şebnem şenyener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şebnem şenyener etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.01.2013

gülmek

şebnem şenyener

insan tehlike hissedince küçük beyincik bir tehlike olduğu sinyalini verir; ahenksizliği ya da tutarsızlığı ölçen ön kuşak helezonu, "merak etme, endişe edilecek bir şey yok, her şey yolunda" tepkisi gösterir; gülmenin sosyal gruplardaki fonksiyonu gruptaki diğerlerini, kendi soyundan olanları sezilen anormalliğin endişe verici olmadığı yolunda uyarmaktır. yani gülenlerden endişe edilecek bir şey yoktur. bir tehlike sezinlemekte iseler bile gülerek bize endişe edilecek bir durum olmadığını bildirmektedirler.

gülmenin nefes almayı zorlaştıran etkisini sevişmenin nefes almayı zorlaştıran etkisine benzetenler, gülmeyi, sevecen davranışla aynı kaslara hitap eden bir beyinsel faaliyet olarak değerlendiriyorlar. hayvanlarda gülme durumu çoğu kez av ya da yiyecek karşısında ortaya çıkıyor; mesela, sırtlanın önüne yiyecek koyup sonra çekmeye kalkarsanız gülmeye başlayacaktır. insanların üstünlük ve yiyebileceğini gözüne kestirdiği şeyi görünce gülmesi de sırtlana benzemesindendir.

gülmenin zihinsel sebebi ise kişinin kötülükten incinmeyeceğini anlaması, değersizliğinin farkına varması, şaşırmasıdır. gülme, beğeni ve sevinç ile aynı gruba dahildir. tiksinme, kızgınlık ve şok da bu grup içindedir. bağırsaklarda düzenli olarak yer değiştiren bir basınç diyaframa vurunca ciğerleri etkiler, hızla değişen aralıklarda hava girişi ve değişimi sağlıklı bir gelişmeye neden olur. hayal edildiği sırada heyecan ve rahatlama arasındaki gidiş gelişler, adale ve sinir sistemi hareketinin düzensiz kasılmaları gülmenin fiziksel nedenidir. koestler'e göre, bir düşünce akışı içinde çıkan beklenmedik gelişme ile bir başka alakasız düşünce arasında ilişki kurulur; bu ani atlama eşit olmayan yerleşik iki matriksin karşılaştırılmasına neden olur; sonuç kendini gülme eylemi olarak ifade eder. ısrar ve aynılığa dayandığından, ifadenin içerdiği duygusal birikimin transferi mümkün olmayınca, enerji, direncin en düşük olduğu kanalları kullanarak dışarı çıkma yolunu bulur. ani ve tümden rahatlama, enerji veren adrenalin maddesini hızla kana boşaltır; gülme ile beyne kan akışı artar, bu nedenle düşünce sürekliliğinde kırılmalar olur, heyecan yaratarak karamsar düşünmeyi engeller.

gülüyoruz, gülüyoruz; gülmek bilinçaltını sahiplenmek, savunmak olduğundan, yasaklı bilincimize karşı gülüyoruz.

31.10.2012

uzun lafın kısası

albert camus: insan eninde sonunda her şeye alışır.

john keats: yüreğin sevdalarından ve hayal gücünün hakikatinden başka hiçbir şeyden emin değilim.

aristoteles: içine biraz delilik karışmamış büyük deha yoktur.

stanislaw lem: bazı olaylar, gerçekten yaşanmış bazı olaylar korkunçtur tabi; ama daha da korkuncu hiç yaşanmamış, asla yaşanmamış olanlardır.

dave eggers: para, gerçekten de somut olan yegane iletişim aracıdır.

franz kafka: eski taşlar altında yatan bir tespih böceğinden seni daha üstün yapan tek şey, kendine karşı duyduğun tiksintidir.

thomas more: kralların meclisinde felsefenin yeri olmaz.

dany cohn-bendit: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.

mine söğüt: insanoğlunun en büyük gafleti, nereden gelip nereye gittiğini bilmemesidir.

