gündüz vassaf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gündüz vassaf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.03.2021

tavan arası

gündüz vassaf

20. yüzyılın totaliter evleri, mekânı fonksiyonel biçimde düzenlemelerinin yanı sıra, özgürlüğün kendini en çok hissettirdiği mekânlardan da yoksundurlar. eskiden hemen hemen tüm evlerin tavan arası, kiler ya da bodrum gibi "gizli" yerleri vardı. pek çok insan için tavan arası bir yığın zengin, çılgın, nostaljik, gizemli çağrışımlar uyandırır hâlâ. tavan arası sadece mükemmel bir düzensizlik ortamı değil, aynı zamanda bir kuşaktan ötekine uzanan tarihsel sürekliliğe işaret eden bir yerdi. bir zamanlar yaşamış olanlardan arta kalan bir yığın öteberi, gazeteler, mektuplar, fotoğraflar -hepsi de, her şeyin bir zamanlar nasıl olduğunu gösteren tanıklardı. tavan araları, tarihi çabucak hayata, günümüze getirebilirdi. onların varlığı, bizi anın gereksinimlerine göre biçimlendirmeyi amaçlayan totaliter devlete karşı önemli bir tehditti. tavan arasının yok edilmesi, evin içinde barınan tarihin silinip atılması demektir. nineden kalma oyuncak ayının tek başına yatak odasına yerleştirilmesi ya da eski bir fotoğrafın çerçevelenip oturma odasına konması, tarihin saptırılmasından, bir anakronizmadan başka bir şey değildir.

2.09.2017

sessizlik

gündüz vassaf

birer ikame olan sözcükler, kendimizi yaşama bırakmaktan alıkoyar, deneyimlerimizin önüne geçer. sözcükler bizi kör eder. tüm duygularımızı ve düşüncelerimizi birer sözcüğün içine sıkıştırma yolundaki baskın faaliyet, duyularımız aracılığıyla ulaşacağımız kavrayışı engeller, önünü keser.

insanı şaşırtan, hayrete düşüren, tedirgin eden şey sessizliktir. düzenlenmemiş olan şey, sessizliktir. tehlikeli ve bilinmeyen olasılıklar vaat eden şey, yine sessizliktir. hayal gücümüzü zenginleştiren, sessizliktir. deneyimleri sözcüklere dökmek, o deneyimlerden bir şeyler alıp götürür.

22.02.2017

cennetin dibi

gündüz vassaf

zehri yaratan, panzehiri bulmanın da ustasıdır.

türümüzün bir özelliği bu: bir yandan beş para etmeyen şeylere dünyanın parasını verir, bir yandan da maddi değeri yok diye dünyanın en güzel şeylerinin bedava olduğunun farkına varmaz ya da küçümseriz.

"insan, tarihi kendisinin seçmediği koşullarda yaratır."

darwin'in, insanın maymundan türediği tezini duyan ingiliz aristokrasisi, "inşallah doğru değildir" demiş; "ama doğruysa mutlaka halktan gizli tutmalıyız.

her orgazmıyla milyonlarca spermin ölümüne neden olan erkek, üretken döneminde ayda bir yumurta yitiren dişisinden çok farklı. ne gibi psikolojik baskılar ve çatışmalar altında olabileceği bilimsel literatürde yeni yer almaya başladı. orgazm olduktan sonra sımsıkı sarılmak isteyen eşini, bir kutu biraya, televizyona tercih etmesi, sessizlik araması ya da kaçarak yalnız kalmak istemesi kaç zamandır erkeğin bencilliğine, maçoluğuna bağlanmıştır. oysa şimdi şimdi öğreniyoruz; kadın orgazm mutluluğunun doruğunu yaşarken, erkeğin sevişme sonrası "sperm soykırımı depresyonu" tabir edilen bir bunalıma girdiğini. 

kadın niçin bekaretini teslim ettiği erkeği hiç unutmaz ve onu hayatı boyunca hayal eder, sever? ve tersine, niçin erkek ilk beraber olduğu kadını önemsemez? çünkü cinsel ilişkide erkek kadını mükemmelleştirirken, kendisi eksilir. ve tabii ki erkekler kendisini eksilteni unuturken kadınlar mükemmelleştireni hatırlar.

