yves bonnefoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yves bonnefoy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.05.2017

iki kayık

yves bonnefoy


geciken bora, bozulmuş yatak
sıcakta çarpan pencere
ve ateşinde kan: yeniden alıyorum
yakın eli düşünden, ayak bileğini
yük iskelesi yanında, bir köpükte
alıkoyulmuş kayık halkasından
sonra bakışı, sonra ağzı yokluktan
ve gece yazındaki bütün ani uyanışı
borayı taşımak için onlara ve bitirmek için
- nerede olursan ol, seni tuttuğumda, karanlık
çoğalmışken bizde bu deniz gürültüsü
kabul et aldırışsızlık olmayı, sarılayım
kör tanrı misali
gecede daha en ıssız olan maddeye
şiddetli ama dalgınca karşıla beni
öyle yap ki olmasın yüzüm, adım
hırsızken daha fazlasını vereyim diye sana
ve dışarısı sürgün, sende, bende
kaynak olsun diye.. -elbet
ama seni unuturken seninleyim
parmaklarımı mı gevşetiyorsun
avuçlarımla bir kadeh mi yapıyorsun
ben içiyorum, senin susuzluğun yanında
sonra bırakıyorum suyun akmasını bütün gövdemize
su, bizi var kılan, kendisi yokken
su, kurak vücutların arasından kök salan
gizemin içinde dağılmış bir sevinç için
oysa önsezi! anımsıyor musun
o taşla kapalı tarlalardan giderdik
ve birdenbire sarnıç ve o iki varlık
hangi başka ülkesinde ıssız yazın
bak nasıl eğiliyorlar, bizim gibi onlar
biz miyiz dinledikleri, konuştukları
gülümseyerek ilk ağacın yaprakları altında
onların biraz örtülü mutlu ışığında
ve sanki başka bir ışıltı
yüzlerinin bu uyumunda kımıldıyor
ve gülerek onları birbirine karıştırıyor değil mi
gör, su bulanıyor
ama biçimleri onun daha saf, tükenmiş
bu iki dünyadan hangisi doğru, önemi yok
icat et beni, katmerle beni belki de
bu yırtılmış masal sınırları üstünde
dinliyorum, razı oluyorum
sonra açıyorum kıvrılmış kolu
benden ışıklı yüzü saklayan
ağzına dokunuyorum onun dudaklarında
düzensiz, kırık, bütün bir deniz
doğan güneş tanrı gibi eğilmişim
benzerliğimizin çiçeklendiği bu suya
fısıldıyorum: senin istediğin demek bu
dünyalar içinden hoşnutsuz gezen güç
toplamak kendini, bir ömür boyunca
kimliğimizin çıplak toprak vazosunda
ve doğru bir an her şey sessizliktir
sanki duracaktır zaman
yolda tereddüt ediyormuşçasına
yeryüzü omzunun üstünden bakarak
bizim göremediğimize ya da görmek istemediğimize
sakin gökyüzünde gürüldeme yok artık
geçmiyor artık sağanak damımızın üstünden
pencere kanadı, ki düşümüze çarpıyordu
susmakta, demirden ruhu üstüne eğrilmiş
dinliyorum, bilmem hangi gürültüyü, sonra kalkıyorum
ve arıyorum, dala gölgede, orda ki buluyorum yeniden
dün akşamın bardağını, yarı dolu
alıyorum onu, ki bizim soluğumuzla solumakta
seni dokundurtuyorum ona karanlık susamışlığımla
ve dudaklarının bulunmuş olduğu ılık suyu içtiğimde
sanki bitiyor gibi zaman benimkilerin üstünde
ve sanki açılıyor gözlerim, nihayet güne

elini ver bana dönüşsüz
günbegün taşlardan
ışıkta geciken düşlerden
ve sonsuzun kötü arzusundan arındırdığım belirsiz su
bitmesin kaynağın nimeti
kaynağın yeniden bulunmuş olduğu anda
ayrılmasın uzaklar
bir kez daha yakından
artık kurumuş değil de tatsız olan suyun tırpanı altında
elini ver bana ve önümden git ölümlü yazda
bu değişmiş ışık gürültüsüyle
dağıl, ben dağılırken, ışıkta

imgeler, dünyalar, sabırsızlıklar
düğüm çözüyor olduklarını iyi bilmeyen arzular
gizemli güzellik, göğsü karanlık
elleri oysa bir ışıkla püsküllü
gülüşler, yollarda rastlaşmalar
ve çağrılar, bağışlar, rızalar
sonsuz talepler, doğmak, çılgınca
ebedi ittifaklar ve acele edilerek yapılanlar
yerine getirilmemiş mucizevi vaatler
ama geç vakit umulmamış olan, birdenbire, bütün bunları
geçen suyun gülü toplasın
burada oyuklaşarak, sonra aydınlatsın
tekerleğin devinimsiz poyra'sında