şebnem şenyener: tehlike güvenin içinde büyür; insan en fazla kendini güvende hissettiğinde en büyük tehlike ile karşılaşır, en büyük hasara uğrar.

paul lafargue: ilerlemenin tek yolu, tanrıya savaş açmaktır.

susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.

13.06.2011

takvim

şebnem şenyener

hristiyan takvimi, dünyanın güneş etrafındaki hareketine dayanan miladi takvimi kullanır, ayla bir ilgisi yoktur. halbuki hicri takvim adından anlaşılacağı gibi ayın hareketine dayanır. güneşle bir ilgisi yoktur. yahudi takvimi bu iki takvimi birbirine bağlar. ikisini de kullanır. bu açıdan yahudi takviminin ayları ayın hareketine bağlıdır. eski takvim ayla belirlenen 13 aydan oluşuyordu. kadınların regl süresi olan 28 gün, ay takvimiyle özdeştir. hristiyan takviminin 12 ayının bununla bir ilgisi yoktur. 12 iyi peri ve 13. kötü peri, kadınların regl takvimindeki "ölümcül lanetin" simgesidir.

23.05.2011

ruhun yeri

şebnem şenyener

ruhun vücudun neresinde ikamet ettiği hep aklımı kurcalamıştır. ilk filozoflar ruhun karaciğerde ikamet ettiği görüşündeydiler. sonradan aristo, empedokles, demokritos gibileri ruhun yerinin kalp olduğunu iddia ettiler. pisagor, eflatun, galen gibileriyse ruha beyni daha uygun gördüler. iskenderiyeli fizikçi herofil daha ileri gitti ve ruhun, beynin içinde ve hatta beyin kökünün hemen üzerinde bulunan dördüncü karıncıkta ikamet ettiğini ifade etti. dekart ruh ile bedenin birbirinden ayrı iki bütün olduğunu ve bu iki bütünün beyinde birbiriyle temas ettiğini öne sürdü.

16.11.2008

30 şubat

şebnem şenyener

insan tehlike hissedince küçük beyincik bir tehlike olduğu sinyalini verir; ahenksizliği ya da tutarsızlığı ölçen ön kuşak helezonu, "merak etme, endişe edilecek bir şey yok, her şey yolunda" tepkisi gösterir; gülmenin sosyal gruplardaki fonksiyonu gruptaki diğerlerini, kendi soyundan olanları sezilen anormalliğin endişe verici olmadığı yolunda uyarmaktır. yani gülenlerden endişe edilecek bir şey yoktur. bir tehlike sezinlemekte iseler bile gülerek bize endişe edilecek bir durum olmadığını bildirmektedirler.

gülmenin nefes almayı zorlaştıran etkisini, sevişmenin nefes almayı zorlaştıran etkisine benzetenler, gülmeyi, sevecen davranışla aynı kaslara hitap eden bir beyinsel faaliyet olarak değerlendiriyorlar. hayvanlarda gülme durumu çoğu kez av ya da yiyecek karşısında ortaya çıkıyor; mesela, sırtlanın önüne yiyecek koyup sonra çekmeye kalkarsanız gülmeye başlayacaktır. insanların üstünlük ve yiyebileceğini gözüne kestirdiği şeyi görünce gülmesi de sırtlana benzemesindendir.

kumarda en önemli avantaj hiç oynamamaktır.

demokritos, insanların salaklığına çok sinirlenip sürekli alaya aldığı için seneca gibilerinin haksız saldırısına uğramıştır; halbuki insanoğlu tam da demokritos'un işaret ettiği gibi tahammülü imkansız bir dili salaklık üretmeden edemez. bu salaklıklarla alay edilmesi her aklı başında sorumlu entelektüelin boynunun borcudur.

