mark twain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mark twain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.09.2022

havva

mark twain

yaşamanın tadı tuzu kalmadı artık.

yalnızlık, istenmeyen kişi olmaktan yeğdir.

hayvanlar çok sevimli şeyler. en bulunmaz nitelikler onlarda; inceliklerine ise diyecek yok. hiçbir zaman somurtmuyorlar, insanı istenmeyen biri durumuna sokmuyorlar. gülümsüyorlar hep, kuyruğu olanlar kuyruk sallıyor. her an için oynamaya, bir gezintiye çıkmaya ya da buna benzer herhangi bir isteğinize uymaya hazır durumdalar. eksiksiz birer 'centilmen' hepsi.

karnı aç olana bütün kurallar vız gelir.

mutluluğu hak ettiğimize inanmışsak küçücük bir şey bile bizi mutlu kılmaya yeter.

bir tüyü havaya attığınız zaman uzaklaşıyor, gözden yitiyor; ama bir toprak keseğini havaya attığınızda iş değişiyor. atıyorsunuz atıyorsunuz geri düşüyor. kaç kez denedimse hep böyle oldu bu. neden, diyorum kendi kendime. gerçekte düşmüyordur; ama neden düşer gibi gözüküyor? bir göz yanılması bence. ya tüyde ya da toprak keseğinde gözümüz yanılıyor. ama hangisinde bilemiyorum. kesinlikle bildiğim tek şey, ikisinden birinin gözü aldattığıdır. hangisinin aldattığına herkes kendince karar versin.

havva: bu dünyadan birlikte göçmemiz benim en büyük yakarım, en büyük özlemimdir. bu özlem yeryüzünden hiç silinmeyecek, zamanın tükendiği noktaya dek her seven kadının yüreğinde sürüp gidecektir. benim adımı taşır bu özlem.

cennet, onun olduğu yerdir.

bizim dünyamızın -bizim belirli dünyamızın- dışında olan, yapımız ile yeteneklerimiz yüzünden göremediğimiz ya da duyamadığımız ya da başka bir deyişle yaşayamayacağımız şeyler bize sözlerle anlatılamaz.

havva: ilk kadınım ben, son kadında da var olacağım.

bir kimse başka birine dar gününde yardım ederse, sövmezse, kötü söylemezse, her işe burnunu sokmazsa, tanrı'nın adını da küçük "t" ile yazmazsa işini sağlama bağlamıştır. bir kiliseye bağlanmış kadar sağlamdır durumu.

dikenden canı yanan çalıya yaklaşmaz.

çoğunlukla, hiç yalan söyleyemeyen bir kişi, yalanı en iyi yargılayabilecek kişi sanır kendini.

30.06.2022

son insan

thomas gray: cehaletin esenlik getirdiği yerde zeki olmak budalalıktır.

lucretius: çocukların kör karanlıkta her şeyden korkup titremeleri gibi biz de aydınlıktan korkarız.

michael faraday: gerçek olamayacak kadar harika hiçbir şey yoktur.

mark twain: insanın vücudunu iyileştirmesini ya da hasta kılmasını sağlayan düş gücünden hepimiz payımızı almış olarak doğarız. ilk insanın sahip olduğu bu güç, son insana değin aktarılacaktır.

bertrand russell: denenmemiş, desteksiz kavrayış, doğrunun yetersiz bir garantisidir.

epiktetos: yalnız özgür insanların eğitilmesi gerektiğini söyleyen çoğunluğa değil, yalnız eğitimlilerin özgür olduğunu söyleyen düşünürlere inanmalıyız.

henri poincare: gerçeğin ne denli acımasız olduğunu bilir ve gerçekten koparak avuntu aramaya koyuluruz.

e.m. butler: hatırdan çıkmamalı ki sihir, sanatçı ve izleyicisi arasında iş birliği gerektiren bir sanattır.

george washington: himayemizi bilim ve edebiyatın geliştirilmesinden daha fazla hak eden hiçbir şey yoktur. bilgi her ülke için halkın mutluluğunu getiren en kesin araçtır.

heinrich heine: durmaksızın sorarız, ta ki bir avuç toprak ağzımızı kapatana kadar. peki ama bu mudur yanıt?

charles mackay: her çağın kendine özgü bir budalalığı, kazanç sevdası, heyecan merakı veya sırf taklit hevesiyle kendini kaptırdığı bir plan, proje ya da fantezisi vardır. bunların ötesinde, siyasetin, dinin ya da ikisinin birleşiminin yarattığı bir çılgınlık da görülür.

18.04.2022

ateizm

voltaire: ateizm birkaç zeki insanın ahlaksızlığıdır.

ayn rand: taviz vermeyen bir ateistim; fakat militan değilim. bunun anlamı benim uzlaşma kabul etmeyen bir mantık savunucusu olduğum ve dine karşı değil, mantık için savaştığımdır.

marian noel sherman: dindar insanlar genellikle ateistleri kibirli olmak ve kendilerini tanrı'nın yerine koymakla suçlarlar; fakat aslında tüm bu kibre sahip olan teistin ta kendisidir. varlığının sona ereceğini düşünmeye tahammül edemez.

mark twain: kiliselerin mülkleri vergilendirilmez ve kafirler, ateistler ve dinsiz insanlar, bu durumun halkın gelirinde yarattığı bütçe açığını kapatmak için vergi öderler.

