir halkın içindeki bir azınlığın üyesi haline gelebilir."

david rousset: ss'in zaferi, işkence kurbanının hiç karşı çıkmadan darağacına götürülmeyi kabul etmesini, kimliğini olumlamayı bırakacak kadar kendinden vazgeçmesini gerektirir. ss'ler kurbanın yenilgiye uğramasını yok yere, sırf sadistliklerinden istemezler. kurbanını daha darağacına çıkmadan yok etmeyi beceren sistemin, koca bir halkı esaret altında almak için tartışmasız en iyi sistem olduğunu gayet iyi bilirler. bu insanların kendilerine söyleneni harfiyen yapıp ölüme gitmelerinden daha korkunç bir şey yoktur.

adolf eichmann: bir insan işini severek yapmazsa yaptığı iş de bir şeye benzemez.

yasalara bağlı olmak insanın salt yasalara uyması anlamına değil, uyduğu yasaları kendisi koymuş gibi hareket etmesi anlamına da gelir. ancak görev duygusunun ötesine geçince başarılı olunacağı inancının kaynağı budur.

"bazı açılardan çok zor olan sorunların, halkımızın daimi güvenliği için, bazen amansız sertlikle çözülebilmesi eşyanın tabiatı icabıdır." (nazi parti şansölyeliği)

adolf eichmann: hayatım boyunca ne bir yahudiyi ne de yahudi olmayan birini öldürdüm. bir yahudiyi veya yahudi olmayan birini öldürme emri vermedim.

cinayet aletini kendi elleriyle kullanan kişiden uzaklaşıldıkça sorumluluk derecesi artar.

sınır dışı etme, başka ülkelere karşı bir suçtur; soykırım ise bizatihi insan çeşitliliğine, yani "insan statüsünün" belirleyici bir özelliğine yönelik bir saldırıdır; bu özellik olmadan ne "insanlık" ne de "beşeriyet" kelimelerinin bir anlamı kalır.

avukat caniyi savunur, cinayeti değil.

yogal rosat: büyük bir suç doğayı kızdırır; bu yüzden dünya intikam diye haykırır; kötülük doğal bir uyumu bozar ve bu uyum da ancak kötülüğün cezalandırılmasıyla yeniden sağlanabilir; ahlaki düzene karşı sorumluluklardan biri de, mağdur tarafın suçluyu cezalandırmasıdır.

"bir şahsın vicdanına veya inancının gereklerine göre hareket etmiş olması, fiilinin veya ihmalinin cezalandırılmayacağı anlamına gelmez." (alman iç hizmet kanunu)

insan doğası gereği, bir kere baş gösteren ve insanlık tarihine kaydedilen her fiil, gerçekliği tarihe gömülüp gittikten uzun zaman sonra bile hep ileride gerçekleşebilecek bir ihtimal olarak kalır. gelmiş geçmiş hiçbir cezanın, suç işlenmesini önleyecek kadar caydırıcılığı yoktur. bilakis, cezası ne olursa olsun, belli bir suç bir kere ortaya çıktı mı, tekrar ortaya çıkması, ilk ortaya çıkışının olup olabileceğinden çok daha olasıdır.

19.03.2010

sivil itaatsizlik

henry david thoreau: bir insanı haksız yere içeri tıkan bir yönetimde, onurlu her insanın olması gereken yer cezaevidir.

yakup coşar: ilk kez 1848 yılında amerika'da thoreau tarafından kullanılan "sivil itaatsizlik" kavramı, haksız bir uygulamaya karşı bütün yasal yollar denendikten sonra girişilen yasa dışı eylem anlamına gelir.

john rawls: en yüksek yargı mercii yasama, yürütme ya da yargı değil kamuoyudur. sivil itaatsizlik özellikle bu organa başvurur.

martin luther king: insanın, dayanma gücünün sonuna geldiği ve kendisini umutsuzluk ve karanlıktan başka bir şeyin beklemediği adaletsizlik uçurumuna itilmeye artık razı olmadığı bir an gelir. 