gülmenin zihinsel sebebi ise kişinin kötülükten incinmeyeceğini anlaması, değersizliğinin farkına varması, şaşırmasıdır. gülme, beğeni, sevinç ile aynı gruba dahildir. tiksinme, kızgınlık ve şok da bu grup içindedir. bağırsaklarda düzenli olarak yer değiştiren bir basınç diyaframa vurunca ciğerleri etkiler, hızla değişen aralıklarda hava girişi ve değişimi sağlıklı bir gelişmeye neden olur. hayal edildiği sırada heyecan ve rahatlama arasındaki gidiş gelişler, adale ve sinir sistemi hareketinin düzensiz kasılmaları gülmenin fiziksel nedenidir. koestler'e göre, bir düşünce akışı içinde çıkan beklenmedik gelişme ile bir başka alakasız düşünce arasında ilişki kurulur; bu ani atlama eşit olmayan yerleşik iki matriksin karşılaştırılmasına neden olur; sonuç kendini gülme eylemi olarak ifade eder. ısrar ve aynılığa dayandığından, ifadenin içerdiği duygusal birikimin transferi mümkün olmayınca, enerji, direncin en düşük olduğu kanalları kullanarak dışarı çıkma yolunu bulur. ani ve tümden rahatlama, enerji veren adrenalin maddesini hızla kana boşaltır; gülem ile beyne kan akışı artar, bu nedenle düşünce sürekliliğinde kırılmalar olur, heyecan yaratarak karamsar düşünmeyi engeller.

gecenin ilk rüyası en kısa rüyasıdır. yaklaşık 10 dakika sürer. sekiz saatlik bir uyku sırasında insan bazen kırk beş dakikadan bir saate kadar varan rüyalar görebilir. normal insanlarda rüya tekrarı her 90 dakikaya tekabül eder. fakat genellikle uyanmaya yakın olan rüyalar hafızada kalır. güzel rüya görebilmek için bir rüya günlüğü tutmak gerekir. hayata güvenmiyorsanız, rüyalarınıza güvenin; hayatta cevabını aradığınız sorunlarınızın cevabı rüyalarınızdadır.

müsaade edilen arzular, müsaade edilmeyenler kadar eğlenceli olamaz asla.

kupa kızı gibi evlenirsin, birbirini sevmeyi sürdürürsün bir süre; sonra hayat ağır basar, yorgunluk çöker ilişkiye. söylenecek sözler tükenir. ya da eskiden söylenmesi gerekmeyen söze gerek olur, açıklamalar başlar, sevginin ihtiyaç duymadığı açıklamalar, uzun uzun. ışık söner yavaş yavaş. sonra sevgiyi üfleyen nefes daralır. falan filan..

susmak bilmeyen gürültülü bir kalbin en büyük özlemi sevdiğini sürekli ve farkında olarak sahiplenmekse, bunda başarısızlığa uğradığı zaman yapabileceği tek şey, özellikle de araya yokluk girerse, yeniden birbirlerine kavuşacakları ana dek onu rüyasız bir uykuya sevk etmektir.

hristiyan takvimi, dünyanın güneş etrafındaki hareketine dayanan miladi takvimi kullanır, ayla bir ilgisi yoktur. halbuki hicri takvim adından anlaşılacağı gibi ayın hareketine dayanır. güneşle bir ilgisi yoktur. yahudi takvimi bu iki takvimi birbirine bağlar. ikisini de kullanır. bu açıdan yahudi takviminin ayları ayın hareketine bağlıdır. eski takvim ayla belirlenen 13 aydan oluşuyordu. kadınların regl süresi olan 28 gün, ay takvimiyle özdeştir. hristiyan takviminin 12 ayının bununla bir ilgisi yoktur. 12 iyi peri ve 13. kötü peri, kadınların regl takvimindeki "ölümcül lanetin" simgesidir.

gülüyoruz, gülüyoruz; gülmek bilinçaltını sahiplenmek, savunmak olduğundan, yasaklı bilincimize karşı gülüyoruz.

16.10.2008

bir türk casusunun mektupları

şebnem şenyener

tehlike güvenin içinde büyür; insan en fazla kendini güvende hissettiğinde en büyük tehlike ile karşılaşır, en büyük hasara uğrar.

sabırsızlık ve ümitsizlik en büyük günahtır.

