6.08.2021
şiir
roman jakobson: bir sözcük, adlandırılan nesnenin salt bir temsili ya da bir coşku patlaması olarak değil de, bir sözcük olarak duyulduğu, sözcüklerle bunların düzenleyimlerinin, anlamlarının, dış ve iç yapılarının, dışarıdan gerçeği göstermek yerine kendi başlarına birer ağırlık ve değer kazandıkları durumlarda vardır şiirsellik.
melih cevdet anday: şiir, bilinmeyen bir dünyanın söylemidir; ozan bu bilinmeyen dünyayı yaratırken sözcüklerin arasında yeni bağıntılar kurar, başka bir deyişle imgeler yaratır; bu imgelerin karşılıkları yoktur. şiirin bir nesnesi yoktur; ama içeriği vardır; bu içerik, şiir yazıldıktan sonra ortaya çıkar, o da belki ve onu çoğun, okur yakıştırır, bulur.
hasan bülent kahraman: şiir, doğanın ya da bir başka nesnel gerçekliğin temsili değildir. şiir kendi içinde bir gerçekliktir. şiir bir öykü anlatabilir. şiir bir imlemede bulunabilir. bir düşüncenin uzantısı olabilir. fakat bunların hiçbirisi şiirin bir bağımlılık ya da karşılıklılık kısıtlaması içinde bulunduğunu göstermez. şiir bir kurguya dönüştürülerek, bir dil sorunsalı diye görülerek yepyeni bir aşamaya taşınmıştır.
28.06.2021
düş
24.06.2021
mezarlık
22.10.2020
ara renk
23.01.2020
dilimiz üstüne konuşmalar
melih cevdet anday
"telegraf" teriminin başındaki "tele"yi dilimizdeki "tel" ile karıştıranımız çoktur. oysa bu sözcük, "uzak" demektir. batılılar bu sözcüğü bir tek örnek gibi kullanarak bir sıra terim uydurmuşlardır: telegraf, telefon, teleskop, televizyon gibi.
"millet" ile "vatan"ı namık kemal arapçadan uydurmuştu. "ideal" karşılığı olarak "mefkûre"yi ziya gökalp uydurmuştu. bugün biz "mefkûre" karşılığı olarak "ülkü" diyoruz. "dikkat" sözcüğünü "attention" karşılığı olarak bilim terimi yapan da ziya gökalp'tir. ziya gökalp, "meselâ siyah yüzlü bir adamın alnı ak olabilir, beyaz çehreli bir adamın yüzü kara çıkabilir." diyor.
"orhon ve yenisey anıtlarından önceki dönemleri bilmiyoruz. bu anıtlardan türk dilinin o çağlarda oldukça gelişmiş, olgun bir durum almış bulunduğunu öğreniyoruz. türk dili kendi yapısı içerisinde kendi kökünden aldığı hızla yürümekte iken, hint'ten gelen uysal ve uslu buddha dini, türk kültürü ve türk dili için bir korku doğurmaya başlamıştı. bu dine karşı, 'buddha dini bize yaramaz, bizim göreneklerimize uygun değildir, bu din bizi uyuşturur.' diye buddha tapınaklarını yıktıran türk büyükleri çıkmış. savuşturulmuş gibi görünen bu fırtınadan sonra, batıdan, daha sert ve daha yıkıcı yeni bir fırtına gelmiştir. arap fırtınası. bu kasırga pek yıkıcı ve öldürücü oldu. islâm tarihçilerinin de anlattıklarına göre, türk tapınakları yıkıldı, bilginleri öldürüldü, kitapları yıkıldı. herkes arap gibi konuşmaya, arap gibi düşünmeye zorlanıyordu. artık türk dili karışıyordu, bozuluyordu. birçok türk hükümetlerinde bilim dili arapça, yönetim dili farsça idi. karamanoğlu mehmet bey, türk dili ölüyor diye bağırdı. yönetimden farsçayı kaldırdı, yerine türkçeyi koydu. ama bundan sonra uzun zaman türkçe işi unutuldu. her okuyan arap gibi okumaya, fars gibi söylemeye başladı. osmanoğulları bu işe hiç el atmadılar, türkçeyi unuttular. yalnız osmanlı yönetiminin son yıllarında dil hareketi türkçülükle başladı."