yakup coşar: balkanlardan ya da kafkaslardan gelen bütün göçmenlere "hoş geldin" denilirken, bu toprakların yerlileri kürtlerden, alevilerden bu tanıma/kabul jestinin esirgenmesi türkiye'nin dehşet verici bir gerçeğidir.

henry david thoreau: en iyi hükümet, en az yöneten hükümettir.

johan galtung: tek insanlık öğretisine göre, sorun asla başka insanlara karşı bir kavga sorunu değildir. insan, ayırıcı olana ve insanlığın ortak değerlerinin gelişmesi önünde engel teşkil eden şeylere karşı savaşır.

henry david thoreau: insanlar bir hükümetleri olduğu yolundaki tasarımlarını tatmin etmek için, tıkırtısını duyacakları, hükümet denen karmaşık bir makineye ihtiyaç duyarlar.

yakup coşar: hannah arendt'e göre totaliter rejimlerde insandan beklenebilecek tek şey kötülüğün ortağı olmamak, bu anlamda kamusal alandan çekilmektir.

henry david thoreau: paranın çokluğu oranında dürüstlük azalır; çünkü para insanla nesneler arasına girer ve insan için nesneleri elde eder.

norman cousines: devletin varlığının meşruiyeti insan haklarını koruma derecesiyle ölçülür.

hannah arendt: iyi insanlar, ancak güç dönemlerde, tüm toplum tabakalarından yoktan var olur gibi ortaya çıkışlarıyla tanınırlar.

wilson carey mcwilliams: kurumların iflas ettiği yerde, politik toplumun devamı insanların iradelerine kalır; ama insanlar rüzgarda sallanan cılız kamışlar gibidirler, kötülüklere en azından rıza göstermeye eğilimlidirler.

jürgen habermas: kendinden emin her demokratik devlet, politik kültürünün zorunlu bir unsuru olduğu için, sivil itaatsizliği kendi yapısının ayrılmaz bir parçası olarak görür.

albert camus: kişisel huzuru ve mutluluğu korumak için haksızlığa karşı direnmek gerekir.

hans saner: direnişin en gerekli olduğu yer, pratiğe uygulanma şansının en az olduğu yerdir; pratik olarak en kolay uygulanabileceği yer ise en az gerekli olduğu yerdir.

jürgen habermas: hükümeti kararını değiştirmeye zorlayacak tek şey, meşruiyetini kaybetme riskinin ortaya çıkmasıdır.

6.02.2010

pencere

immanuel kant: el, akıldaki bir penceredir.

adam smith: bir fabrikada "hayatı birkaç basit işlemi yerine getirmekle geçiren bir insan, genel olarak insanın yaratılışının izin verebileceği ölçüde aptal ve cahil birine dönüşür.

diderot: binlerce kişi arasında, kullandıkları makineyi ya da aleti ve ürettikleri şeyleri açıklıkla anlatacak bir düzine adam bulunursa insan kendini şanslı saymalıdır.

hannah arendt: konuşmanın ve eylemin olmadığı bir hayat, dünya karşısında kelimenin gerçek anlamıyla ölüdür.

la boetie: pek çok insan, pek çok köy, pek çok şehir, pek çok ülke bazen tek bir tiranın yönetiminden ıstırap çeker; oysa bu tiranın, onların kendisine verdiği güçten başka bir gücü yoktur ve bu tiran, onlar kendisiyle çatışmak yerine katlanmayı tercih ettiği sürece onlara hiçbir zarar vermez.

william edwards deming: en önemli şeyler ölçülemez.

norbert elias: "utanma" dediğimiz sıkıntı hali büyük ölçüde başkalarının görüşüne kapalıdır. asla doğrudan şekilde gürültülü davranışlarla ifade edilmez. insanın kendi içindeki bir çatışmadır; kendisini aşağılanmış hisseder.

john dewey: bir organizma ancak kendi çevresindeki düzenli ilişkileri paylaştığı takdirde yaşaması için esas olan istikrarı güvence altına alabilir.

