melih cevdet anday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
melih cevdet anday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6.08.2021

şiir

ahmet ada: ben şiirden; dili, dini, ırkı, ulusu, rengi ne olursa olsun insanı, insanın varoluş bilgisini, hayatın kaynağını, hayatın anlamını araştırmasını beklerim. şiir çünkü, imgenin olanaklarıyla insanı araştırmaya, anlamlandırmaya yatkındır. şiir çünkü kendine ait bir dizgedir. şiir çünkü umar, umutsuz kalmışa umut olabilir. hayatın derin anlamını şiir yoluyla keşfetmek, insanlık değerlerine şiirin kanalıyla ulaşmak var olduğumuzu hissetmek demektir.

roman jakobson: bir sözcük, adlandırılan nesnenin salt bir temsili ya da bir coşku patlaması olarak değil de, bir sözcük olarak duyulduğu, sözcüklerle bunların düzenleyimlerinin, anlamlarının, dış ve iç yapılarının, dışarıdan gerçeği göstermek yerine kendi başlarına birer ağırlık ve değer kazandıkları durumlarda vardır şiirsellik.

melih cevdet anday: şiir, bilinmeyen bir dünyanın söylemidir; ozan bu bilinmeyen dünyayı yaratırken sözcüklerin arasında yeni bağıntılar kurar, başka bir deyişle imgeler yaratır; bu imgelerin karşılıkları yoktur. şiirin bir nesnesi yoktur; ama içeriği vardır; bu içerik, şiir yazıldıktan sonra ortaya çıkar, o da belki ve onu çoğun, okur yakıştırır, bulur.

hasan bülent kahraman: şiir, doğanın ya da bir başka nesnel gerçekliğin temsili değildir. şiir kendi içinde bir gerçekliktir. şiir bir öykü anlatabilir. şiir bir imlemede bulunabilir. bir düşüncenin uzantısı olabilir. fakat bunların hiçbirisi şiirin bir bağımlılık ya da karşılıklılık kısıtlaması içinde bulunduğunu göstermez. şiir bir kurguya dönüştürülerek, bir dil sorunsalı diye görülerek yepyeni bir aşamaya taşınmıştır.

28.06.2021

düş

melih cevdet anday


düş müydü gün doğmalarımız göze görünmeden
yüreğimiz bomboş göğü zaman mezarlığımızın
iki mızrak saplanmış şarap tulumlarımızdan
kadına yakılar hazırlatan horlanmış kuşku
çiğ etleri gibi kervan sofralarının gizli
üzüntü kokar bekleyiş kumulunda yağmurlar
çorak gecenin damında korku yıldönümleri

24.06.2021

mezarlık

melih cevdet anday


bir gün biz de bu parka geleceğiz
ahbap arkadaş omuzunda
ve dağlara, taşlara benzeyeceğiz
öyle sessiz, öyle manidar

konuşmak yok artık bu yerde
yolculuk hevesi, avarelik yok
evine, toprağına bağlı herkes
muharebe derdi, para derdi yok

yalnız, yaşayanlar için midir, diyor mezarlık
toprak üstündeki her bitki
yerin dibine doğru büyüyenler de var
hep yaşayanlar için mi

belki de ağaçlardan yukarıya doğru
uzayan bir şey vardır mezarlardan
sonsuz özgürlüğe benzer bir şey
öyle sessiz, öyle kocaman

bir bu tesellisi kaldı mezarlığın
yoksa ölünün hali yaman

22.10.2020

ara renk

melih cevdet anday


ben bu ellerimi hiç görmemiştim
çünkü onlar benim ağaçlarımdı
şimdi ışığı söndürsem ve
kalkıp tutsam ağaçlarımı
ellerim midir, yoksa ellerimin
adları mı? çünkü şimdi ben de
bir ara renk, bir bildiriyim
ilkyaz, ilkyazın gerçeğinden
başka nedir? olağan biçimlerin
yerce yenilenmelerinden
olağanüstü yabancılıkları

23.01.2020

dilimiz üstüne konuşmalar

melih cevdet anday

"telegraf" teriminin başındaki "tele"yi dilimizdeki "tel" ile karıştıranımız çoktur. oysa bu sözcük, "uzak" demektir. batılılar bu sözcüğü bir tek örnek gibi kullanarak bir sıra terim uydurmuşlardır: telegraf, telefon, teleskop, televizyon gibi.

