john rawls etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
john rawls etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.09.2019

kötülük

terry eagleton

thomas aquinas'ın iddia ettiği gibi var olmak kendi başına bir tür iyiliktir.

faşizmle birlikte "kendine yabancılık öyle bir noktaya gelmiştir ki," diye yazar walter benjamin, "insanlık kendi mahvını birinci sınıf bir estetik tecrübe olarak yaşayabilir."

düşünür john rawls'un dediği gibi (ki kuru akademik tarzını bilenler şaşıracaktır): "kötü insanı harekete geçiren, adaletsizliğe olan sevgisidir: eziyet ettiği insanların güçsüzlüğünden ve aşağılanmasından keyif alır ve o ezilen insanların başlarına gelenlerin kendisinden kaynaklandığını bilmelerinden haz duyar."

william blake gerçek inancını bir dizede özetlemiştir: "yaşayan her şey kutsaldır."

bir dostoyevski karakterinin karamazov kardeşlerin serkeş dmitri karamazov'u için dediği gibi "böylesi haylaz, serkeş insanlar için su götürmez alçalma tecrübesi, mutlak iyilik tecrübesi kadar gereklidir."

thomas mann'ın kahramanı "önceden kırılmayan hiçbir şey tam ve eksiksiz olamaz." der.

sonsuzluk, der william blake, zamanın yaptıklarına âşıktır. kötüler için ise, tam tersine, sonlu şeyler iradenin ve arzunun sonsuzluğunun önündeki engellerdir ve yok edilmelidirler.

politik bilgeliğin bütün kökleri gerçekçiliktedir. thomas hardy, sadece en kötüyü soğukkanlılıkla değerlendirdiğimizde daha iyiye doğru gidebileceğimizi söyler.

nietzsche: keyif dolu bir ana rıza gösteriyorsanız, dünyadaki bütün üzüntü ve kötülüğe de razısınızdır demektir; çünkü dünyada her şey birbirine bağlıdır.

19.03.2010

sivil itaatsizlik

henry david thoreau: bir insanı haksız yere içeri tıkan bir yönetimde, onurlu her insanın olması gereken yer cezaevidir.

yakup coşar: ilk kez 1848 yılında amerika'da thoreau tarafından kullanılan "sivil itaatsizlik" kavramı, haksız bir uygulamaya karşı bütün yasal yollar denendikten sonra girişilen yasa dışı eylem anlamına gelir.

john rawls: en yüksek yargı mercii yasama, yürütme ya da yargı değil kamuoyudur. sivil itaatsizlik özellikle bu organa başvurur.

martin luther king: insanın, dayanma gücünün sonuna geldiği ve kendisini umutsuzluk ve karanlıktan başka bir şeyin beklemediği adaletsizlik uçurumuna itilmeye artık razı olmadığı bir an gelir. 

yakup coşar: balkanlardan ya da kafkaslardan gelen bütün göçmenlere "hoş geldin" denilirken, bu toprakların yerlileri kürtlerden, alevilerden bu tanıma/kabul jestinin esirgenmesi türkiye'nin dehşet verici bir gerçeğidir.

henry david thoreau: en iyi hükümet, en az yöneten hükümettir.

johan galtung: tek insanlık öğretisine göre, sorun asla başka insanlara karşı bir kavga sorunu değildir. insan, ayırıcı olana ve insanlığın ortak değerlerinin gelişmesi önünde engel teşkil eden şeylere karşı savaşır.

henry david thoreau: insanlar bir hükümetleri olduğu yolundaki tasarımlarını tatmin etmek için, tıkırtısını duyacakları, hükümet denen karmaşık bir makineye ihtiyaç duyarlar.

yakup coşar: hannah arendt'e göre totaliter rejimlerde insandan beklenebilecek tek şey kötülüğün ortağı olmamak, bu anlamda kamusal alandan çekilmektir.

henry david thoreau: paranın çokluğu oranında dürüstlük azalır; çünkü para insanla nesneler arasına girer ve insan için nesneleri elde eder.