dilimizde bir "al-el" eki var ki, ad köklerine, kimi zaman da eylem kök ve gövdelerine geniş ünlüyle bağlanarak ad soylu sözcükler üretir. çatal: birbirine çatılmış kolları, dalları olan. çökel: sıvının dibine çöken, tortu. güzel: aslı "gözel". görüşünü uygun, göze hoş görünen. sakal: çenede ve yanaklarda çıkan kıllar. topal: aksayarak yürüyen. şimdi biz bu eki işleterek şu yeni sözcükleri kuruyoruz. doğal: doğadan gelen, doğaya ait. ilkel: ilk yapıda, ilk durumda kalmış olan, iptidaî. özel: öze ait olan, varlığı tek olan, hususî. öncel: önce olan, evvelki. dilimizde bir "elek" eki var ki, genellikle ad köküne geliyor ve ad soylu sözcük kuruyor. söz gelişi: civelek: canlı, neşeli, sokulgan. kabalak: başa giyilen şey, başlık. yatalak: kötürüm, yatağından kalkamayan.
12.09.2019
defne ormanı
18.03.2019
yağmurun altında
2.05.2017
darı
4.10.2016
aylaklar
kadınla erkek arasındaki o sahte nezaket kırılsa, her şey konuşulur artık.siyaset yararlanmak için değildir. siyaset halkın da çıkarına değildir. ondan ne tek tek insanlar, ne de topluluklar yararlanabilir. siyaset insan topluluklarının kaderidir. bu kader birtakım dahilerin elinde arada bir yeniden yazılır ve birtakım bıkkınlıklar giderilerek insanlara yeni bir yaşama ümidi aşılanır. siyaset bir şey için değil, siyaset için yapılırsa güzel olur. siyasetin yararlısı, yararsızı olmaz, dahicesi olur, o kadar.
evrenin, insan için hiçbir özel amacı yoktur. insan türünün çoğalıp gelişmesi, sonsuz zaman içinde, üzerinde durulmaya değmez bir oyundur.
savaş demek politika demek değildir. savaş insanların bir deliliğidir.
büyük işler için de, küçük işler için de serçe parmağımı bile kıpırdatmam. çünkü olayların gidişini değiştirecek bir güç verilmemiştir bize, her şey olacağına varır.
gül mevsiminde tövbe-i meyden benim gibi
zannım budur ki sen de pişmansın ey gönül (nedim)
kan dökücü insanlar, enteresan olmak için güzel sanatlara meraklı görünürler. öyle ince bir ruhta, bu ne şiddet diye şaşılsın isterler. ama ben şaşmam; çünkü kanmam bu yavelere.
annem sağ olsaydı, "bırak da babamla biraz da ben yatayım." derdim. ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.
zenci ile yatmamış bir kadın, eksik bir kadındır.
aşkı küçük görür, aşka bir küçük burjuva tutkusu diye bakar. küçük burjuvanın zavallılığını gösteren bir acayipliktir aşk, der.
dünya onun için bir tuzaktı, babamın bütün çabası da bu tuzağa düşmemek için çalışmak, uyanık bulunmak olmuştur. paçayı kurtarmak kaygısı, bencillik, başka bir şey değil.
platon: felsefe, insanların ve toplumların güçlü oldukları çağlarda yararlıdır; zayıf oldukları zamanlarda ise acınacak bir şeydir.
petrol kuyularından da, önce birtakım pislikler çıkarmış, petrol arkadan gelirmiş. benim günlüğüm de öyle olacak. asıl önemli olan düşünceleri yakalamak için, onları örten süprüntüyü çıkarıp atmalı.
irade teorisi yapan bir düşünür, bir tekerleğin orta yeri gibi sakin kalmaya alıştırıyordu kendini. hayat gümbür gümbür dönüyor; ama o, orta yerde istifini bile bozmadan hareketsiz kalabiliyor. gerçekten büyük bir başarı.
yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.
rahattır insanın ilkelerinin olması; her gün, her saat yeni baştan düşünmek zorunda kalmaz çünkü. ama bunun için gerçekten doğru olmalı, içten olmalı; gösteriş diye gütmemeli bu davranışı.