"millet" ile "vatan"ı namık kemal arapçadan uydurmuştu. "ideal" karşılığı olarak "mefkûre"yi ziya gökalp uydurmuştu. bugün biz "mefkûre" karşılığı olarak "ülkü" diyoruz. "dikkat" sözcüğünü "attention" karşılığı olarak bilim terimi yapan da ziya gökalp'tir. ziya gökalp, "meselâ siyah yüzlü bir adamın alnı ak olabilir, beyaz çehreli bir adamın yüzü kara çıkabilir." diyor.

"orhon ve yenisey anıtlarından önceki dönemleri bilmiyoruz. bu anıtlardan türk dilinin o çağlarda oldukça gelişmiş, olgun bir durum almış bulunduğunu öğreniyoruz. türk dili kendi yapısı içerisinde kendi kökünden aldığı hızla yürümekte iken, hint'ten gelen uysal ve uslu buddha dini, türk kültürü ve türk dili için bir korku doğurmaya başlamıştı. bu dine karşı, 'buddha dini bize yaramaz, bizim göreneklerimize uygun değildir, bu din bizi uyuşturur.' diye buddha tapınaklarını yıktıran türk büyükleri çıkmış. savuşturulmuş gibi görünen bu fırtınadan sonra, batıdan, daha sert ve daha yıkıcı yeni bir fırtına gelmiştir. arap fırtınası. bu kasırga pek yıkıcı ve öldürücü oldu. islâm tarihçilerinin de anlattıklarına göre, türk tapınakları yıkıldı, bilginleri öldürüldü, kitapları yıkıldı. herkes arap gibi konuşmaya, arap gibi düşünmeye zorlanıyordu. artık türk dili karışıyordu, bozuluyordu. birçok türk hükümetlerinde bilim dili arapça, yönetim dili farsça idi. karamanoğlu mehmet bey, türk dili ölüyor diye bağırdı. yönetimden farsçayı kaldırdı, yerine türkçeyi koydu. ama bundan sonra uzun zaman türkçe işi unutuldu. her okuyan arap gibi okumaya, fars gibi söylemeye başladı. osmanoğulları bu işe hiç el atmadılar, türkçeyi unuttular. yalnız osmanlı yönetiminin son yıllarında dil hareketi türkçülükle başladı."

dilimizde bir "al-el" eki var ki, ad köklerine, kimi zaman da eylem kök ve gövdelerine geniş ünlüyle bağlanarak ad soylu sözcükler üretir. çatal: birbirine çatılmış kolları, dalları olan. çökel: sıvının dibine çöken, tortu. güzel: aslı "gözel". görüşünü uygun, göze hoş görünen. sakal: çenede ve yanaklarda çıkan kıllar. topal: aksayarak yürüyen. şimdi biz bu eki işleterek şu yeni sözcükleri kuruyoruz. doğal: doğadan gelen, doğaya ait. ilkel: ilk yapıda, ilk durumda kalmış olan, iptidaî. özel: öze ait olan, varlığı tek olan, hususî. öncel: önce olan, evvelki. dilimizde bir "elek" eki var ki, genellikle ad köküne geliyor ve ad soylu sözcük kuruyor. söz gelişi: civelek: canlı, neşeli, sokulgan. kabalak: başa giyilen şey, başlık. yatalak: kötürüm, yatağından kalkamayan.