norman cousines: devletin varlığının meşruiyeti insan haklarını koruma derecesiyle ölçülür.

hannah arendt: iyi insanlar, ancak güç dönemlerde, tüm toplum tabakalarından yoktan var olur gibi ortaya çıkışlarıyla tanınırlar.

wilson carey mcwilliams: kurumların iflas ettiği yerde, politik toplumun devamı insanların iradelerine kalır; ama insanlar rüzgarda sallanan cılız kamışlar gibidirler, kötülüklere en azından rıza göstermeye eğilimlidirler.

jürgen habermas: kendinden emin her demokratik devlet, politik kültürünün zorunlu bir unsuru olduğu için, sivil itaatsizliği kendi yapısının ayrılmaz bir parçası olarak görür.

albert camus: kişisel huzuru ve mutluluğu korumak için haksızlığa karşı direnmek gerekir.

hans saner: direnişin en gerekli olduğu yer, pratiğe uygulanma şansının en az olduğu yerdir; pratik olarak en kolay uygulanabileceği yer ise en az gerekli olduğu yerdir.

jürgen habermas: hükümeti kararını değiştirmeye zorlayacak tek şey, meşruiyetini kaybetme riskinin ortaya çıkmasıdır.

10.01.2010

demokrasi nedir?

alain touraine

demokratik yönetim biçimi en çok sayıda bireye en büyük özgürlüğü veren, olası en büyük çeşitliliği tanıyan ve koruyan siyasal yaşam biçimidir.

charles taylor: demokrasi ötekini kabul etmenin bir yoludur.

demokrasi inançların, kökenlerin, düşüncelerin ve tasarıların çeşitliliği olmadan var olamaz.

demokrasi insanı yalnızca bir yurttaş olmaya indirgemez; onu aynı zamanda ekonomik ve ekinsel topluluklara bağlı özgür bir birey olarak tanır.

ronald dworkin: siyasal eşitlik siyasal bir topluluğun en zayıf üyelerinin, hükümetlerinden en güçlü üyelerin kendileri için sağladıkları ilgi ve saygıya eşit bir ilgi ve saygı görme hakkına sahip olduklarını varsayar; öyle ki, eğer kimi kararlar alma özgürlüğüne sahipse, tüm bireyler aynı özgürlüğe sahip olmalıdır.

aristoteles: sözcüğün tam anlamıyla yurttaşı, yargıç ve savcı erklerinin kullanımına katılım niteliğinden daha iyi tanımlayacak hiçbir nitelik yoktur.

demokratik düşüncede hiçbir ilke, temel insan haklarına uyması gereken şu ilkeden daha önemli değildir: devletin sınırlanması ilkesi. üstelik demokrasinin yüzyılımızdaki başlıca muhalifinin tanrısal adaletin monarşizmi ya da mal sahiplerinin ve derebeylerin oligarşisi değil, totalitarizm olduğunu ve buna karşı koymak için, devletin erkinin sınırlarını belirlemekten daha iyi bir yol olmadığını nasıl unutabiliriz?

demokrasi siyasal toplumu içerir; ama hem siyasal toplumun özerkliğiyle tanımlanır hem de bu toplumun devletle sivil toplum arasındaki aracılık rolüyle. devletle sivil toplum, aracısız, doğrudan doğruya karşı karşıya geldiklerinde, sonuçta birinden biri kazanacaktır; ama kazanan hiçbir zaman demokrasi olmayacaktır.

en etkili demokratik savaşım, zenginliği elinde tutanların erki de elinde tutmalarına karşı verilmiş olan savaşımdır.