barış, aydınlanmış suyun üstünde. sanki bir kayık
geçiyor, yemişlerle yüklü ve bir
yeterlilik ve devinimsizlik dalgası
kaldırıyor yerimizi ve bu yaşamı
pek az değişik bir kayık gibi, hala bağlı
güven ve bırak alsın seni, çıplak omuz
sonsuz yazın genişleyen dalgası
uyu, yazın tam ortasıdır ve bir gecedir
ışık çokluğundan ve yırtılacaktır
bizim sonsuz gecemiz eğilecektir
gülümseyerek üstümüze mısırlı kadın
barış, giden dalganın üstünde. parıldıyor zaman
sanki durdu kayık
yalnızca atıldığı, dağıldığı duyuluyor
ıssız yamaca karşı sonsuz suyun

ateş, onun yırtılmış besisuyu sevinçleri
yağmur ya da sadece bir rüzgar belki kiremitlerin üstünde
öbür yılki paltonu arıyorsun
anahtarları alıp çıkıyorsun, bir yıldız parlıyor

uzaklaş
bağlarda, vacheres dağına doğru
şafakta
daha hızlı olacaktır gök

bir çember
aldırışsızlığın gürlediği
ışık
tanrının yerinde

nerdeyse ateş, görüyor musun
gece yağmuru suyunun gerdelinde

düşte, oysa
yeniden yanmış öbür karanlık ateşte
bir hizmetçi kadın gidiyordu, bir lambayla
önümüzde uzakta. kırmızıydı ışık

ve akıyordu
entarinin kıvrımlarında bacağın yanından
kara kadar

yıldızlar, saçılmış
gök, bozulmuş bir yatak, bir doğum

ve badem ağacı
iki yıl sonra irileşmiş, dalga
daha karanlık bir kolunda, aynı ırmağın

ey çiçek açmış badem ağacı
benim sonu olmayan gecem
güven, yaslan çocuk
bu yıldırıma

buranın dalı, yoklukla yanmış, iç
bir anlık çiçeklerinle değişen gökten

çıktım
başka bir evrene
günden önceydi
tuz attım karın üstüne

28.06.2016

bir taş

yves bonnefoy


hâlâ açlığını çekiyorum o yerin
ki bizim için bir aynaydı
suyuna eğilmiş yemişlerin
kurtaran ışığının

ve kazacağım taşa
onun parlaması anısına
bir çember, şu ıssız ateş
üzerinde hızlıdır gök

dileğe kapalı olması gibi taşın
aradığımız neydi? hiçbir şey belki
tutku yalnızca bir düştür
onun elleri istemez

ve bir imgeyi sevmiş olanın
bakışı arzulayadursun
sesi kırıktır
sözü külle dolu

6.09.2015

yelin kazdığı yerde

yves bonnefoy


denir ki bir tanrı aramıştır
kapalı sular üstünde
yırtıcı kuşun istemesi gibi
uzak avını

ve yinelenen bir bağırışla
ki boğuk, ıssız
yaratmıştır parlayan zamanı
orda dalga kazınır

gece örter gündüzü
çekilir sonra
köpüğü yayılır
buranın taşları üstünde

nedir tanrı
bir tek zamansa yapıtı
yok olmak mı istedi
doğamadığı için

boşunaydı savaşı
yokluğa karşı
attı ağı
o tuttu kılıcı

2
ama kalır şimşek
dünyanın üstünde
bir ırmak geçidinde gibi, arayarak
taştan taşa

acaba güzellik
yalnızca bir düş müydü
gözleri kapalı yüzü mü
ışığın

hayır; çünkü yansıması var
bizde ve yalazdır
ölü odunun suyunda
yıkanan çıplak

coşturduğu gövdedir
bir aynanın
yanan bir ateş gibi, ansızın
taşlar çemberinde

ve anlamlıdır sevinç sözcüğü
ölüme karşın
kazdığı yerde yelin
bu parlak korları

3
yeterliği günlerin
ki giderler şafağa
göz kamaşmalarıyla
gece göğünde

kılıç, ağ
artık yalnızca bir
eldir, usulca sarılan
kısa enseye

ruh, aydınlanmış
bir yüzücü gibidir
atlayan, ansızın
ışığın altına

ve gözleri kapalıdır
bedeni çıplak
ağzı tuzu ister
sözü değil

4.07.2015

meşaleler

yves bonnefoy


kar
ki vermeyi bırakmışsın, ki değilsin artık
gelen ama bekleyensin
sessizce, getirmiş olarak ama daha bir şey
alınmamışken; oysa bütün gece
gördük, buğulanmasında
bazen akan camların
senin parıldayışını büyük masa üstünde

kar, bizim yolumuz
lekesiz daha, gidip almak için
eğik ve sanki dikkatli dallar altında
o meşaleleri, bütün varolan
onlar belirdiler tek tek ve yandılar
ama sönüyor gibiler
sanki arzunun gözlerine, o ulaştığında
düşlediği nimetlere (çünkü çoğu kez
her şey çözüldüğünde belki, silinir
bizde odadan odaya yansıması
gökyüzünün, aynalarda), ey kar, dokun

daha şu meşalelere, yeniden yak onları
bu şafağın soğuğunda ve onlara şimdiden
tasasızlıklarıyla -daha saydam ateş- saldıran
senin tanelerini örnek alıp

ve sözde bu kadar ateşe
ve anında bu kadar özleme rağmen
sözcüklerimiz aramasınlar öteki sözcükleri ama
komşu olsunlar onlara
yanlarından geçsinler sadece
ve biri birine değdiyse ve birleşiyorlarsa
bu yine senin ışığın olacaktır
bizim saçılıp savrulan kısalığımız
dağılıp giden yazı, görevi tamamlanmış