4.09.2015

cehenneme övgü

gündüz vassaf

günümüzde cehennem kendilerine inananların, cennet ise paralı askerlerin mekanıdır.

kötülük, düşmanın özelliklerinden ya da kişiliğinden çok, hepimizin içindeki "düşman" kavramı içinde saklıdır.

tarih bilinci az olan ya da hiç olmayan bir toplumu yönetmek kolaydır. böyle bir toplum eleştirici değildir ve kurulu düzenden kolayca memnuniyet duyar.

totaliter bir toplum, kahramansız olamaz. özgür bir toplum ise kahramanlarla var olamaz.

cinsel roller, cinsel kişilikler salt genetik açıdan belirlenmez. cinselliğimiz bedenimizden çok zihnimizdedir. cinsel kimlik, birbirini dışlayan iki şıktan ibaret bir seçim değildir.

süreçleri yaşamaktansa seçimleri tüketmeyi yeğleriz.

biz gerçeğin kendisiyiz. bırakın oyunlarını oynasınlar. iktidarların en büyük korkusu muhalefet değil, ciddiye alınmamaktır.

orta yaşlılar, daha genç kuşakları denetlemeleri, yaşlılara da katlanmaları gerektiğini düşünürler. gençler, yaşlı birine güvenmez ve inanmazlar. yaşlılar da dünyayı mahvetmekte olan gençlere korku ile bakarlar.

tarih boyunca insanın insan karşı çıkması, bizi özgürlüğe ya da mutluluğa daha çok yaklaştırmış değil. sadece, sömürünün ve baskının biçimini değiştirdi, o kadar.

hangi gömleği ya da eteği seçeceğimizi düşünmekten, yaşamın kendisini düşünmeye pek zaman bulamayız.

yaşamı böylesine özel, böylesine benzersiz kılan şey, her şeyin yalnızca bir kez olması. bunu algılamak, ölümün bilincine varmakla mümkün olabilir ancak. ölümün bilincinde olmayan insan, yaşadığının da bilincinde değildir. 

hepimiz gösterinin bir parçası haline geldik. sahnede olmayan, artık ölmüş demektir; yoktur. yaşamla ilgilenişimiz, onu sahnede gördüğümüz gibi. bizim sahnemizde. bizim tasarladığımız sahnede.

aynı mekanda yenilen, içilen, müzik dinlenen, dans edilen ve kanepelere uzanılıp felsefe tartışılan son roma sempozyumlarından bu yana 2000 küsur yıl geçti.

özgürlükten korkarız; bizi nereye götüreceği düşüncesi ürkütür bizi. özgürlük, ebediyet ve sonsuzluk duygusundan, zamana bağlı olmamaktan, an'ın tutsağı olmamaktan, o aldatıcı sihirli an'ı bir kurtarıcı gibi görüp beklememekten kaynaklanır. zamanın olmadığı yerde özgürlüğü duyumsayabiliriz ancak.

25.11.2012

psikiyatri ve deliler

gündüz vassaf

psikiyatri bir baskı aracıdır.

sovyetler birliği'nde, 1968'deki prag baharı'ndan bir süre sonra, moskova'daki kızıl meydan'da, ellerinde mendil kadar çekoslovak bayraklarıyla toplanan birkaç sovyet vatandaşı, polis tarafından yakalanır ve bir akıl hastanesine gönderilir. neden? sovyet devletinin gücünü moskova'nın ortasında uluorta eleştiren hiç kimsenin aklı başında olamaz.

ezilenler arasında en az delilerle ilgileniriz. 

akıl hastanelerindeki delilerin özgürlüğü ve kamusal hakları uğruna pek kimse eyleme geçmez. oysa, tüm ezilenlerin içinde, kendi davalarını kamuoyuna yansıtamayan, yansıtmalarına izin verilmeyen, bu özgürlüğe sahip olmayan bir tek onlar var. onların yakınmaları olsa olsa bir başka psikiyatrist tarafından ele alınır ve karara bağlanır. basın toplantıları, protesto gösterileri düzenleyemezler; oy hakları bulunmadığı gibi, özel mülkiyetlerini bile diledikleri gibi kullanamazlar.