10.01.2010

demokrasi nedir?

alain touraine

demokratik yönetim biçimi en çok sayıda bireye en büyük özgürlüğü veren, olası en büyük çeşitliliği tanıyan ve koruyan siyasal yaşam biçimidir.

charles taylor: demokrasi ötekini kabul etmenin bir yoludur.

demokrasi inançların, kökenlerin, düşüncelerin ve tasarıların çeşitliliği olmadan var olamaz.

demokrasi insanı yalnızca bir yurttaş olmaya indirgemez; onu aynı zamanda ekonomik ve ekinsel topluluklara bağlı özgür bir birey olarak tanır.

ronald dworkin: siyasal eşitlik siyasal bir topluluğun en zayıf üyelerinin, hükümetlerinden en güçlü üyelerin kendileri için sağladıkları ilgi ve saygıya eşit bir ilgi ve saygı görme hakkına sahip olduklarını varsayar; öyle ki, eğer kimi kararlar alma özgürlüğüne sahipse, tüm bireyler aynı özgürlüğe sahip olmalıdır.

aristoteles: sözcüğün tam anlamıyla yurttaşı, yargıç ve savcı erklerinin kullanımına katılım niteliğinden daha iyi tanımlayacak hiçbir nitelik yoktur.

demokratik düşüncede hiçbir ilke, temel insan haklarına uyması gereken şu ilkeden daha önemli değildir: devletin sınırlanması ilkesi. üstelik demokrasinin yüzyılımızdaki başlıca muhalifinin tanrısal adaletin monarşizmi ya da mal sahiplerinin ve derebeylerin oligarşisi değil, totalitarizm olduğunu ve buna karşı koymak için, devletin erkinin sınırlarını belirlemekten daha iyi bir yol olmadığını nasıl unutabiliriz?

demokrasi siyasal toplumu içerir; ama hem siyasal toplumun özerkliğiyle tanımlanır hem de bu toplumun devletle sivil toplum arasındaki aracılık rolüyle. devletle sivil toplum, aracısız, doğrudan doğruya karşı karşıya geldiklerinde, sonuçta birinden biri kazanacaktır; ama kazanan hiçbir zaman demokrasi olmayacaktır.

en etkili demokratik savaşım, zenginliği elinde tutanların erki de elinde tutmalarına karşı verilmiş olan savaşımdır.

18 yaşın altındaki gençlerin sinema, müzik, televizyon ya da giyim gibi birçok tüketim alanında pazarın önemli bir bölümünü oluştururken, siyasal yaşamdan dışarda tutulmaları zorunlu olarak kamu yaşamımıza demokrasi-dışı bir nitelik getirir.

moisei ostrogorski: bir demokraside kitlelerin siyasal işlevi o demokrasiyi yönetmek değildir; kitleler büyük olasılıkla hiçbir zaman bunu yapmak için gerekli gücü siyasal olarak bulamayacaklardır. hep küçük bir azınlık yönetecektir; mutlakiyette olduğu gibi demokraside de böyle olacaktır. her erkin doğal özelliği kendi özeğinde toplanmasıdır, toplumsal düzenin yerçekimi yasası gibidir bu. ancak yönetici azınlık hep sıkıştırılmalıdır. demokraside kitlelerin işlevi de yönetmek değil, yönetimlere gözdağı vermektir.

hannah arendt: sınıfların koruyucu duvarlarının yıkılışı, tüm partilerden uzakta uyuklayan çoğunluğu kızgın bireylerden oluşan büyük biçimsiz tek bir kitleye dönüştürür.

siyasal yaşamı gözlemleyenlerin birçoğu, seçimlerin siyasal bir seçimden çok siyasal bir reddi dile getirmeye araç olduğunu söyler: seçim bir tercihin -yeğlemenin- anlatımından çok bir cezadır.

demokrasinin başlıca amacı, temel ilkesi eşitlik olması gereken siyasal bir toplum yaratmaktır.

bir şeye inanmak, bir şeyin doğruluğunu kabul etmek, ruhbilimin bize daha önce gösterdiği ben'in yanılgılarından pek de farksız olmayan doğrulama ilkeleridir ve herhangi bir yolda bu ilkelere kolaylıkla bağlanmak tüm bağnazlıklara kapı açar.