12.09.2019

defne ormanı

melih cevdet anday


köle sahipleri ekmek kaygusu çekmedikleri
için felsefe yapıyorlardı; çünkü
ekmeklerini köleler veriyordu onlara

köleler ekmek kaygusu çekmedikleri için
felsefe yapmıyorlardı; çünkü ekmeklerini
köle sahipleri veriyordu onlara

ve yıkıldı gitti likya

köleler felsefe kaygusu çekmedikleri
için ekmek yapıyorlardı; çünkü
felsefelerini köle sahipleri veriyordu onlara

felsefe sahipleri köle kaygusu çekmedikleri
için ekmek yapmıyorlardı; çünkü kölelerini
felsefe veriyordu onlara

ve yıkıldı gitti likya

felsefenin ekmeği yoktu, ekmeğin
felsefesi. ve sahipsiz felsefenin
ekmeğini, sahipsiz ekmeğin felsefesi yedi
ekmeğin sahipsiz felsefesini
felsefenin sahipsiz ekmeği

ve yıkıldı gitti likya
hala yeşil bir defne ormanı altında

18.03.2019

yağmurun altında

melih cevdet anday


yirminci yüzyılı yaşadım
ertelenmiş bir yüzyıldı bu
yıkık bir sur yazgımızın uydusu
bekletir ömrü yürüyen ayla birlikte
bırakmaz günün adını koyalım

yanıtsız bir yaşamdı erdemimiz
herkes içindi ve kimse içindi
okunmamış bir yazı, umudu doyuran
duaları düşünmek neye yarar
kurgular tutuşturdu bacalardan

yirminci yüzyılı taşıdım
tedirginliğimizin zorbalığıdır sanrılar
ve tohumun beklenmedik gürültüsüyle
çıplak su gibi yinelenir zaman
gökyüzünde usumuzun dirliği

aklın başarısızlığa uğradığı içtenlik
bir şive gibidir insan, ey öldürülmüş insan
bilinmeyen bir hayvana özgü bir ses gibi

sabırsız testi, hep dolar gibisin
her şeyin sese dönüşeceği bilinemez ki

bilip de diyenimiz yok

yirminci yüzyılı yaşadım
parlak suyunda boğulmuş sahipsiz
insan yeryüzünde durur, bulutlar
bulutlar düşümüzde doludizgin
soylu bir çılgınlıktı gündemimiz

ellerinde oyuk gözlü idoller
yüreğimin yalanını besler üç güzel
bir dağın tepesinde buldum üç güzeli
ama ses yok, sessizlik yok, önce erte yok
bir mezar gördüm içinde kimse yok

yirminci yüzyılı taşıdım
golgota'ya, dirilemem ki
taşlar arasında yabanıl erinç
ölümü diriltiyorduk hep
yaşam tabular arasında bir esinti

mevsimler kurgularla oyaladı bizi
tarlaya bırakılmış bir at gibi
bağlı, yalnız ve özgür
umudumuz sabrın tutamadığı ırmak
umutsuzluğumuz insan kalmak içindi

yirminci yüzyılı yaşadım
dingin karşıtlıkların adını bulmalı
sel gibi kuruyor yaşlılık, gençlik
sanki melekleri gördük uzun saçları
tanrının unutkan kuzgunu idik

nasıl unuturum ey doğa
bana bir diyeceğin vardı, kalakaldım
vaktim yetmedi, ölüm kalım
bütün yüzyılları yaşadım
vaktim yetmedi anlamaya

yirminci yüzyılı taşıdım
atalardan kalma huysuzluk
kuşku, yeryüzü deliliği
kralımız doğuştan yarım
ama tanrımız ara ara idi

yaşayamadım yirminci yüzyılı
kim yaşadı ki kendi yüzyılını
akarsuyun dilinden sezenimiz yok
orpheus'tan sonra ben geldim
giz dönüp baktığımız yerde kaldı

görüp de bilenimiz yok

ah acımasızdır uykusuz soru
delice zeytin yerdi atamız homeros
biz yemezdik, aşılı zeytindi bizimki
suskun arpa, uyur uyanık harlı toprak
ama yüzyılımız hamdı, delice idi

yirminci yüzyılı yaşadık
o çağa bu çağa gömüldük
bir şey var, susar, bakar durur
ölümün soluduğu denizle varolan
gökyüzünden başka çağ yoktur

oysa ne çok geçmiş var ne de çok zaman
ne çok gelecek ne az zaman
benzerlikle karşılaştık, susalım
kapalı bir avuçtur sözcük
neden açıp da sormak ister insan