(ve kimi kar tanesi gecikmekte, gözle izleniyor
ona hep bakmak istenilir
bir diğeri kendini sunmuş elin üstüne kondu

ve daha ağır ve sanki kaybolmuş biri uzaklaşıyor
ve fır dönüyor, sonra geri geliyor. ve demek değil midir ki
bir sözcük, bir başka sözcük daha, bulunması gereken
dünyayı kurtarır? ama bilinmez
bu sözcük duyuluyor mu ya da düşleniyor mu)

2.06.2013

sözcükler

yves bonnefoy


sözcükler gökyüzü gibi
bugün
birleşen, dağılan bir şey
sözcükler gökyüzü gibi
sonsuz
ama hepsi birdenbire küçük su birikintisinde

16.08.2011

bir ses

yves bonnefoy


ne kadar yalın olduk bu dallar arasında
ve yok, aynı adımla giden
bir gölgeyi seven bir gölge ve dalların alanı
bağırmayan, gölgeler ağırlığından, kımıldamayan

telaşsız, uykulara alıştırmışım seni
geleceksiz adımlara, değişimsiz günlere
çalılarda baykuşa, gece olduğunda saydam
çeviren bize doğru dönüşsüz toprak gözlerini

sessizliğine, korkularıma hüzünsüz
ki ararsın onlarda olgunlaşacak zamanın tadını
büyük kapalı yollara, gelip içtiği yıldızın
devinimsiz, sevmekten, almaktan ve ölmekten

28.12.2009

seçme şiirler

yves bonnefoy



ey ışık ve hiçliği ışığın, ey gözyaşları
endişe ya da umuttan daha yüksekte gülümseyen
ey kuğu, karanlık gerçekdışı suda gerçek yer
ey pınar, derince akşam olduğunda

en saf varoluş saçılmış kandır

yıkıntılar kuşu ayrılıyor ölümden
yuva kuruyor gri taşta güneşte
her acıyı, her belleği aşmış
bilmiyor yarın nedir sonsuzda

mükemmel olmayış doruktur

günün dibinde gün kurtaracak mı
birlikte olduğumuz az sayıda sözcüğü
öylesine sevdim ki ben bu güvenen günleri
başında duruyorum
kaplerimizin ocağında sönmüş birkaç sözcüğün

gürültüsü, kapalı
çamurlu suya çarpan sırığın
gecesi
ırmağın dibine kayan zincirin
başka bir yerde

hiçbir şey bilmediğim, yazdığım
belki zehirlenmiş bir köpek tırmalamaktaydı
acı toprağını gecenin

kabul et, uyumak için
sözüne
rüzgarın boralarıyla deldiği
sözcüklerimizi

dinliyorum senin
dünya içinden zorlanan
yapıtın hiçliğinde titreştiğini
algılıyorum
çağrılar tepinmesini
ki otlağı yanan ampuldür
avuç dolusu alıyorum toprağı
bu çeperleri perdahlı açıklıktan
orda ki dip yoktur
günden önce
dinliyorum seni, alıyorum
senin ip sepet'inden
bütün toprağı, dışarıda
imgeden önceki
acının zamanıdır daha
dışarıdaki elde, kapalı
filizlenmeye başlamıştır
dünyanın şeylerinin buğdayı

iç, ben suyum, yanmış
akışın omzundan
göğsün
bir yıldız yansımasıyla şiştiği yerde
iç, yansımada
sev üstümde benim, ki yakalayamazsın
sonsuz bir ağızla
devinimsiz varlığını yıldızın

hiçbir şey değişmedi
aynı yerler ve aynı şeyler
nerdeyse aynı sözcükler
ama, gör, sende, bende
bölünmemiş olan, görülmez olan toplanmakta

ey alev
ki yok ederken kutlarsın
kül
ki dağıtırken toplarsın

ışık ışıkla oynamaktadır
ve işaret hayattır
var olanın saydamlığı ağacında

arzu aşk olmuştu gecesel yollarıyla
yüzyıllar hüznünde ve anlaşılmış
güzellikle, kabul edilmiş sınırla, bellekle
aşk, zaman, taşıyor çocuğu, ki işarettir

sessizlik
yıkılmış bir köprü gibi üstümüzde
akşamda

dileğe kapalı olması gibi taşın
aradığımız neydi? hiçbir şey belki
tutku yalnızca bir düştür
onun elleri istemez