nathaniel hawthorne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nathaniel hawthorne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14.05.2022

the sopranos

her ayakkabının bir teki vardır.

sadece çaresiz bir adam takma isme ihtiyaç duyar.

bazı insanlar en önde olduklarını zannettikleri bir yarışta aslında çok geridedirler.

insan kendisinin en büyük düşmanıdır.

zaferin yüz babası olur; ama yenilgi yetimdir.

nathaniel hawthorne: belli bir süre zarfında hiç kimse, yalnızken başka, kalabalıkta başka bir maske takınamaz. çünkü sonunda kendisi de gerçek olanı karıştırır.

her zaman seçeneğimiz vardır.

yetişkin insanların kendi rızaları ile kapalı kapılar ardında yaptıklarını çok fazla umursamam. 

bir erkek evlenene kadar tam olamaz. ondan sonra da biter zaten. 

gördüğünün yarısına inan, duyduğuna hiç inanma.

ne kadar yakın olduğun önemli değil, eninde sonunda arkadaşlar adamı yarı yolda bırakır. aile, güvenebileceğin tek şeydir.

büyük güç, büyük sorumlulukla gelir.

günahın olduğu yerde merhamet daha da çoktur.

evren, birbiriyle çarpışıp duran moleküllerden oluşan bir çorbadan başka bir şey değildir. gördüğümüz şekiller sadece bilincimizde mevcut.

sevip de yitirmek, hiç sevmemiş olmaktan iyidir.

sır, ağır bir psikolojik yüktür. yol açtığı suçluluk duygusu, zihne daha ağır bir yük olur.

8.05.2017

büyük taş yüz

nathaniel hawthorne

bir kitap kurdu o; ölü düşünceleri kemirmek için doğmuş biri.

herkes prometheus gibi, cennetten ateşi çalıp getirebilecek nitelikte değildir; ama o bu işi yaptıktan sonra binlerce ocak tutuşturuldu onunla.

yaşamım pek de uyumlu değildi düşüncelerimle. yüce düşlerim vardı, gelgelelim yalnızca düştü bunlar; çünkü -kuşkusuz kendi seçimimdi bu- aşağı ve değersiz gerçeklerin arasında yaşadım. hatta kimileyin -yüzüm tutup da nasıl söylüyorum bunu- kendi yapıtlarımın doğada ve insan yaşamında açığa çıkardığı söylenen yücelik, güzellik ve iyiliğe olan inancımı yitirdim.

yetkin konum ayrılıkları ortadan kaldırılınca, toplum yalnızca inceliğini değil, dayanıklılığını da yitirir.

sen ruhunu ayakta tuttukça, her şey ilk baştaki tazeliğine kavuşacaktır. insan düşlerinin yarattığı maddi nesneler gününü doldurmuş; oysa sen, ruhunla birlikte sonsuza dek yaşayacaksın.

savaşı kaçınılmaz kılan şey şu temiz yürekli beyefendilerin sandığından çok daha derindedir. ne olacak yani? insanlar arasındaki bütün o önemsiz görünen sürtüşmelerin giderilebileceği bir alan mı açılacak? ulusal sorunların çözüme kavuşturulacağı bir yüksek mahkeme mi kurulacak? bu tür davaların görüldüğü tek mahkeme savaş alanıdır.

doğa bir kitaptan daha iyi değil mi? insan yüreği herhangi bir felsefe dizgesinden daha derin değil mi? yaşam, geçmişteki gözlemcilerin onda bulduğunu sanıp da özdeyişlere dökmeye çalıştığından çok daha fazla yol gösterici bilgiyle dolu değil mi? zamanın yüce kitabı hala apaçık duruyor önümüzde; onu doğru düzgün okumayı başarırsak, sonsuz doğruluğun yolunu açacaktır bize.

ağaçlık patikalar katedralimizin geçidi olacak, gök de kubbesi. tanrı ile inananların arasına bir çatı koymak ne diye? inancımız bütün örtülerinden; hatta en kutsal kişilerin onun üzerine geçirdiklerinden bile kurtulacak ve bu yalınlığı içinde daha da yücelecek.

insanın nicedir süren yetkinlik arayışının onu yalnızca kötülüğün alaylarıyla yüz yüze getirmesi, hem de bunu sorunun tam temelinde yatan bir yanlışlığın yıkıma uğradığının sanıldığı bir anda yapması ne kadar üzücüydü! yürek, yürek -onun içinde ilk günahın yattığı küçücük ama sınır tanımaz bir köşecik vardı; dışımızdaki dünyanın suçları ve yanlışları bu ilk günahın birer yansımasıydı sadece.

22.06.2014

katip bartleby

herman melville

kaderi terk edilmişlik ve unutulmuşluk oldu.

daha önce eşi emsali görülmemiş ve akıl almaz birtakım yollarla, şiddetle gözü korkmuş birisinin en temel inançlarında bile sendelediği pek de seyrek görülen bir şey değildir. böyle bir durumda kişi bütün adaletin ve sağduyunun karşı taraf için işlediğini düşünmeye başlar ki bu duygu da harika gelebilir. hal böyle olunca da, çevresinde konuyla pek ilgisi olmayan herhangi birisi varsa, karışmış aklına bir destek olsun diye ondan medet umar.

samimi bir insanı pasif bir direnişten daha çok hiçbir şey çileden çıkaramaz. kendisine karşı direnilen kişi insanlık dışı bir tutum izlemiyor ve direnen de bu edilgenliğiyle hiç mi hiç zarar vermiyorsa, o zaman ilki, ruh halinin daha iyi olduğu durumlarda, uslamlamayla çözmesi olanaksız bir şeyin üstesinden gelebilmek için haklı olarak hayal gücüne başvuracaktır.

saadet ışıkla oynaşır; bu yüzden biz de dünyayı mutlu belleriz; ama sefalet uzaktan kollar; öyle ki biz de dünyada hiç sefalet yok sanırız.

insanın en sakin ve bilge olduğu zamanlar, sabahları uykudan uyandıktan hemen sonraki zamandır.

insanoğlu kıskançlık uğruna ve öfke uğruna ve kin uğruna ve bencillik uğruna ve de dini kibir uğruna ne cinayetler işlemiştir; ama tatlı sevap uğruna şeytani bir cinayet işleyenini hiç duymadım.

genellikle bağnaz kafaların sürekli olarak sürtüşmesi yüce gönüllü kişilerin en yerinde kararlılıklarını da yıpratır önünde sonunda.

nathaniel hawthorne, melville'in alışkanlıkarının sadeliğinden söz eder. çok eski bir el çantasından ibaret bagajında bir pantolon, renkli bir gömlek, biri saç diğeri diş fırçası olmak üzere iki fırçadan başka bir şey olmamasına karşın her zaman kusursuz bir biçimde giyindiğini söyler. denizci oluşu onda bu sadeliğin kökleşmesini sağlamış olmalı.