sorup da dönenimiz yok

hiçbir yüzyılı yaşamadım
tüy kuşun ruhudur, ses teni
hep anlar gibi oldum duvara vuran güneşi
nesne ve bilinç birdir, çağ atlattı beni
bir hoş bilmece içinde yaşadım

dingin ol ruhum, belki uzaklarda
bir yerde nicedir ilk dizeleri
yaratılıyor acıklı destanımızın
çağlar sonra hayranlıkla okunmak için
belki benzer umarsızlığımız kahramanlığa

kalk dostum ormana gidelim
geyik sesleri içine çökelim
yeniden doğuş, kıvanç, uyum
kurgular bir yana, biz bir yana
ilk kez düşünmeden görelim

martılar gibi yağmurun altında

2.05.2017

darı

melih cevdet anday


biber çiçeği kokusundaydı gün
değirmi gün, ebemkuşağı saçlarında
göğsünün tacında ses veren

bense darı gibi darmadağındım
saçılmış eteklerinin ayına
korkusuna kelebek ellerinin

dudağının ışığına karışmış
gözlerinin ipeğine ya da
kendi başına, garip, gezgin

zamanı ölçtüm de yitirdim
ve rüzgar bir o yana bir bu yana
koparır durur boşluğunu

yoncalarla, köpüklerle, kuşlarla.

4.10.2016

aylaklar

melih cevdet anday

kadınla erkek arasındaki o sahte nezaket kırılsa, her şey konuşulur artık.

siyaset yararlanmak için değildir. siyaset halkın da çıkarına değildir. ondan ne tek tek insanlar, ne de topluluklar yararlanabilir. siyaset insan topluluklarının kaderidir. bu kader birtakım dahilerin elinde arada bir yeniden yazılır ve birtakım bıkkınlıklar giderilerek insanlara yeni bir yaşama ümidi aşılanır. siyaset bir şey için değil, siyaset için yapılırsa güzel olur. siyasetin yararlısı, yararsızı olmaz, dahicesi olur, o kadar.

evrenin, insan için hiçbir özel amacı yoktur. insan türünün çoğalıp gelişmesi, sonsuz zaman içinde, üzerinde durulmaya değmez bir oyundur.

savaş demek politika demek değildir. savaş insanların bir deliliğidir.

büyük işler için de, küçük işler için de serçe parmağımı bile kıpırdatmam. çünkü olayların gidişini değiştirecek bir güç verilmemiştir bize, her şey olacağına varır.

gül mevsiminde tövbe-i meyden benim gibi
zannım budur ki sen de pişmansın ey gönül (nedim)

kan dökücü insanlar, enteresan olmak için güzel sanatlara meraklı görünürler. öyle ince bir ruhta, bu ne şiddet diye şaşılsın isterler. ama ben şaşmam; çünkü kanmam bu yavelere.

annem sağ olsaydı, "bırak da babamla biraz da ben yatayım." derdim. ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

zenci ile yatmamış bir kadın, eksik bir kadındır.

aşkı küçük görür, aşka bir küçük burjuva tutkusu diye bakar. küçük burjuvanın zavallılığını gösteren bir acayipliktir aşk, der.

dünya onun için bir tuzaktı, babamın bütün çabası da bu tuzağa düşmemek için çalışmak, uyanık bulunmak olmuştur. paçayı kurtarmak kaygısı, bencillik, başka bir şey değil.

platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.

petrol kuyularından da, önce birtakım pislikler çıkarmış, petrol arkadan gelirmiş. benim günlüğüm de öyle olacak. asıl önemli olan düşünceleri yakalamak için, onları örten süprüntüyü çıkarıp atmalı.

irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmaya alıştırıyordu kendini. hayat gümbür gümbür dönüyor; ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. gerçekten büyük bir başarı.

yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.

rahattır insanın ilkelerinin olması; her gün, her saat yeni baştan düşünmek zorunda kalmaz çünkü. ama bunun için gerçekten doğru olmalı, içten olmalı; gösteriş diye gütmemeli bu davranışı.