henny youngman: ateist olmak istedim ama vazgeçtim. onların tatil günleri yok. 

matthew arnold: yaygın dinlerin gelenek ve imgelemler yığını oldukça geçersizdir. gelecekte bunları geride bırakan kişileri ateist olarak yaftalamalarının küstahlığını zorlukla idrak edeceklerdir.

julian baggini: cüce cinler, hobitler.. gerçekten de sonu gelmeyen zırvalar. tanrı, ateistlerin inanmadığı şeylerden sadece biridir. buna rağmen, tarihi sebepler yüzünden, onların adlandırılmaısını sağlayan o olmuştur.

freeman dyson: iki tür ateist vardır: tanrı'ya inanmayan sıradan ateistler ve tanrı'yı kişisel düşmanları olarak gören ateşli ateistler.

ronald j. barrier: ateizmin, etik kuralları dinin ahlak kurallarından daha kaliteli olduğu için ailelerimizin birbirlerine gökyüzündeki görünmez bir ekrana olduğundan daha fazla bağlılık duymalarını teşvik eder. ateizm sayesinde kadınlar ve erkekler sağlıklı bir evliliği yürütmek konusunda eşit sorumluluklara sahiptir. ateistler haklı olarak, birçok dinde yaygın olan evlilikle ilgili ilkel ataerkil tutumları reddederler.

30.12.2021

din

marquis de sade: bir mucize sayesinde itibar kazanmak için sadece iki şey gereklidir: bir şarlatan ve birkaç aptal kadın.

mark twain: onunla baş başa giden saflık dışında, hiçbir şey bir mucizeden daha fazla huşu uyandırıcı değildir.

chapman cohen: tanrılar kırılgan varlıklardır; bir bilim esintisi ya da biraz aklıselim onları öldürmek için yeterlidir. 

peter atkins: din, hakikati asla idrak edemeyeceğimizi söyleyip bizi araştırma yapmaktan vazgeçirerek, varoluşa ilişkin en önemli soruları sormamızın önüne geçiyor. din bizim oldukça önemsiz olduğumuzu belirtiyor. bu kadar aptal tasvir edilmemizin ortaya çıkardığı korku sayesinde din, insanın idrak gücünün sınırsızlığını reddediyor. görünmeyen şeylerin gözümüzü korkutmasına yol açıp inancın boşluğunu vurgulayarak ilerlemeye engel oluyor. bilim bizi mantıklı tartışmalara götüren önemli soruların önünü açıyor. en önemlisi, bilim insanın zihinsel yeteneklerinin gücüne saygı duyuyor. bilim insanlığın potansiyeline dinin yapabileceğinden çok daha fazla saygı gösteriyor.

louis aragon: tüm olası cinsel sapkınlıklar arasında, bilimsel olarak sistematikleştirilmeyen tek şey dindir.

benjamin disraeli: bilimin bittiği yerde din başlar.

decca aitkenhead: bilime başvurarak dini savunmaya çabalamak, tıpkı üç artı dördün bir dondurma olduğunu iddia etmeye benziyor.

26.07.2021

aforizmalar

~criminal minds

platon: karanlıktan korkan bir çocuğu kolayca affedebiliriz. asıl trajedi, yetişkinlerin ışıktan korkmasıdır.

milan kundera: utancın kaynağı bizdeki bir eksiklik değil, o eksikliğin başkaları tarafından görülmesidir.

gandhi: tarihin, yenilmez görünen tiranlarla ve katillerle dolu olduğunu unutmayın. ama sonunda daima yenilirler. daima.

rose kennedy: zaman bütün yaraları iyileştirir derler. katılmıyorum. yaralar kalır. zamanla, akıl kendini korumak için yaranın üstüne kabuk bağlar ve acı azalır; ama asla tamamen kapanmaz.

la rochefoucauld: zihinsel hata ve kusurlar vücuttaki yaralara benzer. hayal edilebilecek en iyi tedaviden sonra bile yara tamamen kapanmaz.

dietrich bonhoeffer: bir toplumun ahlakı, çocukları için ne yaptığıyla ölçülür.

mark twain: bütün hayvanlar içinde acımasız olan yalnızca insandır. zevk için acıya sebep olan sadece odur.

halil cibran: ıstırap, en güçlü ruhları ortaya çıkarır. en büyük karakterler kurumuş yaralarla doludur.

4.04.2019

hayat

louis de bernieres: gün gelir, daima yüzümüze gülen talih bize arkasını dönüverir. kendi başımıza kalır ve son mücadelemizde ayakta kalmaya çabalarız. kimileri gerçekten de ölürken yapayalnızdır, kimilerinin başucunda bekleyen dostları, akrabaları vardır; ama ne olursa olsun, insan yaşamının sonuna geldiğinde o karanlık tünele girerken yanına kimseyi alamaz.

süheyla acar: ara ara dibe vurmak iyidir. vazgeçtiğimiz hayaller, yitirdiğimiz düşler ve aklımıza bile gelmeyen en parlak fikirler, hepsi orada, diptedir. batık kentlerin hazineleri gibi. suyun üstünden bakınca bir şey göremezsin ama hızla dibe doğru inerken, yaklaştıkça pırıl pırıl parlar, gökteki yıldızlar gibi göz kırparlar sana. hiç kimse dibe vurmadan çoktan yitirdiği düşleri su yüzüne çıkaramaz.

alper canıgüz: bazen dünyası yerle bir olur insanın. hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. en akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.

robin sharma: yaşamda hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. olumsuz deneyim diye bir şey de yoktur. yalnızca kendi bilgeliğini kazanma yolunda olgunlaşmak, öğrenmek ve ilerlemek için fırsatlar vardır. güçlükten güç doğar. acı bile mükemmel bir öğretmendir.

mark twain: bırakın acımasız hayat elinden geleni ardına koymasın. tek bildiğim şudur ki, benim için de bir yerlerde bir mezar vardır. bu dünya nasıl dönerse dönsün, isterse her şeyimi alsın elimden -sevdiklerimi, mallarımı, her şeyimi- ama bunu benden alamaz. günün birinde o mezarın içine girecek ve her şeyi unutacağım, işte o vakit kırgın yüreğim huzura erecek.