doğanın, insan için -bütün canlılar için olduğu gibi- hiçbir ereği yoktur. etimde, kanımda bir enerji var; bunun işletilmesi gerekiyor, işlemezse bizi bekleyen sadece deliliktir. onun için koşuşuyorum, yorgun düşünceye kadar didiniyorum. enerjimle deliliğim arasında korkunç bir yarışma başladı. bir an dursam, sanki dağılacağım, zerrelerime ayrılacağım, beni bilincimle yaşatan denge altüst oluverecek. bilincimi korumak değil ereğim, onun üstünlüğünü ezmek, egemenliğini ortadan kaldırmak. bilinç, onu baskı altında tutmak için, tutacak kadar gerekli bana. iş arkadaşlarımın, parti arkadaşlarımın davranışlarındaki içtenlik payını, doğruluk payını öyle ince eleyip sık dokumayacağım. görünüşlerin altındakini anlamaya hiçbirimizin gücü yetmez. yeteneğim ne kadar elverirse, o kadarcık bir iş göreceğim ve üst yanına karışmayacağım.
benim içimde hiçbir inanç yok. hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptımsa hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.
17.04.2016
eski tiranlar
4.04.2016
rahatı kaçan ağaç
11.03.2016
şiir ve bilim
nobel ödülü sahibi fransız ozanı saint-john perse, washington'da bulunduğu sırada, bir gün einstein, princeton'dan telefon etmiş ona, görüşmek istediğini söylemiş ve karşılaştıklarında şunu sormuş:
"bir ozan nasıl çalışır? bir şiirin düşüncesi nasıl gelir ona? bu tasarı nasıl dönüşür şiire?"
saint-john perse "büyük ölçüde sezgi ve bilinç dışı ile" yanıtını verince de çok sevinmiş. "bilim adamı için de tıpkı öyle" demiş, "bir buluşun, bulgunun oluşumu mantıksal da değildir, anlıksal da. bir anlık bir aydınlanma, bir esinlenme, nerdeyse bir esrimedir bu. elbet bunun arkasından us çözümler sezgiyi, deneyleme ise doğrular. başlangıçta imgelem vardır."
11.02.2016
dizeler
aşkın kuramı olmaz
31.12.2015
uzun lafın kısası
boccaccio: en süslü, en cicili, en alacalı giysiyi sırtına geçiren, herkesten daha çok saygınlık kazandığını sanıyor. bilmiyor ki, bu giysiler pekala bir eşeğe yaraşır; ama saygınlık kazandırmaz eşeğe.
halil cibran: aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.
ernesto sabato: dünyayı asla sevemedim ve insanlardan hep tiksindim; özellikle de insan kalabalıklarından. yazları plajlar en katlanamadığım yerlerdir.
jean baudrillard: her hayvanda sizi küçümseyen bir insan saklıdır; her bilgisayarda canı sıkılan bir insan saklı olduğu gibi.
konstantin fedin: şaka ve gülme asla boşa gitmez; bunlar dünyanın en iyi eğitimcileridir.
algernon sydney: hiçbir yasa, ortaya çıkabilecek her duruma tam uyacak kadar mükemmel değildir.
melih cevdet anday: yaşamaktan soğumamak için tek çare, daha güzel bir dünya düşünmektir. o dünyayı özlemek ve o dünya için savaşmaktır.
pascal: hayatımızı seve seve feda ederiz; yeter ki başkaları bundan bahsetsinler.
choderlos de laclos: para insanı mutlu etmez; ama kabul etmeli ki mutlu olmasını çok kolaylaştırır.
salman rushdie: insanlarda zevk diye bir şey yoksa, her şeyin en iyisi bile boşuna.
şevket rado: soğuğa dayanmanın en emin çaresi soğuğu sevmektir, derler. hayatın güçlüklerine katlanmanın en sağlam yolu da hayatı sevmektir.
31.03.2015
uzun lafın kısası
tagore: bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli.
andre maurois: bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.
cicero: adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olamaz.
bilge karasu: siz kadınlar bir şeye bağlanınca kusurları mil olup gözünüze çekilse gene de görmezsiniz.
oscar wilde: hiçbir şey yapılmaya değmez, dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.
ernest hemingway: başkasından üstün olmanın onurlu bir yanı yoktur; asıl onur, kişinin eski halinden üstün olmasından gelir.
salah birsel: insanları en iyi nişanlar uyutur.
henry david thoreau: insan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir. lüks ürünlerin ve sözümona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur.
jeannette walls: eğer emin değilseniz, muhtemelen kötü bir fikirdir.
alfred north whitehead: bir toplumun gerçeği, sözü edilemeyen şeylerde yatar.
melih cevdet anday: benim içimde hiçbir inanç yok, hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptıysam hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.