doğanın, insan için -bütün canlılar için olduğu gibi- hiçbir ereği yoktur. etimde, kanımda bir enerji var; bunun işletilmesi gerekiyor, işlemezse bizi bekleyen sadece deliliktir. onun için koşuşuyorum, yorgun düşünceye kadar didiniyorum. enerjimle deliliğim arasında korkunç bir yarışma başladı. bir an dursam, sanki dağılacağım, zerrelerime ayrılacağım, beni bilincimle yaşatan denge altüst oluverecek. bilincimi korumak değil ereğim, onun üstünlüğünü ezmek, egemenliğini ortadan kaldırmak. bilinç, onu baskı altında tutmak için, tutacak kadar gerekli bana. iş arkadaşlarımın, parti arkadaşlarımın davranışlarındaki içtenlik payını, doğruluk payını öyle ince eleyip sık dokumayacağım. görünüşlerin altındakini anlamaya hiçbirimizin gücü yetmez. yeteneğim ne kadar elverirse, o kadarcık bir iş göreceğim ve üst yanına karışmayacağım.

benim içimde hiçbir inanç yok. hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptımsa hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

17.04.2016

eski tiranlar

melih cevdet anday


gecenin elleri küçük
tutar tutmaz yağmurumuzu
göz gibi kabukludur yeryüzü
kurur ıslanıp ıslanıp

gece bir kuşun gagasıdır
yaşamın eski hisarında
koca yaprağı altında sabırsızlığın
geyiklerle kurtlarla uyunur

ve yağmur yalnızlığa ekili düş
yitirmelerin gönülsüz kadını
gider insanı yüzüstü bırakıp
rüzgarını doldurmuş geceye

eski tiranlar yağmur ve gece
deli yasaları yazgımızın
ölmezliğimizin masalı belki
belki merakımızın yankısı

4.04.2016

rahatı kaçan ağaç

melih cevdet anday


tanıdığım bir ağaç var
etlik bağlarına yakın
saadetin adını bile duymamış
tanrının işine bakın

geceyi gündüzü biliyor
dört mevsimi, rüzgarı, karı
ay ışığına bayılıyor
ama kötülemiyor karanlığı

ona bir kitap vereceğim
rahatını kaçırmak için
bir öğrenegörsün aşkı
ağacı o vakit seyredin

11.03.2016

şiir ve bilim

melih cevdet anday

nobel ödülü sahibi fransız ozanı saint-john perse, washington'da bulunduğu sırada, bir gün einstein, princeton'dan telefon etmiş ona, görüşmek istediğini söylemiş ve karşılaştıklarında şunu sormuş:

"bir ozan nasıl çalışır? bir şiirin düşüncesi nasıl gelir ona? bu tasarı nasıl dönüşür şiire?"

saint-john perse "büyük ölçüde sezgi ve bilinç dışı ile" yanıtını verince de çok sevinmiş. "bilim adamı için de tıpkı öyle" demiş, "bir buluşun, bulgunun oluşumu mantıksal da değildir, anlıksal da. bir anlık bir aydınlanma, bir esinlenme, nerdeyse bir esrimedir bu. elbet bunun arkasından us çözümler sezgiyi, deneyleme ise doğrular. başlangıçta imgelem vardır."

11.02.2016

dizeler


gece, yalnızlığımıza çekilen gökperdeyse
şiir, içindeki aydınlığımızdır
(şükrü erbaş)

ben hep sözcüklerle baktım dünyaya
yaralandım sözcüklerle
alıştım sözcüklerin devriyesi olmaya
(metin altıok)

uyuyamayacaksın
memleketin hali
seni seslerle uyandıracak
oturup yazacaksın
çünkü sen artık o sen değilsin
uyuyamayacaksın
düzelmeden memleketin hali
düzelmeden dünyanın hali
(melih cevdet anday)

gezgin büyülüdür fethedilmemişin gizemiyle
savaşçının kargısı sonunda uzlaşır ölümle
sense bedenin ve ruhun acısına adandın ey sürgün
anıtın yok ama ülken her yer
(ahmet oktay)