8.06.2018

din ve kadın

james frazer: erkekler tanrıları yaratır; kadınlar ise onlara tapınırlar.

h.l. mencken: katolik bir kadının matematiğe başvurarak gebe kalmayı önlemesi kurallarla pek bağdaşmasa da, fizik ve kimyaya başvurması yasaklanmıştır.

polly toynbee: kalemler keskinleştiriliyor: islam korkusu! böyle bir şey yok. ilkel orta doğu dinleri -ve diğerlerinin çoğu- birbirleriyle aynı. islam, hristiyanlık ve musevilik, kendilerini kadın bedenine duydukları tiksintiyle ifade ediyorlar.

wendell watters: cinsellik konusunda, kilisenin varlığını sürdürmesini garanti altına alan bir kural icat etmek amacıyla, ilk kurucular, kadın rahmini hristiyan bebekler dünyaya getiren bir fabrikaya dönüştürmek için ellerinden geleni yapmışlardır. bu yüzden mastürbasyona karşı da özel bir kınama geliştirmişlerdir. batı'daki hristiyan toplumu, mastürbasyonun tamamen yasaklandığı tek toplumdur. 

margaret sanger: eğer hristiyanlık genel ilerlemenin saatini bir yıl geriye aldıysa, kadınlar söz konusu olduğunda iki bin yıl geriye almıştır. 

amanda donohoe: çağlar boyunca kadın cinselliğine zulmetmiş bir erkek tanrıyı kucaklayamam. 

mark twain: incil, cadıların yaşamalarına izin verilmemesi gerektiğini emretmiştir. bu yüzden kilise, idam iplerini, işkence aletlerini ve meşalelerini bir araya getirmiş ve kutsal görevini hakkıyla yerine getirmeye koyulmuştur. dokuz yüzyıl boyunca gecesini gündüzünü bu işe harcamış ve cadı ordusundan oluşan kalabalığı hapsetmiş, onlara işkence etmiş, onları asmış ve yakmıştır. sonradan cadı diye bir şeyin var olmadığı ve hiç var olmamış olduğu keşfedilmiştir. insan bu duruma gülse mi ağlasa mı bilemez.

21.11.2017

adem'le havva'nın güncesi

mark twain

alay yoluyla, zavallı bir aptala dönüştürülemeyecek tek bir iyi güzel kişilik bile yoktur.

eğitim her şeydir. şeftali bir zamanlar acı bir çağlaydı. karnabahar kolej öğrenimi görmüş bir lahanadan başka bir şey değildir.

kediyle yalan arasındaki en çarpıcı ayrımlardan biri, kedinin yalnız dokuz canlı oluşudur.

arkadaşlık denen kutsal tutku öyle tatlı, sağlam, candan, dayanıklı bir özellik taşır ki, borç para istenmezse bütün bir yaşam boyu sürer.

her durumu ötekine oranla iyice ölçüp biçmeli insan. yaşlı bir cennet kuşu olmaktansa genç bir mayıs böceği olmak yeğdir.

yiğitlik korkuya direnmek, korkuyu dizginleyebilmektir; korkunun yokluğu değil.

daha iyi bir öteki dünyaya göçmüş sürüyle tatsız kişiyi düşündükçe onlardan ayrı biçimde yaşamaya çalışıyorum.

başka insanların alışkanlıkları kadar düzeltilmeyi gerektiren hiçbir şey yoktur.

açlıktan ölmek üzere bir köpeği alır da bakar diriltirseniz sizi ısırmaz. köpek ile insan arasındaki temel ayrım da budur.

amerika'nın bulunması büyük bir şeydi; ama yitirilmesi daha büyük bir şey olurdu.

bilgi deneyle kazanılıyor. varsayımlar, yakıştırmalar, sanılar hiçbir şey katmıyor kişinin öğrenimine.

hafta denen şeyin neye yaradığını anladım en sonunda: pazar gününün can sıkıntısını insana unutturmaya yarıyor.

zeka dedikleri şey nedir ki! insanın gerçek değeri yüreğinde yatar. sevgi dolu bir yürek en büyük zenginliktir; gönülde zenginlik olmadıkça zeka yoksulluk sayılır.