şarktan garba, garptan şarka bakmaya kalkışan hükema aslında kendi koyduğu aynaya bakar da aynadaki hayalini başkası sanır.

mektup, ademin kusurunu, bu vesile ile ötekilerden farkını en iyi gösteren en güzel şeydir.

takipte bazen aşikar olanın değil de, aksine uygunsuz kaçan ipucunun peşine düşmek gereklidir. bazen en olmadık yerden en beklenmedik şey çıkar, insan şaşırır kalır; halbuki kolay, aşikar görünen iş tam tersine göründüğü gibi değildir; üstelik vakit kaybına sebep olur da başka bir şeye yaramaz.

okumuşun dediğini tut da gittiği yola gitme sözü meşhurdur. okumuş zümresi ateş sayılır; el ile tutsan yakar, söndürsen tutsan leke bırakır, maşa ile tutmak da olmaz; bunlar cümleyi muhakeme ederler ama onları yalnız allah muhakeme eder.

korku; aklın, fikrin ve iradenin bütün yollarını kapatır.

evlilik bazen iki tarafta da şiddetli mana kaybına sebep olur. tedavisi olmayan bir derttir.

allah kimseye zamansız ölüm vermesin ama zamanı gelince de ölümden kimseyi mahrum etmesin.

dünya işleri öyle karanlık dönemeçler, köşelerle doludur ki bir anlık gaflette ayağı kayan, kendisini en derin çukurun içinde bulur da artık nasıl çıkacağını bulabilene aşk olsun!

hayatın kaynağı kadın harlı ateş gibidir; yakınına yaklaşanları ısıtır, çok yaklaşanı yakıp kül eder. onlarsız hayatın devamı mümkün değildir. insanın iştahını açtıkları gibi, etrafı karartan dumanı da onlar getirir. kadınları tanımadan yaşayan mutsuzluk içinde kalır. ama tehlikeden uzaktır. kadınla başa çıkmanın yolu, itidal ile şımartmadan ilgiyi eksik etmemektir. kadını kolay bulan kolay kaybeder.

aşk ruhun mübarek divaneliğidir, yüce bir deliliktir. aşka düşen adamdan artık bilgelik beklenmediği gibi, bilge kimseler arasında da aşka düşmemiş biri bulunmaz.

o meşhur arap atasözü: "üç şeyle şaka yapılmazmış: biri allah, biri şeytan, biri ölüm." boşuna değil, birincisi belli; o'nunla şaka yapmak şöyle dursun, o kendisi ile şaka yapılmasına zaten müsaade etmez. ikincisi, yani şeytanla şakaya kalkışıp da tanışan adem iflah olmazmış; çünkü şeytan onu tanıyan herkesi ömür boyu zaten alay edilecek duruma sokarmış. üçüncüsü ölüm, onunla şaka yapmak kimin haddine; o eninde sonunda şöyle ya da böyle bütün insanlara şakasını yapacaktır.

her faninin kabuğu aldanmış hayallerinden ibarettir.

yeni zamanın zenginliği eski sultanların saraylarını bile kendi halinde küçük köşkler durumuna düşürür. artık saraylar ve sultanlar eskisi gibi tek tük değil; bu devirde sayısız sultan ve sayısız saray var. bu devirde zenginlik gösterisi sakalına inci dizen deli ibrahim'i dahi zevk sahibi bir fukara durumuna sokar.

her hata gizli kalmış bir emeli belli edermiş.

ruhun vücudun neresinde ikamet ettiği hep aklımı kurcalamıştır. ilk filozoflar ruhun karaciğerde ikamet ettiği görüşündeydiler. sonradan aristoteles, empedokles, demokritos gibileri ruhun yerinin kalp olduğunu iddia ettiler. pisagor, eflatun, galen gibileriyse ruha beyni daha uygun gördüler. iskenderiyeli fizikçi herofil daha ileri gitti ve ruhun, beynin içinde ve hatta beyin kökünün hemen üzerinde bulunan dördüncü karıncıkta ikamet ettiğini ifade etti. descartes ruh ile bedenin birbirinden ayrı iki bütün olduğunu ve bu iki bütünün beyinde birbiriyle temas ettiğini öne sürdü.