thomas kempis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thomas kempis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.12.2017

bugünü yaşama arzusu

irvin yalom

hayat birbiri ardına gelen kahrolası kayıplardan oluşur.

thomas kempis: ne zaman insanların arasına çıksam daha az insan olarak geri dönüyorum.

anne sevgisinden yoksun büyüyen çocuklar, kendilerini sevmek, diğerlerinin onları seveceğine inanmak veya başkalarını sevmek için gerekli olan temel güven duygusunu geliştiremezler. yetişkin hayatlarında yabancılaşırlar, içlerine kapanırlar ve başkalarıyla genellikle düşmanca ilişkiler kurarlar.

sokrates: iyi yaşamayı öğrenmek için kişinin iyi ölmeyi öğrenmesi gerekir.

gracian: insanın başkasının meselelerine girmesi, kendi meselesiyle çıkmasıdır.

terentius: ben bir insanım ve insana ilişkin hiçbir şey bana yabancı değildir.

küçükken öğrenilen şey en iyi öğrenilendir.

schopenhauer: her şey olmaya kalkan insan hiçbir şey olamaz.

dün ve yarın yok. geçmiş hatıralar, gelecek özlemler yalnızca memnuniyetsizlik yaratır. zihinsel sükunete giden yol şu anı gözlemekte ve farkındalığımızdan oluşan nehirde rahatsız edilmeden akıp gitmesine izin vermekte yatar.

johanna schopenhauer: şaşaa, rütbe ve unvan genç kızların yüreği üzerinde baştan çıkarıcı bir etki yaratıp onları evlilik düğümüyle bağlar. bu, onları hayatları boyunca en büyük cezaya katlanmak zorunda bırakan yanlış bir adımdır.

chapman: gecenin ruh halinde demlenmeyen hiçbir kalem edebi bir şey yazamaz.

"hayat acı çekmektir. acıya bağlar neden olur; nesnelere, fikirlere, bireylere, hayata olan bağlar. acının panzehiri vardır; arzunun, bağın, benliğin sona erdirilmesi." (buddha)

31.01.2013

uzun lafın kısası

herakleitos: bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına ulaşamazsın.

buket uzuner: kadınlar, sırların en sık rastlananı, en karmaşık olanı; bu nedenle de en hoşa gideni, en heyecanlısıdır.

daniel defoe: hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. bir adamın "benden başka herkes aldanıyor." demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?

john fowles: kibarlık istemiyorum. kibarlık daima, başka türden gerçeklerle yüzleşmenin reddini barındırır içinde.

lawrence durrell: aşkımıza karşılık verenlerden hiçbir şey öğrenemeyiz.

albert camus: bütün büyük eylemlerin, bütün büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar.

antoni casas ros: namus, cinsellikten elini ayağını çekmek ruhun hapishanesidir.

milena jesenska: en nihayetinde bir insanın ötekinden beklediği sadece kendisini onaylamasıdır.

seneca: bilge kişinin kaybedeceği hiçbir şey yoktur. o, sahip olduğu her şeyi kendinde taşır.

thomas kempis: her şeyde erinç aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

johannes mario simmel: çağımızda, beş duyusu sağlıklı işleyen her insan sosyalisttir.

paul lafargue: bir köyün orta yerinde bir fabrika kurmaktansa, oraya veba tohumları saçmak, su kaynaklarını zehirlemek daha iyidir. fabrika işçiliğini başlatın, ne neşe kalır ortada ne sağlık ne de özgürlük. yaşamı güzel ve yaşanmaya değer yapan ne varsa, hepsi gider.

6.02.2011

gülün adı

umberto eco

thomas kempis: her şeyde erinç aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

şeytanın varlığının tek gerçek kanıtı, belki o anda herkesin onun işbaşında olduğunu bilmek için duyduğu tutkunun yoğunluğudur.

işin içine dünyasal nesnelerin mülkiyeti girince, insanların adalete uygun olarak akıl yürütmeleri güçtür.

meleklerin coşkusuyla şeytanın coşkusu arasında az fark vardır; çünkü her zaman aşırı isteğin tutuşmasından doğarlar.

"yolcunun dinlenmesidir ölüm, her işin sonudur."

bazı bitkiler, çevrelerindeki toprak koşullarına, beslenmelerine ve büyümelerine özen gösterirseniz en elverişsiz koşullar altında bile yetişirler.

güzelliği yaratan, üç şeyin uyumudur: her şeyden önce, bütünlük ya da yetkinlik -bu yüzden yetkin olmayan şeylere çirkin deriz- sonra gerekli orantı ya da uyum; son olarak da aydınlık ve ışık; gerçekten de rengi açık seçik olan nesnelere güzel deriz.

bizler kitaplar için yaşıyoruz. kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

insan soyunun yenilenmesinden ruhani meclisler ve saraylar söz ediyorsa eğer, buna inanma.