1.06.2016

din

hegel: tanrı, her zaman, içine tüm çelişkilerin aktığı bir kanalizasyon sistemini andırmıştır.

herakleitos: evren ne tanrılar ne de insanlar tarafından yaratılmıştır; fakat var olmuştur, vardır ve sonsuza dek var olacaktır.

erich fromm: bir öğreti ne kadar mantıksız olursa olsun, toplum tarafından kabul edilerek güç kazandığı zaman, milyonlarca insan kendilerini dışlanmış ve izole edilmiş hissetmektense ona inanmayı tercih edecektir.

mark twain: iman, bildiğiniz şeylerin doğru olmadığına inanmaktır. 

remy de gourmont: dinler çılgınca cinsel sorular üzerinde temellenmişlerdir.

havelock ellis: modern dünyanın dini karmaşasının sebebi, antik kudüs'te bir tımarhanenin olmamasıdır.

ebu'l-ala el-maarri: kabe, sadece putların ve sunak tezgahının kalıntısıdır.

john locke: her mezhebin, mantık onlara yardımcı olduğu sürece, onu memnuniyetle kullandığını görüyorum: ve ne zaman mantık onların karşısında yer alsa, bunun bir inanç meselesi olduğunu ve mantığın üzerinde yer aldığını haykırmaya başlıyorlar.

ruth h. green: isteklerinizi tanrı'nın isteği olarak adlandırıp kendi isteklerinizi herkese empoze etmeniz mümkündür.

5.12.2015

çamların kadim müziği

osho

yapabiliyorsan delir, kalpten delir.

olgunlaşmamış zihin daima nesnelere ilgi duyar: para, ev, araba, güç, saygınlık.. hepsi ıvır zıvır, hepsi saçmalık. olgun zihin yalnızca varoluşa, varlığa, yaşamın kendisine ilgi duyar.

insanlar din değiştirdiklerinde çok hevesli olurlar. dinden, çok fazla dogmacı dinden gelen insanlar dinden çok fazla uzaklaşır. kiliseden ayrıldıklarında, hayat kadınına giderler.

mutlu bir insan, tapınağını gittiği her yere yanında götürür.

umut etmezsen bütün umutsuzluk kaybolur. çok fazla şey beklersen hayal kırıklığı kaçınılmazdır. başarılı olmaya çalışıyorsan başarısız olacaksın. neyi çok fazla yapmak istersen tam tersi gerçekleşecektir. umutla yaşamak gelecekte yaşamaktır, gerçekte hayatı ertelemektir. bu bir yaşam biçimi değil, intihar biçimidir.

mucizeler kendiliğinden gerçekleşir.

ölü insan nehir hakkında yaşayan insanın bilmediği bir sırrı bilir. yaşayan insan mücadele ediyordu. nehir düşmandı. korkuyordu, güvenemiyordu. fakat ölü insan, orada olmadığı için, nasıl mücadele edebilir? ölü insan hiçbir gerilim olmadan tümüyle gevşemiştir: birden beden yüzeye çıkar, nehir gerekeni yapar. ölü bir insanı hiçbir nehir boğamaz.

doğumla birlikte ölüm de kesinlik kazanır. bir kez bu kesinlik anlayışına nüfuz ettiğinde rahatlarsın. bir şey mutlak surette kesin olduğunda endişelenecek bir şey kalmaz. endişe belirsizlikten doğar.

çok fazla konsantre olan insanlar daima dalgın olurlar; çünkü bütün dünyaya nasıl açık kalacaklarını bilmezler.

saygı dolu gözlerle baktığında, her şey ilahi olur.

bertrand russell'ın "hatırlamaya çalıştığımda, yaşamımda gerçekten hayat dolu, tutkulu olduğum birkaç dakikadan fazlasını bulamıyorum." dediği söylenir.

tanrısallık senin en üst seviyede çiçek açman, kusursuz çiçeklenmendir; tanrısallık yazgının gerçekleşmesinden ibarettir.

insanlar neredeyse daima hiç yaşamadan ölürler.

everest'in zirvesine ilk ulaşan insan, edmund hillary, otobiyografisinde, "yaklaştıkça giderek daha çok şeyi arkada bırakmak zorunda kaldım. son anda neredeyse her şeyi bırakmam gerekti; çünkü her şey büyük bir yük oldu." der.

bilinç söz konusu olduğunda, büyük, küçük ve vasat, herkes aynı gemide yolculuk eder.

elbette sınırlı bir zihnin de faydası var: daha keskin olur, sivri bir iğne gibidir, tam doğru noktayı vurur; ama etrafını çevreleyen büyük yaşamı gözden kaçırır.

yaşam muazzam bir sırdır. hayattasın; ama hayatı bildiğini zannetme.

mantıklı zihin insan işi küçük bir bahçe gibidir, hayat ise vahşi ormandır.

er ya da geç yaşama karşı geleceksin ve o zaman zihnin yüzüne gözüne bulaştıracak, başarısız olacak. zihnini mantığın en uç noktasına kadar gerdiğinde delireceksin. gerçekliğin hafif bir rüzgârıyla saray yıkılır. delilik budur.

anlayışlı bir insan asla söz vermez; çünkü çaresizliğini bilir. "seni sonsuza dek sevmek isterim ama kim bilir? yarın aynı olmayabilirim." diyecektir. aciz hissedecektir, kendine güvenmeyecektir. ancak aptallar kendine güvenir. anlayış sahibi insan tereddüt eder; çünkü bir kişi olmadığını, içinde kalabalık olduğunu bilir.

ağaç tohumda var olmayı sürdürür. tohumu anlayabilirsen ağacı da bileceksin. meyvede bütün ağaç vardır.

hayat hayal edebileceğin her maceradan daha serüvenlidir. yaşam gebedir, daima gebedir, bilinmeyene.