18 yaşın altındaki gençlerin sinema, müzik, televizyon ya da giyim gibi birçok tüketim alanında pazarın önemli bir bölümünü oluştururken, siyasal yaşamdan dışarda tutulmaları zorunlu olarak kamu yaşamımıza demokrasi-dışı bir nitelik getirir.

moisei ostrogorski: bir demokraside kitlelerin siyasal işlevi o demokrasiyi yönetmek değildir; kitleler büyük olasılıkla hiçbir zaman bunu yapmak için gerekli gücü siyasal olarak bulamayacaklardır. hep küçük bir azınlık yönetecektir; mutlakiyette olduğu gibi demokraside de böyle olacaktır. her erkin doğal özelliği kendi özeğinde toplanmasıdır, toplumsal düzenin yerçekimi yasası gibidir bu. ancak yönetici azınlık hep sıkıştırılmalıdır. demokraside kitlelerin işlevi de yönetmek değil, yönetimlere gözdağı vermektir.

hannah arendt: sınıfların koruyucu duvarlarının yıkılışı, tüm partilerden uzakta uyuklayan çoğunluğu kızgın bireylerden oluşan büyük biçimsiz tek bir kitleye dönüştürür.

siyasal yaşamı gözlemleyenlerin birçoğu, seçimlerin siyasal bir seçimden çok siyasal bir reddi dile getirmeye araç olduğunu söyler: seçim bir tercihin -yeğlemenin- anlatımından çok bir cezadır.

demokrasinin başlıca amacı, temel ilkesi eşitlik olması gereken siyasal bir toplum yaratmaktır.

bir şeye inanmak, bir şeyin doğruluğunu kabul etmek, ruhbilimin bize daha önce gösterdiği ben'in yanılgılarından pek de farksız olmayan doğrulama ilkeleridir ve herhangi bir yolda bu ilkelere kolaylıkla bağlanmak tüm bağnazlıklara kapı açar.

john rawls: tam özerklik yalnızca ussal olabilme yeterliliğini değil, aynı zamanda iyelik anlayışımızı toplumsal işbirliğinin dürüstlük sınırlarını, başka bir deyişle adalet ilkelerini aşmayacak biçimde geliştirebilme yeterliliğini de içerir.

alasdair mcintyre: bir insan yaşamının bütünlüğü, anlatılan bir araştırmanın bütünlüğüdür. araştırmalar başarısızlığa uğrar kimi zaman, boşa çıkarlar, yüzüstü bırakılırlar ya da dikkatsizliklere yenik düşerler; insan yaşamları için de aynı şey söz konusudur. bir bütün olarak insan yaşamının tek başarı ya da başarısızlık ölçütleri anlatılan ya da anlatılabilir olan bir araştırmanın başarı ya da başarısızlık ölçütleridir.

demokrasi çoğunlukla çoğunluğun isteğine karşı karar alabilme yeterliliğiyle yargılar kendini. bunu birçok ülkede, egemen düşünceye karşın kaldırılmış ölüm cezası konusunda gördük.

demokrasi bir'e karşı, saltık erke, devlet dinine, partinin ya da emekçi sınıfının diktatörlüğüne karşı bir savaşımdır; her bireyde ve bireylerin birbirleri arasında özgürlük yaratmak için verilen ortak çabadır.

yenilerin demokrasisi ne katılımdır, ne temsilciliktir ne de iletişimdir; her şeyden önce öznenin yaratıcı özgürlüğüne, toplumsal eyleyen olup kendisini serbest yaratıcı olarak duyumsayacağı bir alan yaratmak üzere çevresini değiştirme yeterliliğine dayanır.

demokrasiyi, bir yandan kendi iktidarını sürdürmek için ekonomik erkinciliği (liberalizm) kullanan yetkeci yönetim biçimleri, bir yandan da toplulukçu devletler tehdit eder.

demokratik ekin, hem saldırgan toplulukçu bir farklılıkçılıktan hem de eşitsizliklere ve dışlamalara duyarsız, siyasal olmayan bir erkincilikten (liberalizm) alabildiğine uzakta, hepimize insanlık deneyiminin olası en geniş bölümünü yaşama olanağını sağlamak için, farklı ekinlerin birbiriyle buluşup bütünleşmesine destek olarak dünyayı ve herkesin kişiliğini yeniden oluşturma yoludur.