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
(gülten akın)

hayatın bekleme odasında bir kadın
birbirine benzeyen ölümler biriktirir
çan susar, bir kuş uçar sesinden
camlara kendini yazar bir şair
(ayten mutlu)

bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz
biçim veremediğimiz şeylerin
biçimini alıyoruz
(şükrü erbaş)

ayrılık bilmem ne zaman gelir
sen bir okul defteri getir bana
çünkü sadece yazmak tesellidir
çektiğiniz acıya bu dünyada
(ahmet oktay)

denizin uzaklardan getirdiği
yabancı, anlamsız bir şeyim
(melih cevdet anday)

aşkın kuramı olmaz
yalnız eylemi vardır
(ferit edgü)

sağ olasın amerikan sigarası
sağ olasın ara kültür
ezik heves, görgüsüz para, özenti ve şımarıklık
kimliksiz, adressiz, mihrapsız halk
(şükrü erbaş)

dolaşıyorum ne zamandır
kalbimde bir gül kesiği
(ahmet oktay)

bulutlardan başka bir şeyin hareket etmediği
bu esmer, bu yılgın, bu sağır düzlükte
silinir her gün biraz daha yaşamla ölüm arasındaki çizgi
(şükrü erbaş)

aşkın kışlası yataktır
aşk her zaman çırılçıplaktır
(ferit edgü)

31.12.2015

uzun lafın kısası

andre luguet: hayatta en karanlık saat bile altmış dakikadan fazla sürmez.

boccaccio: en süslü, en cicili, en alacalı giysiyi sırtına geçiren, herkesten daha çok saygınlık kazandığını sanıyor. bilmiyor ki, bu giysiler pekala bir eşeğe yaraşır; ama saygınlık kazandırmaz eşeğe.

halil cibran: aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

ernesto sabato: dünyayı asla sevemedim ve insanlardan hep tiksindim; özellikle de insan kalabalıklarından. yazları plajlar en katlanamadığım yerlerdir.

jean baudrillard: her hayvanda sizi küçümseyen bir insan saklıdır; her bilgisayarda canı sıkılan bir insan saklı olduğu gibi.

konstantin fedin: şaka ve gülme asla boşa gitmez; bunlar dünyanın en iyi eğitimcileridir.

algernon sydney: hiçbir yasa, ortaya çıkabilecek her duruma tam uyacak kadar mükemmel değildir.

melih cevdet anday: yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.

pascal: hayatımızı seve seve feda ederiz; yeter ki başkaları bundan bahsetsinler.

choderlos de laclos: para insanı mutlu etmez; ama kabul etmeli ki mutlu olmasını çok kolaylaştırır.

salman rushdie: insanlarda zevk diye bir şey yoksa, her şeyin en iyisi bile boşuna.

şevket rado: soğuğa dayanmanın en emin çaresi soğuğu sevmektir, derler. hayatın güçlüklerine katlanmanın en sağlam yolu da hayatı sevmektir.

31.03.2015

uzun lafın kısası

konfüçyüs: iyilikseverlik, bütün insanları sevmektir. bilgi, insanları tanımaktır.

tagore: bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli.

andre maurois: bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.

cicero: adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olamaz.

bilge karasu: siz kadınlar bir şeye bağlanınca kusurları mil olup gözünüze çekilse gene de görmezsiniz.

oscar wilde: hiçbir şey yapılmaya değmez, dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.

ernest hemingway: başkasından üstün olmanın onurlu bir yanı yoktur; asıl onur, kişinin eski halinden üstün olmasından gelir.

salah birsel: insanları en iyi nişanlar uyutur.

henry david thoreau: insan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir. lüks ürünlerin ve sözümona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur.

jeannette walls: eğer emin değilseniz, muhtemelen kötü bir fikirdir.

alfred north whitehead: bir toplumun gerçeği, sözü edilemeyen şeylerde yatar.

melih cevdet anday: benim içimde hiçbir inanç yok, hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptıysam hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

6.03.2015

türk şiiri, modernizm, şiir

hasan bülent kahraman

her klasik evrenseldir; ama her evrensel klasik değildir.

kitaplar bir tür tanıklıktır. hayatı kitaplar aracılığıyla ve daima eksilerek yaşıyoruz. bu, okuma için de böyledir. hiçbir okuma katmaz ve artırmaz. mutlaka ayıklar, dışlar ve eksiltir.

maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.

herbert s. gershman: gerçeküstücüler arayanlar olmaktan çok bulanlardır.

preston davie: gerçeküstücülerin tapındıkları tek tanrı kendi yarattıkları "anlaşılmazlık" imgesidir. insanlık, yeryüzünde bir arada bulunan tüm olguları, "düzen" ölçütlerine göre değerlendirmekte ve "gizemli olan"ı da bu çerçevede tanımlamaktadır. bu "gizemlilik" tanımı doğal bir basitleştirmeyi ve sadeleştirmeyi içerir. bu nedenle, gerçeküstücülere göre, anlaşılmazlık, "düzendışı olmak"tır.

hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.

melih cevdet anday: özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bunu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor.

melih cevdet anday: gelecek beklenen değil, yapılan, yaratılan bir şeydir. bizi mistik'ten ayıracak olan bilinçtir. yarın, bugünün içindedir, dünyamızın bir parçasıdır. tıpkı dün gibi.

martin heidegger: insan varoluşu kökten ozancadır.

manfred halpern, özellikle islam toplumlarında önce tanrı, sultan, daha sonra aile, yerel önderler gibi kimliklerin kişilikleri aştığını, kişilerin kendilerini bu kimliklerle ortadan kaldırdıklarını söylüyor. halpern'in daha da ilginç bir gözlemi şudur: "bu tür toplumlarda, kişilerin değişmesine karşılık dizge sürmekte, kimliklerin değişmesine karşılık tavırlar aynı kalmaktadır." "bu nedenle" diyor halpern, "bu tür toplumlarda en sürekli olan kesim 'köleler'dir."

ece ayhan'ın şiiri adeta içine sokulan çubuğun eğri göründüğü su kütlesi gibidir. su, aynı sudur; çubuk, aynı çubuk; fakat her şeye karşın suyun içindeki çubuk kırık, eğri görünmektedir.

maurice merleau-ponty: insan algısı dünyaya dönüktür; oysa hayvanlar yalnızca bir çevreyi algılarlar.

her kurumsal yapı bir iktidara, her iktidar bir somutluğa tekabül eder. bu, dille ilişkilendirildiğinde daha çok böyledir. dil, hem kendisi doğrudan iktidar olan hem de iktidarın en önemli kurucu aracıdır. söze, dolayısıyla da dile dayanmayan iktidar olamayacağı gibi, günlük dil sıradan erkin büyük destekçisidir.

jacques lacan: i like to leave the reader no other way than the way, in which i prefer to be difficult.

s. lotringer: to write a book is an certain way to abolish the preceeding one.

27.02.2015

uzun lafın kısası

salah birsel: her şahın işi, eninde sonunda iyi bir piyade ile biter.

andre malraux: yoksullar savaşmaya kararlı olduklarında zenginleri her zaman yenerler.

bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.

konfüçyüs: insanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir.

chuck palahniuk: seks yaparken bir erkeğe annesini sorarsanız büyük patlamayı sonsuza kadar geciktirebilirsiniz.

ernest hemingway: erkek yenilgi için yaratılmamıştır. erkek mahvedilebilir ama yenilmez.

harper lee: bir avın peşinde koşarken yapılacak en iyi şey, avı kendi haline bırakmaktır. hiçbir şey söylemeyince mutlaka meraklanır ve ortaya çıkar.

melih cevdet anday: ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.

oscar wilde: kaba gücü bir noktaya kadar anlarım; ancak kaba mantığa katlanılamaz.

tacitus: iyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil nefretle karşılarız.

george sand: şefkat ve özverili bir dostluktan başka her şey geçicidir.

wolfgang günter lerch: sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.