yaşam muazzam büyüktür. bütün dogmalar onlarla ilgili belli bir hakikate sahip olabilir; ama hiçbir dogma hakikat değildir - olamaz. yaşam o kadar büyüktür ki hiçbir dogma onu bütün olarak anlayamaz.

mark twain karısıyla birlikte az önce güzel bir konuşma yaptığı konferans salonundan evine dönüyormuş. karısı orada değildi, yalnızca onu almak için oraya gelmişti. yolda, "konuşma nasıldı?" diye sormuş. "hangisi?" demiş mark twain. "hazırladığım mı, orada yaptığım mı, yoksa şimdi keşke yapsaydım diye düşündüğüm konuşma mı? hangisi?"

insanlarda bilinçaltında söylenmemiş bir şeyi duymak gibi bir eğilim var.

evliliğimin meydana geldiği gün, bir felaketti. dışındayken çölde güzel bir vaha gibi görünebilir; ama yaklaştıkça vaha kurumaya ve gözden kaybolmaya başlar. bir kez içine düştüğünde, bir hapishanedir. fakat hatırla: esaret ötekinden gelmez, senin içinden gelir.

bir gün, her insanın yaşamında önemsiz ilkelerin üzerine çıkması gereken bir zamanın geldiğini öğreneceksin.

yaratıcı olamayan insanlar yıkıcı olur; çünkü yıkmak yoluyla dolaylı yoldan güçlü oldukları hissederler.

bilgi yoluyla tepki verdiğin her seferinde ana fikri kaçıracaksın; çünkü tam olarak yapılması gereken doğru şey olmayacak. hayat değişti; ama senin bilgin aynı kalıyor ve sen bu bilgiye dayanarak hareket ediyorsun. bu da bugüne dünkü bilginle bakıyorsun demektir. hiçbir zaman canlı olamayacaksın. ne kadar bilgi yoluyla iş görürsen o kadar olgunlaşmamış olursun.

anlatıldığına göre, adamın biri psikiyatra, "basit, gündelik tabirlerle, o bilimsel jargon olmadan, psikoz hastasıyla nevrozlu insan arasındaki fark nedir?" diye sormuş. "şey" demiş psikiyatr, bir süre düşündükten sonra, "şu şekilde açıklanabilir: psikozlu iki artı ikinin beş ettiğini düşünür. nevrozlu iki artı ikinin dört ettiğini gayet iyi bilir; ama bu onu çok kaygılandırır."

kimse hakikate korku yoluyla yaklaşamaz. kelime ve teoriyle ilgili her şeyi unut. sadece mutluluğunla, huzurunla ilgilen; bir gün tanrısallığın içine girdiğini göreceksin. en üst seviyede mutluluğun başka bir adıdır.

kendini bilmek bütün bilginin kapısı olur, en temeldir. o temel olmadan, bütün bilgi yalnızca görüntüde bilgidir; aslında cehalettir.

kendini bilmediğin için kendi yansıtmalarını dış gerçeklerle karıştırmaya devam ediyorsun. kendini bilmedikçe, gerçek herhangi bir şeyi bilmek imkânsızdır. ve kendini bilmenin tek yolu korunmasız, açık bir yaşam sürmektir. kapalı bir hücrede yaşama. kendini zihninin arkasına saklama. dışarı çık.

zen kendiliğinden olanın, çabasız çabanın, sezginin yoludur. bir zen ustası, büyük bir şair olan ikkyu şöyle demiş: "binlerce kilometre uzaktaki bulutları görebiliyor, çamların kadim müziğini duyabiliyorum."

biri buddha'ya, "en büyük mucize nedir?" diye sormuş. "içe dönmek" demiş buddha. içe döndüğünde, farkına vardığında, binlerce kilometre uzaktaki bulutları görebilecek, çamların kadim müziğini duyabileceksin.

3.12.2015

din

napolyon: din, halkı sakin tutmak için mükemmel bir araçtır.

cicero: ölümsüzlük umudu beslemeyen hiç kimse, ülkesi için ölümü göze alamaz.

iain banks: onların hiçbir zaman dile getirilmeyen sloganı şöyle der: "tanrı'ya güvenin, ipleriniz bizim elimizde." 

mark twain: bir çağın sunak örtüsü, ondan sonra gelenin paspasıdır.

edward o. wilson: biyolojik insan doğasını derinlemesine anlamak, dinin ve kaynağı belirsiz dogmaların ateş bataklığını kurutmaktır.

benjamin disraeli: insan, tapınması ve itaat etmesi için yaratılmıştır. fakat eğer ona emir vermezseniz, ona tapınacak bir şey vermezseniz kendi tanrısallığına bürünecektir.

asia carrera: dünyadaki insanlar oldukça saf. kıçımı kaldırıp kendi dinimi kurmalıyım.

samuel taylor coleridge: bizim antika metafiziksel görüşlerimiz, ıstırap dolu bir saatin ardından, ölümcül bir hastalığa yakalanmış bir çocuğun başucunda duran oyuncaklarına dönüşürler.

