nihat behram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nihat behram etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.07.2017

gidenlere

nihat behram



ah, ardı ardına kenetlenen ölüm
ah, hıncı sabırla bezeyen sır
yazmadaki sırması ağlayışın tırnaklara oturan kan

ah, gidiyor işte, gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların kederiyle değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım

son ana kadar onuru koruyanlar yaşayacak
söylenecek son söz kahramanca olmalıdır

6.04.2015

üç dağa ağıt

nihat behram


açlığın
çıplaklığın acısı mı genişliyor
dalları
meyveye çağıran rüzgar mı

dalgın bir kuşun ötüşünden
sevdiğinin kalbine düşen aşık mı
yağmuru emen toprak mı derinleşiyor

yas mı tutmalıyım onurlu ölüme
halkın gözlerini dolduran çizgilere
umudu mu çağırmalıyım

ah, gidiyor işte, gidiyor göz göre göre
sıcak titreyişi varlığını hayata adamışların
gidiyor
öfkenin haykırışları
yasalarıyla gidiyor kahredişin
zulmün ve iğrençliğin buyruklarıyla gidiyor
toprağa düşen bakımsız yapraklar gibi değil
azarlanmış çocukların kederiyle değil
doğuşun ve sevmenin feryadıyla gidiyor
ölümü donatan arkadaşlarım

ah, gidiyor işte, gidiyor göz göre göre
durutarak gündüzleri geceleri
durutarak adanmışlığı, mertliği yüceliği
damıtıp sevdalarına
nefesi toprağa aşılamaya gidiyor arkadaşlarım

bulutlar da hafif mi kar taneleri kadar
özgürlüğün borcu mu ödeniyor

yaralar mı açılıyor yoksulluğa
ezilmişliğin isyanı mı sesleniyor

ah, gidiyor işte, gidiyor göz göre göre
birer rüzgar uğultusu bırakarak yanan ateşe

17.03.2012

nguyen van troi

nihat behram

bilinir, nice isimsiz ölünün omuzlarında yükseldi vietnam'da zafer. ve zaman zaman tümünün adına dikilerek ölümün karşısında bazı isimler, simgesi oldu bu ülkenin. genç elektrik işçisi nguyen van troi bunlardan biriydi.

doğduğunda savaş vardı, ülkesi yağmalanıyordu. ve yağmacılarla yerli çeteleri dört bir yanı tutmuştu. halkı yıllardır direnmekteydi emperyalizme ve uşaklarına karşı.

nguyen dünyaya baktıkça kendine geldi. halkın saflarına katıldı. amerika savunma bakanı mcnamara'nın öldürülmesi görevini verdi ona mücadelesi. fakat girişimi başarısızlığa uğradı. vietnam'daki azgın sömürgeci güçleri denetlemeye gelen mcnamara, ölümden kıl payı kurtuldu.

nguyen yakalanmıştı. işkencelerden geçirildi. troi devrimci bilincinden, yurtsever duyarlılığı ve kararlılığından bir an bile geri adım atmadı. üstelik halk düşmanlarının elinden kaçmak, mücadeleye katılmak için her fırsatı değerlendirdi. iki kez kaçma girişimi oldu. fakat ayağı kırılmış, başaramamıştı. yeni bir fırsatta yine kaçacağını söylemekten çekinmedi; bir de eylemlerinin suç değil, halkına borcu olduğunu söylüyordu. bu ikisinden başka tek söz alamadılar ağzından. kurşuna dizileceği günü beklemeye başladı.

yakalandığında yirmi günlük karısı, pamuk işçisi quyen, umut ışığının sönmemesini dileyerek, acı içinde saygon sokaklarında dolaşırken, gazete satan çocukların çığlıklarıyla irkilmişti: "son baskı, yazıyor.. bir telefon konuşması bir hayatı kurtarıyor.."

telefon venezuelalı gerillalardan geliyordu. yani dünyanın bir başka ucundan. gerillalar, kaçırdıkları bir amerikalı albayın hayatına karşılık, nguyen'in hayatını istiyorlardı. yani nguyen'in kişiliğinde umudu.

quyen, ne venezuela'yı duymuştu ne de kocasını kurtarmaya çalışanları tanıyordu. şaşkınlık ve sevinç içinde, yaşlı ve bilgili, tanıdık bir işçiye koşarken, saygon sokakları da bir anda hareketlenmişti. karanlık altında bir şenlik fısıltısı esiyordu.

quyen değiş tokuş sırasında giysin diye, kocasının tek giysisini fırçalayıp bohçalarken, kocasından gelen bir mektup onun her şeyden habersiz olduğunu gösteriyordu. quyen daha da heyecanlanmıştı. nguyen mektubunda, "idamımdan sonra karıma iyi bakın" diyordu. quyen sevinçli haberi kocasına iletmek için zindana seğirtmiş, orada olağanüstü güvenlik önlemleriyle karşılaşmıştı.

satılık kukla saygon yönetimi, venezuelalı gerillaları aldatmıştı. nguyen'i saldık deyip kurşuna dizmişlerdi.

nguyen öldürüldüğünde yirmi yaşındaydı. onun öldürüldüğü zindan, saygon yönetimin en sıkı korunan zindanıydı. fakat bir grup devrimci, akla durgunluk veren bir başarıyla, zindana girip nguyen'in kurşuna dizildiği direğin dibinde gösteri yaptılar.

satılık saygon yönetimi, yeni nguyen'lerle karşı karşıyaydı.

artık karısı quyen de devrimin bir neferi olmuştu.