john rawls: tam özerklik yalnızca ussal olabilme yeterliliğini değil, aynı zamanda iyelik anlayışımızı toplumsal işbirliğinin dürüstlük sınırlarını, başka bir deyişle adalet ilkelerini aşmayacak biçimde geliştirebilme yeterliliğini de içerir.

alasdair mcintyre: bir insan yaşamının bütünlüğü, anlatılan bir araştırmanın bütünlüğüdür. araştırmalar başarısızlığa uğrar kimi zaman, boşa çıkarlar, yüzüstü bırakılırlar ya da dikkatsizliklere yenik düşerler; insan yaşamları için de aynı şey söz konusudur. bir bütün olarak insan yaşamının tek başarı ya da başarısızlık ölçütleri anlatılan ya da anlatılabilir olan bir araştırmanın başarı ya da başarısızlık ölçütleridir.

demokrasi çoğunlukla çoğunluğun isteğine karşı karar alabilme yeterliliğiyle yargılar kendini. bunu birçok ülkede, egemen düşünceye karşın kaldırılmış ölüm cezası konusunda gördük.

demokrasi bir'e karşı, saltık erke, devlet dinine, partinin ya da emekçi sınıfının diktatörlüğüne karşı bir savaşımdır; her bireyde ve bireylerin birbirleri arasında özgürlük yaratmak için verilen ortak çabadır.

yenilerin demokrasisi ne katılımdır, ne temsilciliktir ne de iletişimdir; her şeyden önce öznenin yaratıcı özgürlüğüne, toplumsal eyleyen olup kendisini serbest yaratıcı olarak duyumsayacağı bir alan yaratmak üzere çevresini değiştirme yeterliliğine dayanır.

demokrasiyi, bir yandan kendi iktidarını sürdürmek için ekonomik erkinciliği (liberalizm) kullanan yetkeci yönetim biçimleri, bir yandan da toplulukçu devletler tehdit eder.

demokratik ekin, hem saldırgan toplulukçu bir farklılıkçılıktan hem de eşitsizliklere ve dışlamalara duyarsız, siyasal olmayan bir erkincilikten (liberalizm) alabildiğine uzakta, hepimize insanlık deneyiminin olası en geniş bölümünü yaşama olanağını sağlamak için, farklı ekinlerin birbiriyle buluşup bütünleşmesine destek olarak dünyayı ve herkesin kişiliğini yeniden oluşturma yoludur.

20.08.2009

med-cezir

elif şafak

"hamlet'ten etkilenmiş mütereddit bir ruh asla başkalarının zararına yol açmamıştır." der cioran. çünkü onlar, hasarların en büyüğünü gene kendilerine verirler.

albert camus: bir yazar çokluk okunmak için yazar. bunun tersini söyleyenleri alkışlayalım; ama inanmayalım onlara.

hannah arendt'in, önde gelen nazi liderlerinden adolf eichmann'ın israil'deki mahkemelerini takiben yazdıklarında da ısrarla belirttiği gibi, insanlık tarihi boyunca bunca acıya sebep olanlar öyle sanılageldiği gibi şeytani dehaya sahip birtakım karanlık, kötü ve sıradışı liderler değil, görevini yapmayı temel ilke haline getirmiş iyi niyetli sıradan insanlardı. sadece ve sadece görevini yapanlar.

jose ortega y gasset: her insan başkaları olmak ister, başkaları da o olsun ister. bir başkasını, öteki olmayı, ötekinin varlığıyla kaynaşmayı arzuladığımız oranda severiz.

dışında kalınamayan şey taklit edilemez.

j.j. rousseau: her şey aslında iyi olarak doğar.

beşer ikiye ayrılır: kendilerine gülebilenler ve kendilerine gülünmesinden zerre kadar hazzetmeyenler.

jean starobinski: insan kendi varlığından sıyrılmayı, en kaba kılığa bürünerek yok olmayı, bir yok oluşu neşe içinde gerçekleştirmeyi, böylelikle yeni bir varlık olarak bir kez daha doğmayı başarmalıdır.

önce yüzlerini unuturuz sevdiklerimizin. en çok yüzümüzün unutulmasından endişe ettiğimiz halde.