8.08.2015

kedi hikayeleri

julia bachstein

lloyd alexander: her kedi kendi içinde bir krallıktır. biz kendimizi bir başkasının bizi yönetebileceğinden daha iyi yönetiriz. ne yazık ki siz insanlar için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

jerome k. jerome: bir kediyi boş laflarla, bir köpeği kandırdığınız gibi kandıramazsınız.

adie suehsdorf: onunla birlikte yaşadıklarımız, onun fikri olmayan her şeye inatçı, mutlak bir direniştir. ara sıra söz dinler görünür ama bu daha ziyade, bizim isteklerimizin onun zaten beslediği niyetlerle şanslı bir kesişmesidir. esasen kedi sadece kendi iradesinin peşinden gider. insanlar için bu, daimi bir meydan okumaya denk, hayranlık uyandırıcı olduğu ölçüde öfkelendirici bir özelliktir. bununla boy ölçüşmek cesaret ve güçlü bir karakter gerektirir. öfken hayranlığından büyükse, evcil hayvan olarak kedi besleyemezsin.

d.l. stewart: kediler vefasız, sinsi ve kibirli olabilirler; ama aptal olmadıkları kesin.

rudolf geck: kedilerin top, fındık ve makarayla oynadıkları tatlı oyunları hiç izlemememiş biri, hiçbir şey yaşamamış demektir. aynı şekilde, bir kedinin oda temizlenirken sağı solu silen paspasın üzerine atlıkarıncaya biner gibi çıkıp dolaşmasını, çiçekleri koklayışını, tül perde iplerini sallamasını, kanepe ve sandalyelerin üzerine çıkıp kudurmasını, tembel bir zarafetle sobanın önüne kurulmasını ya da dikkatli adımlarla çalışma masasının üzerindeki kağıt karmaşasının içinden geçişini keyifle izlememiş biri, kendini seçkin bir zevkten mahrum bırakmış sayılır. insanın kendi sıkıntılı hayatına ara verip dinlenmesi için bu hayvandan alacağı katıksız hazzın üstüne yoktur.

kediniz hep yakınınızdadır
özellikle de siz onu görmediğinizde (werner fuld)

damon runyon: kediler kadınlar gibidir, aşkları uzun sürmez.

jerome k. jerome: kediler ve topluma ayak uyduramayanlar bana bu dünyada vicdan sahibi yegane varlıklarmış gibi geliyor. kötü ve yanlış bir şey yapan bir kediyi izle; eğer ki yakalayabilirsen; onu bir şey yaparken birisi görecek diye çok tedirgin olur ve eğer yakalanırsa, kaşla göz arasında yapmamış havalarına bürünür, yapmayı düşünmemiştir bile. aslında tam başka bir şey, tamamen farklı bir şey yapmak üzeredir. insan neredeyse ruhları olduğuna inanacak.

john coleman adams: öyle hayvanlar vardır ki, insandan daha insandırlar.

mark twain: eşleri ya da çocukları olmayan müşfik yaratılışlı erkekler, bir şeyleri sevmeye mecbur olduklarından evcil hayvanlarla meşgul olurlar.

damon runyon: kediler kadınlar, kadınlar da kediler gibidir. her ikisi de çok nankördür.

14.02.2015

din

stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.

mark twain: din, sıradan insanın inandığını düşündüğü ve emin olmayı dilediği şeylerin bir toplamıdır.

frank zappa: bir kült ve bir din arasındaki tek fark, sahip oldukları gayrimenkullerin sayısıdır.

voltaire: din konusunda, çoğu insan yanlış mantık yürütmeye, diğerleri hiç mantık yürütmemeye, bir kısmı ise mantık yürütenlere zulmetmeye mahkumdur.

l. ron hubbard: bir cent karşılığında bir kelime yazmak mantıksız. eğer bir adam gerçekten milyonlarca dolar kazanmak istiyorsa, bunu yapabilmesi için izleyebileceği en iyi yöntem kendi dinini kurmaktır.

bernard katz: teşkilatlanmış din, dünyanın en büyük saadet zinciridir.

stephen king: din manyaklığının güzelliği, her şeyi açıklama gücüne sahip olmasıdır. hiçbir şey şansa bırakılmamıştır. mantık memnuniyetle camdan dışarıya fırlatılabilir.

john burroughs: inanmak her zaman reddetmekten daha kolaydır. zihinlerimizin yapısı doğrulamaya meyillidir.

albert camus: tarih boyunca var olmuş tek din vardır: sonsuzluğa duyulan inanç. bu inanç, bir yanılsamadır.

10.07.2014

din

seneca: her insan, inanmayı muhakemeye tercih eder.

raymond ian burns: dünyadaki dinler kaç kere herhangi bir keşif yüzünden zarar görmelerine rağmen, sadece kale direklerinin yerini değiştirmiş ve sanki hiçbir şey olmamış gibi yollarına devam etmişlerdir.

max stirner: düşünen bir insanın inançlı bir insandan tek farkı, ondan çok daha inançlı olmasıdır. düşünenin inanabileceği binlerce öğreti varken, inançlı sadece birkaç tanesiyle idare eder.

mark twain: espri anlayışı olan bir insanın nasıl dindar olabileceğini anlayamıyorum.

kurt vonnegut: erdemli davranışların, mümkün olmayan bir ahirette kazanılacak oldukça imkansız ödüller ya da cezalarla, çubuğa bağlanan havuç benzeri dalaverelerle değersizleştirildiğine inanıyorum.

evelyn waugh: her öğretinin, medeni zevklere sahip kişilerin asla yer alamayacağı bir cennet vaadinde bulunması, ilginç bir durumdur.

howard stern: öldüğünüz zaman gerçekleşecek olan şudur: bir kutuya konulmak ve solucanlar tarafından yenmek.

douglas adams: bir köşesinde meleklerin olduğuna inanmadan da, bir bahçenin güzel olduğunu görmek yeterli değil midir?