nietzsche'nin bir kitabını, van gogh'un bir tablosunu ya da dostoyevski'nin sara nöbetlerinin inceliklerini saatlerce tartışabildiğimiz halde, bir deliyle çok kısa bir süre birlikte kaldığımızda dahi son derece tedirgin oluruz. bir an bile yeter. beklenmedik şeylerden korkarız. delilerin beklenmedik şeyler yapmaları beklenir. bizler ise beklenmedik şeyler karşısında ne yapacağımızı bilemeyiz. tüm mesleki, toplumsal ve cinsel ilişkilerimizde, her şeyi önceden bilmek ve denetlemekten hoşlanırız. gerçekten denetleyemediğimiz tek şey olan düşlerimizi de ya unutur ya da bastırırız.

delilerle ya da delirmiş gibi davranan herhangi bir insanla birlikte olduğumuzda da, bize fiziki bir zarar gelmesinden değil de, beklenmeyenden korkarız daha çok. karşımızdaki kişi üstünü başını parçalayabilir, bir çocuk şarkısı söylemeye koyulabilir, bilmece gibi konuşmaya başlayabilir, öylece suspus oturabilir, kardeşçe bir sevecenlik gösterebilir ya da cinsel imalarda bulunabilir. bunlardan herhangi birini yapabileceği gibi, hiçbirini de yapmayabilir. ama daima tetikte olan bizler, ondan korkarız. onun yapılandırılmamış, özgür, belirsiz davranışları, bizler için, nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimiz bir durum yaratır. bu, denetleyebileceğimiz bir durum değildir. denetleme gereksinimi hepimizin içindeki totalitarizmin bir belirtisidir. tümüyle özgür, yapılandırılmamış durumlar bizi rahatsız eder. tıpkı sessizlik gibi. delilerle birlikte olmak da böyledir. önceden üzerinde anlaşmaya varılmış kurallar yoktur. kendiliğinden ortaya çıkan davranışlar olabilir yalnızca. 

psikiyatrist, bireysel deliliğimizi frenleme ve sınırlama konusunda bize yardım ederken, aynı zamanda totaliter kolektif deliliğe uyum sağlamaya ve onu paylaşmaya yöneltir bizi. onun işi, topluma ayak uydurmamızı sağlamaktır. toplumun durup düşünecek zamanı yoktur. o hep hareket halindedir. bu tempoya ve strese dayanamayıp saf dışı kalan bazı bireyler olduğunda ya da bu tempoyu belirleyen idoller öldüğünde, başkaları hemen onların yerini alır. toplumun temposuna ayak uyduramamak, onun akışını ve sürekli değişen standartlarını yakalayamamak, psikiyatrist için de bizim için de psikolojik sorunların belirtisi sayılır. bu bağlamda, psikiyatriste giden kişi, yeniden yarış pistine çıkmadan önce yağlama servisinde teknik bakım gören bir yarış arabasına benzer. yarışın kendisi asla sorgulanmaz. tersine, yarışı sorgulayanlar psikiyatrist tarafından sorgulanırlar. 

kolektif deliliğin zirveye tırmandığı noktada, bireysel delilik şiddetle reddedilir. alman totalitarizminin sistematik olarak ortadan kaldırdığı ilk grup, deli diye anılan kişilerdi, akıl hastalarıydı. toplumun kolektif deliliğine kendini kaptırmayan tek kesim de yine onlardı; çünkü bireysel delilik, bireye özgüdür.

deli, uygarlığın anti-kahramanı olacaktır. standartlaştırma ve totalitarizmin her yere ve her şeye nüfuz etmesine rağmen hala deli olmayı başarabilenler, gerçekten çok güçlü ve eşsiz bireylerdir. "deli" sözcüğünü hafife almamalı; çünkü bu ayrıcalık pek az insana verilebilir. beraberinde çok büyük acılar getiren bir ayrıcalıktır bu. bu acılar nadiren hafifletilebilir. deli öylesine yalnızdır ki tuttuğu yolda, dünya ve evrenle duygu birliği içinde olsa bile, övgü ve cezanın da ötesindedir o.