31.01.2015

uzun lafın kısası

bob dylan: yirmi yıl eğitim görürsün, seni gündüz nöbetine alırlar.

cicero: hiçbir şey zenginliği sevmekten daha fazla alçak ve küçük bir ruha özgü değildir.

hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.

ernesto sabato: bir insanın esrarengiz ve hüzünlü bir öyküsü yoksa, varlığının ne anlamı vardır?

melih cevdet anday: doğu toplumu, bireyin doğmadığı toplumdur.

jeannette walls: hayat, başka insanların senin hakkında söylediklerini kafaya takmayacak kadar kısadır. 

otto rank: gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.

algernon sydney: bir kişinin halkın iyiliği ve onların özgürlüklerini korumak için, hukukun üstünde keyfince yönetmesini sağlayacak mutlak bir güce sahip olmasını istemekten daha saçma bir şey olamaz; çünkü böyle bir gücün olduğu yerde hiçbir özgürlük yaşayamaz.

andre maurois: kadınların ahlakı yoktur; yaşama biçimleri sevdikleri kişilere bağlıdır.

tagore: haksızlığa boyun eğen de haksızlık yapan gibi suçludur; çünkü dünyadaki tüm kötülüklerin nedeni odur.

salman rushdie: hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur.

yamamoto tsunetomo: para puldan başka bir şey düşünmeyen insan şerefe önem vermez. şeref düşüncesi taşımayan insan sefildir.

31.12.2014

uzun lafın kısası

alain: hayatı ne kadar yoğun yaşarsak onu kaybetmekten o kadar az korkarız.

yılmaz güney: herkesin yüreğine insanca yaşamanın ateşi düşecektir bir gün. işte o zaman yangın büyüyecek, önü alınmaz olacaktır.

tahsin yücel: bulmak, iyiyi aramayı bırakmak için bir neden değildir.

ernesto sabato: bazı insanlar dar görüşlü, kirli ve ikiyüzlü olduklarının farkına varana dek kendilerini özel sanabilirler.

boris vian: kızlar yüzünden ağlamamalı insan. hiçbir kız buna değmez.

yılmaz odabaşı: aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler; aşkın özgürlüğünü yaşamayan ve yaşatmayanlar ise hiçbir özgürlüğü hak edemezler.

jeannette walls: hayattaki en önemli şey, nasıl düşeceğini öğrenmektir.

ömer hayyam: açık seçik ve meselsiz konuşmak gerekirse -bizler tanrı'nın elinde birer oyuncağız; -kulluk yarışında bizimle dalga geçilir, -sonra da teker teker hiçlik kutusuna geri döneriz.

melih cevdet anday: dünyadaki şiddet, evdeki şiddetin bir uzantısıdır.

salman rushdie: biraz şüphe o kadar da kötü değildir. kendinden kesinlikle emin olan adamlar korkunç şeyler yaparlar. kadınlar da öyle.

comte de lautreamont: denizin bütün suyu, düşünsel bir kan lekesini yıkamaya yetmez.

yann martel: mantık en iyi alet kutusudur. gerçeğin bilimsel açıklamasının dışına çıkmak için geçerli bir dayanak ve kendi deneyimlerimiz dışında bir şeye inanmak için sağlam bir neden yoktur.

22.12.2014

kardelenler

melih cevdet anday

ah ben olmadan görmek isterdim ağacı. ben olmadan koparmak isterdim göğü. ben olmadan öpmek denizi. hiçbir nesne titremeden çıkan ses gibi. çığlık aramaktır olmayanı. kanımızın aydınlığı bir gösterip yolumuzu, bir yitiyor. rüzgarın uzattığı yönü güdüyorum sonra, gözlerim kapalı. baş aşağı edici kokun yetiyor günahı sevmeye. küçücük bir böcek destekliyor beni. geleceğin şarkıları ruhumu okşuyor; herkesin eşit olarak payını almadığı hiçbir şeye el süremem. gözyaşlarının toprağı her gece yarısı bir sevinç sapı uzatıyor sabrın dudağına. yılanların sel baskınını sezmesi gibi, yanılgıların saksılarını yukarı çıkarıyorum, göğün tavanarasına. yazık, hiç suçum yok, geleceği bilmekten başka. kış yaklaşıyor böceksiz yaylayı suskunluğunda bırakmaya. taşların yerini değiştiriyorum ya da yağan karı öpüyorum diz çöküp. ruhumu teslim ediyorum anlamayı aşan erince.