7.05.2013

yazarın yaşam felsefesi #2

jack london

"on yıl boyunca ekmek param için, ayrıntılarına girmek istemediğim bir mücadele verdim. bu mücadele sağlığıma ve ruhuma zarar verip bütün direnç ve neşeyi içimden söküp attı. bu yazının amacı, hünerli ve tutkulu gençleri tüm mesleklerin en yorucu ve en kazançsız olanına karşı uyarmaksa, dürüstçe şunu söylerim: aklınızı kullanın; hiçbir pazarda yeteneklerinizi bu kadar düşük bir bedelle satamazsınız. bir süpürge alacak kadar sermayeniz ve yolun karşısına geçecek kadar enerjiniz varsa, edebiyata yönelmeyin." (grant allen)

tanınmamış yazarın imkansızı gerçekleştirmesi lazımdır; ancak öyle tanınmış yazar haline gelir. hiç kimse imkansıza ulaşmadan büyük olmamıştır. büyüklüğün sırrı budur. budur tanınmamış kişinin yapması gereken ve yapacağı şey.

başarıya giden iki yol var: başarılı ya da sevilen bir kitap yazmak ya da güzel dergi işleri üretmek. bunların biri daha göz alıcı, diğeri daha sağlamdır. kimi insana biri, kimine diğeri uygun düşer. bazı ayrıcalıklı insanlar ikisini de başarabilir. ama denemeden, kimse şu ya da bu sınıfa sokulamaz. evet, yazar denemeli, denemeli, hep denemelidir. şöhret, istemekle gelmez; dünya mirası ancak çaba gösterenlere kalır.

bakmakla yükümlü olduğunuz kimseler varsa, yazmak için işinizden ayrılmayın.

kurgusal yazılar diğerlerinden daha çok kazandırır ve iyi nitelikte olduğu zaman daha kolay satılır. iyi bir fıkra, iyi bir şiirden daha çabuk satılır ve daha az ter ve kana mal olur. yazdıklarınızın basıldığını görmek istiyorsanız, mutsuz sonlardan, sert, gaddar, trajik, dehşet verici unsurlardan kaçının.

mizah; yazması en zor, satması en kolay ve en iyi kazandırandır. bunu az sayıda insan başarabilir. başarabilecekseniz, mutlaka deneyin. bu hem klondike'in (alaska'daki meşhur "altına hücum" bölgesi) hem rand'in (güney afrika'daki zengin altın madenlerine sahip bölge) özelliklerini bir araya getirmek demektir. mark twain gibi olun.

altı bin kelimelik bir öyküyü kahvaltıdan önce çiziktirmeyin. çok fazla yazmayın. terinizi bir düzine öyküye dağıtmak yerine, bir tek öykü üzerinde yoğunlaşın. aylaklık edip ilham beklemeyin, ilhamın ardından sopayla koşun; yakalayamasanız bile, mutlaka ona son derece benzeyen bir şey yakalarsınız. kendinize bir "çalışma süresi" belirleyin ve her gün o çalışma süresine uyun; yıl sonunda kazancınız artmış olacaktır.

tecrübeli yazarların inceliklerini tetkik edin. sizin parmaklarınızı doğradığınız aletlerde onlar maharet kazanmıştır. yaptıkları işler, bu işlerin nasıl yapıldığını ortaya koyar. bir hayır sahibinin size yardım etmesini beklemeyin; yolunuzu kendiniz bulun.

gözenekleriniz açık ve hazmınız iyi olsun. inanıyorum ki en önemli kural budur.

bir not defteriniz olsun. onunla gezin, onunla yemek yiyin, onunla uyuyun. beyninizde uçuşan her düşünceyi ona yazın. ucuz kağıt, gri hücrelerden daha zor bozulur ve kurşunkalem izleri, hafızadan daha kalıcıdır.

ve çalışın. büyük harflerle yazalım: çalışın. sürekli çalışın. bu dünyayı, evreni, güç ve maddeyi, kurtçuklardan ilahi varlıklara kadar tüm güç ve maddenin içinde ışıldayan ruhu keşfedin. bütün bunlarla demek istiyorum ki, bir yaşam felsefesi için çalışın. bir yaşam felsefeniz bulunduğu ve ona sahip çıktığınız sürece, bu felsefe yanlış da olsa zararı yoktur.

üç önemli şey şunlardır: sağlık, çalışma ve bir yaşam felsefesi. buna bir şey daha ekleyebilirim -hayır, eklemek zorundayım-: samimiyet. bu olmadan, diğer üçü faydasızdır; bu olursa, büyüklüğe ulaşıp devler arasında yerinizi alabilirsiniz.