6.05.2010

darağacında üç fidan

nihat behram

bir an vardır, uğruna ölüme gidilir. işkence acıları unutulur, onurlu ve dik yaşamak iz bırakır hayatta.

niyazi ağırnaslı: bir kısım insanlar 27 mayıs'ın intikamını alma çabasındalar. 27 mayıs 1960'ta bu gençler ortaokul öğrencisiydiler.

deniz gezmiş: bizim asılma kararımızı çok önceden vermişlerdi zaten, bunu hep söyledik. dileriz ki biz boş yere ölmüş olmayalım ve vatan satıcılarının oyunları anlaşılsın yoksul halkımızca. boşa ölmüş olursak işte o zaman yazık olur. 

orhan izzet kök: biliyoruz ki 1. thko davasına bakan mahkemenin, hukukçu olmayan başkanı tuğgeneral ali elverdi, emekli olduktan sonra adalet partisi'ne girmiş ve giriş töreninde yaptığı konuşmada, sıkıyönetim döneminde "askeri görevleri yanında politik görevler de yaptığını" söylemiştir. elverdi'nin benzer itirafları, daha sonra başka konuşmalarda da sürmüş ve bunlar kamuoyuna yansımıştır. 

deniz gezmiş: bizi taylan özgür'ün yanına gömdürün ve infazlar sırasında mutlaka bulunun. burjuvazinin paçavra gazeteleri, korktular, düştüler, bayıldılar gibi onurumuzu kırıcı yayın yapmaya çalışır. duruma avukatlarımız tanık olmalılar.

deniz gezmiş: biz amerikalılara acımış, serbest bırakmıştık. sinan da aramızdaydı, sonradan dağıldık. sinan cemgil nurhak dağlarında yaralandı. silah kullanamaz haldeyken kasti olarak öldürüldü. alpaslan ve kadir de aynı şekilde öldürüldü. biz şarkışla'da teşhis edildik; ancak burada isteseydik bizi teşhis edenleri silah kullanamaz hale getirirdik; fakat bunu asla yapmadık, bu yola başvurmadık. arkamızı döndüğümüz sırada, bu yola başvurmadığımız kimseler tarafından ateş açıldı. 

hüseyin inan: ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. bundan sonra bu bayrağı türkiye halkına emanet ediyorum. yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler, kahrolsun faşizm!

hüseyin inan: ta ki vatanı amerika'ya satanların ve gericilerin sonu gelene kadar, bu kavga biz olmasak da devam edecektir!

31.12.2009

uzun lafın kısası

louis althusser: bir sabah, seçiminin tutsağı olarak uyanır insan.

lord acton: güç yozlaştırır. mutlak güç mutlaka yozlaştırır.

gandhi: özgürlüğün çoğunlukla cezaevlerinin duvarları arasında, bazen de idam sehpasında aranması gerekir; asla meclislerde, mahkemelerde ya da okullarda değil.

iris murdoch: alışılagelmişin dışındaki insanlar, alelade insanlar için faydalıdır; çünkü onlar diğerlerinin her şeyin farklı olduğunu anlamalarına yardımcı olurlar.

matsuo basho: anlam uçucudur, yaşam geçicidir, ömür sonludur, ölüm zorunludur; öyleyse kişi yalnızdır.

margaret atwood: her hayat, daha yaşanırken bile bir çöplük gibidir; bir ölünün arkasından temizlik yaptığınızda, bir gün sıra size geldiğinde ne kadar plastik çöp torbası doldurulacağını daha iyi anlarsınız.

narayana: dar kafalı "bu bendendir, bu yabancıdır." diye düşünür. geniş düşünceli olanlar ise tüm dünyayı kendi ailesi olarak görürler.

simone de beauvoir: eğri bir yüzeyde dik bir doğru alınamaz! dürüst olmayan bir toplumda, böyle bir yaşam sürdürmek olanaksızdır.

sokrates: yaşamak, uzun süren bir hastalıktır.

mine söğüt: kutsal kitaplar her şeyin cevabını verir, bir bu sorunun cevabında susarlar: "neden?"

vasili grossman: yaşamın özgünlüğünün ve kendine özgü özelliklerinin kaba kuvvetle silinmek, yok edilmek istendiği yerlerde yaşam söner.

nihat behram: bir an vardır, uğruna ölüme gidilir. işkence acıları unutulur, onurlu ve dik yaşamak iz bırakır hayatta.