6.03.2015
türk şiiri, modernizm, şiir
her klasik evrenseldir; ama her evrensel klasik değildir.kitaplar bir tür tanıklıktır. hayatı kitaplar aracılığıyla ve daima eksilerek yaşıyoruz. bu, okuma için de böyledir. hiçbir okuma katmaz ve artırmaz. mutlaka ayıklar, dışlar ve eksiltir.
maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.
herbert s. gershman: gerçeküstücüler arayanlar olmaktan çok bulanlardır.
preston davie: gerçeküstücülerin tapındıkları tek tanrı kendi yarattıkları "anlaşılmazlık" imgesidir. insanlık, yeryüzünde bir arada bulunan tüm olguları, "düzen" ölçütlerine göre değerlendirmekte ve "gizemli olan"ı da bu çerçevede tanımlamaktadır. bu "gizemlilik" tanımı doğal bir basitleştirmeyi ve sadeleştirmeyi içerir. bu nedenle, gerçeküstücülere göre, anlaşılmazlık, "düzendışı olmak"tır.
hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.
melih cevdet anday: özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bunu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor.
melih cevdet anday: gelecek beklenen değil, yapılan, yaratılan bir şeydir. bizi mistik'ten ayıracak olan bilinçtir. yarın, bugünün içindedir, dünyamızın bir parçasıdır. tıpkı dün gibi.
martin heidegger: insan varoluşu kökten ozancadır.
manfred halpern, özellikle islam toplumlarında önce tanrı, sultan, daha sonra aile, yerel önderler gibi kimliklerin kişilikleri aştığını, kişilerin kendilerini bu kimliklerle ortadan kaldırdıklarını söylüyor. halpern'in daha da ilginç bir gözlemi şudur: "bu tür toplumlarda, kişilerin değişmesine karşılık dizge sürmekte, kimliklerin değişmesine karşılık tavırlar aynı kalmaktadır." "bu nedenle" diyor halpern, "bu tür toplumlarda en sürekli olan kesim 'köleler'dir."
ece ayhan'ın şiiri adeta içine sokulan çubuğun eğri göründüğü su kütlesi gibidir. su, aynı sudur; çubuk, aynı çubuk; fakat her şeye karşın suyun içindeki çubuk kırık, eğri görünmektedir.
maurice merleau-ponty: insan algısı dünyaya dönüktür; oysa hayvanlar yalnızca bir çevreyi algılarlar.
her kurumsal yapı bir iktidara, her iktidar bir somutluğa tekabül eder. bu, dille ilişkilendirildiğinde daha çok böyledir. dil, hem kendisi doğrudan iktidar olan hem de iktidarın en önemli kurucu aracıdır. söze, dolayısıyla da dile dayanmayan iktidar olamayacağı gibi, günlük dil sıradan erkin büyük destekçisidir.
jacques lacan: i like to leave the reader no other way than the way, in which i prefer to be difficult.
s. lotringer: to write a book is an certain way to abolish the preceeding one.
27.02.2015
uzun lafın kısası
andre malraux: yoksullar savaşmaya kararlı olduklarında zenginleri her zaman yenerler.
bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.
konfüçyüs: insanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir.
chuck palahniuk: seks yaparken bir erkeğe annesini sorarsanız büyük patlamayı sonsuza kadar geciktirebilirsiniz.
ernest hemingway: erkek yenilgi için yaratılmamıştır. erkek mahvedilebilir ama yenilmez.
harper lee: bir avın peşinde koşarken yapılacak en iyi şey, avı kendi haline bırakmaktır. hiçbir şey söylemeyince mutlaka meraklanır ve ortaya çıkar.
melih cevdet anday: ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.
oscar wilde: kaba gücü bir noktaya kadar anlarım; ancak kaba mantığa katlanılamaz.
tacitus: iyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil nefretle karşılarız.
george sand: şefkat ve özverili bir dostluktan başka her şey geçicidir.
wolfgang günter lerch: sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.