18.09.2009

huckleberry finn

mark twain

bir salın üstünde küskünlük kadar feci bir şey yoktur.

kadınları öldürmek ha? hayır, onları alıp mağaraya getirirsin, daima acayip kibar davranırsın, zamanla sana aşık olurlar ve bir daha evlerine dönmek istemezler.

hep böyle değil midir; sizin doğru mu yanlış mı yaptığınız hiçbir şeyi değiştirmez, vicdanın hiç mantığı yoktur, her halükarda sızlar durur. vicdanım kadar akılsız bir köpeğim olsa hemen zehirlerdim. bu meret insanın içindeki geri kalan her şeyden daha fazla yer kaplıyor ve hiçbir işe de yaramıyor.

ortalama adam korkağın tekidir. ortalama adam belayı ve tehlikeyi sevmez.

bırakın acımasız hayat elinden geleni ardına koymasın. tek bildiğim şudur ki, benim için de bir yerlerde bir mezar vardır. bu dünya nasıl dönerse dönsün, isterse her şeyimi alsın elimden -sevdiklerimi, mallarımı, her şeyimi- ama bunu benden alamaz. günün birinde o mezarın içine girecek ve her şeyi unutacağım; işte o vakit kırgın yüreğim huzura erecek.

4.01.2009

koku

john kennedy toole

john milton: iyi bir kitap, daha sonraki bir yaşam için bilerek mumyalanıp saklanan ruhu besleyen can damarıdır.

schiller, yazabilmek için, masanın üzerinde çürümeye terk ettiği elmaların kokusuna ihtiyaç duyardı.

jonathan swift: dünyada gerçek bir dâhi varsa bunu anlamak kolaydır; çünkü bütün alıklar ona karşı birlik oluştururlar.

t.b. macaulay: büyük bir yazar okurunun dostu ve velinimetidir.

mark twain, çağdaş bilim adamlarımızın anlamlı olduklarını kanıtlamaya çalıştıkları o köhne ve sıkıcı yazıları ancak sırt üstü yatarak kotarabiliyordu. mark twain'i yüceltmek, şu anda yaşadığımız kültürel durgunluğun nedenlerinden biridir.

platon: kitaplar babalarına karşı gelen ölümsüz oğullardır.

boethius da roma'nın çöküşünde az çok benzer bir rol oynamıştı. tıpkı chesterton'ın dediği gibi, "boethius bir rehber, bir düşünür ve pek çok hristiyan için bir dost olarak içtenlikle hizmet etti; buna zorunluydu, çünkü yaşadığı devir yoz, kendi kültürüyse tamdı."

joseph addison: doğa bazen bir aptal yaratır; ama bir züppe her zaman insanın kendi eseridir.

31.12.2008

uzun lafın kısası

spinoza:
 üzülme, öfkelenme; sadece anla!

alain de botton: gerçek saygınlık çoğunluğun iradesinden değil, sağlam bir akılyürütmeden kaynaklanır.

johannes mario simmel: sefalet, umutsuzları eninde sonunda müthiş kötülüklere iten bir şeydir. sefalet, bütün kötülüklerin kaynağıdır.

chamfort: kolay şey değildir mutluluk; kendimizde bulmak zor, başka yerde bulmak imkansızdır.

georges bataille: özgürlük, her kavrayışın parçalandığı sınırların ucunda yaşama özgürlüğü değilse hiçbir şeydir.

mark twain: açlıktan ölmek üzere bir köpeği alır da bakar diriltirseniz sizi ısırmaz. köpek ile insan arasındaki temel ayrım da budur.

noam chomsky: birileri azıcık sistemin dışına çıktığında hemen kutularına geri konulur; çünkü birer hizmetçidirler. gerçek iktidar başka bir yerdedir.

juvenalis: insanların kasasında ne kadar para varsa, uyandırdıkları güven de o kadardır.

ray bradbury: iyi yazarlar yaşama sık sık dokunurlar. ortalama yazarlar üstüne hafifçe dokunup geçerler. kötü olanlar ona tecavüz edip leşini sineklere bırakır.

leyla erbil: yaralı doğar bütün insanlar; anlaşılmak, sevilmek, sevecenlik dilenir ömrünce.

victor hugo: bir çocuğun hakkı, insan olmaktır. insanı insan yapan ışıktır, aydınlanmayı sağlayan eğitimdir.

j.d. salinger: bir zen budizm ustasına sormuşlar vaktiyle, bu dünyada en değerli şey nedir diye. usta, ölmüş bir kedidir demiş; çünkü kimse ona bir fiyat biçemezmiş.

23.07.2008

tom sawyer

mark twain

bilgi her şeyden değerlidir.

insan bir şeyi elde edemezse onu ister. eğer bir kişinin bir şeyi yapması gerekiyorsa bu iştir. eğer yapmaya gerek duymuyorsa bu iş değildir. bir arabayı sırf kendiniz için sürmek zevk, başkası için sürmekse iştir.

kimi insanlar aptal olduklarını hem bilmez hem de kendilerini akıllı sanırlar.

şehrin örnek bir çocuğu sayılmazdı, böyle olmaya da pek istekli değildi. yeni bir ıslık biçimi öğrenmişti. kuş gibi ses çıkaran özel bir yöntemdi bu. dille damak arasında cıvıl cıvıl bir ses çıkıyor ve özel yeteneği tom'a mutluluk ve gurur veriyordu. çocukluğunda bunları yapan herkes bu emsalsiz keyfi yaşamıştır. tom tekrar şakrarken iyi giyimli, kendi yaşında bir çocukla karşılaştı. son moda bir şapkası, iyi bir terzi elinden çıktığı belli olan mavi elbisesi, bol renkli bir kravatı ve pırıl pırıl cilalı ayakkabıları vardı. bu içinde bulundukları saint petersburg'a göre ancak özel bir günün giysileriydi ve tom kendi pasaklı üstü başıyla çok farklı bu durum için bayağı bozulmuştu.