basit insanların yaşamı, bilgiyle ve bizi bilge kılan uyanık bir ayırt etme duygusuyla aydınlatılmamıştır. hastalık ve yoksulluk altında ezilmiştir onların yaşamı; bilgisizlikle dili bağlanmıştır.

gündüz uykusu bedenin günahı gibidir: ne denli çok işlenirse, o denli çok istenir. gene de insan kendini mutsuz hisseder; aynı zamanda hem doygun, hem de doymamış.

kitaplık kocaman bir labirenttir. dünya labirentinin simgesi içine girersin; ama dışarı çıkıp çıkamayacağını bilmezsin. her kül tapınağının sütunlarından içeri girmemeli.

bir mesajın şifresini çözmenin ilk kuralı, ne anlama geldiğini tahmin etmektir.

iyi bir sorgucunun ilk görevi, önce kendisine içtenlikli gibi görünenlerden kuşkulanmaktır.

yalnız güçlüler, gerçek düşmanlarının kimler olduklarını her zaman açık seçik olarak bilirler.

çırak olan bir işçi on gün sonra ustası olabileceği birini arar.

gerçek bölünmez bir bütündür; kendi saydamlığıyla pırıl pırıl parlar ve kendisinin bizim çıkarlarımız ya da utancımız tarafından eksiltilmesine izin vermez.

bazen basit insanlar olayları okumuşlardan daha iyi anlarlar.

"sevgi, seveni sevilenle bir kılar; sevgililer herhangi bir biçimde birleşmek isterler ve sevgi, bilinçli bilgiden daha çok bilir."

kitaplık: canlı bir nesne, bir insan zihninin yönetemeyeceği güçlerin barınağı, birçok zihinden çıkmış, onları üreten ya da iletenlerin ölümünden sonra da varlığını sürdüren bir gizler hazinesi.

bedenin güzelliği deriyle sınırlıdır. insanlar derinin altında ne olduğunu görebilselerdi, kadınları görünce tir tir titrerlerdi. bütün bu güzellik, balgam, kan, sıvı ve safradan oluşur. burun deliklerinin, boğazın, karnın içinde nelerin saklı olduğunu düşünürsen, pislikten başka bir şey bulamazsın. balgama ya da gübreye parmak uçlarınla bile dokunmak insanı tiksindirirken, o gübreyle dolu çuvalı kucaklamayı nasıl isteyebiliriz?

gerçek bizi özgür kılar.

işkence ya da işkence tehdidi altında insan yalnızca yaptıklarını değil, yapmak istediklerini de söyler, kendisi bilincinde olmasa da.

biricik gerçek, gerçeğe duyulan çılgınca tutkudan kendimizi kurtarmayı öğrenmektir.

sen ki ey gül, çayırda kızarıp kurumlanıyorsun
kıpkırmızı, bürünmüş allara
kır şen ve hoş
ama mutsuz olacaksın
nice güzel olsan da (juana ines de la cruz)

lamartine, ünlü bir şiiri için, o şiirin fırtınalı bir gecede, bir ormanda bir çırpıda doğduğunu yazar. öldüğü zaman şiirin, üstünde düzeltmeler ve değişiklikler olan müsveddesini buldular; böylece o şiirin, tüm fransız yazınının belki de en çok üstünde çalışılmış şiiri olduğu ortaya çıktı.

4.08.2008

sürgün

mario vargas llosa

okulda öğrenilen; tarihçilerin yazdığı tarih, aslında acımasız ve amansız olan gerçek hayatta, başrol oyuncularının beklentilerine ya da yaşadıklarına kıyasla her zaman beklenmedik ve şaşırtıcı olan birtakım değişikliklere, karışıklıklara, ilerleme ve gerilemelere yol açmış olan sayısız planların, aksiliklerin, entrikaların, beklenmedik olayların, rastlantıların ve çıkarların kaotik ve keyfi bir karışımının az çok şiirsel, akılcı ve tutarlı bir şekilde yeniden oluşturulmasıdır.

thomas kempis haklıydı. kendini hiçbir zaman hiçbir yere bağlı hissetmemişti; çünkü insanın içinde bulunduğu durum buydu işte: bu gözyaşı vadisinde, ölümden sonra ve öbür dünyada erkeklerle kadınlar dönüp dolaşıp kendilerini beslemiş olan, sonsuza dek yaşayacakları o kaynağa geri dönene kadar geçici olarak bulundukları bu yerde sürgündeydiler.

kırbaçlanan, sakat bırakılan o zavallı insanlar, açlıktan ve hastalıklardan ölmekte olan, elleri ve ayakları kesilmiş o çocuklar; canları çıkana kadar sömürülen, bir de üstüne katledilen o insanlar. binlercesi, on binlercesi. nasıl olur da tanrı böyle şeylerin olmasına izin verir? bu nasıl bir tanrı'dır ki binlerce erkeğin, kadının, çocuğun korkunç şeyler yaşayıp acı çekmelerine göz yumar?