31.01.2015
uzun lafın kısası
cicero: hiçbir şey zenginliği sevmekten daha fazla alçak ve küçük bir ruha özgü değildir.
hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.
ernesto sabato: bir insanın esrarengiz ve hüzünlü bir öyküsü yoksa, varlığının ne anlamı vardır?
melih cevdet anday: doğu toplumu, bireyin doğmadığı toplumdur.
jeannette walls: hayat, başka insanların senin hakkında söylediklerini kafaya takmayacak kadar kısadır.
otto rank: gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.
algernon sydney: bir kişinin halkın iyiliği ve onların özgürlüklerini korumak için, hukukun üstünde keyfince yönetmesini sağlayacak mutlak bir güce sahip olmasını istemekten daha saçma bir şey olamaz; çünkü böyle bir gücün olduğu yerde hiçbir özgürlük yaşayamaz.
andre maurois: kadınların ahlakı yoktur; yaşama biçimleri sevdikleri kişilere bağlıdır.
tagore: haksızlığa boyun eğen de haksızlık yapan gibi suçludur; çünkü dünyadaki tüm kötülüklerin nedeni odur.
salman rushdie: hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur.
yamamoto tsunetomo: para puldan başka bir şey düşünmeyen insan şerefe önem vermez. şeref düşüncesi taşımayan insan sefildir.
31.12.2014
uzun lafın kısası
yılmaz güney: herkesin yüreğine insanca yaşamanın ateşi düşecektir bir gün. işte o zaman yangın büyüyecek, önü alınmaz olacaktır.
tahsin yücel: bulmak, iyiyi aramayı bırakmak için bir neden değildir.
ernesto sabato: bazı insanlar dar görüşlü, kirli ve ikiyüzlü olduklarının farkına varana dek kendilerini özel sanabilirler.
boris vian: kızlar yüzünden ağlamamalı insan. hiçbir kız buna değmez.
yılmaz odabaşı: aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler; aşkın özgürlüğünü yaşamayan ve yaşatmayanlar ise hiçbir özgürlüğü hak edemezler.
jeannette walls: hayattaki en önemli şey, nasıl düşeceğini öğrenmektir.
ömer hayyam: açık seçik ve meselsiz konuşmak gerekirse -bizler tanrı'nın elinde birer oyuncağız; -kulluk yarışında bizimle dalga geçilir, -sonra da teker teker hiçlik kutusuna geri döneriz.
melih cevdet anday: dünyadaki şiddet, evdeki şiddetin bir uzantısıdır.
salman rushdie: biraz şüphe o kadar da kötü değildir. kendinden kesinlikle emin olan adamlar korkunç şeyler yaparlar. kadınlar da öyle.
comte de lautreamont: denizin bütün suyu, düşünsel bir kan lekesini yıkamaya yetmez.
yann martel: mantık en iyi alet kutusudur. gerçeğin bilimsel açıklamasının dışına çıkmak için geçerli bir dayanak ve kendi deneyimlerimiz dışında bir şeye inanmak için sağlam bir neden yoktur.
22.12.2014
kardelenler
ah ben olmadan görmek isterdim ağacı. ben olmadan koparmak isterdim göğü. ben olmadan öpmek denizi. hiçbir nesne titremeden çıkan ses gibi. çığlık aramaktır olmayanı. kanımızın aydınlığı bir gösterip yolumuzu, bir yitiyor. rüzgarın uzattığı yönü güdüyorum sonra, gözlerim kapalı. baş aşağı edici kokun yetiyor günahı sevmeye. küçücük bir böcek destekliyor beni. geleceğin şarkıları ruhumu okşuyor; herkesin eşit olarak payını almadığı hiçbir şeye el süremem. gözyaşlarının toprağı her gece yarısı bir sevinç sapı uzatıyor sabrın dudağına. yılanların sel baskınını sezmesi gibi, yanılgıların saksılarını yukarı çıkarıyorum, göğün tavanarasına. yazık, hiç suçum yok, geleceği bilmekten başka. kış yaklaşıyor böceksiz yaylayı suskunluğunda bırakmaya. taşların yerini değiştiriyorum ya da yağan karı öpüyorum diz çöküp. ruhumu teslim ediyorum anlamayı aşan erince.

















